Avrupa Merkezcilik, Doğu, Batı Üzerine Yazılar

Avrupa Merkezcilik Üzerine Yazılar

İndirmek İçin Kitap

Avrupa Merkezcilik, Doğu ve Batı Üzerine Yazılar

Bu derlemede, çok kullanılan, Avrupa, Avrupa Merkezcilik, Doğu, Batı, Kültür gibi kavramlar Marksist eleştiri süzgeçinden geçirilerek yeniden ele alınmakta ve tanımlanmaktadırlar. Sonuçlar bilenenleri alt üst edicidir. Yaygın kullanımların bu kavramaların, gerçeği çarpıtan, hiç bir şeyi açıklamayan ve gerici niteliklerini ortaya koymaktadır.

(51 Sayfa - PDF olarak 350, RTF olarak 300 KB - İlişikteki eklerden indirilebilir.

Aşağıda Kitabın  İçindekiler listesi ve içinden bir yazı bulunmaktadır.

İçindekiler 1
Konferans İlanı 2
Doğu ve Batı 3
Doğu Toplumları ve Ütopya 7
Avrupa Merkezcilik ve Çok Kültürlülük Veya ”Çok Kültürlü Toplum” Sloganı Niçin Gericidir? 13
Avrupa Merkezcilik nedir? 13
Kültürün “Çok Kültürlülük” Bağlamındaki Anlamı 23
Marksist Kültür ve Uygarlık Kavramları ve Uygarlıklar/Kültürler Çatışması 29
Marksizm ve Batı Dışı Toplumlar 37
Demokratik Cumhuriyet Üzerine 41
Giriş 41
-I- Demokrasiler Neden Kırallıktır? Ve Cumhuriyetler Neden Demokratik Değildir? 45






 

 

Bu gün kullandığımız anlamıyla “Doğu” ve “Batı” kavramları kapitalizmin Avrupa’da zafer yürüyüşüne başlamasıyla doğduğundan, burjuva uygarlığına göre bir koordinat ekseninden tanımlanmışlardır. “Orta Doğu”, “Uzak Doğu” gibi kavramlar hep Avrupa’ya göre tanımlanmıştır. Bu ideolojik karakterini unutmadan, Doğu ile Batı arasındaki temel farka baktığımızda ne görürüz? Birinde zengin ülkeler ve demokratik rejimler vardır, diğeri yoksuldur ve anti demokratik rejimler vardır. Doğu’dakilerin en parlamenter biçimlerinde bile, halkın seçilmiş temsilcilerinin gerçek bir iktidarı, gerçek özgürlükler yoktur.

Peki niye böyledir? Batı’da kapitalizmin doğup gelişti, Doğu’da ise modern bir kapitalizm hiçbir zaman doğmamıştır. Peki Doğu’da niye olmadı? Bunun sırrı Doğu’da Devletin güçlü olmasındadır. Yani Demokrasidedir batıdaki refah ve kapitalizmin sırrı. Sanılır ki, demokrasi kapitalizmin ürünüdür, aksine kapitalizm demokrasinin ürünüdür.

Burada şöyle bir itiraz yapılabilir: Peki Japonya doğunun doğusunda, orada pek ala kapitalizm gelişmiş ve tıpkı Batı’daki gibi bir ülke ortaya nasıl olmuş da çıkmış? Bu bize, doğu ve batı kavramlarını daha dakik olarak tanımlamamız gerektiğini gösterir. Doğu denenin ayırıcı özelliği nedir? Eski uygarlık beşikleri olması. Yani Çin, Hint, İran ve Orta Doğu, bunların hepsi, eski uygarlık beşikleridir. Binlerce yıl boyunca buralar, bu gün dünyada Avrupa ve Kuzey Amerika’nın bulunduğu yerlerdeydiler. Doğu’nun bu özelliğinden hareket edersek, Doğu’nun coğrafi değil bir sosyolojik kavram olarak, eski uygarlıklara bulaşmışlık veya eski uygarlık beşikleri olarak tanımlanabileceği ortaya çıkar. Eski uygarlık beşikleri Avrupa’ya göre Doğu’da oldukları için, onlara doğu denmektedir. Eski uygarlık beşiği olmak ne demektir? Uygarlık demek ticaret, yani tefecilik ve bezirganlık demektir. Uygarlık demek çok güçlü bir devlet demektir.

Doğu’yu böyle sosyolojik olarak tanımlayıp bu kriterler açısından baktığımızda, Japonya’nın istisna olmadığı kuralı doğruladığı görülür. Japonya coğrafi olarak Doğudadır ama tarihsel ve sosyolojik olarak Batılı bir ülkedir. Çin uygarlığı Japonya’ya, Tıpkı Akdeniz Uygarlığı’nın İngiltere’ye fazla işleyememesi gibi, hiçbir zaman fazla işleyememiştir. Japonya’nın antik tefeci bezirgan uygarlıklarla ilişkisi, tıpkı Kuzey ve Batı Avrupa’nın Orta doğu ve Akdeniz uygarlıklarıyla ilişkisi gibidir. Yani Japonya, sosyolojik olarak doğulu değil batılı bir ülkedir. Tersinden de örnek verilebilir. Örneğin, Fas, Tunus, Cezayir, Arap uygarlığının Magrep dedikleri, Batının batısındadırlar coğrafi olarak ama tarihsel ve sosyolojik olarak doğuludurlar. Fenikelilerden beri, boğazlarına kadar Akdeniz ve orta doğu uygarlığına batmışlardır.

Hatta bu ölçüt bizzat, Batı’nın kendi içinde bile görülebilir. Güney Avrupa, uygarlığa çok daha fazla bulaşmıştır. Kuzey ise çok daha az. Bu antik uygarlıklara bulaşmışlık, Katolik Protestan sınırını bile belirler. Tıpkı doğu ve Batı Roma’nın Ortodoks, Katolik sınırı gibi. Eski Romla imparatorluğunun iyice içine işlediği alanlar Katolik, uygarlığa yeterince bulaşmamış alanlar Protestan’dır. Yani Avrupa ölçülerinde, Güney Dünya’daki Doğu’nun benzeridir, Kuzey Batı’nın. Bütün bu sonuçlara baktığımızda, medeniyete az bulaşmışlık, yani komünal ilişkilerin güçlülüğü ile demokrasi ve modern kapitalizm arasında çok yakın bir ilişki olduğu görülür. Bütün Kuzey Avrupa ülkeleri Krallıktır, ama o Kralların, her hangi bir doğulu ülkenin bir köy jandarma karakolundaki en sıradan jandarma kadar bile yetkisi yoktur. Japonya’da bir istisna oluşturmaz. Japon İmparatoru’nun adı imparatordur, yaksa konumu İngiliz krallarından farklı değildir. Bunun nedeni, batı krallarının, hiçbir zaman doğu firavunları gibi her şeylere kadir tanrılar olamamasıdır, yani komünün yaşayan etkileridir. Onlar hiçbir zaman firavunlaşamamışlar, diğer asiller (komün şefleri) karşısında, eşitler arasında birinci olabilmişlerdir. Magna Karta bu gerçek ilişkinin yazıya dökülmesinden başka bir şey değildir.

Bu fark sadece doğu ve batı siyasi ve iktisadi sistemlerini belirlemez, insan malzemesini de belirler. Doğu insanı binlerce yıl, kadiri mutlak kralların, keyfi devletlerin baskısı altında yaşamıştır. İnsanlıktan çıkmış bir insan posasına dönüşmüştür. Beş yüz yıllık köleciliğin, Afrika’daki siyahların ruhunda yarattığı derin tahribattan çok söz edilir ama nedense beş bin yıllık devletçiliğin yarattığı tahribattan kimse söz etmez. 12 Eylülün tahribatından çok söz edilir ama bu tarih boyunca binlerce 12 Eylül yaşandığı ve bu binlerce 12 eylülün tahribatlarının doğu insanının ruhunda bıraktığı tortulardan söz edilmez. Kuzeylinin veya Avrupalının doğululara saf görünmesinin, politik kültürde bile yansıyan binlerce farklı düşünce ve davranış kotlarının ardında hep bu Batı veya Kuzey Avrupa’da Komün aracılığıyla yaşamış, doğuda veya Güney Avrupa’da devlet aracılıyla yok olmuş eşit kandaşlık vardır.

Batı’da doğan kapitalizmin, bir kere doğduktan sonra, bir yağ lekesi gibi yayılarak, zamanla doğuyu da batılılaştırabileceği düşünülebilirdi. Ne var ki, bu yağ lekesinin yayılışı esnasında, yirminci yüzyılın başlarında, Batı Uygarlığının kendisi doğululaşmaya başladı. Sermayenin kendisi tefecileşti. Demokrasi düşmanlığı, güçlü devlet eğilimi burjuva uygarlığının da alnına vurulu bir tarihsel lanet damgası oldu. Böylece, Batı uygarlığı Doğu’nun devletçiliğinde ve tefeci bezirganlığında, bir düşman değil, kendisinin içine girdiği eğilimin modelini ve idealini gördü. Batı’nın doğululaştığı dünyada, Doğu’nun batılılaşması, yani o tefeci bezirganlıktan, devletçilikten kurtulması, demokratikleşmesi ve rekabetçi girişimciliğe yönelmesi olanaksızlaştı.

Bir tek, modern işçi sınıfı, Doğu’yu Doğululuktan, Doğu’yu Doğu yapan sermayeyi ve o binlerce yıldır mükemmelleşmiş devlet ve devletçiliği tasfiye ederek, sosyalist bir devrimle kurtarabilirdi. Ekim Devrimi, ayakta kalabildiği ilk birkaç yılda bu alanda hiç küçümsenmeyecek adımlar da attı. Ama bu arada bizzat Doğu’ya batılı olma perspektifi veren işçi sınıfı, olağanüstü zor tarihsel koşullarda fiilen tasfiye olduğu ve Batı ülkelerindeki devrimler yardıma gelmediği için tecrit olup yenildi. Ve tıpkı binlerce yıllık doğu devletçiliğinin bir benzeri bu yenilginin üzerinde ve yok ettiği devrimin bayrağıyla yükseldi. Böylece Doğu’yu doğululuktan kurtarabilecek biricik yol da bizzat modern bir doğulu versiyonun kurbanı oldu.

Böylece, artık bütün dünya Doğu’dur. Batı yoktur artık. Batı da doğu olmuştur. Globalizm hayranları, globalizmi, kapitalist yayılma aracılığıyla doğunun batılılaşması olarak görüyorlar; Globalizm Doğu’nun batılılaşması, yani o doğuya doğru yayılan batılı yağ lekesi değildir; Doğululaşmış Batının yayılmasıdır. Yani daha çok tefecilik, daha güçlü devletin zaten bunun vatanlarında pekişmesidir.

İnsanlığı doğululuktan kurtarabilecek, yani şu kahredici bürokratik, militer; baskıcı devletleri tasfiye edecek, parçalayacak; kendisi tefeciliğe dönüşmüş sermayeyi tasfiye edebilecek potansiyele sahip biricik güç, işçi sınıfı yani ücretliler ise darmadağın, demoralize, programsız ve de üstüne üstlük, dünyanın zengin ve fakir ülkeleri arasında korkunç bir bölünmeye uğramış durumda. Zengin ülkelerdeki kültive işçilerin zümre çıkarları ile dünya çapındaki bir eşitlikçi düzen çelişiyor. Yoksul ülkelerdeki bunu isteyebilir ama yapacak maddi ve kültürel temelden yoksunlar. Amerika ve Avrupa’da işçiler sosyalizm istemeden dünyaya sosyalizm gelemez, yani dünya doğululuktan çıkamaz. Ama Avrupa ve Amerika’nın işçileri için yeryüzü çapında eşitlikçi bir düzen bu günkü refah ve tüketim düzeyinden bir geriye gidiş demektir. Çıkmaz buradadır.

Bu koşullarda, sadece coğrafi anlamda değil, tarihsel anlamda da, en batılı Doğu olan, Orta Doğu’da bir Demokratik Cumhuriyet projesinin şansı var mıdır? Bir yanıyla, Orta Doğuda komünden uygarlığa son geçiş olan, Kürt Ulusal Hareketi, dünya dengeleri başarı için başka hiç bir olanak sunmadığından, tam bir kuşatılmışlık içinde, kuşatılmışlıktan kurtulmak, kendini kuşatanları arkadan kuşatmak için bu burjuva uygarlığının henüz batılı olduğu dönemin projesi olan Demokratik Cumhuriyet projesine yöneldi. Bu dünyanın genel gidiş eğilimine aykırı ama yine de kendine özgü dinamikleri olan bir gelişmeydi.

Bu program sadece burjuva uygarlığının batılı olduğu dönemin değil, işçi hareketinin de programıydı, bürokratik deformasyonlara uğramadığı zamanlar. İşçi Devleti tasfiye olunca, onu tasfiye eden devletçilik, bu programı, sosyalistlere unutturmuştu. Böylece burjuvazi artık doğululaştığı, sosyalistler ise kültürel olarak binlerce yıllık doğu devletçiliğiyle; ideolojik olarak, bu kültürel kotlara denk gelen doğulu devletçiliğin benzeri bürokratik ideolojiyle şekillendikleri için, Demokratik Cumhuriyet programı, ne Kürt ve Türk burjuvazisinden, ne de Kürt ve Türk sosyalistlerinden bir yankı görmedi, etkisiz ve tecrit kaldı. Ama yine de uzun vadede, en azından bölge için, doğululuktan kurtulma için bir olanak olmaya devam ediyordu.

Ne var ki, ABD’nin Irak’ı işgali, orta doğunun doğululuktan kurtulabilmek için bu son şansının önünü ciddi biçimde kesiyor. Kürtlerin ulusal baskıdan kurtulmaları için, şarklı, baskıcı, militer, bürokratik keyfi devletlerin yıkılması koşulu ortadan kalkıyor. Kürtler pek ala, bu devletler yıkılmadan, kendileri de böyle devlete veya devletlere sahip olarak da ulusal baskıdan kurtulabilirler yeni durumda. Yani bütün orta doğu için o şarklı devletçilik yaşamaya devam eder; Orta Doğu doğulu kalır. Kürtler de, tıpkı, Araplar, Farslar, Türkler gibi, keyfi, baskıcı, bürokratik ve militer bir doğulu devlete sahip olabilir. Bir Demokratik Cumhuriyet’e değil, bir bürokratik cumhuriyete. Bu elbette onlar için ulusal baskının sonu demektir. Ama ulusal baskıdan kurtulma otomatik olarak demokrasi ve doğululuktan kurtulma anlamına gelmez. Artık Batı’sı kalmamış bir dünyada şaşırtıcı da olmaz bu. Ama tıpkı Batı Avrupa’da bir sosyalist devrim olsaydı, kapitalizme bulaşmamış halkaların kapitalist olmayan yoldan sosyalizme geçişi gibi, Orta Doğu’nun bu son batılılaşma olanağı da, tarihsel olarak yitirilmiş bir fırsat, kaçırılmış bir şans olarak kalır.

Önümüzdeki dönem Orta doğu halklarının bu tarihsel şansın kullanabilmeleri için “uzatmaların oynanması”dır. Bu uzatmalarda hala bir gol atma şansı var. Türkiye’deki Bürokrasi ve Devletçilik yılanı, yani beş bin yıllık doğululuk, yeni dünya dengelerine kendini uyarlamak için gömlek değiştirmek zorunda kalacaktır. Yılanların gömlek değiştirdikleri anlar en zayıf anlarıdır.

13 Mayıs 2003 Salı

 

 

 

EkBoyut
2007-10-13 - Derleme - Avrupa merkezcilik dogu bati derlemesi.pdf339.41 KB
2007-10-13 - Derleme - Avrupa merkezcilik dogu bati derlemesi.rtf285.22 KB
AvMer-Kapak.jpg24.49 KB