Selami54 ağ günlüğü

Birlikte ıslah edeceğiz bu toprağı

Ne kadar yüksekte olursa olsun her yanı tahkim edilmiş “suyun akarını bulması” hiç kolay olmaz. En uygun noktaya bir kazma vurması gerekir birilerinin.

Artık fark edin, siz de kazandınız…

Toplumsal dinamiklerden öylesine koptunuz ki, Generallerin anayasasını destekleyebildiniz. Onların kazanması için canınızı dişinize takıp, yüzde kırkın içindeki darbeci generalleri, Bağdat Caddesinin tuzu kurularını, her türden ulusalcıları, faşistleri bile “sol potansiyelin içinde” kabul ettiniz.

Provokatörler hükümeti çok iyi tanıyor.

Hakkari’de bir provokasyon gerçekleşti.

Bilirsiniz provokasyonların ortaya çıkması bazen on yıllar alır.

Bunun hem dünyada hem de ülkemizde çok örneği var.

Dünyada bilinen en önemli örneklerinden biri 27 Şubat 1933’deki “Reichtag Kundaklaması”, Hitler’in on binlerce muhalifi bir hafta içinde etkisiz hale getirdiği ünlü tezgahtır.

Ne yaptığınızın farkında mısınız siz?

12 Eylülün 30. Yılına günler kaldı. 30. Yılında generallerin anayasasının bir kısmının değiştirilmesi için hepimiz sandık başına davet edildik. Ve bazılarına her taraf “toz duman” olmuş gibi görünüyor.

Bize masal anlatmayın

Bana göre bugün gelinen aşamada “Kürt Sorununa” çözüm ve bu ülkede barış istiyor olmanın yegane formülü, dağdaki eli silahlı binlerce insanın gündelik hayata kazanılmasını istemekten ibarettir.

Adım adım gidip, sorunu herkesin anlayacağı şekle sokalım ve politik olarak bizi yöneten, temsil edenlere soralım:

“Tanrılar çıldırmış olmalı”

Benim yaşımdakiler, ya da sinema düşkünleri, yukarıdaki başlığın seksenli yıllara ait bir film adı olduğunu anımsarlar.

Son günlerde okuduklarım, dinlediklerim, yaşadıklarım bana hep bu başlığı anımsatır oldu. Çevremde kiminle iki cümle konuşup, konu ölen askerlere, PKK’lılara geldiğinde, “herkesin çıldırmış olduğunu” düşünmeye başladım.

Statükonun son hamlesi: Baykal Kaseti.

Günümüz siyasi sürecini iyi takip eden, aklı selim herkesin kolayca kavrayacağı siyasi bir hamle ile karşı karşıyayız.

Öfkem Ve Hüznüm

Üç gündür öfkem tırmanıyordu, bugün acı da eklendi öfkeme…

Tehlike “AKP faşizmi” mi?

Ergenekon sürecinin bugün ulaştığı aşamada, ilk günlerdeki gibi, “şeriat tehlikesiyle” insanları korkutup darbecileri savunmak, davayı sulandırmak iyice zorlaştı.
Ama Ergenekoncularda çare tükenmiyor. Dünkü “şeriat tehlikesinin” yerine, piyasaya “sivil faşizm”, “İslami faşizm” gibi başka öcüler sürmeye başladılar.

Putlarınız Yıkılıyor...

'Adına devlet denen aygıtın içinde kendine yer edinen, güç haline gelen herkesin galiba ortak bir zayıf yanı var. Hiçbiri o gücü kaybedip günün birinde herkes gibi 'sıradan' bir vatandaş haline gelebileceğine, o güne kadar başkaları için işleyen kuralların, yasaların kendileri için de işlemeye başlayacağına ihtimal vermiyor.

Edirne ve Manisa’da linç girişimleri, “Öfkenin Nedeni Ekonomik” ya da “Biz PKK’lı değiliz” masalları

Yüreğinde birazcık insan sevgisi taşıyan, demokrasi kültüründen azıcık nasiplenmiş herkesin dehşet ve öfkeyle izleyip okuduğu olaylar, benim de tansiyonumu yükseltip öfkemi kabartmaya devam ediyor.Olayları biliyorsunuz ama birkaç cümleyle tekrar yazayım.Bir hafta önce Edirne’de, tutuklu yargılanan arkadaşları için basın açıklaması yapmak isteyen genç devrimciler, bi

Aleviler, Kürtler, Onur Öymen Ve CHP ya da Her Şer’de Bir Hayır Vardır

Tarihin belli momentlerinde, milyonlarca insanın bildiği, on yıllarca sürekli söylenmiş ama etkili olmamış bir söz, bir cümle, o momentte söylendiğinde bir deprem etkisi yaratabilir.Ve o söz söylendikten sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olma şansı kalmamıştır.Yazı başlığından da gördüğünüz gibi ONUR ÖYMEN’in DERSİM KATLİAMI üzerine söylediklerini kastediy

Türklerin Hassasiyeti

Biliyorum, şu sıra artık iyice deşifre olmaya başlayan darbeciler üzerine yazmam gerek, ama nasılsa benden başka herkes bir şeyler yazdığından, ben yazmasam da olur.
Ben şu “biz Türk’lerin hassasiyeti” üzerine bir şeyler yazmak istiyorum.

Senin Sayende

Nazım bir şiirine;
“Bu dünyada bu zulüm senin sayende”
diye başlar…
“Ve hala açsak, yorgunsak, al kan içindeysek
Ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
-kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama-
Kabahatin çoğu senin canım kardeşim”
diyerek bitirir…

Roni’ye saldırmışlar

Roni’yi ilk tanıdığımda ikimiz de şimdiki oğlum yaşlarındaydık.

Ben yorgun, yaralı, kendine bir yol arayan, inancını kaybetmemiş bir sosyalist, o ise, daha 18 yaşındayken kararını vermiş bir Troçkistti. İki sosyalist olarak tanıştık yani. İstanbullu Yahudi bir aileden geldiğini biliyordum. Şairliğinden haberim yoktu, yıllar sonra öğrendim.

roni.jpg

Bana birşeyler yazın‏

Mardin'de bir toplu katliam gerçekleşti.

Bir düğünde toplanan insanlar "birileri" tarafından devletin silahlarıyla kurşuna dizildi. Kurşuna dizlenlerin tamamına yakını, kadınlar, yaşlılar, çocuklardı. Geriye kalanları da savunmasızlar.

Yarın 1 Mayıs

“Komünistlerin işçi sınıfının çıkarları dışında başka çıkarları yoktur” Karl Marks.

Anlamak Bu kadar zor mu?

Gelin içinde yaşamakta olduğumuz toplumlar üzerine biraz fikir jimnastiği yapalım. Kemikleşmiş tutucular dışında birçok insanla, “bir haksızlıklar sistemi” içinde yaşadığımız konusunda anlaşırız, diye düşünüyorum

Sadece devletin değil, kirlenmiş ruhların da arınma süreci: Ergenekon

Son günlerde -bazı Arap ülkelerinin her kazdığı yerden petrol çıkması gibi- her kazılan yerden ya bomba ya da ceset çıkar, çöp bidonlarından suikast silahları toplanır oldu. Kör kuyular meğer cesetlerle doldurulduğu için körelmişler. Daha kazılacak toplu mezarlar, açılmayı bekleyen asit kazanları sırasını bekliyor.

Güngören

"Güngören'deki alçak cinayetin, Ergenekon va kapatma davasinin seyrini degistirmeye, birilerine mesaj vermeye yönelik oldugu" konusunda akli selim herkes anlasiyor.