sema güler ağ günlüğü

kadran

şimdi dağlarım nüfha karlar altında...
yüzümü yalayan rüzgârın batın uğultusu, gördüğüm karanlık mıdır zahir olan?
hükmüm geçmez lekeli ağrılarına, zavil yaprağa işlenen zaman …

I-
havı dökülmüş çavlan
duadan ayıkla uçurumları
şimdi konuşmadan andığımız
kaç kardeşimiz vardı ?
cudi’de geyik kınasından süzülüp

arp eskizleri

kulağımda doğunun o meşhur bülbüllerinin nağmeleri ruhuma huşu veriyor, alnımın ortasında belirsiz bir uzak noktaya dikkat kesmiş pencerelerim, göz pınarlarımda damlayan kutsiyet katreleri birikiyor gülücüğümün deltasında çünkü sevmek tanrı’dan bulaşmış bir hastalıktır insanlara…

ona bıraktım…

eftelya

eftelya

sürüklenmiş bir cesedim şimdi beni bağışla
şimâlde hâr olacak leyli bir bakış
bizleri kardeş yapan
ölü deniz havrası

yangın değil
yalnızca, zaman ...

-en iyi kavafis anlardı belki
iskenderiye’den esen sessizliği -

çivilerden sıçrayan dilsiz ağız
narlı bahçelerden avluya uzatılan beden
otuz üç gün açlık ve volta