Bir Devrimcinin Teorik ve Politik Evrimi (Otobiyografik Yazılar)
İndirmek İçin Kitap
Otobiyografik Yazılar - Bir Sosyalistin Teorik ve Politik Evrimi
Demir Küçükaydın'ın Teorik ve Politik evrimini anlatan ve her biri de bu evrimin belli bir aşamasında yazılmış dolayısıyla anlatılan vrimin de birer kanıtı olan yazılarının bir derlemesi. Yazarın görüylerini anlamak için okunması gerekli bir kitap. Kitap aynı zamanda kısmen Türkiye Sosyalist Hareketinin ve Tarihsel Maddeciliğin (Marksizm) bir tarihi olarak da okunabilir.
İçindekiler
Önsöz - Otobiyografik Yazıların Otobiyografisi
Kısa Özyaşam
Teorik ve Politik Evrimim Üzerine Müsfette Olarak Kalmış Bir Önsöz Hot live free sex chat Awesome free sex cams online live sex
Köxüz Sitesinde ilk Yayınlanışa Önsöz
1974 Yılında Hapse Girinceye Kadar
Diyalektik Üzerine Çalışmalar
Varlık ve Materyalizm Üzerine Çalışmalar
Psikoloji
Ekoloji
Toplum - Yapı
Ahlak
Sanat ve Estetik
İdeoloji
Din, Politika, Devlet, Partiler
Sınıflar
Ekonomi Temeli ve Ekonomi Politik
Politikaya Yöneliş ve “Troçkizm”
Tarihsel Maddeciliğin Tarihine Katkı
WASP Olmak!
Sosyalist ve Devrimci Hareketin Geçmişine Dair Geçmişten Yankılar
Sunuş
Kıvılcımlı’nın Eleştirisine Önsöz
Dijitalizasyon Dolayısıyla Sonsöz
"Kürt Sorunu" Üzerine Yazılar Derlemesi İçin Yarım Kalmış Önsöz
Demokratik Cumhuriyet Nedir? Sosyalistler Tarafından Savunulabilir mi?
Geçiş Programı Birinci Baskı’ya Önsöz
22 Yıl Sonra Dijitalizasyon Vesilesiyle Önsöz
“Hamburg Dersleri”ne Önsöz
Azınlık Konusunda Yazılar’a Önsöz
“Özgür Gündem’e Yazılar” Derlemesine Önsöz
“Ali Dayı”nın Anısına
Sunuş Yerine ya da Söyleyecek Sözü Olmamak
Sanal Uzayda Özel Savaş
"Tersinden Kemalizm" Kitabıyla İlgili Olarak Express'te Yayınlanan Söyleşi
Köxüz Niçin Basılı Olarak Çıkamıyor?
Neden Pek Yeni Yazı Yazmıyorum?
*
Kitabın Temin İçin Gerekli Bilgiler:
Kitap büyük boy ve 572 sayfadır. Fiyatı 25 Liradır.
E-Posta ile siparişler için:
koksuzyayin@yahoo.com.tr
Normal Posta siparişi veya bizzat kitabı satın alma adresi:
Genel Ajans Ltd.
Divanyolu Caddesi No: 54
Ercevik Ishani 102
Eminonu
Istanbul
Tel: 0212.519 56 35
Banka Hesabı:
Genel Ajans Basım Dağıtım Org. Ltd. Şti.
Koc Yapı Kredi
Çemberlitas Subesi
Şube Kodu: 064
Hesap No: 80139217
Posta Çeki Hesabı:
Genel Ajans Basım Dağıtım Org. Ltd. Şti.
Hesap No: 162 91 27
Normal
0
21
false
false
false
MicrosoftInternetExplorer4
/* Style Definitions */
table.MsoNormalTable
{mso-style-name:"Normale Tabelle";
mso-style-parent:"";
font-size:10.0pt;"Times New Roman";}
Önsöz - Otobiyografik Yazıların Otobiyografisi
Elnizdeki kitap çeşitli tarihlerde yazdığım, içinde otobiyografime ilişkin bilgilerin veya değinmelerin bulunduğu yazılardan yapılmış bir derlemedir.
Böyle bir derleme yapmaya niye gerek görüldü?
Her şeyden önce bugün ulaştığım ve savunduğum görüşlerin anlaşılabilmesi için.
Görüşlerim, hiçbir zaman ne güç, ne de moda olmadıkları için zaten pek bilinmeyen; biraz ilgi gördüklerinde de pek anlaşılmamış; zındık dip akıntılarına (Otantik Marksizm; bunun Kıvılcımlı, Troçki, “Batı Marksizmi” tarafından yapılmış katkılarla geliştirilmiş biçimi) dayanmakla kalmaz; bizzat Marksist Üstyapı, Din ve Ulus teorilerini yeniden tanımlamaya varan kendi evrimi de, mirasçısı olduğu ve savunduğu bu geleneğin kaderini de paylaştığı için, ilgi duyan okuyucular tarafından bile bu arka planı ve resmin bütününün bilinmemesi nedeniyle, anlaşılmıyor ve ilerde de anlaşılamama tehlikesi bulunuyordu.
Bu nedenle, okuyucunun yazılanları anlayabilmesi, onları bir bütün içinde bir yerlere koyabilmesi; benzer bir dalga boyunu yakalayabilmesi için, bu teorik evrimin bir resmini sunma gereği giderek acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyordu.
Bunun için de, yeni kuşakların en azından, doğada, milyonlarca yılda yaşanmış evrimin minyatür bir biçimde yumurtada veya ana karnında minyatür ölçülerde yaşanması gibi, benzer bir evrimi yaşaması veya bunun hakkında bir fikir sahibi olması için, Teorik ve Politik Evrimimizi bu bağlamda da kişisel otobiyografimizi yazmayı bu yıl bir görev olarak öne koymuştuk.
Geçen yıl başalırnda (2007) yayına hazırladığımız, “Marksizmi Savunmak ve Geliştirmek” başlığı altında düşündüğümüz üc ciltlik kitabın birincisi olan “Marksizmin Marksist Eleştirisi” adlı kitapta, bu evrimin sonucu olan görüşleri, taslak da olsa derli toplu sunma olanağımız olmuştu.
O kitaba yazdığımız Önsöz’de (Bu “Önsöz” “Tarihsel Maddeciliğin Tarihine Katkı” alt başlığını taşıyordu.) bu kitabı izleyen iki kitapta (“Sosyalizmin ve Sosyalist Hareketin Sorunları Üzerine Yazılar” ve “Türkiye’nin Aydın ve Sosyalistleriyle Polemikler”) en kısa zamanda “Marksizmi Savunmak ve Geliştirmek” yönündüki yazılarımızı sunacağımızı bildiriyorduk.
Bu üç kitaptan oluşan “Marksizmi Savunmak ve Geliştirmek” adlı kitabın 2007 yılında yayınlanmasının biteceğini düşünüyorduk. Ve bu kitabı tamamlayıcı olarak da 2008 yılı içinde teorik ve politik evrimimizi içeren Otobiyografimizi yazıp yayınlamayı planlamıştık.
Böylece bütün bu kitaplar birbirini tamamlayan bir sistem olacaktı. Bu teorik ve politik biyografide anlatılan evrimin somut belgeleri o kitaplar olacaktı; buna karşılık da otobiyografi orada soyut biçimde ifade edilmiş teorik görüşlerin ortaya çıkışını ve evrimini kavrama olanağı sunacaktı. Kişisel teorik ve politik evrimimiz büyük ölçüde Tarihsel Maddeciliğin (Marksizmin) evrimiyle iç içe geçtiğinden, bu Marksizmin devrimci ve eleştirel damarını yeni kuşaklara aktarmak için, söz konusu otobiyografinin yazılması sırtımıza binmiş ertelenemez bir görev durumundaydı.
Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı.
“Marksizmin Marksist Eleştirisi”ni yayınlayan yayınevi, asıl amacını bizim kitaplarımızı basmak olarak tanımlamış olmasına rağmen, en sıradan ticari ahlak ilkelerini bile ayaklar altına alarak, diğer kitaplarımızı yayınlamayacağını bildirdi.
Kitaplarımızı yayınlayacak yayınevi bulmakta zaten büyük bir güçlük içinde bulunmamıza rağmen, birinci cildi başka bir yayınevince yayınlanmış bir kitabın diğer ciltlerini hiçbir yayınevinin yayınlaması da pek düşünülemeyeceğinden, yayınevi bulup kitaplarımızı yayınlama olanağımız kalmadı.
Diğer yandan, yöneticiliğini yaptığımız ve neredeyse bütün teknik işleri ve düzenlemesiyle uğraştığımız Köxüz sitesi de gerek saldırılar gerek diğer sorunlar nedeniyle zaman ve enerjimizin çoğunu aldığından, planlanan otobiyografgiyi ve diğer projeleri yazma olanağı olmadı.
Zaten böylesine engellemeleri de artık biraz “batıl inanç gibi” bekliyorduk. Çünkü hayatımız boyunca her çıkış denememizde benzer engellemeleri yaşamıştık.
Bir yarış düşünün, aşağı yukarı herkes eşit şanslara sahip. Ama daha yarışın başında, sizin ayaklarınızı kırıyorlar. Digerleri koşuya devam ederken siz ayaklarınızı tedavi etmekle, tedavi edemezseniz takma ayaklar yapmakla, onlara alışmak ve yürümeyi öğrenmekle bütün zaman ve enerjinizi harcıyorsunuz. Bütün bu zorlaklara rağmen yine de takma ayaklarla da olsa yürümeyi ve koşmayı öğrenip diğerlerine yetişiyorsunuz; ama bu sefer gözleriniz kör ediliyor, kollarınız kırılıyor ve her seferinde bunların bir benzeri tekrarlanıyor.
Durumum aşağı yukarı böyle olmuştu bütün politik hayatımız boyunca. Örneğin 12 Mart döneminde önce bir “Ekip”, sonra tam da bir politizasyon ve radikalleşme dalgasının başında Devlet ve onun “Devlet Güvenlik Mahkemeleri” adeta bacaklarımızı kırdılar. Kuşağımızdan insanlar ise tam da o noktada yükselen bir politizasyon ve radikalleşme ile birlikte dışarı çıktılar ve o dalgaların üzerinde sarbestçe politika yaptılar.
Sonraki bütün hayatım da böyledir.
Son dönemde de Köxüz dergisinin sadece bir sayı çıkabilmesi (yine bacaklar kırılır ve ikinci ayı çıkmaz olur); Araf Yayınları’nda “Tersinden Kemalizm”den sonrasının gelmemesi (yine bacaklar kırılır ve başka kitap çıkmaz olur); neredeyse iki yıl boyunca Kitaplarımız yayınlanacak dile emek verdiğimiz Versus Yayınları’nda da “Marksizmin Marksist Eleştirisi”nden sonrasının gelmemesi (yine bacaklar kırılır) ve nihayet bu zincirin son birkaç yılının en son halkası olarak da “Tarihi Konuşuyoruz Sempozyumu”nu düzenleyenlerin engelleme ve sabotajları zikredilebilir.
Korkunç eşit olmayan koşullarda bir yarıştır bu.
Ne yaratıcılık, ne seviye, ne radikallik, ne orijinallik, ne nicelik bakımından yazdıklarımın kıyısına ulaşamayacaklar yazılarını yayınlayacak dergiler, gazeteler, kitabevleri bulmakta hiçbir güçlek çekmemişlerdir ve çekmezler.
Ben ise bu güne kadar hiçbir kitabımı basacak bir yayınevi bulamadım. Kitaplarımı kendim bastırabildim. Çoğu kez her bir kitabımı basabilmek için de bir yayınevi kurmak gerekti.
Sadece kitaplar mı? Eğer Köxüz sitesini yapıp yönetmesem, yazılarımı yayınlayacak bir internet bitesi bile bulamam. Başkaları kitaplarını bastırmak için enerji harcamazlarken, ben bastırmak veya dijital ortamda yayabilmek için bile yayınevleri ya da siteler kurmaya kadar bir yığın korkunç zaman ve enerji alan işler yapmak zorunda kalırım.
Eserlerini yayınlamak için hiçbir zorlukla karşılaşmayanlar ile benim tüm çabama rağmen yayınlayamamamın en son ve çarpıcı örneği; bu korkunç eşitsiz yarış ya da mücadelenin en son örneği: Tarihi Konuşuyoruz Sempozyumu’na sunulan bildiriler ve sonrasındaki yayındır.
Okuyucu en son “Tarihi Konuşuyoruz Sempozyumu”na bizim sunduğumuz bildiriler ile o sempozyuma katılanların sunduğu bildirileri karşılaştırdığında, içerik olarak, bizim bildirilerimizin aslında bildiri adına ve yayınlanmaya layık biricik metinler olduğunu görebilir.
Bizim sunduğumuz bildiriler, yazılı olarak sunulmasına, belgelerle desteklenmesine rağmen, her türlü kullanım için en ideal biçim olan dijital olarak emre amade kılınmasına rağmen sözkonusu Sempozyumu düzenleyenlerce engellenir, dağıtılmaz ve en basit insani kurallar bile ayaklar altına alınarak kitaba bile alınmaz.
Ama zahmet edip de oturup iki satır yazmamışların Sempozymda yaptıkları Kahve sohbeti havasındaki konuşmalar, o sempozyumu tertipleyenlerce belli bir masraf edilerek yazıya geçirilir; konuşmaclara düzeltmeleri için sunulur ve sonra da kitap olarak basılır. Kimse elini sıcak sudan soğuk suya bile koyma gereğini hissetmez.
Biz ise, bütün bu engellemelere karşın bildirilerimizi, belgeleri ve yazışmaları ancak kendimiz, kendi kurduğumuz sitede insanlara sunabiliriz. Sadece içeriği değil. Bütün teknik ve pratik işleri kendimiz yaparız ve bunları yapabilecek koşulları da kendimiz yaratırız.
Bu korkunç adaletsiz; yaratıcılıktan, teorik ve politik mücadeleden enerjiyi alıp yutan bir yarıştır.
Kimse kitaplarımı ve yazılarımı İnternette yayınlayayım bari diyerekten bir site kurmaz ve onun bütün teknik işlerini de kendi yapmaz. Biz bütün yayınlama koşullarını bile kendimiz oluşturmak zorunda kalırız.
Ama bu bile özel savaş dairesinin beslediği Hackerlerin saldırıları nedeniyle sürekli yıkılır.
İşte bu eşitsiz yarışa devam ediyoruz şimdi.
Özetle, site saldırılarla çöktü, yayınevi kitabın devamını yayınlamadı. Her şeye olmadı baştan deyip yeniden girişmek gerekti Sysisphos gibi. Şimdi yeni bir site kurmak, yayınevinin yayınlamadığı kitapları dijital olarak hazırlamak ve bu siteye koymak tan başka çaremiz yok. Ama bu teknik işler muazzam zamanımızı ve gücümüzü alıyor.
Bu nedenle, bu yıl iç in planladığımız Otobiyografiyi yazmamız olanaksız hale gelmiş bulunuyor.
Öte yandarn yapılması gereken bir yığın başka teorik ve politik iş de artarak birikmeye devam ediyor.
Bu durumda, daha önce yazılmış yazılarımdan, teorik ve politik evrimime ilişkin değinmeleri ve bilgileri içeren yazıları derleyerek, yazamadığım teorikve politik otobiyografinin eksiğini bir parça olsun kapatmaktan başka bir çarem kalmamış bulunuyor.
Bu derleme elbette bir Otobiyoğrafinin canlılığından yoksun olacaktır. Ama başka çare de şimdilik görünmüyor.
Ne var ki, yine ayrıca derleyeceğimiz “Türkiye Sosyalist Hareketinin Tarihi Üzerine Yazı ve Tanıklıklar” başlığı altındaki yazılar, bu Otobiyografinin bu eksiğini bir ölçüde kapatabilir. Ayrıca, yine kısa bir süre önce “Geleceği Geçmişten Geçmişi Gelecekten Kurtarmak – Dünyanın Halleri Üzerine Denemeler” başlığıyla derlediğimiz denemeler de bir ölçüde bu Otobiyografik Yazılar derlemesinin kuruluğunu giderip o teorik ve politik evrimin gerçek yaşamla bağlantısının ip uçlarını verebilir.
Bu nedenle biri sunulmuş diğeri de yakında sunulacak bu üçlü, bir bütün olarak kabul edileblir.
Bir bütün olarak kabul edilebilecek bu üçlü de ayrıca “Marksizmin Marksist Eleştirisi”, “Sosyalizmin Sorunları Üzerine Yazılar” ve “Türkiye’nin Aydınları ve Sosyalistleriyle Polemikler” başlıklarıyla üç kitap halinde planlanmış “Marksizmi Savunmak ve Geliştirmek” üst başlıklı bütün ile bir arada altı kitaplık daha da sistematik bir bütün oluşturmaktadır.
Bu nedenle hedefimiz en kısa zamanda bu altı kitabı bir an önce düzenleyip İnternette okuyucunun emrine amade kılmaktır. Bu vesileyle, okuyuculara bu altı kitabı bir arada okumalarını öneririz, o zaman tüm bu teorik ve politik evrimin daha geniş ve derin tablosunu göreceklerini düşünüyoruz.
*
Elbette bu derlemeye alınanların haricindeki bir çok yazıda da otobiyografimize ilişkin bilgi ve değinmeler bulunmaktadır ama bu bir çok yazı bu derlemeye alınmadı. Bunun bir nedeni, bu derlemenin daha ziyade teorik ve politik evrimimizi ele alan yazılarla sınırlı tutulmaya çalışılmasıdır.
Derlemedeki yazıları nasıl düzenlemek gerektiği bizim için çiddi bir sorun oldu.
Bu teorik ve politik evrim üzerine yazılar, bizzat kendileri de o evrimin belli aşamalarının, belli momentlerinin birer belgesidirler.
Onların bu özelliklerini göz önüne alarak, yazılış tarihlerine göre düzenleseydim, teorik ve politik evrimimizi ele alışımızın evrimi, az çok bir kronolojik sırayla izlenebilirdi.
Ama bunun mahzuru vardı. Yazıların içeriklerinin kronolojisi ya da ele aldıkları evrim aşamaları, yazılış tarihlerinin kronolojisi ve aşamalarıyla çakışmıyordu. Yani evrimin daha eski dönemleri ille de daha eski yazılarda ele alınmıyordu. Hatta insanların yaşlandıkça çocukluğa ve gençliğe dönmeleri gibi, evrimin daha eski aşamaları o evrimin daha sonraki aşamalarında yazılmış yazılarda ele alınıyordu.
Yani, yazılar yazılış tarihlerine göre sıralansa anlatılan evrim kronolojik bir çizgi izlemeyecekti, içerik kronolojik olmayacaktı. Bu da okuyucunun olay ve gelişmeler arasındaki bağlantıyı yitirmesine yol açardı.
Eğer yazılış tarihleri değil de yazılar içerikleri bakımından; ele aldıkları dönemler itibariyle bir kronolojik sıralamaya koyulsa, bu sefer de, örneğin önceki bir dönemi anlatan yazı sonra yazılmış; sonraki dönemi anlatan bir diğer yazıya göre önce yazılmış olabildiğinden, yazıların metodolojisine yansıyan teorik evrimin kendisi karmakarışık olacaktı ve bu da bir çok yanlış anlamaya yol açabilirdi.
Sonunda ortalama ya da optimum bir yol en iyisi olarak göründü. “Marksizmin Marksist Eleştirisi”ne Önsöz olarak yazdığım, 1974’te hapisten çıktıktan sonraki dönem ile, yine aynı kitaba önsöz olarak başlanılmış ama çok uzun olduğundan müsfette olarak kalmış ve yarım bırakılmış, doğumdan hapisten çıkışa kadar olan dönemi ele alanı; biri taslak kalmış biri yayınlanmış iki Önsözü, yani neredeyse bütün teorik ve politik evrimimizi ana hatlarıyla ortaya koyan bu iki yazıyı en başa koyduk.
Bu iki yazı, Otobiyografgimize ilişkin en son yazılmış yazılardandırlar. Ama gerek çok gerilere gitmeleri gerek bütün evrim hakkında ana hatlarıyla bir fikir verdikleri düşünülerek en başa koyuldu.
Bundan sonra aynı hikayenin farklı dönemlerini farklı dönemlerde daha spesifik ve ayrıntılı olarak ele alan yazılar da, daha ziyade ele aldıkları dönemlere göre ama yazılış tarihleri de gözetilerek bu uzun yazının arkasına koyuldu.
Eğer okuyucu iraz çaba göstermeyi göze alırsa, biz okuyucuya, derlemeye “WASP Olmak”la başlayıp, devam etmesini ve en baştaki en kapsamlı teorik evrimi en sonda okumasını öneririz. Böylece evrim üzerine yazılmış yazıların evrimini üç aşağı beş yukarı doğrudan algılayabilir. Ama bu dikmkat isteyen zahmetli bir iştir.
Evrim üzerine yazılmış her yazı bizim teorik ve politik evrimimizin bir anını yansıtır. Dolayısıyla o anki metodoloji, kavram ve paradigma, doğrudan evrimin ele alınışında da görülebilir.
Bu özelliği göz önüne alındığında, bu teorik evrim üzerine yazılar aslında anlattıkları evrimin birer belgesidirler de.
Bu niteliğiyle bu kitap aynı zamanda bir sistem karakteri taşımaktadır.
Sistemler, kendi varlıklarını da, ortaya çıkış ve evrimlerini de açıklarlar ve kendi varlıklarıyla açıkladıklarının doğruluğunun bir kanıtını oluştururlar.
Bu sistem karakteri nedeniyle, “Büyük anlatıların sonu”nun gelmediğini bizzat varlığıyla kanıtlar, çünkü kendisi bir “Büyük Anlatı”dır.
Bu anlamda sadece Marksizmin (Bir “büyük anlatı”nın) Post Modernizme cevabı değil, varlığıyla onun çürütülmesidir.
Demir Küçükaydın
28 Temmuz 2008 Pazartesi
Berlin
| Ek | Boyut |
|---|---|
| DK_Otobiyografi_V3_2.pdf | 4.42 MB |
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun


DEMİR HOCAMA TEŞEKKÜR
Hocam son olarak beşikçinin eleştirisi makalenizi okuyorum daha öncedende teorik ve politik evrimim yazılarınızın yedinci bölümüne kadar okudum ve farklı şeyler söylediğinizi algılıyordum elbette bu marksın söylediklerinden farklı şeylerdi desem yanlış olur bugüne kadar okuduklarımdan farklıydılar;özellikle dinin üst yapının kendisi olduğu kategorisi ilginçti ve şimdiki beşikçi eleştirisinde de oldukça detaylandırarak vermişsiniz;o zaman ki yazılarınızı indirip okuyordum bir virüs probleminden dolayı kaybetmiştim sonra siteye ulaşmak çok zor oluyordu;explorer hatası veriyordu yani tekrar yazılarıza ulaşmakta zorlanıyordum tabiki artık yedekleme yapıyorum bu durumda bilgisayar çöksede sorun olmayacak; ben kırşehirde yaşıyorum sizin yazdıklarınızla marksı karşılaştırmalı olarak okumayı deniyorum ama sizin örneklerinizi daha sade buluyorum ve anlıyorum marksıda bunun üzerindenyorumlamaya çalışıyorum ama sizin din konusundaki tesbitiniz sanırım bir farklılığı içinde barındırıyor çok heyecanla okuyorum çünkü marks ta birebir üst yapıda din diğer kategorilerle birlikte ele alınarak üst yapıya dahil ediliyor sizde ise din üst yapının kendisidir önermesi var bunu sanırım bütün dinler için söylüyorsunuz ben muhammedin ortaya koyduğu dinin hem politik,hem hukuki,hem sosyal boyutu olan ve bir yönetmeye ve yaşama biçimine tekabül ettiğini çok önceleri düşünmüştüm ama sizin üst yapı olarak aldığınız olguya denk düşüyordu sanırım düşündüklerim ama marksta tam böyle birşey yoktu bende vazgeçmiştim böyle düşünmekten;şimdi kitabınızı flash diskime aldım;
ama o zamanda size küçük bir sorum olmuştu kemalizm b
ir ideoloji midir diye inanın bunu çözümlemek zor araştırıyorum tabi biraz kısıtlı koşullarda hem zaman hem kitaplar noktasında
ama temel soru şu ozamanda sormuştum
İDEOLOJİ NEDİR?çünkü marksa göre ideoloji tarifi bizi bağlıyor öyle değil mi?
ideoloji-üstyapı-altyapı arası ilişki bunları toplumlara göre analiz etme
ve elbette buradaki yöntem
bunu tarisel materyalist biçimde ve onun kategorilerine göre yapıyoruz
ve elbette diyalektik yöntemle
yanlışım varsa düzeltin
ben yine soracağım çünkü çözemiyorum
hegel diyalektiği sistemli olarak kuran kişi fakat hegelin diyalektiği materyalist değil idealist sanıyorum ona materyalist temelini veren marks ve engels
yani diyalektik idealist olabiliyor bu konularda elbette vaktiniz olursa yazarsanız sevinirim belkide yazılarınızda bu sorularıma yanıt bulacağım ama sabırsızlığımı hoşgörün
çünkü marksta sizin söylediğiniz gibi diyalektik materyalizmin kategorileri şunlardır diye bir kitap yazıp bırakmamış tarihsel materyalizmle ilgili bir kitabında vardı ama adını şimdi hatırlamıyorum ama benim bilinç düzeyimi aşan sözcüklerle kurulmuş anlamkta zorluk çekmiştim okuduğumda
kapitalin ilk cildinin önsözünde birçok anlayamadığım sözcükler vardı çeviri hataları olduğunu söylediler
yani marksı kendinden okumaya kalkınca felsefe, tarih, ekonomi,diyalektik materyalizm,tarihi materyalizm bunların hepsine kategorik olarak hakim olmak gerekiyor yani markstan diyalektik materyalizmi öğrenmek için bir düşünce temeli ve bilinç düzeyi gerekiyor ama marks bana bir çok yerde analayamadığım hiç duymadığım sözcüklerle veya uzun sözcük öbekleriyle birşeyler anlatmaya çalışıyor ve zorlanıyorum
sizin yazdıklarınız daha güncel üzerinden olduğundan daha rahat anlıyorum
sanırım diyaletik ve tarihsel materyalizm üzerine bir kitap yazılmalı ve güncellenmeli ve bu kategorilerin toplumun örgütlenmesinde ve tahlilinde nasıl bir rehber olacağı anlatılmalı hem işçilere hem aydınlara hem devrimcilere
saygılarımla
Coşkun Arkdaşa Bir Öneri
Senin de söylediğin gibi sorduğun soruların yanıtları Demir’in yazılarında var. Yazıların tamamını okuman gerekiyor. Gerçi tamamını da okusan bütün sorularına ilk anda cevap bulamayabilirsin. Ya da verilen cevapları görmemen muhtemel. Çünkü herkesin anlama ve kavrama kapasitesi bilgi birikimi ile doğrudan ilintili. Yanlış hatırlamıyorsam Demir, sana verdiği cevapların birinde belirli bir alt yapısı olan kişi düzeyinde yanıtını vermiş sen de marksizmi yeni öğrendiğini söylemiştin. Demir de özür dilemişti.
Biz üniversiteye yeni başladığımda Marks Engels Lenin’in kitaplarını okuyor ama çok zorlanıyorduk. Özellikle Lenin’in kitapları çoğu polemik tarzında yazıldıkları için anlamak için önce Rusya’daki belli başlı siyasal gurupları, onların yayın organlarını ve belli başlı politik sözcülerini bilmek gerekiyordu. Onun dışında eğitim çalışmalarında yöntem olarak önce felsefeden başlanırdı. Felsefe de soyut olduğu için anlaşılması zordu. Üstelik diyalektiği de Marksist olmayan Stalin, Mao Politzer vb. lerinden öğreniyorduk kafamız iyice karışıyordu.Ben ilk defa diyalektik üzerine bir kitaptan diyalektiğin öğrenilemeyeceğini Demir’in Otobiyografik Yazılar kitabındaki Diyalektik Üzerine Çalışmalar makalesinden öğrendim. Analiz yöntemi ile açıklama yönteminin farklılığını, herkesin çok rahat karşısındakini mahkum etmek için kullandığı ‘’senin düşüncen skolastik, Aristo mantığıyla hareket ediyorsun’’ sözlerindeki Aristo Mantığı ve Skolastizmin düşüncenin evriminde önemli yer tuttuğunu öğrendim. Keza Demir’in makalesindeki ‘’diyalektiği anlatan kitap öğretici (didaktik) bir kitap olamaz. Öğreticisi ise, diyalektik olamaz, diyalektik ise öğretici olamaz.’’ Sözünü ilk okuduğumda totoloji yapıyor gibi görünmüştü. Tekrar tekrar okuduğumda doğru olduğunu anladım. Diyalektik üzerine kitap ve ideoloji konusu bu kitabın içinde var.
Kısacası sana önerim, Demir’in eserlerinin tamamını oku. Aklına takılan, yanlış gelen yerleri okurken not et. Okuma süreci bittiğinde aldığın notlardaki kimi soruların cevaplarının bulduğunu, kimi soruların cevaplarını bulabilmek için bazı yazıları tekrar okuman gerektiğini hissedecek, soruların bir kısmı da yeni okumanda cevap bulacak. Sonuç olarak cevap bulamadığın az sayıda soru kalacak. Kalan soruları Demir’e sorarsan, sadece sen değil biz de sorduğun sorulardan yararlanabiliriz.
Öğrenme konusunda sen bize göre çok şanslısın. Marksizm öğrenmek için önce yanlış öğrendiklerini unutmakla işe başlamak durumunda değilsin. Demir’i erkenden keşfetmişsin. Marks, Engels, Lenin, Troçki, Kıvılcımlı gibi Tarihsel Materyalizme önemli katkıları olan birinden öğreniyorsun.
Demir’in tezlerinin kavranılması için eğitim çalışması yapılması gerektiğine inanıyorum. Tabi önce eğitim çalışması için bir talep olmak durumunda. Bu çalışmaya katılımcıların da Demir’in önerisiyle hazırlanacak bir kitap setini önceden okumuş olmalarının, eğitim çalışmasının verimliliği için zorunlu olduğunu düşünüyorum. Bir eğitim grubu oluşturulduğunda, Demir’in gerekli katkı ve desteği yapacağını düşünmekteyim.
MEHMET arkadaşa yanıt
teşekkür ederim dediğiniz gibi DEMİR hocamın kitabını indirdim okumaya başladım daha öncede bu bölümleri okumuştum ve LENİN'İN FELSEFE DEFTERLERİ adlı kitabı bu yazılarda görmüştüm ve neden hegel ağırlıklı bir felsefe notları yazdığını anlamamıştım aslında hegel felsefesinin ağırlıklı olarak işlendiği bir kitap olduğunu tahmin ediyorum ve ne yazık ki bu kitabı bulamıyorum benim düşüncemde bu kitapta ilginç birşeylerle karşılacağım yönünde eğer sizlerde varsa dijital ortama aktarabilir misiniz? eğer kitabın kendisi varsa adresime göndermeniz mümkünmü tabiki ödemeli olarak ben o kitabı dijital ortama aktarayım herkes faydalansın
demir hocamın yazdıkları yeni birşeyleri keşfediyormuşum izlenimi yaratıyor bende ve ilginçtir bu FELSEFE DEFTERLERİ KİTABININ BASKISI YOK acaba demir hocamın o kitapta birşeyler bulacağımı seziyordum dediği şeyden dolayı mıdır nedir bu kitaba ulaşmak mümkünatı yok internetten arıyorum baskısı yok ibaresiyle karşılaşıyorum yardımcı olursanız sevinirim?
ayrıca şu revizyonizm konusunda da benzer bir sorunu yaşamıştım
bundan bir kaç zaman önce
revizyonizm nedir ? ideoloji midir?devlet biçimi midir? ekonomik bir kategorimidir ?diye soru sorduğumda veya tartışmalarda tatmin edici bir yanıt bulamamıştım sonra H.FIRAT isimli bir yazarın MODERN REVİZYONİZMİN ÇÖKÜŞÜ adlı bir kitabı buldum ve okudum ama oda tam açıklayıcı gelmedi bana
bunun üzerinden sosyal emperyalizme geçiliyordu
hala da bu tür düşünceler var sanıyorum SOVYETLER BİRLİĞİNİN dönemleri ve buradaki ekonomik örgütleniş le siyasal örgütleniş arasındaki ilişkilerin tanımlanması gerekiyor
yani bir devlet var karşımızda bunun bir siyasal biçimi var örgütlenişi var bunun sınıfsal bir niteliği var bunun altyapısı var yani üretim ilişkileri ve üretimin örgütlenişi var o toplumda yaşayanların üretim ilişkilerinin örgütlenişlerinde katılımlarının biçimleri var
yani orada sosyalist üretim ilişkileri varsa bunun kriterleri belli olması gerekir yahut kapitalist üretim ilişkileri varsa bunun kriterleri de bellidir ?sovyetler birliğinde proleterya diktatörlüğü veya buna sosyalist demokrasi mi demek lazım tam bilmiyorum ama siyasal olarak devletin biçimide var olan üzerinden rahatlıkla tanımlanabilmesi gerekir di elbetteki dönemsel olarak veya bir bütün olarak ama lenin in dönemi stalinin dönemi kruşçevin dönemi gorbaçovun dönemi putin dönemi gibi
benim merak ettiğim eğer gerçekten sosyalist bir temelde ekonomi ve diğer sosyal haklar ve örgütlendi ise bu halkın kaybederken neden sessiz kaldıkları ne gibi bir kazanımları vardı KAPİTALİZME göre ve kaybederken halk bu üretimin yönetimi ve siyasetin yönetiminin neresindeydi sosyalizm içinde yaşıyorduysalar kapitalizme dönüşen sistemi sorgulayacak kadar sosyalist ideoloji ve kültürü bilinli olarak almadıkların mı karşı koyuş ta bulunamadılar diyelim ki kapitalist bir sistemde sağlık alanında özelleştirmelere giden bir yapı var bu kendi açısından doğaldırda yani bir işçi bir memur çalışırkendevlete prim yatırır ve bunun karşılığında sağlık hizmeti alır ama devlet bunu yeterli görmez ve bir çok hastalığı bu vereceği hizmetin dışına çıkararır ilaçları ayrıca paralı hale getirir katkı payı alır vs vsve sonuçtada özel hastaneler üzerinden sağlık ilişkilerini düzenlemek ister bu bizim ülkemizde gelişen bir durum ve şu an devlet hastaneleri bir ticarethaneye dönüştürülür sonrada tamamıyle işletmeciliği özel sektöre devredilir ve orad da tamamen parasal süreçler devreye girer bu kapitalist devletten kapitalist özele geçiş sürecine denk düşüyor yani burada halkın daha fazla ödeyeceği bir sisteme geçiliyor şimdi bu durumda ilerici sendikalar buna karşı çıkıyor vs vs
peki bu hak kayıplarına karşı küçükte olsa tavır geliştiriliyor
peki sosyalist olduğu söylenen bir yapıdan kapitalizme geçişte neden ses çıkartılmadı?
Revizyonizm hakkında
Coşkun arkadaş,Felsefe Defterleri bende yok. Kitabın baskısı yok ama şimdi internette arama motorundan baktım. gittigidiyor.com sitesinde bir tane var, satılıyor. Oradan temin edebilirsin.
Revizyonizm konusuna gelince. Benim bildiğim kadarıyla Marksist Marksist olmayan açıklaması,yorumu demek mümkün. Ya da Marksist ideolojide yapılan tahrifata revizyonizm deniliyor. Benim bildiğim kavramın en yaygın 70’li yıllarda sosyalistler arası ideolojik tartışmalarda kullanılıyordu.
2. Enternasyonal zamanında Edward Bernstein, burjuva devlet mekanizmasının zorla parçalanarak proletarya diktatörlüğünün kurulabileceği tezini red etmiştir. Barışçıl yöntemlerle seçim, reform vb. yollarla sosyalizme geçilebileceğini savunmuştur. Bu nedenle marksizmin zora dayanan devrim teorisini değiştirdiği( bozup tahrif ettiği için revizyonizm ve revizyonist denilince akla gelen ilk isim olurdu.O yıllarda, ‘’İleri demokratik cephe, barışçıl yoldan sosyalizme geçiş’’ tezleri Sovyet bürokrasisinin dış politik araçları haline gelmiş olan komünist partiler tarafından savunulduğu ve bu tezlerin isim babası Bernstein olduğu için , bu partilerin ideolojik çizgisinin marksizmden sapma anlamında revizyonist olarak nitelendiriliyordu.
Revizyonist söyleminin diğer bir yaygın kullanımı,genel olarak Sovyetler Birliği üzerineydi. Sovyetler Birliğinin sınıfsal niteliği konusunda yukarıda belirttiğim TİP, TSİP, TKP gibi partiler Sovyetler Birliğini, ve Doğu Bloku ülkelerini sosyalist toplumlar olarak kabul ediyor ve SBKP’nin politik çizgisini de sosyalist çizgi olarak kabul ediyorlardı. Onların karşısında, 1953 yılında Stalin’in ölümünden sonra Kruşçev’in parti sekreteri olmasıyla birlikte Sovyetler Birliği’nin sosyalizmden uzaklaştığını ve bir nevi emperyalist ülke olduğunu söyleyen Mao’cu ve Enver Hocacı guruplar Halkın Kurtuluşu/Yolu/Birliği vb.vardı. Bunlar Sovyetler Birliğine sosyal emperyalist diyorlar. Kruşçev’le başlayan süreci revizyonizm olarak nitelendiriyorlardı.(Kitabını okuduğun H.Fırat’da o kökendendir.)
Bu iki kutup arasındaki merkezciler, Sovyetler Birliği alt yapısı sosyalist fakat parti çizgisi revizyonist(Kurtuluş) Ya da alt yapı üst yapı ayrımı yapmadan(Demir’in iki kere iki mum eder şeklinde yöntemsel yanlış yapan sosyalistler olarak örnek verdiği) Sovyetler Birliği revizyonisttir tezini savunan (Dev Yol) mevcuttu.
Troçkistler (Ortodoks Marksistler) ise;Sovyetler Birliği’nde Stalin’in ölümünden sonra değil Lenin’in ölümünden sonra, işçi sınıfı iktidarı Stalin önderliğinde bürokrasi tarafından gasp edilmiştir. Bu nedenle bu rejimler, bir yandan Ekim devriminin kazanımlarını ortadan kaldırmadığı için (üretim araçlarının kamulaştırılması, artı-değer sömürüsünün ortadan kaldırılması, beslenme barınma, sağlık, eğitim, iş gibi temel sorunları asgari düzeyde çözdüklerinden) işçi devleti ama iktidarı bürokratik kastın ele geçirmesi nedeniyle bürokratik işçi devleti olarak tanımlıyorlardı. Sosyalizm sınıfsız ve devletsiz bir toplum olduğundan ancak dünya çapında kurulabileceğinden,Sovyetler Birliği ya her hangi bir ülkenin sosyalist olması mümkün değildir. Bu toplumlar geçiş toplumuydu.Tek ülkede proletarya diktatörlüğü kurulabilir ama sosyalizm kurulamaz şeklindeki Ortodoks Marksist çizgiyi savunuyorlardı.
Sadece kendisini troçkist olarak niteleyen, İngiltere Sosyalist İşçi Partisi çizgisinde olanlar, Tony Kliff’in, Sovyetler Birliği’nde tekelci devlet kapitalizmi kurulmuştur tezini benimsiyorlardı.
Bu konuda Troçki’nin iki kitabı var.İhanete Uğrayan Devrim Yazın Yayıncılık, diğeri Sovyet Devleti’nin Sınıf Karakteri Enternasyonal Yayınları bu kitabın baskısını bulabileceğini sanmıyorum, internette araştırdım, Patika . sahafta var. Oradan temin edebilirsin.
‘’Peki sosyalist olduğu söylenen bir yapıdan kapitalizme geçişte neden ses çıkartılmadı.’’ Diye sormuşsun. Bürokrasi hiç de öyle kolayca iktidarı ele geçirmedi, partinin en deneyimli, bilinçli bütün kadrolarının bürokrasi tarafından yok edildi, komünistler, Vorkuta’da bürokrasi tarafından kuruşuna dizilirken, enternasyonal marşı söylediler. 1917 de Ekim Devrimi sırasında, Bolşevik partisi merkez komitesi üyesi olan 135 kişinin yarısından fazlasının 1938 da yaşamıyordu.Bürokrasi tarafından katledilmişti.
1914-18 arası emperyalist savaş, 1918-1921 arası iç savaş sonuçta 100 milyonluk bir köylü ülkesinde 3,5 milyon olan işçi sınıfı fiziki olarak yok oldu. Yerlerine gelen köylü yığınlarının üzerinde ve dışarıda da dünya devrim dalgalarının geri çekilmesi sonucu tecrit olan ülkede, bürokrasi iktidarı ele geçirdi. Ve İktidarını korumak için en yaygın şiddeti uyguladı.O Ülkelerin hiç birinde küçümsediğimiz, burjuva demokrasilerindeki kadar dahi politik özgürlük yoktu. Biz dışarıdan sosyalist ülkeler diye hayranlık duyarken oradaki kitlelerde kapitalizme hayranlık duyuyordu.
Sovyetler Birliği’nde Bürokrasinin iktidarı tesis etme sürecine ilişkin. Troçki’nin Rus Devrim Tarihi, Isaac Deutscher’in 3. cilt Troçki biyografisi, Lenin’ ‘in Son Mücadelesi Moshe Lewin gibi kitapları var ama bunlar piyasada yok sanırım ancak sahaflarda bulabilirsin.