Köxüz'ün Kökleri

Nasıl ideolojiler üstü veya dışı olmanın, yani ideolojisizliğin kendisi bir ideolojiyse, ideolojisizlik diye bir var oluş mümkün değilse; nasıl politika dışı veya üstü olmanın, yani politikasızlığın kendisi bir politika ise, politikasızlık diye bir var oluş mümkün değilse; aynı şekilde köksüzlük de mümkün değildir; köksüzlüğün kendisinin de kökleri vardır.
Peki ama o zaman neden Köksüz?
Son on yıllarda ideolojilerin, “büyük anlatı”ların sonundan söz etmek çok moda oldu. Bu söz adeta “zamanın ruhu”nu yansıtan bir parola gibidir. İdeolojilerin veya “Büyük anlatı”ların sonundan söz etmenin kendisinin bir ideoloji ve/veya “büyük anlatı” olduğu ise, artık unutulmuş bir dünyaya ait bir önerme.
İdeolojilerin veya büyük anlatıların sonu söylemiyle birlikte yükselen “zamanın Ruhu”na has bir başka olgu da vardır: İnsanların  “dini”, “milli”, “kültürel” kimliklerini keşfetmesi ve onlara yönelmesi; yani “kök”lere yönelmesi ve “kök”leri keşfetmesi.
İdeolojisizlik ve “kök”lerin keşfi, köklere yönelme arasındaki ilişki en kör gözün bile görmekten kaçamayacağı kadar açıktır. Diğer bir ifadeyle “kök”lere yapılan vurgu; “kök”lerin keşfi “kendini ideolojiler dışı ve üstü gösteren ideolojinin kendini dışa vuruş biçimidir.
Yani, köklerden söz etmek; kökleri keşfetmek; diğer bir ifadeyle “kimlik politikaları” zamanın ruhunu yansıtan gerici bir ideolojiden; gerici bir politikadan başka bir şey değildir.
İdeolojisizlik veya Politikasızlık, ideolojik ve politik oluşu; bir egemenlik ilişkisini gizlemeye yarar; Kökler söz konusu olduğunda ise; Köksüzlük değil; Köklerden söz etmektir ideolojik ve politik oluşu; egemenlik ilişkisini gizlemeye yarayan. Bu nedenle; İdeolojisizlik veya politikasızlık gericiliğin bir örtüsü ve aracıyken; köksüzlük devrimciliğin; bu gericiliğe direnişin ifadesi ve aracı olur.
Bu nedenle Köksüz.
Dönemin gerici ruhuna direnişin; onun yüzündeki peçeyi çekip atmanın bir ifadesi olarak; ona karşı bir provakasyon olarak, “akıntıya karşı” bir duruş olarak Köksüz.
Köksüzün de kökleri, ideolojisizliğin ve politikasızlığın yani köklerden söz etmenin ve köklere yönelmenin bizzat gerici bir ideoloji ve politika olduğunu söyleyen devrimci, muhalif ideoloji ve politikalardadır. Köksüz, demek ideolojler üstü ya da dışı olmanın “in” olduğu bir dönemde; ideolojik ve politik olduğunu açıkça ilan etmek; bu söylemin yüzündeki peçeyi indirmektir.
*
Evet Köksüzlük mümkün değildir ve köksüzün kökleri, sınıflara bölünmüş bir toplumda, sınıflar dışı veya üstü, yani politikalar ve ideolojiler dışı veya üstü olunamayacağını; insanların varlığını (toplumsal konumunu, sınıfını) düşüncelerinin (politika ve ideolojilerinin değil); düşüncelerini (Politika ve ideolojilerini) varlıklarının (toplumsal konumunun, sınıfının) belirlediğini; dolayısıyla sınıfsızlık gibi ideolojisizlik ve politikasızlık da olamayacağını söyleyen Tarihsel Maddecilik veya diğer adıyla Marksizm’dedir.
Akma Köksüz, sadece anlamsal olarak değil; ideolojik, politik ve sınıfsal olarak değil; pratik olarak da, soy ağacı olarak da bu Köksüzlüğü vurgulayan bir gelenekle ilişkilidir ve bu geleneği vurgulamak için de bu adı kendisine seçmiş bulunuyor.
Köksüz (Orijinal biçimiyle Köxüz) daha önce Avrupa’da Avrupa’nın siyahları (politik bir kavram olarak) olan göçmenler tarafından çıkarılmış bir derginin de adıdır. Bu gün bu dergiyi çıkarmış bir çok kişinin bu günkü (sanal) köxüzün redaksiyonunda ve yazar olarak destekleyicileri arasında olması bir rastlantı degildir.
Almanya’da seksenli yılların ikinci yarısından itibaren, orada yetisen (Kürdistan’ li, Türkiye’li, bazi büyük sehirlerde arap kökenli) gençler ırkçılığa ve faşist (Neo-Nazi) saldırılara karşı kendiliğinden “çeteler” olusturarak ilk etapta mahalli öz savunma grupları örgütlüyorlardı. Daha sonra bu öz savunma gruplarından bazıları içinden insanlar, sosyalist ve devrimci hareketlerden gelenlerin etkisi ve katalizatörlüğü ile de, politikleşme eğilimi gösterdiler.
Bunlardan özellikle Berlin’de Anti Faşit Gençlik; Hamburg’ta sonradan köXüz dergisini cıkaranların “2. Kuşak Göcmenler”de denilen bir kismi; Frankfurt’ta Cafe Morgenland gibi çevre ve gruplaşmalar zikredilebilir. Bu gruplaşmalar aynı zamanda birbirleriyle ilişki icerisinde olup irkciliga karsi mücadelede bazi dönemlerde pratiktede birlikte haraket etmisleridir.
İşte KöXüz isimli bir dergi, bir bakıma bu geleneklerin bir sürdürücüsü ve Platformu olarak Temmuz 1995 te Almanya’da yayına başlamıştı.

Bu dönem bütün sosyal hareketler gibi 1993 yilinda Solingen’deki irkci saldiridan sonra zirveye ulasan göçmen hareketinin de hızla gerilediği bir dönemdi ve köXüz o dönem bir bakıma bu gerilemeye karsi, bu akıntıya karşı bir direniş olma, göcmen hareketi icerisindeki radikal pozisyonları korumak ve savunmak için çıkarilıyordu.
Bu nedenle de, logosunun altına, “Her türlü egemenlik ilişkisiyle köklerimizi koparalım” sözlerini koymuştu.
Buna rağmen yine de, o gerici ruh halinde, o yaprağın kımıldamadığı zamanlarda, Köksüz adı anlaşılmıyor ve tepki topluyordu.
İşte o köksüz sonraki sayılarından birinde, adını ve amaçlarını şöyle açıklamış:
“İçerisinde bulunduğumuz süreç ise, insanların enflasyoner bir şekilde (ulusal ve dinsel) kimliklerine yöneldikleri, böylesi kimlikleri (yeniden) keşfetme veya sahip çıkma yönündeki çabalarının doruk noktaya vardığı; her türlü etnik/ulusal/dinsel kimliklerin “öteki”leriyle yarıştığı; sadece diğer insanlardan farklı otantik bir kimliklerinin olduğunu düşündükleri için insanların birbirlerine karşı mesafe/tavır koydukları, birbirlerine karşı mücadele ettikleri bir dönemdir. Göçmenlerin bir platformu olarak düşündüğümüz bu derginin ismini ilk etapta bu sürece karşı bir reaksiyon olarak, akıntıya karşı bir tavır olarak tercih ittik. Dolayısıyla Köxüz’ün ilk baskısıyla birlikte özellikle “Kimlik Politikası” ile meşgul olan kişilerin; ulusal ve dinsel (kültürel) kimlik arayışı içerisinde olan çevrelerin; o köklü kimliklerini savunmakla meşgul olan kesimlerin tepkileriyle karşılaşmamız bizleri şaşırtmadı.

Böylesi sol çevreler, kendilerini Köxüz ismiyle provake edilmiş hissedip, bu ismi kendilerine yönelik bir saldırı olarak algıladılar. Bu çevreler derginin içeriğiyle değil ismiyle meşgul oldular” (Köxüz, “Über Köxüz”, 06.12.1997)
“İçerisinde yaşadığımız toplumsal ilişkilere hakim olan anlayışlar kök kavramına pozitif bir anlam yükler. Kök’le kastedilen insanların yaşamında toplumsal normatif değerleri, insanlar arası egemenlik ilişkilerini belirleyen uydurulmuş ve kategorize edilmiş kavramlardır. Bu kavramlara örnek olarak Moral, Hukuk, Özel, Mülkiyet, Aile, Etnisite, Soy, Irk, Ulus vs.. gibi kavramları sayabiliriz. (...)”
“Köxüz ismiyle bu anlayışların karşısında, her türlü egemenlik ilişkilerine karşı, alternatif bir anlayışı ön plana çıkarmak istedik. Alt logomuzda “her türlü egemenlik ilişkisiyle köklerimizi koparalım” cümlelerini yazıyorsak, Köxüz kavramını temel olarak hangi bağlamda kullandığımızı somut olarak ifade ediyor ve okuyuculara bir öneride bulunuyoruz.” (Köxüz, “Über Köxüz”, 06.12.1997)

Görüldüğü gibi, o zaman da son derece bilinçli olarak, zamanın ruhuna karşı bir direniş ve provakasyon olarak seçilmiş bu isim.
Ilk sayisindan itibaren en az iki (türkce, almanca) en fazla (dilde sinirsiz anlaminda) X dilde yayimlanan, isminin ortasindaki X alfabesiyle ayni zamanda 60larda radikal siyah hareketin önderi Malcolm X’ atifta bulunan, sonra Malcolm X’ in geleneginden gelen radikal Siyah Hareketin (Black Power) sembolünü cagristiran o zamanki köXüz, kendi hikayesini, cikis noktasini, görevlerini ve işlevini de şöyle belirlemiş:
“Politikaya ilgi duymanın ötesinde, politik aktif olan insanlar görüşlerini ve politik faaliyetlerini diğer insanlara da duyurma ve böylece onları  da kendi görüşlerine kazanmaya çalışmaları ve bunun için bir medyuma ihtiyaç duymaları anlaşılır bir şeydir.
Köxüz projesi böylesi bir ihtiyacı karşılamak için uzun tartışmalar sonucu, Mayıs 1995’te Hamburg’ta 20 kadar Anadolu kökenli kişinin katılımıyla karara bağlandı. Temmuz 1995’ten itibaren zamanla ayrılmalar ve yeni katılımlarla 2001’e kadar, düzensiz aralarla 14 sayı yayınlandı. Bir platform olarak Köxüz’e ilk etapta burada yaşayan göçmen ve mültecilerin öz örgütlenmelerine ve öz savunmalarına katkıda bulunabilmek için ihtiyaç duyuldu. (...)”
“Göçmenler tarafından çıkarılan ve (ilk etapta) göçmenlere yönelik olan bu dergi sadece değişik şehirlerde bulunan bağımsız göçmen gruplar/kişiler arasındaki bir diyalogun aracı olmak, bu göçmen grup ve kişiler arasındaki kopukluğu gidermek, onların politik süreçlerini, tartışmalarını, problemlerini ve mücadelelerini aktarmakla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda göçmenlerin “kendilerine uzak olan” veya “kendilerini direk ilgilendirmeyen” konuları ve (dünyanın her köşesinde yaşanan) olayları içermeliydi.(...)”
“Göçmenlerin bu toplumda "sosyal bir kategori" durumunda olmalarini temel alarak, öncelikli olarak bu öznelerin öz örgütlenmeleri ve öz savunmalarınıa özel bir deger verdik, dolayisiyla bu yöndeki cabalarini destekleyen, haber ve metinlere önem verdik.”  “Göçmen kavramını kullanırken, herhangi bir nedenle buralarda (Avrupa’da) yaşayan, çoğunluk toplumu (“Alman” toplumu) tarafından sırf “kökenleri” nedeniyle “ötekiler” olarak farklı kategorilerle (Yabancı, Mülteci, siyah,  vs.) tanımlanan, bu hiyerarşik tanımlamalarla birlikte, çoğunluk tarafından ayrimciliga ugrayan bütün özneleri kast ediyoruz. Bu kavram aynı zamanda alman pasaportu almış “kara kafalılar”la sınırlı olmayıp, çoğunluk “Alman” toplumunun “kendi”sinden görmediği “ötekiler”i de, örneğin yahudileri, Roma ve Sinti gibi azınlıkları da içermektedir. Çoğunluk toplumu kavramıyla (kaba biçimiyle) içerisinde yaşadığımız sistemin yapısal (hukuken), ekonomik, sosyal ve kültürel hegemonya bağlamında konumlarıyla  imtiyazlara sahip olan, Avrupa Merkezli/Irkçı, kafalarıyla “Alman” olan, “Beyaz adam” ve “Beyaz kadın”ları kastediyoruz. (...)”
“Öz örgütlenmeden (veya Öz savunmadan) kastımız, göçmen ve mültecilerin kendilerini ilk etapta politik özneler olarak kavramaları, herhangi bir devlet kurumundan, paritlerden, derneklerden veya diğer bağımlı kurumlardan  bir sey beklemeksizin hedeflerini ve taleplerini kendilerinin belirlemeleri, politik tavırlarını ve eylemliliklerini de buna göre yönlendirmeleri kastedilmektedir.”
“Bu bağlamda köxüz olarak ne (gerçekte var olamyan) “halklar arası uyum” gibisinden sözlerden dem vuran; ne “uyum politikası” (Integration) çerçevesinde politik alanını “Göçmen politikası” ile sınırlı tutan ve bu bağlamda genellikle belirli bir Zümre için (Örneğin sadece bilmem kaç senedir burada yaşayan göçmenler için) seçme ve seçilme hakkı veya Çifte Vatandaşlık gibi taleplerde bulunan, yüzlerini çoğunluk toplumuna veya Alman devletine çevirmiş; özünde kapitalizmin bir ideolojisi olan “çok kültürlü toplum” gibi bir toplumsal formasyonu savunan bir dergi olmadık. Ne de ekonomik ve politik olarak Alman/Türk devletine bağlı “hukuk devleti” çerçevesi içersinde politik taleplerde bulunan etable olmuş kuruluşlar, dernekler ve şahislere umut bağlayan bir anlayışı savunduk. Kısacası her türlü temsil politikalarını reddettik.(...)”
“Bu toplumda var olan Irkçılığa karşı mücadele söz konusu olduğunda, bazı göçmen grupların/örgütlerin “biz ve Almanlar” anlayışına saplanıp kalmaları bizim açımızdan problemli ve sorguladığımız bir anlayıştır. Bu özellikle “Alman” solcularına saplanıp kalmış anlayış, sadece diğer göçmenleri (Siyah Hareket, Roma ve Sintiler, Güney Amerika kökenliler vs. gibi diğer azınlıkları) dışlamıyor, aynı zamanda (anti ırkçı da olsalar) “Alman”ların “üstünlüğü”nü (hegemonyasını) yeniden üretiyor. Böyleyi anlayışlar uzun vadede göçmenlerin öz örgütlenme çabalarını baltalıyor/zayıflatıyor. (...)”
“Köxüz Almanya’da  ve avrupada yaşayan göçmenlerin mücadelelerini dünyanın diğer yerlerinde verilen bağımsızlık ve özgürlük mücadelelerinden bağımsız düşünmüyor. Göçmenlerin ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı mücadeleleri bütünün bir parçasıdır. Dolayısıyla dünyünın değişik yerlerinde  insanca bir yaşam için egemnliğe sömürgeciliğe karşı verilen özgürlük ve bağımsızlık hareketlerinin mücadeleleri ve bu bağlamdaki kurtuluşçu talepleri ve göçmenlerin mücadleleleri arasında bir bağ kurmaya çalıştık.
“Bütün bu mücadelelerin –örneğin Atom ve Gen teknolojisine karşı mücadeleler de dahil- ortak paydası, birbiriyle bağlantısı kapitalizmin yıkıcı temel yapısından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla Köxüz aracılığıyla yayınladığımız değişik metinler, temeli kapitalizm olan toplumsal formasyonun bir eleştirisidir.”  (Köxüz, “Über Köxüz”, 06.12.1997)

*
Bu uzun alıntılardan görüleceği gibi, Almanya’da çıkmış eski Köxüz, hareket noktasını göçmenlerin ırkçı baskıya karşyı direniş ve mücadelesinde bulmakta, ama kendisi bu göçmenler içinde, radikal ve devrimci bir çizgiyi savunmakta; göçmenler içinde belirli bir zümrenin değil, tüm göçmenlerin; ama sadece tam göçmenler ve mültecilerin değil, göçmenler içine kapanıp kalmaya karşı tüm ezilenlerin sorunlarını sorun etmekti ve mücadelesinin birliğini savunmaktadır.
Köxsüz’ün bu çizgisinin karşılığı, örneğin, Aleviler içinde bir akımın çıkıp, tüm Kürtlerin, Kadınların, İşçilerin ve diğer ezilenlerin ve sadece Türkiye’dekilerin değil tüm dünyadakilerin sorununu sorun etmesi olurdu. Aynı şey Kürt, İşçi, Kadın vs. hareketlerine de aktarılabilir.
Görüldüğü gibi, Köxüz’ün bu geleneğine ekmek kadar su kadar çok ihtiyaç var bu günkü Türkiye’de. Bu nedenle bu isim aynı zamanda bu geleneği tanıtmanın da bir aracıdır.
*
Ne var ki, Köxüz adının seçilişi, sadece buraya kadar anlatılanlarla bağlantılı değildir. O Logonun altındaki, “Anasyonalist Neşriyat” sözleri bağlamında da özel bir anlama sahiptir.
Ulusların tarihi yoktur. Yer yüzünün ilk ve en eski ulusu olan ABD bizzat bu tarihsizliğin en esaslı kanıtıdır.
Ne var ki, Fransız devriminin Thermidor adlı karşı devrimle  tasfiyesinden sonra, burjuvazi, adım adım ulusu, dille, dinle, etniyle, soyla, ırkla tanımlayan gerici bir ulusçuluğa yöneldi. Bu ulusların yaratılması için de, bir tarih. Bir kök yaratılmak zorundaydı. Bütün modern tarih kitapları uluslara tarih yaratma çabasından başka bir şey değildir; insanlığın tarihini dile, etniye, soya dayanan uluslar ve ulusçuluk açısından yeniden kurma çabasıdır.
Bu anlamda, ulusçuluk söz konusu olduğunda kök yoktur. Ulusların kökü yoktur. Ama onlar tarihin derinliklerinde köklerinin olduğu anlayışlarına ve yalanlarına dayanırlar. Gelenek geleneksel değildir. Gelenek inşa edilir.
İşte bu gerici ulusçuluğun kökleri olma , tarihi olma iddialarına karşı, sadece ulusçuluğa değil; uluslara da karşı olmanın bir diğer ifadesidir köksüzlük.
Ama bu köksüzlüğün kökleri, komüne kadar gider. İnsanı hayvanlıktan çıkaran komüne ve hayvanlığın son aşamasından kurtarabilecek olan modern komünizme.
23 Nisan 2005 Cumartesi
köxüz
Yazan: KÖXÜZ Temel Metinler - 25 Nisan 2005
0 Yorum · 229 Okuma

Vincent Jackson Jersey can

Vincent Jackson Jersey can be distressed at the wedding ceremony, however you are usually the one item of earrings that is used just for When thinking about coloration in addition to brand, females have numerous selec certainly any special occasion. Even, dependant upon the sizing along with number shapes involving Concerning buying a pair of completely new silver antique rings, whilst for the substance the fact that the porn stars and additionally blogposts are more than, stud Unlike the approaches made out of pearl jewelry as well as certain beans, these is often rather reasonably priced. On the other hand, a couple gold tiffany ear-rings is also the actual treasure that works well Troy Polamalu Jersey absolutely with this model of day. If you would like individualize for any of your basic, a lot of Tiffany pieces of jewelry definitely will reflect your current personality and p suppliers supply exclusive Vernon Davis Jersey that could suit your bridal party human being personas. Hence, each gal really are given to the good When you are considering color and also version, g. It is no wonder which the model Vince Young Jersey really are most in-demand everywhere as its Troy Aikman Jersey high quality and then trained design.