Skip to the navigation
.
Skip to the content
.
Köxüz Sitesi bundan sonra http://www.koxuz.net/anasayfa/ adresinde devam edecektir.
Anasayfa
Son Gelenler
Köşe Yazıları
Bloglar
Forumlar
Yorumlar
Kitaplar
Galeriler
Kontak
Linkler
Ana Sayfa
»
Anasayfa
Eski Köxüz'den Bir Belge: Geleceği ve Geçmişi Kurtarmak
Görüntüle
Düzenle
links
Başlık:
*
Kategoriler
Köşe Yazarları:
*
- Lütfen seçiniz -
A. Hicri İzgören
Abdullah Öcalan
Abdullah Korkmazhan
Ali Dehri
Avni
Ayhan Bilgen
Ayşe Günaysu
Çözüm Defteri
Öteki Tarih
Özgür Amed- Kurdocul İşler
Özgür Ünveren
Birol Dinçel
Cihan Erdoğan'ın Yazıları
Delil Karakoçan
Demir Küçükaydın
Deniz Tilyos
Erkan
Erol Özkoray
Esen Uslu
Esra Çiftçi
Faysal Özçift
Ferhan Umruk
Ferhat Arslan'ın Fotograf Çalışmaları
Ferhat Tunç
Fırat Aydınkaya
Garbis Altınoğlu
Gün Zileli
Günay Aslan
Hakan Akçura
Hakan Öztürk
Halil Savda'nın Yazıları
Haluk Gerger
Handan Çağlayan
Hasan Oğuz
Haşim Kutlu - Kızılbaş Meydanı
Hüseyin Aykol
Hüseyin Çelik
Hrant Dink
Kardeş Türküler
Köxüz
Kiraz Biçici
Koray Düzgören
Loqman Ehmed'in Çalışmaları
M. Şehmus Güzel
Medya Diyalog
Murat Çakır'ın Yazıları
Murat Kanatlı
Muzaffer Oruçoğlu
Mıgırdiç Margosyan
Ozan Değer
Ragıp Duran-Apoletli Medya
Ragıp Zarakolu
Ramazan Kaya
Sait Çetinoğlu
Salih Kadim
Sevan Nişanyan'ın Yazıları
Sezai Sarıoğlu
Tayfun Şen
Tayfun İşçi
Teslim Töre
Ulus Irkad
Uğur Kemal
Veysi Sarısözen
Yalçın Yusufoğlu
Yüksel Genç
Yıldırım Onat
Zeliha Akpınar
Şaban İba
Şeyhmus Diken
Köşe Yazarları burada kendi isimlerini seçmeli
Bölümler-Konular:
*
Gündem
-"Barış Süreci"
-"Kürt Sorunu"
-Anayasa Tartışmaları
-Avrupa Birliği
-Çatı Partisi Tartışmaları
-Büyük Ortadoğu Projesi
-İnsan Hakları
Politika
-Türkiye Politikası
-Ortadoğu Politikası
-Dünya Politikası
Ekonomi
-Dünya Ekonomisi
-Türkiye Ekonomisi
Sınıflar ve Partiler
Sosyal Hareketler
-Ulusal Hareketler
-Barış Hareketi
-İşçi Hareketi
-Çevre Hareketi
-Kadın Hareketi
-Gençlik Hareketi
Kültür ve Sanat
-Plasitk Sanatlar
-Sinema - Tiyatro
-Edebiyat
-Müzik
Dosyalar
-Hrant Dink Cinayeti
-Şemdinli
Linkler
Bilim ve Teknik
-Doğa Bilimleri
-Toplum Bilimleri
Yaşam - Günlük Hayat
-Medya
-Spor
Felsefe
Köxüz'den Yazılar
-Köxüz'ün Temel Metinleri
-Köxüz'den Mektup
-Köxüz Redaksiyonundan
-Köxüz'den Yorumlar
-Köxüz'ün Künyesi
Okurladan Yankılar
Lütfen yazınızın yer alacağı bölümü seçiniz.
Ana Metin:
<p>Evreni sayılar mı yönetiyor yoksa? Bugünkü modern – batı uygarlığının benimsediği takvime göre ikinci bin yılın bitişi, sanki ilahi bir sağ duyunun nehirleri kentlerin ortasından geçirmesi gibi, tam da bir tarihsel dönemin bitişine denk geliyor. İnsanlık tarihinde eşi benzeri olmamış bir kırılma çizgisi, bir fay, aynı zamanda, tarihin bütünü göz önüne alındığında pek önemli olmayan on yıllık bir hata payıyla, şiddet ve acıyla dolu yirminci yüzyılın ve ikinci bin yılın bitişiyle çakışıyor.<br /> Sayıların sihirli gücüne inanış, bütün antik uygarlıklarda görülür. Tek tanrılı dinler öncesi Mezopotamya, Mısır, Anadolu, Akdeniz uygarlıklar zincirinin son halkası eski Grek uygarlığında, Pisagorcular değil miydi evrenin hakiminin sayılar olduğuna inananlar. Bütün bu uygarlıklarda, diğerlerinin yanı sıra on ve katlarının daima özel bir anlamı olmadı mı?<br /> Uzak Asya'ya giden ticaret yollarının destanı Bin Bir Gece Masalları'nın adında, bin sayısının büyüsüne bir gönderme yok mudur?<br /> Bu gelenek aslında bir doğu dini olan Hıristiyanlık aracılığıyla, Avrupa'nın geleneğine de geçmedi mi? Avrupa Orta Çağında, dünya tarihi, Yaradılış, Sel, İbrahim'in Dönemi, Davud'un Dönemi, Babil Esareti, İsa'nın Doğumu gibi her biri bin yıl tutan dönemlere ayrılmamış mıydı? Ve ilk bin yılın sonunda, Avrupa Orta Çağında insanlar kıyameti beklemiyorlar mıydı, aynı dönemde doğu uygarlıkları yeni çiçeklenmelerini yaşarken ve örneğin İslam uygarlığı kendi takvimine göre ilk yüzyıllarındayken.<br /> İkinci bin yılın sonunda, geleceği kendisinden kurtarmanın konu olduğu, binin büyüsüne inanan geçmişin hiç mi izi yok bu yarışmada. Ve o geçmiş, kendisinden kurtarılacak gelecekten önce, üçüncü bin yılın kapısında karşımıza çıkıp, bizlere alaycı bir gülümsemeyle, kendisinden kaçılamayacak bir alın yazısı olduğunu hatırlatmıyor mu?<br /> ***<br /> Üstelik, bin yıl değişimiyle çakışan çağ değişimi, rakamların büyüsüne inanan mistisizme ölümden sonra yeniden bir diriliş yaşatan koşulları besliyor.<br /> Bütün uygarlıklar ve imparatorluklar, kendilerini ciddi olarak tehdit edebilen, bir maddi güce dayanan muhalefetlerle, gençliklerini solurken karşı karşıya gelirler. Ve bütün bu direnişleri öylesine şiddetle bastırırlar ki, artık gençlikleri bittiğinde, yatalak olduklarında, beyinleri skleroza uğradığında, ortada bu can çekişmeye, bu sürünüşe son verebilecek, ona bir merhamet atışı yapabilecek hiç bir güç kalmaz ortada. Silahlı ve isyancı partilerin yerini bir şeylerin değişebileceği inancının bittiği noktada mistik tarikatlar alır. Mistisizm çürümeye bir tepki ve kişisel düzeyde bir direnişin ifadesi olduğu kadar, bir uygarlığın çürüyüş döneminin de göstergesidir.<br /> Spartakist ayaklanmasında Roma henüz gençliğini yaşıyordu. Spartakistlerin yenilgisinden sonra hiç bir güç Roma'yı öylesine tehdit edemedi. Roma'nın çöküşüne, bir tür mistik direniş olan Hıristiyanlık eşlik etti.<br /> İslam uygarlığında da farklı olmadı. İlk bir kaç yüz yıl boyunca, bu uygarlık gençliğini yaşarken, aynı zamanda en güçlü halk ayaklanmaları, en güçlü kitlesel ihtilalci mezhepler ortalığı kaplamıştı. Ama sonunda öylesine yenildiler ve ezildiler ki, memnuniyetsizliğin kendisini dışa vurabileceği tek yer mistik tarikatlar oldu. Bundan sonra İslam alemini sufi, mistik tarikatlar doldurdu<br /> Eğer dışardan gelen "barbar" halklar olmasaydı, yatalak uygarlıklara ölüm vuruşu vurabilecek hiç bir güç kalmamıştı ortalıkta.<br /> Modern batı burjuva uygarlığı da pek farklı bir yol izlememiş görünüyor. Ona karşı da en ciddi derinişler ve tehditler, o tam da gençliğini yaşarken görüldü. 1848 devrimleri, Paris Komünü, Ekim Devrimi, Çin, Yugoslavya, Küba, 1968. Bütün bunlar ona gençliğini yaşadığı dönemde bir tehdit olarak tarih sahnesine çıktılar. Ama şimdi, artık tam da stabilize olduğu ve gençliğini yitirdiği dönemde, ona direnebilecek, ona bir tehdit oluşturabilecek hiç bir güç yok ortada. Mistisizm bir yeniden doğuş yaşıyor. Bizzat mistisizmin bu yayılışı, bir çağ bitişinin bir sonucu ve ifadesi değil mi?<br /> Eski uygarlıklar çağında, dünyada uygarlıklar henüz bütün yer yüzünü uygarlaştırmamışken, o uygarlık alanlarının dışında "barbar" halklar vardı o uygarlıklara son verebilecek, tarihin Gordiyos düğümlerini kesebilecek İskender'ler, Cengiz'ler Attila'lar vardı. Ama Coca Cola'nın satılmadığı bir tek köy bakkalının bile kalmadığı bugünkü yer yüzünde, bu çürüyen batı uygarlığına son verebilecek hiç bir güç kalmamış görülüyor.<br /> Ufo hikayeleri, artık dünyada kalmamış, Gordiyos düğümünü çözecek, uzaylı "barbarlara" bir davet değil mi? Ama artık "barbarlar" gelmeyecek. Ve bu uygarlık, yeni bir bin yılla birlikte girdiği bu çağda, kendisine bir ölüm vuruşu yapacak celladı arayacak, bulamayacak; sürünmeye ve çürümeye devam edecek.<br /> ***<br /> Bizzat bu yarışma sorusu bile, bu uygarlığın kaderinin bir sezişi, ondan kurtulmak için bir arayıştır. Geçmiş ve gelecek üzerine bin yıl bitişinin bu yarışma konusu da, tıpkı mistisizm gibi, bir çağ dönüşünün, yitirilmiş bir gençliğin lanetli damgasını taşıyor.<br /> Antik uygarlıklarda, hele doğrusal ve geçmişten geleceğe doğru bir ok şeklinde bir zaman anlayışının egemen olmadığı ya da hiç olmadığı geçmişte, geçmiş, erdemin, yiğitliğin, üstün ahlaki niteliklerin egemen olduğu bir altın çağ, bir cennettir. Roma hep ilk döneminin özlemiyle yaşamadı mı? İslam'da Ergin Halifeler Dönemi hep bir ideal olarak kalmadı mı? Homeros destanları, geçmişe ve geçmişin kahramanlarına bir övgü değil midir?<br /> Antik uygarlıklar, geçmişlerini yüceltirken pek de haksız sayılmazlar. O kahramanlık ve Erdem dolu dönemler, onların henüz uygarlaşmadıkları, kandaşlık ilişkilerinin egemen olduğu, sınıf bölünmelerinin ve zengin fakir farkının uygarlıktaki gibi uçurumlarla ayrılmadığı bir döneme denk düşer. Antik uygarlıkların geçmişi yüceltişlerinde ve şimdiyi bir çürüme olarak görmelerinde gerçekçi ve dürüst bir yan vardır.<br /> Geçmişin özlemle anıldığı antika uygarlıkların çürüme çağlarında dahi, geçmişten geleceği ve şimdiyi kurtarmak diye bir sorun düşünülemezdi bile.<br /> Modern burjuva uygarlığı, henüz gençliğini soluduğu dönemde, geçmişi bu şerefli yerinden alıp, eski Greklerin analık hukukundan babalık hukukuna geçerken, kadın tanrıları karanlıklar alemine itmesi, kötü ve korkunç olarak tasvir etmesi ve alt duruma geçirmesi gibi, lanetliler ülkesine yolladı.<br /> Geçmiş bir enkazdı, bir harabeydi; gelecek bir hazine. Geçmiş, kaçırılmış fırsatlarıydı insanlığın; gelecek olanaklar. Geçmiş kendisinden kurtulmaya çalışılan bir egemen, ezen; gelecek, geçmişin esaretinden bizler tarafından kurtulmayı bekleyen bir kurban. Geçmiş cehennemdi, gelecek cennet. Geçmiş bir geceydi, gelecek gün. Geçmiş, yer altının, ölüler ülkesinin tanrısı Osiris'di , gelecek güneşin ve ışığın tanrısı Ra. Geçmiş, masalların kötü kalpli kraliçesiydi, her sabah aynasına, benden güzeli var mı diye soran ve kendinden güzeli yok eden. Gelecek uyuyan güzel.<br /> Modern burjuva uygarlığı da, geçmişi lanetlerken pek haksız sayılmazdı, eski uygarlıkların geçmişi överken oldukları gibi. Modern uygarlık, çürüyen antik uygarlıkların humuslandırdığı topraktan birdenbire çıkan bir mantar gibiydi. O Çin'den Atlas okyanusuna kadar bir şeridi kaplayan binlerce yıllık uygarlıklar zinciri artık tam bir çürümeyi ifade ediyordu. Bu çürüme içindeki eski uygarlıklar, kendilerinin kahramanlık, yani uygarlık öncesi, uygarlık eşiği dönemleri kadar olsun, bir ideal ve örnek sunmaktan uzaktı modern kapitalist uygarlığa. Teknik ve bilimdeki gelişmeler ise tarihsel bir iyimserliği besliyordu.<br /> Böyle bir dönemde, gelecek geçmişin veya şimdinin kendisinden kurtarılacağı bir şey olarak tasavvur bile edilemez, böyle bir soru akla gelemezdi.<br /> Ancak, şu <em>"kısa yüzyıl"</em>da, şu <em>"aşırılıklar yüzyılı"</em>nda (Hobsbawm) insanlığın yaşadıkları, geçen yüzyılın geleceğe ilişkin bütün hayallerini gömdü. O çok umut bağlanan teknik, insanlık tarihinde eşi görülmemiş katliam ve acıların da aracı olabiliyordu. Atom yeryüzünde canlıların bile var oluşunu tehdit ediyordu. Doğaya egemen olma onun dengesini bozuyor, canlı yaşamın şartlarını bile tehdit ediyordu. Üretimdeki onca artışa, üretkenlikteki müthiş yükselişlere rağmen, insanlığın büyük bölümü, eskisinden de daha kötü koşullarda yaşıyor, her gün geçmiştekinden daha fazla çocuk ölüyordu. Maddi refah bile, sağlandığı yerlerde insanlara binlerce yıl boyunca aranmış mutlulukları vermekten uzaktı. Yalnızlık, izolasyon, zamansızlık, yabancılaşma, ilişkilerin, boş zamanların metalaşması, şiddetin yükselişi çok daha aşılmaz sorunlar olarak insanın karşısına dikiliyordu. Bütün bunlar, Aydınlanma döneminin iyimser bir gelecek beklentisine ölüm vuruşu oldular.<br /> Geçmişe anlamını veren gelecek hakkındaki beklentilerdir. Gelecek için umutları besleyen bir çağ, geçmişin algılanışını da değiştirir. Geçmiş, bütün olumsuzluklarına rağmen, mutlu bir gelecek için geçilmesi zorunlu bir aşama, geleceğin mutluluğu için bir kefaret, bir diyet, o mutluluk ülkesine giden zahmetli bir yol gibi görünür. Devrimler tarihin lokomotifleri olarak görünürler.<br /> Ama gelecek umut ışığını yitirdiğinde, bir mutluluk ülkesi vaat etmez göründüğünde, geçmiş, Tarih meleğinin gördükleri, hayata döndürmek istediği ölüler, yeniden birleştirmek istediği kırık parçalar, gelecek ise bu meleğin bir fırtına tarafından sürüklendiği yön olarak görülür. Ve gelecek sadece yeni yıkıntılar vaat eder. Devrimler, tarihin lokomotifleri değil, imdat frenleri olarak görünürler. (W. Benjamin)<br /> Böylece gelecek yitirildiği için geçmiş de yitirilmiştir artık. Yeni bir çağa ve bin yıla insanlık ne umut vadeden bir gelecek ne de özlem duyulabilecek bir geçmiş olmadan giriyor. Tam da bu ruh hali, bin yıl dönüşünün sorusunu belirliyor. Ancak geleceğin ve geçmişin yitirildiği bir çağın eşiğinde, geleceği ve geçmişi birbirinden kurtarmak akla gelebilir ve sorulabilir.<br /> Ve o gelecek artık öylesine bir lanetle damgalıdır ki, sahneye yalnızca kendisi çıkamamakta, kendisine yönelecek şiddeti ve laneti biraz olsun azaltabilmek, saptırabilmek için, kardeşi geçmişin çirkinliğinin ardına gizlenmektedir.<br /> Bu bağlamda, geleceği ve geçmişi birbirinden kurtarmak sorusu, felsefi kabuklarından ve imgelerden soyulduğunda, umut vadeden bir gelecek için, geleceği yeniden kazanabilmek için ne yapmak gerekir sorusundan başka bir anlama gelmez. Bu anlamda, programatik ve politik bir sorudur. Bizzat kendisi bir programdır.<br /> ***<br /> Sadece geçmiş ve geleceği mi yitirdik? Birde o geçmiş ve gelecek arasında, insan psikolojisi ve algılamasına göre üç saniyelik bir dönemi kapsadığı söylenen incecik bir zar gibi bir de şimdi var. İster bu psikolojik boyutuyla, ister çeşitli kriterlere göre tanımlanabilecek başka tarihsel ve sosyolojik boyutlarıyla bir de şimdi var.<br /> Bir zamanlar sadece şimdi vardı. Augustinius, sadece şimdide yaşadığımızı, ve bu şimdinin, <em>"geçmiş şeylerin şimdisi, şimdiki şeylerin şimdisi ve gelecek şeylerin şimdisi"</em> gibi boyutları olduğunu söylüyordu.<br /> Parisli isyancılar, ebedi olmasını istedikleri an için saatlere kurşun sıkıyorlardı. Bugün ise ne saatleri yıkmayı ve onlara kurşun sıkmayı düşünebilecek bir hayal gücümüz, ne de öyle durup ebedi olmasını isteyeceğimiz bir an var.<br /> Bir bakıma geçmiş ve gelecek yok olmuş ortalığı şimdi ele geçirmiş durumda. Haberleri bir sprinter gibi okuyan spiker, hava raporunu hızla geçip giden bir bahar yağmuru gibi anlatan metoorolog, son liste başı parçayı, çalacağı müzikten daha hızlı bir tempoyla tanıtan Disk Jokey, gazetelerin başlıkları, geçip giderken görülen reklam afişleri, her şey, tarihsiz ve geleceksizce bir an için yaşıyor ve yok oluyor, buhar olup uçuyor. Tıpkı ömürleri saniyenin bile çok küçük bir bölümü kadar süren radyoaktif reaksiyonlar sonucu ortaya çıkan tanecikler gibi. Sanki gelecek ve geçmiş yok olmuş durumda, her şey şimdi için var. Bir şimdi diktatörlüğü hüküm sürüyor.<br /> Ama şimdinin bu toplumsal egemenliği, kişi ve algılayışı açısından, şimdinin yitirilişinden başka bir şey değil. Hayat hiç bir zaman yaşanmamış, yaşanmayacak, tadına varılmamış şimdilerden oluşuyor. Her şimdi sadece bir sonraki randevu için var. Şimdi geleceğin bir hizmetçisi. Ama gelecekteki şimdilerde daha ötedeki bir geleceğin şimdileri. Bütün şimdi ve gelecek, daha hızlı, durmayalım düşeriz prensibine göre çalışan modern uygarlığın mihrabında kurban edilmiş durumda.<br /> Bu anlamda, geçmişi ve geleceği birbirinden kurtarmak, şimdiyi yeniden kazanabilmek demektir.<br /> ***<br /> Ne gelecek, ne geçmiş ne de şimdi kaldı. Her şeyi yitirmiş bulunuyoruz. Yitirdiklerimiz bu kadarla kalsaydı gene iyiydi. Umutsuz bir geleceğin gölgesinin vurduğu bir tarih bile yok artık elimizde, tarihin yıkıntıları bile çalınıyor.<br /> Modern toplumun tanrısı kar ise, dini ulustur. Tarihin gördüğü en etkili, en kanlı, en saçma illüzyon olan, yalan olan ulus ve ulusçuluk, sadece yıkıntılardan oluşan bir geçmişi bile insanlığa çok görüyor, onu gizlice çalıyor.<br /> Ulusların tarihi yoktur. Uluslar ve ulusçuluk, tıpkı bir vampir gibi, olmayan tarihini yaratmak için, kendi varlığını sürdürebilmek için insanlık tarihinin kanını emiyor, bütün tarihi kendisi gibi tarihsizleştiriyor.<br /> Bütün uluslarda, şimdinin tarihi o ulusal devletin ya da o devlete yol açan hareketin tarihiyle başlıyor. Böylece bir yandan uluslar tarihsizliklerini örtük bir şekilde itiraf ederlerken, diğer yandan da geniş anlamıyla Şimdiyi de sadece bir ulusal ilkeye tabi kılarak ve indirgeyerek, insanlığın elinden kapıyor. Tarihin geri kalanı ise, yine ulusal oluşumların hazırlanışlarının tarihi oluyor. Tarihi olmayan uluslar bütün insanlık tarihini işgal ediyorlar.<br /> Bütün ulusların tarihi yalanlar üzerine inşa edilmiştir. Tarih üzerine yazılan her şey o tarihsize, o soysuza bir tarih, bir soy sağlamaya hizmet etmektedir. Bu en açık biçimde, şu an inşa halindeki ulusun, Avrupa ulusunun tarihinin inşasında görülebilir. İsa'dan, Eski Greklere, Haçlı Seferlerinden otuz yıl savaşlarına, hatta ikinci ve birinci dünya savaşlarının boğazlaşmalarına kadar bütün tarih, sanki Avrupa ulusunun oluşumu yolunda geçilmesi zorunlu aşamalarmış gibi ele alınıyor. Tarih, ulusların ve ulusçunun yağmasına uğruyor ve onun unsurları ulusal tarihlerin inşalarında kullanılıyor. Artık geçmiş, sadece ulusların ve ulusçuların prizmasından bakınca vardır. Başka bir geçmiş yoktur, uluslar tarafından çalınmıştır.<br /> Bu anlamda geleceği geçmişten kurtarmak, geçmişi ulusların ve ulusçuluğun elinden kurtarmak demektir.<br /> ***<br /> Fakat sadece gelecek hiç bir umut vaat etmediği için yitirmedik geleceği ve geçmişi; sadece dayanılmaz sürati, ticarileşmesi ve yabancılaşması yüzünden yitirmedik şimdiyi; sadece uluslar ve ulusçuluk çaldığı için yitirmedik yıkıntılardan ibaret bile olsa tüm insanlığın geçmişini; ama aynı zamanda, unuttuğumuz için de, unutturulduğu için de yitirdik.<br /> Her hatırlama aynı zamanda başka bir şeylerin unutulması, unutulmaya terk edilmesidir; her olayın öne çıkarılışı, başka bir olayın arda itilişidir; her en açık gibi görünen tartışma, tartışılmayana karşı bir susuş komplosudur.<br /> Gerçek Tarih henüz yazılmamış olandır. Varolan tarih ezilenlere karşı bir susuş komplosudur. Tarih, galiplerin, üstün gelenlerin veya daha baştan üstün olanların tarihidir. Ve bu tarihte sadece iğrençlikler kalmaktadır. Uygarlıkların doğuşuyla birlikte, tarihi sadece iğrençlikler ve çöküş kaplamaktadır. Kahramanlık dönemlerinin tarihi kadar olsun, örnek alınacak bir erdem yoktur ortada. Böylece ezilenlere karşı bu komplo yüzünden insanlık da tarihinde örnek alacak hiç bir şey göremez olmakta; eski uygarlıklar kadar olsun, geçmişiyle barışık olamamaktadır. Geçmiş ezenlerin ve galiplerin tarihi olarak onlar tarafından yazıldığı için onurunu da yitirdi. Zafer sarhoşluğu içindeki modern batı uygarlığı, bu zaferini ebedi kılabilmek, başka olası bir dünyanın ve hayalin bütün anılarını hafızalardan silebilmek için, onun erdemli yanını unutuyor ve unutturuyor.<br /> Tarih sadece Konsantrasyon kampları değildir ona karşı direnenlerdir de. Sadece savaşlar değildir; barış için savaşanlar, asker kaçaklarıdır; sadece uzlaşanlar, eyyam efendileri, teslim olanlar değildir; uzlaşmayanlar, direnenlerdir. Sadece galiplerin zafer arabasına bağladığı yığınların tarihi değildir, bir inancı sürdüren marjinal, küçük grupların da tarihidir; sadece kilisenin değil, Katarların da tarihidir; sadece engizitörler yoktur, engizitörlerin yaktığı ateşte yanarak ışık verenler de vardır; sadece çürüyen Abbasi ve Emevi halifeleri yoktur, Nesimi'ler, Hallacı Mansur'lar da vardır.<br /> Tarihin bütün dikkati ve enerjisi, geçmiş üzerine bütün bildiklerimiz hep birinciler üzerine odaklanmıştır, diğerleri unutulmaya ve unutturulmaya terk edilmiştir. Ama onlar hep vardılar, varlar ve var olacaklar. Nasıl her şeylere kadir tanrı bir topal şeytanla baş edemez, onu yok edemez ise öyle. O şeytanların da bir tarihi var ve yazılmamış gerçek tarih, bizlerden çalınan geçmiş, o şeytanların tarihidir.<br /> Bu anlamda geleceği geçmişten kurtarmak, o unutulan geçmişi hatırlamak, geçmişe erdemli ve yiğit yanını geri vermek, kazandırmak demektir. Tarihle barışmak demektir.<br /> ***<br /> Bir an için geleceği bir yana bırakalım. Unutulmuş ve çalınmış bir geçmiş ve yaşamadığımız bir şimdi var. Geleceği geçmişten kurtarmak için, unutulmuşu hatırlamak, çalınmışı geri almak, yaşanamayanı yaşayabilir olmak gerekiyor.<br /> Unutulmuşu hatırlamak, çalınmışı geri almak, yaşanmayan şimdiyi yeniden kazanabilmek için ne yapmak gerekiyor? Şimdiyi tekrar kazanmaktan başlanabilir. Niçin ve nasıl yitirildi şimdi?<br /> Nedir böylesine ne insan biyolojisinin ne de doğanın ritmini takmadan, saatlerden saniyelere, saniyelerden nano saniyelere doğru, müthiş bir hızla hayatı kıyma eden. Zamanı çalan ve bizleri zamansızlığa mahkum eden?<br /> Eğer bir metaın değerini içinde yoğunlaşmış emek belirliyorsa, bunun tek ölçüsü de zaman ise, ve ödenmemiş emek miktarı ölçüsünde artı değer ve kar artıyorsa, ve ancak daha çok kar ettikçe ayakta kalabiliyorsa sermaye; sermaye ancak daha hızla devir ettiği takdirde, kar oranlarında bir yükseliş sağlanabiliyorsa; makineler ancak, durmaksızın ve en hızlı tempoyla çalıştıkları takdirde daha verimli oluyorlarsa, yani üretim sisteminin mantığı, kişilerin iradesinden ve isteğinden bağımsız olarak bunu gerektiriyorsa; bu nedenle bu modern batı uygarlığı durmayalım düşeriz, daima daha hızlı ve daima daha çok diye yazmışsa; zamanı ve şimdiyi yeniden kazanmak bu kara dayanan anarşik üretim, değişim ve tüketim sistemini yok etmeden mümkün olabilir mi? Ama bu sistemi yok etmek ise, kar yerine insanların ihtiyaçlarını; daha çok ve daha hızlı yerine; daha yavaş ve daha az yabancılaşmış emekli zaman diyen; karı değil insanı merkeze koyan bir sistem kurmak; dokunulmaz kutsal, bugünkü batı uygarlığının temelini oluşturan özel mülkiyete dokunmadan olabilir mi? Şimdiyi, yeniden kazanmak, sadece sürat boyutuyla bile, batı uygarlığının temelini oluşturan modern sermayenin temellerini dinamitlemek demektir. Şimdiyi kazanmak biçimindeki bu masum istek, bu son derece insani arzu, bugünkü sistemin duvarlarına çarpmak zorundadır.<br /> Ya o hızla geçen zamanın, yaşanmayan şimdinin içeriğine gelince; her şeyin metalaşması yol açmıyor mu insan ilişkilerindeki metalaşmaya, soğukluğa ve yalnızlığa; sadece üretken işgücü, artı değer üreten bir iş gücü önemli olduğu için değil mi, çocukların okul ve kreş gettolarında çocukluklarını yaşamadan, eski Çin'de kadınların ayaklarının daha küçük yaşta kalıba vurulmaları gibi, sermayenin ve pazarın isteğine ve ihtiyaçlarına uygun formlara sokulmaları. Ve aynı nedenle kapatılmıyor mu, artık artı değer üretemeyecek olanlar yaşlılar evi denen gettolara. Sırf daha yüksek kar oranları değil mi, böylesine akıl almaz süratle gerçekleşen teknik değişikliklerin nedeni. Ve o teknik değişiklikler, sadece henüz fiziksel bir yıpranmaya uğramadan, makineleri moral yıpranmaya uğratmakla kalmıyor, insanları, özellikle yaşlıları da modeli geçmiş makineler gibi çöplüğe atmıyor mu?. Böylece çocukluk, gençlik ve yaşlılık, bir stres ya da gereksizlik duygusu içinde yaşanmadan yaşanıyor. Olgunluk ise, yani ücretli olarak çalışılan dönem ise, ya müthiş bir tempo içinde yabancılaşmış emek olarak, yani yaşanmamış bir hayat olarak, ya da onun yeniden üretimi için uyumak, yemek gibi işlerle geçiyor. Geriye kalan boş zamanlar ise, ticarileşmiş, soğuk, yalnız ve sevgisiz olarak uçup gidiyor. Bu sefaletin turizmden evlere, aşktan seksüel ilişkilere kadar daha nice yanından söz edilebilir.<br /> İşin ilginci, bütün o "üçüncü dünya"nın sefaletinin, yani batı uygarlığının kasapları, manavları, bakkalları, hizmetçileri ve bordelleri olmaya mahkum edilmelerinin nedeni, o fiziki yoksulluğun nedeni, şu batı uygarlığının çocukluğunu, gençliğini, yaşlılığını yaşayamayan, erginliğini ise yabancılaşmış emek ve onun yeniden üretimiyle geçiren, geri kalan küçücük boş zamanı da ticarileşmiş, soğuk ve yalnızlığa mahkum olmuş çalışanlarının iş gücünün yeniden üretiminin fiyatını düşük tutmak ve dolayısıyla artı değer ve kar oranlarında yükseliş sağlamaktan başka bir şey değildir. Manevi olarak savunmaya bile değmeyecek bir hayat için, insanlığın dörtte üçünün ölüme ve acıya mahkum edilmesi.<br /> Fakir ülkelerdeki maddi ve zengin ülkelerdeki manevi sefaleti yok etmek isteyen her girişim, biraz olsun sorunun nedenlerine girdiği an karşısında, şu özel mülkiyete, kara, her şeyin metalaşmasına dayanan bugünkü batı uygarlığının temellerini görmek ve onlara yönelmek zorundadır. Bu yöneliş ise karşısında, şaşmaz bir şekilde sermayenin fiziksel gücünü ve baskı araçlarını bulur.<br /> Ama hayal gücünü ve umudunu yitirmiş bir insanlık, bu durumun nedenini çok iyi bildiği ve gördüğü halde bu temellere yönelemiyor. Eleştirisinin sonuçlarından korkuyor, son sözünü yutuyor ve geriye adım atıyor. Bütün dünyadaki aydınlar, düşünce adamları, bu maddi ve manevi sefaleti her yönüyle, en sanatsal ve çarpıcı ifadeleriyle ele alıp anlatıyorlar. Ama nedenler konusuna gelince diller tutuluyor. Bu tutuluşun ardında, uygarlığın bu çürüyüşüne son verecek bir gücün görülmemesi yatıyor. Ortada bu tasvir ve eleştirilerin gerektirdiği çıkarsamaları yapmak için cesaretlendirici bir güç yok. O zaman da umutsuzluk sonunda teslimiyete yol açıyor. Teslimiyet kendine saygının yitirilmesine yol açıyor. O zaman da unutmaya ve unutturmaya çalışıyor ve sistemin suç ortaklarına, kapolarına dönüşüyor. Kurbanlar cellatlarının iş birlikçiliğine soyunuyor.<br /> Niye mümkün olmasın, insan ihtiyaçlarına, doğanın ve insan biyolojisinin ritmine göre insanların özgürce ve demokratik olarak planladıkları bir üretim, değişim ve dağılım sistemi. İnsan bu kadar yeteneksiz midir? Bu insana güvensizlik değil midir? Yıkılmış, sözüm ona planlı denen bürokratik keyfilik ekonomileri bunun olanaksızlığının bir kanıtı olarak gösterilebilir mi? İnsanlık bu kadar yeteneksiz değildir. Ama bunun için önce hayal edebilmek, var olanın kader olmadığını, başka yollar da olabileceğini düşünmeye cesaret etmek gerekiyor. Ancak o zaman şimdiyi yeniden kazanabiliriz.<br /> ***<br /> Ya bizden ulusun ve ulusçuların çaldığı geçmiş. Onu nasıl kazanabiliriz?<br /> Daha iki yüz yıl kadar önce, kendilerini ulus olarak tanımlayan devletler, Atlas okyanusunun iki kıyısında, insanlığın çok küçük bir bölümünü kapsayan topluluklardan ibaretti. İnsanların büyük çoğunluğu için, ulusçuluğun anladığı anlamda bir ulustan olmanın bir anlamı yoktu ve böyle bir problem bile bilinmiyordu. Ama bu gün yeryüzünde, bir tek santimerte kare toprak kalmamıştır ki bir ulusal devlete dahil olmasın, bir tek bile insan yoktur ulusu olmayan. Ulusu olmayan bir insanı düşünmek, çağdaş hayal gücünü aşırı zorlamak olur, nasıl gölgesiz bir insan olamazsa, ulussuz da olamaz (E. Gellner).<br /> Ama daha yakın zamana kadar insanlar için bir ulustan olmak, kültürel ya da soysal bir yakınlığı ifade etmekten başka bir anlam taşımazdı<em>. "Ulusal birimle, siyasal birimin çakışması gerektiği"</em> (E. Gellner) yolundaki ulusçuluğun anlayışı, akla bile gelmezdi, Bugün, şu ya da bu soydan, şu ya da bu aşiretten olmanın siyasal bir anlamı olmadığı gibi bir anlama sahipti bir ulustan olmak.<br /> Belki bu uygarlığın gençliğini yaşadığı çağda insanlığın hayrına olmuş bu ulus ilkesi ve ulusçuluk, modern uygarlığın dini, globalleşen bir dünyada, sadece bir apartheit sisteminin dayanağı olabilir. Güney Afrika'da klasik aphartheit biterken, dünya ölçüsünde bir apartheit sistemi kurulmuş bulunuyor. Yer yüzünün beyazları, Amerika, Avrupa, Japonya, Avustralya gibi ülkelerin ulusları, yer yüzünün siyahlarını, "Üçüncü dünya" denilen rezervuara hapsediyor. Amerika, Çin setti benzeri yüksek teknolojili duvarlar örüyor, Meksika'nın kuzeyine, Benzerini Avrupa başka biçimlerde Asya'nın Batısına ve Afrika'nın kuzeyine yapıyor. Rezervuara hapsedilenler ve rezervuar yapılan alan öylesine büyük ki, bu duvarların bir rezervuarın etrafındaki çitler olduğunu kavramak için hayal gücünü zorlamak, anlayışlarda bir Kopernik devrimi yapmak gerekiyor.<br /> Örülen duvarlar, beyazların etrafına değil, siyahların etrafına örülmektedir, ama bu siyahlar öylesine büyük ve çoktur ki, ilk bakışta bu görülememektedir. Bu rezervuar koskoca bir hapishanedir ve oradan artık kimsenin kaçmasına müsaade edilmemektedir. Kaçmaya kalkanlar, ya hapishane yapılmış adalardan kaçmaya kalkanlar gibi, nehirlerde ve denizlerde boğulmakta, balıklara yem olmakta, ya da dağlarda donmakta, ya da duvarlara takılıp kalmaktadırlar. Bu hapishanenin sahibi beyazlar ise, turist olarak iş gücünü daha ucuza yeniden üretmek için,istedikleri zaman oraya girip çıkabilmekte ya da politikacı ve iş adamı olarak, istedikleri zaman ve biçimde bu hapishaneyi kontrol edebilmektedirler. Beyazların idare binasına ise sadece hapishanedeki iş birlikçilerinin çıkma hakları oluyor. Bazen de idare binasının bazı temizlik gibi bazı ihtiyaçları için bazı siyah mahkumların orada bir parya olarak çalışmasına müsaade ediliyor. Bu sistemin bir tek adı vardır: Apartheit. Ama ulus ilkesinin ve ulusal devletlerin egemenliği, bunun sorgulanmasızca kabul edilmişliği, bir ırkçılık olduğunun görülmesini engelliyor. Ulus ve ulusçuluğa son verilmeden ise bu apartheit sistemi yok edilemez.<br /> Ama bu sistem, ulus ilkesine ve ulusal devletlere dayandığı ve artık insanlık, ulusun dışında bir varoluş tarzını unuttuğu ve hayal bile edemediği için, bu sistemin kurbanlarınca, yani siyahlarca bile, sistemin korkunçluğu, akıl ve insanlık dışılığı görülemiyor ve bir itiraz getirilemiyor. Gerçekliğin tam bir kavranışı ancak hayallerin aynasında olabilir. Bu nedenle, sistemin kurbanlarının bile önce hayal görmeye bunun için de hayal gücüne ihtiyacı var.<br /> Batı uygarlığı, bir yandan globalleşir ve globalleşmeden söz ederken, sermaye ve karlar ve mallar hiç bir sınır tanımadan dünyanın her yerine kolaylıkla geçebilirken iş gücünün ve insanların serbest dolaşımının önüne koyulan ulusal devletin sınırlarının akıl ve insanlık dışılığını gizlemek için, çok kültürlülük ya da etniklik diye bir yalan uyduruyor. Ama bu gizleme çabası, ulus ilkesine dayanan devletin gereksizliğinin de üstü örtük bir itirafından başka bir şey değildir.<br /> Çok kültürlülük bir aldatmacadır, daha doğrusu, batı uygarlığının kendi kültür anlayışını, tanımını, diğer kültürlere dayatmasıdır. Diğer kültürlerin kültür anlayışlarının ve tanımlarının baskı altına alınmasıdır. Kültürel olan bu tanımda, siyasi anlamı olmayandır. Yemektir örneğin, giyimdir, günlük hayata ilişkin kimi alışkanlıklardır, konuştuğunuz dildir. Ama biri çıkıp, benim kültürümde devlet yok, benim kültürümde bir ulustan olmak diye bir kavram yok, benim kültürümde saniyeler dakikalar yok, benim kültürümde özel mülkiyet yok, benim kültürümde polis yok, benim kültürümde mahkemeler yok diyemez. Bunları dediği an, çok kültürlülük efsanesi biter, söyleyen soluğu caza evinde ya da tımarhanede alır. Çok kültürlülük, ulus ilkesine dayanan devletleri kurtarmak için çıkarılmış, batı uygarlığının kültür anlayışının diktatörlüğüdür.<br /> Avrupa uygarlığının kültür karşısındaki tutumu, dinler karşısındaki tutumuna benzer. Bu uygarlıkta din, kişinin bir vicdan ve inanç sorunu olarak tanımlanmış, ve en ideal biçimlerinde tümüyle politik alanın dışına itilmiştir. Ama bu aslında, diğer dinlerin din anlayışları üzerinde bir diktatörlüktür. Örneğin sıradan halk İslam'ı değil, politik İslam, ya da Şeriatın tanımladığı İslam, tıpkı ulusçuluğun, siyasal birimle ulusal birimin çakışmasını ön görmesi gibi, siyasal birimle din biriminin çakışmasını ön görür. Bu anlayış karşısında batı uygarlığının din anlayışı bir diktatörlüktür, ona izin veremez çünkü. Bunun tersi de doğrudur, politik İslam da, dini kişinin vicdan ve inanç sorunu olarak, politik alanın dışında anlayan yaklaşım üzerinde bir diktatörlüktür. Bunlar uzlaşmazlar. Aynı şekilde başka kültürlerin kültür tanımları karşısında da aynı durum vardır. Bir kültürün siyasal alan içinde gördüğünü, diğer kültür görmüyorsa, bunlardan birinin geçerliliği diğeri üzerinde diktatörlüktür. Çoğulculuk, çok kültürlülük, demokrasi, çok renklilik gibi kavramlar bu diktatörlüğü gizlemeye yarayan ideolojik araçlardır.<br /> Ceza suçun cinsinden olmalıdır. Göze göz, dişe diş. Madem ki batı uygarlığı, dini ve kültürü öyle tanımlıyor ve politik alanın dışına itiyor, ona da bu uygarlığın dini olan ulus ilkesine ve ulusçuluğa niye aynı ceza verilmesin? Batı uygarlığının ufkunun ötesinde başka bir uygarlığın hayali, işe, batı uygarlığının dini olan ulus ilkesinden başlamak zorunda değil mi?<br /> Bugün dünyadaki bütün devletler, var olan ve var olmaya çalışan bütün devletler, hepsi, ulusal birimin politik birimle çakışması anlayışına göre kurulmuş bulunuyor. Tıpkı bir şeriat devletinde, dinsel birimle politik birimin çakışmasında olduğu gibi. Aslında bugün bütün dünya, ulus ilkesi açısından şeriat devletleri tarafından ele geçirilmiş bulunuyor. İnsanların dinsiz olma hakkı var ama ulussuz olma hakkı yok örneğin. Üç kişi bir araya gelip bir din ya da tarikat kurabilir ama bir ulus kuramaz. Çünkü ulusçunun ulus anlayışı, ulusal birimle siyasal birimin çakışmasını öngörür.<br /> Ulusçuluğun ulus anlayışını kabul etmek için hiç bir neden yok ortada, aksine 80'li yılların başından beri, ulus ve ulusçuluk alanındaki anlayışında devrim yapmış kitapların hepsi, ulusçuluğun ulustan önce geldiğinin, varoluşu bakımından sınıflara değil örneğin dinlere benzediğinin kanıtlarıyla doludur.<br /> Bu anlayışı reddetmek enternasyonalizmle de olamaz ve enternasyonalizm değildir.<br /> Enternasyonalizm, ulusçuluğun ulus anlayışını reddetmez, dışlamaz, onu olduğu gibi kabul eder ona dayanır ve onu yeniden üretir. Onun içindir ki, yeryüzündeki ulusların çoğunu enternasyonalistler yaratmışlardır. Ulusun ne olduğunu ulusçulardan öğrenemezsiniz derler, enternasyonalistlerden de öğrenemezsiniz.<br /> Tıpkı tanrısızlık ya da dinsizlik gibi, ulussuz olma hakkını savunan bir anlayış, ki bu anlayış otomatik olarak siyasal olanla ulusal olanın çakışması gerektiği anlayışını reddetmek zorundadır, ulusların ve ulusçuluğun mezar kazıcısı olabilir. Böyle bir anlayış, ulusu siyasal alanın dışına iterek, isteyene istediği ulusu kurma, girme, çıkma, ulussuz olma hakkını sağlayabilir. Ulus kişisel bir seçim, din gibi bir inanç sorunu veya , tıpkı, bugün kültürün tanımlandığı gibi bir kültür sorunu olur.<br /> Elbette böyle bir yaklaşım, ulusal olanla politik olanın çakışmasını reddeden ve ulusal olanı, tıpkı daha iki yüz yıl önce insanlığın çoğunda olduğu gibi, politik alanın dışına iten yaklaşım, ulusçunun yaklaşımı üzerinde bir diktatörlüktür. Ama bugün bütün dünyaya egemen olan ulusçuluğun anlayışı da, diğeri üzerinde bir diktatörlük.<br /> ***<br /> Ulusların bir araya gelip çok uluslu birlikler (Avrupa Birliği) ya da uluslar üstü (Birleşmiş Milletler) birlikler kurması, ulusçuluğu yok etmez, sadece güçlendirir ve görünmesini gizler, daha büyük ve güçlü olarak başka bir isimle yeniden üretir, ulusal olanla politik olanın çakışmasını sorgulamaz.<br /> Ulusların aralarındaki çatışmaların, uluslar arasındaki yakınlaşmalarla; uluslar arası örgütlenmelerle; ulusçunun anladığı biçimiyle ulus ilkesini ret etmeyen, dışlamayan ama yeniden üreten mekanizmalarla kaybolacağı inancı çocuksudur ve hiç bir tarihsel tecrübe bunu desteklemez. Ulusçunun ulus anlayışını ret eden, onu dışlayan, onun üzerinde bir diktatörlük oluşturan, başka bir ilke ancak bugün insanlığı apartheit sisteminden kurtarıp, ulusal çatışmalara son verebilir.<br /> Bu, bir tarihsel analojiyle daha kolay anlaşılabilir. İslamiyet öncesi dönemde, insanlar Arap yarımadasında aşiretlere göre örgütlenmişlerdi. Geçerli ilke, soy kardeşliği, kan kardeşliği idi, tabiri caiz ise, siyasal olan kan ve soyla belirleniyordu. Muhammet, bu aşiretleri birleştirmeye, birleşmiş milletler ya da Avrupa birliği gibi, aşiret birlikleri ya da federasyonları gibi yollar denemedi, o kandaşlık ilişkisi ve ilkesinin yerine başka bir ilkeyi getirdi, kan kardeşliği yerine din kardeşliği. Ancak böylece her aşiretin içindeki din kardeşliği ilkesini kabul edenler, kan kardeşliği ilkesini kabul edenlere karşı başka bir ilkeyi dayattılar.<br /> Diğer bir örnek, modern batı uygarlığının tarihinden verilebilir. Burjuvazi, ilk muhalefetini dinsel biçimler içinde örgütledi. Bu biçimler içinde kaldığı sürece, tüm insanlığı, tüm dinleri etkisi altına alabilecek bir uygarlık geliştiremezdi burjuvazi. Hıristiyanlığın hangi yorumunun daha doğru olduğu, bir Müslüman ya da bir Budist için hiç bir şey ifade etmez ve anlaşılmaz kalırdı. Burjuvazi, Muhammet'in aşiretler kardeşliği ya da federasyonu denememesi gibi, bir dinler birliği ve kardeşliği de denemedi. Burjuvazi, bütün antik uygarlıkların ve dinlerin dayandıkları ilkeleri dışlayan, geçersiz kılan ve onlar üzerinde bir diktatörlük oluşturan bambaşka bir ilke ile, örneğin ulus ilkesi ile onlar üzerinde kesin bir zafer kazandı. Burjuvazi, bütün dinleri, antik uygarlıkları ve aşiretleri, tıpkı Muhammet'in bir zamanlar, din kardeşliği ilkesiyle yapabildiği, yani kardeşleri siperlerin karşı taraflarına sürebilmesi gibi, ulus kardeşliği ilkesiyle, din ve kan kardeşlerini birbirine karşı sürüp ekonomik gücüne dayanan zaferini ideolojik olarak pekiştirebildi. Modern uygarlık, ancak, başka bir ilkeye dayanarak, her din ve kandaşlık birliğinin içinden yığın yığın gönüllü savunucular bulabildi.<br /> Ulusçuluğun sonu da böyle olabilir. Ulus ilkesini ret eden, boş düşüren, onu dinlerle aynı kefeye ve gerçek yerine koyan bir ilke, bizden tarihi ve günümüzü çalan; insanlığın bir apartheit sistemine mahkum eden ulusal devletlerin sonunu getirebilir. Her ulus içinde, ulusal olanla politik olanın çakışması gerektiğini savunanlarla, bunun kişisel bir tercih sorunu olması gerektiğini savunanlar arasında bir bölünme olmadıkça ve ikincileri birincilere üstün gelmedikçe, çalınmış geçmişi yeniden kazanmak ve geleceği geçmişin lanetinden kurtarmak mümkün olamaz.<br /> Modern uygarlığın dini ulusçuluk ya da onun heretik karşıtı enternasyonalizm, klasik dinler kadar olsun böyle bir eleştiri ve bakış karşısında dayanacak güçte değildir. O insan varlığına ilişkin temel soruları ne sorar ne de ona bir cevap arar. Sanıldığından çok daha güçsüzdür.<br /> Burada bütün sorun bunun olabileceğini düşünmek, bunu hayal edebilmekte. Var olanın ufku dışından ona bakabilmekte.<br /> ***<br /> O halde hayal görmeliyiz.<br /> Ama hayal görmeyi bile unutmuş bulunuyoruz. Hayal görmeyi de unuttuğumuza göre, onu yeniden hatırlamak, sanki ağır bir ameliyat ve uzun bir yatalaklık döneminden sonra bir hastanın yeniden yürümeyi öğrenmesi gibi, hayal görme çalışmaları yapmamız, tembelleşmiş kasların itaatsizliğine son vermemiz, yol açtıkları acılara dayanmamız gerekiyor.<br /> Tabakhanede çalışan işçiler gibi burnumuz ufunetin kokusunu almaz olmuş durumda. O pislik kokusunu tekrar fark edebilir olmak için, önce temiz bir havaya gerek var. Bu temiz havayı ancak hayaller sağlayabilir. Ancak hayallerin ışığı altında gerçekliğin akıl ve insanlık dışılığı daha iyi görülebilir, onun daha derin bir kavranışına ulaşılabilir.<br /> Herkes, kuyuya düşmemek için önüne bakıyor, kimse yıldızlara bakmayı aklından geçirmiyor bile. Kafalar yukarıya kaldırılsa, kuyunun ağzı görülebilecek ve belki o zaman kuyudan çıkma çabasına girilebilecek. Hayallerin ufku olmaksızın gerçekliğin daha tam bir kavranışı olamaz.<br /> ***<br /> Gerçekliğin hayallerin ışığında gerçekçi bir değerlendirilişi ise şunu gösterir: durum umutsuzdur. Öylesine umutsuzdur ki artık ciddi bile değildir.<br /> Belki çoktan insanın var oluşunu sağlayan koşullar tahrip oldu geri dönüşsüzce. Bir gökdelenin tepesinden aşağı düşene yere çakıldığı ana kadar bir şey olmaz, belki insanlık bu durumda.<br /> Paraşütün ipini çekecek, ya da uçuruma doğru hızla giden trenin imdat frenini çekecek bir güç de görülmüyor ortada. Tarihin tersinden açılan yumağının yol açtığı Gordiyos düğümünü kesecek, İskenderler de yok artık. Modern uygarlık bütün insanlığı kendi zafer arabasına bağlamış, geçmişi çalmış, unutmuş ve unutturmuş.<br /> Yapılacak ilk iş, durumun böyle olduğunu görmektir, durum hakkında sahte umutlar ve hayaller yaymamaktır. Durumun umutsuzluğu görülmeli ve gerçeğin gözlerinin içine cesaretle bakılabilmeli. Gerçekliği görebilmek için hayal görebilmek; umutsuzluğu görebilmek için gerçekçi olmak gerekiyor.<br /> Hiç bir umudun ve kaybedecek bir şeyin olmaması; bunun görülmesi ve kabulü çok sağlam bir hareket noktası sağlar. Çok radikal ve eleştirel bir tutumun koşullarını sağlar. Bu radikalizm yine aynı ölçüde radikal; ne umuda, ne başarıya bir referans noktası olarak bakmayan bir ahlaki tavır alış gerektirir.<br /> Ezen var ezilen var, galip var mağlup var, üstteki var, alttaki var, kadın var erkek var, siyah var, beyaz var. Bunlarda hep lanetlilerden yana olmak gerekir, hep öyle olmaya çalışmak gerekir; tarihin ve geleceğin, baskının ve sömürünün olmadığı bir dünya için bir olanak vaat edip etmediğinin önemi yoktur. Gişenin ve barikatın bu tarafında olmak, ahlaki bir ilke olmalı. İnsan hayatına anlam veren şey, onun amacıdır. Amaç ise, sömürüsüz ve baskısız bir dünyaya ulaşabilmek içir azami olanı yapmaktan başka bir şey olamaz.<br /> Hayal gücüyle gerçekliğin rezaletinin kavranışı; gerçekçilikle umutsuzluğun kabulü ve umut ve umutsuzluğa bir anlam yüklemeyen ahlaki bir seçimle konumun belirlenişi.<br /> Gerekçesini insanlığın umutsuz durumundan ve ahlaki bir seçimden alan böyle bir tavrın, bir zafer beklentisine bile ihtiyacı yoktur. Tarihte eğer ezilenlerin kurtuluşu yolunda zaman zaman bir parça ilerlemeler kaydedildiyse, bunlar zafer kazananlar değil, yenilenler sayesinde olmuştur. Kurtuluşa azami katkı, çoğu kez yenilgiyi gerektirmiştir, zaferi değil. Zaferi kazanan kilisenin değil, onun yaktıklarının, cadıların örneğin daha çok katkısı vardır insanlığın kurtuluşuna.<br /> Bir zafer bile beklemeyen, umutsuz bur durumdan yola çıkan ve umudu bile olmayan bir tavır olabilir ancak umudun kendisi.<br /> Kaos teorilerinde kullanılan bir metafora göre, Çin'deki bir kelebeğin kanat çırpışı, Amerika'da bir kasırgaya yol açabilir. Açar değil açabilir. Bu küçük küçücük de olsa bir olanaktır. O halde yapılacak iş bellidir. Çin'deki bir kelebeğin kanat çırpışı olmak.<br /> ***<br /> Yaşanan tarih yaşanması zorunlu bir tarih değildir. Bugünkü tarih olası tarihlerden sadece biridir. Tarihin bugünkü yolunu zorunlu olarak kat ettiğine dair hiç bir kesin toplumsal yasa yoktur. Sadece toplum değil, doğa tarihi için bile geçerlidir bu durum. Daima başka olanaklar vardır.<br /> Bugünkü evren, muhtemelen olası evrenlerden sadece biridir. Belki o başka olası evrenler bile var evrenimizin dışında. Ama bu fikir şöyle de ifade edilebilir. Eğer Big Bang'tan bu güne, evrenin tarihinin kaseti ya da filmi yeniden oynatılsaydı, aynı filmin görüleceğinin hiç bir garantisi yoktur. Bugünkünden bambaşka özellikleri olan başka yapı taşlarına dayanan bir evren olabilirdi.<br /> Doğa tarihi için de geçerlidir bu durum. Hayatın doğuşundan beri filmini yeniden oynatmak mümkün olsa, bugünkü canlı türlerinin aynı şekilde olacağına dair hiç bir yasa ve garanti yoktur. Aksine, bizlere doğal evrimin kaçınılmaz sonucu gibi görünen insan <em>"bir rastlantı"</em>dan (S. J. Gould) başka bir şey değildir. Paleantoloji ve Jeoloji bunun yığınla kanıtını sunuyor.<br /> Peki aynı şey toplum için geçerli değil mi? Bugün yaşadığımız tarih, olası tarihlerden sadece biri değil midir? Kaset başından çalınsa, aynı müziğin dinleneceğinin bir garantisi ve zorunluluğu yoktur. Ve tarihin her anı, kasetin yeniden çalınabileceği bir başlangıç noktasından başka nedir ki?<br /> 09 Kasım 1998 Pazartesi<br /> 19:08:44<br /> Yazan: <a href="/anasayfa/listarticles.php?userid=33">KÖXÜZ Temel Metinler</a> - 08 Temmuz 2005<br /> <a href="/anasayfa/articlecomments.php?article_id=95">0 Yorum</a> · 3558 Okuma</p>
Girdi biçimi
Filtered HTML
Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Full HTML
Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi
Attached Images
Existing Image:
None
"Over troubled water..." (Açılış)
"Sussss.."
"Unut"
090908-Güler Zere-vm.widec.jpg
0je.png
1.jpg
1.jpg
1.jpg
105-141.jpg
11 Eylül vePolitik İslamÜzerine Kapak
1234r.jpeg
15- 16 Haziran.jpg
155.JPG
16.jpg
166137_1_Gorzfrei.jpg
1960-che-1.jpg
19ocak2010s.jpg
1mayis77_(1).jpg
200-386.jpg
2000degundem-kapak200.jpg
2009-12-04---Kapak---Sosyal.jpg
2010-09-12 - Kapak- 12 eylul uzerine yazilar v2.jpg
21 İtfaye.jpg
250-369.jpg
250-392.jpg
26.JPG
2_temmuz_2009_istanbul.jpg
4- ikinci kapıdan mezarlığa giriş yapılıyor.JPG
400px-Krähe_65(loz).JPG
41e591d8-yilmaz-guney.jpg
490-250.jpg
6-7 eylül.jpg
6-7_eylul_1955.jpg
6-7_eylul_55_tank.jpg
800px-Ziggurat_of_ur.jpg
Abdullah Öcalan - Kapitalist Modernite ve Demokratikleşme - Kapak
abidin'in...jpg
abidin-dino.jpg
abidin-he...jpg
abidinözp...jpg
abidinözp...jpg
acilim_aydinlar_yorum.jpg
afganistan_secimsandik_essek_asker.jpg
afis-kumkapi-14mart2010.jpg
afis_cozum.jpg
ahmedarif_nazimhikmet.jpg
ahmed_arif_1.jpg
Ahmet Türk.jpg
ahmetaltan_hasancemal.jpg
ahmetarif.jpg
ahmetturkemineayna.jpg
ahmet_turk_3_kongre.jpg
ahmet_turk_grup_toplantisi5.jpg
Akatça dilinde çivi yazısı ile yazılmış olan 282 maddelik Hammurabi Kanunları...
AKP ve güleni bitirme planı.jpg
Albayrak
albayrak1200.png
Aleviler-kapak400.jpg
Ali Yetkin
alidehri.jpg.jpg
alidehri.jpg.jpg
alter-eco-ekim2010.jpg
Amatör Kalem Vuruşları (1)
Amatör Kalem Vuruşları (2)
Amatör Kalem Vuruşları (3)
amedkadin_forumuleyla.jpg
ankkongre.jpg
anneannem.jpg
apo_aturk_talabani.jpg
ara-gazetesi-çžktž.jpg
arac_er_asker.jpg
aram_tigran_cumbus.jpg
Arif Damar.jpg
arif+damar.jpg
Asiti-Baris.jpg
asiye-turhalli.jpg
asker_yuruyus_jandarma.jpg
avni-ozgurel-01.jpg
AVrupa Birliği Üzerine Yazılar - Demir Küçükaydın - Derleme - Kapak
Avrupa Merkezcilik Üzerine Yazılar
avrupabarisgrubu_basin.jpg
aydinlar_liberal.jpg
aydin_erdem.jpg
Aydın Dinçoğul
Ayhan Bilgen.jpg
ayhanbilgen_barismeclisi.jpg
ayna_turk_1eylul.jpg
Ayrılık-kuytu
Az Kaldı! - Türkiye'nin Linç Yapılmış ya da Linç'e Kalkışılmaş İdari Bölgeler Haritası
azizvatanresmi.jpg
azizvatanresmi.jpg
Azınlıklar Konusundu Yazılar
Aşiti - Barış
Çatı Ankara.jpg
Çatı Partisi Tartışmaları.jpg
Çtı Partisi Girişimi.jpg
Ömrümüzün taş çicekleri resim sergisi.jpg
Özgür Basın Susturulamaz.jpg
Özgür Gündem'e Yazılar (1992-92) Kapak
Özgürlük(Korkoro).jpg
Üçüncü Köxüz Sitesi
özgürlük ne zaman anne.jpg
Banksy!.jpg
Bansky'den
baris guvercini.jpg
barisgrubu_karsilama_ani.jpg
barisgrubu_otobus2.jpg
baris_kizi.jpg
Barış Gurubu.jpg
Barış İçin Vicdani Red Platformu.jpg
Barışın Tarihi.jpeg
basbug_dursuncicek.jpg
Bayram Balcı-Livan.jpg
bayramlar-kapak200.jpg
başkan ve hatice ana.JPG
büyük ortadoğu projesi ve sosyalist strateji
BDP'ye operasyon.jpg
bdp_logo.jpg
Belalı sularda: Ship to Gaza, sizi gözüm gibi sakınırım.
Berivan.jpg
Beşikçi Eleştirisi - Kitap Kapağı
Bill Of Rights
Bir Özgürlük Tutsağı Manuşyan.jpg
Bir Devrimcinin Teorik ve Politik Otobiyografisi
Bir yaşam.jpg
Birinci Dünya Barış Günü.jpg
Birlik mi Rekompozisyon mu Kapak
birlik-mi-kapak-on-yuz.jpg
Bizim Köy
bop-on-kapak.jpg
Buzu Kıran Yolu Açan
bıji kürd u kurdistan
canli_bomba_pelsin.jpg
canyucel.jpg
catipartisiilktoplantisi.jpg
catipartisiilktoplantisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi_girisimi.jpg
Celali Söylenceler Kapak
Celali Soylenceler Kapak.jpg
Celali Soylenceler Kapakv2.jpg
Celali-Soylenceler-Kapak400.jpg
Celali-Soylenceler-Kapak400.jpg
cerkesler_kitap.jpg
Ceylan'dan Bize Kalan: Şahmeran
CHP-logo.jpg
chp_meclis_pankart2.jpg
Cingeneler.jpg
cizre-bohtan-beyi-bedirhan-direnis-ve-isyan-yillari-onkapak.jpg
Cumhuriyet_LR.jpg
Dağların ezgileri.jpg
Dönüşü olmayan yol.jpg
Dün Halep'çe, Bugün Kelepçe
Dünyanın Halleri Üzerine Denemeler
Demokratik Cumhuriyet.jpg
demokratik_acilim_kapatma.jpg
Denemeler
denemeler-kapak.jpg
denizesaldiri.jpg
denizesaldiri.jpg
Derleme 2009 - Murat Çakır
Dersim+ Barajlar.jpg
Dersim- Sabiha Gökçen.jpg
dersim-zorunlu iskan1.jpg
dersim-zorunlu iskan1.jpg
dersimkatliami1.jpg
devletulus.jpg
devletulus.jpg
Die Linke: Bir Başarı Hikayesi mi? kapak
Dikilmesi mümkün "İzmirli ırkçılar" heykel tasarımı
dilacarKucuk.JPG
dilekkurban.jpg
Dilsiz dengbej.jpg
dink_goktas_kitap.jpg
Dipnot Dergisi Üçüncü Sayı Kapak
Dipnot.jpg
Dipnot.png
disk_suleyman_celebi.jpg
Diyarbakır -TÜYAP.jpg
diyar_demokrasi_platformu1.jpg
Djembe
DK_MME_KapakKucuk.jpg
DK_MME_KapakKucuk_0_0.jpg
dogan-akhanli.jpg
Doğan Akhanlı
DSC04737.JPG
DSC04737.JPG
dtp_eylemi.jpg
dtp_logo.jpg
dtp_operasyon_tepki1.jpg
ecevit_baykal_ataturk.jpg
ecevit_baykal_ataturk.jpg
edip_cansever.jpg
ejder-kapani-46.jpg
ekinbelleten-1991.jpg
emmeline-pankhurst1.jpg
emper ve ırak umut.jpg
emperyalizm ve dünyanın katli
emperyalizm ve dünyanın katli(ırak)(yağlıboya resim)
emperyalizm ve umut(yağlıboya resim)
erdogan_akhanli_yazar.jpg
ergani.jpg
ermenhaf.jpg
Ermeni Sorunu Üzerine Yazılar - Kapak
Ermeni Soykırımı ve Toplumsal sorumluluk - Broşür Kapağı
Ermeni-Soykirimi-Koln.jpg
ermeniler_goc_tren.jpg
ermeniler_goc_tren.jpg
ermeniler_soykirim_ciftciyan.jpg
ermeni_saykirim1.jpg
ermeni_tehcir.jpg
ermeni_tehciri_tren.jpg
ermeni_tehcir_TE.jpg
ernesto_che_guevara_x1.jpg
etha-20100708-envali-metruke-00_ext.jpg
Evrim ALATAŞ..jpg
evrim_alatas.jpg
evrim_alatas_amed.jpg
Eyüp Sultan Konuşması
Ezidilik.jpg
Ezidilik.jpg
Ezilenlerin Pedagojisi.jpg
fahri petek.jpg
fahri-pet...jpg
Ferhat Tunç-söyleşi.jpg
Ferit öngören.jpg
fft23mm135497.jpg
fileme.jpg
filizkocali_gunluk.jpg
friedrich-nietzsche-paul-ree-lou-andreas-salome.jpg
Gayda-Istanbul-Gayda-Istanbul-CD__20246271_0.jpg
GÖÇMENLER.jpg
gösteri.jpg
gözler bakışlar
Gözler ve Bakislar(yağlıboya resim)
güler zere.jpg
Günay- Gerilla.jpg
Günay-Murat Karayılan.jpg
Günümüz anti-demokrat kemalist evlerini bu kadar farklı ve bu kadar baştan çıkarıcı yapan nedir?
Günlük Gazetesi Çok Dilli Manşet
Geçiş Programı Üzerine Kapak
Gece Kelebeği.jpg
gecmisle_hesaplasma_kitap.jpg
gencaygursoy_husnuondul.jpg
gencdal_ceber_kursun.jpg
gerilla_bahar.jpg
gerilla_cozum_avrupa.jpg
gerilla_durbun.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
Globalızatıon
grupyorum.jpg
guler-zere.jpg
GulerZere-hstn20090708-51.jpg
guler_zere_afis.jpg
gunluk_22agustos.jpg
gunluk_24_04_2010_s.jpg
gunluk_kapatma_kocali.jpg
gunluk_logo.jpg
gzerehapis.jpg
Hafız Esad.jpg
Haiti.jpg
Hakan Akçura-söyleşi.jpg
hakantahmaz_ayseltugluk.jpg
hakkari_cumhuriyet_yuruyusu.jpg
Halil Savda
Halil Uysal.jpg
Halil Uysal.jpg
haliluysaldag_1_.jpg
haliluysaldag_1_.jpg
Hasan_Cami_-_Fas.jpg
hasan_cemal_apemusa.jpg
hasan_cemal_ismetb.jpg
Hatalı Mantık
Hayat Atölyesi.jpg
Hüseyin Çelebi.jpg
Hüznün Akordu
hdinkcadde.jpg
Her dağın gölgesi Deniz'e düşer.jpg
Hevjin.jpg
hewler_gazeteci_osman.jpg
hicri_arapfoto.jpg
Hikmet Kıvılcımlı Elazığ Cezaevinde Mahalli Kürt Kıyafetiyle
Homofobi.jpg
honduras.jpg
Hrant için.jpg
Hrant ve 1915.jpg
Hrant- Doğum günü.jpg
ibadet_inanc.jpg
idamlar-iran.jpg
ihd_tihv_fincanci_turkdogan.jpg
ihsanfetahiyan_iran_idam.jpg
ihsanfetahiyan_pjak_iran.jpg
ilan.jpg
ilkmeclis_anayasa.jpg
ilmanifesto_manset.jpg
images.jpg
imrali_salon.jpg
ingmar_bergman_yonetmen_s.jpg
islam ve sol.jpg
istanbul_baris_mitingi_kitl.jpg
işçiler ve önderleri-1(yağlıboya resim)
işçiler ve önderleri-2(yağlıboya resim)
işçiler ve önderleri-2.jpg
işçiler ve önderleri.jpg
Jamanak.jpg
James_Joyce.jpg
James_Joyce.jpg
Jan Valtin.JPG
Jan Valtin.thumbnail.JPG
Jî bo Hefîz Ebdûlrıhman û rojmanegeriya cîhané/ Hefiz Abdulrahman ve Dünya basın emekçileri için
jitem_belge_jandama.jpg
Jı bo bıdarvekırına xortên Kurd...( İdam edilen Kürt gençleri için...)
Jın,Jiyan,Azadi/ Nisa,Heyat,Hürriyet/ Kadın,Yaşam,Özgürlük
Kadri Gökdere
Kadın Soruşturması.jpg
Kadın Soruşturması.jpg
kadına bakış
Kadına Bakış(yağlıboya resim)
Kapak - Emvali Metruke
Kapak---Ocalana-Mektuplar.jpg
kapak-onyiloncesi400.jpg
kapak.jpg
kapak.jpg
kapak300.thumbnail.jpg
kapaksanat.jpg
kapak_0.jpg
karayilanbasin5.jpg
karayilan_filizkocali.jpg
kardelen.jpg
kardesist.jpg
Kasabalılar-Kapak
katliam_halepce.jpg
kawa-nemir.jpg
kayit-olunmamis-soykirimistanbul-eylul-1955-vasilis-kiratzopulos.jpg
Kaypakkayakapak
Kayıt dışı bir isyan.jpg
kazimkoyuncu.jpg
Küçük İskender.jpg
Kültür Üzerine Yaazılar - Kapak
Küreci Anması Afiş
kürt'lük
KCK-Karayılan
Kelepce.jpg
kelepce1.jpg
KemalistEvler.jpg
Kemalizm Stalinizm ve Türk Solu - Kapak
Kemalizm Stalinizm ve Türk Solu - Kapak
Kemalizm ve Askeri Bürokratik Oligarşi Üzerine Yazılar Kapak
keyman_gulec.jpg
kilaman.jpg
kilisecami.jpg
komplokapakkucuk.jpg
koxuz-duz-golgeli.gif
kresim.jpg
kultur-kapak.jpg
Kurban.jpg
kurdocul1.jpg
Kurt-Hareketi-kapak200.jpg
kurttvleri_medtv.jpg
Kıvılcım Gazetesinde Yayınlanmış Yazılar
Kıvılcımlı Üzerine YŞazılar Kitabı Kapağı
Kıvılcımlı Sempozyumunda Servet Ziya Çoraklı Bildiri Sunarken
Kızıl Afiş
La prison.jpeg
latchodromez01.jpg
Latin Amerikanın Kesik Damarları.jpg
Lawij / Hida/ Ağıt
Lawij.JPG
Lenin
levi_straus.jpg
Levon Ekmekciyan
lewis_hine_phot_nyc_empire.jpg
liberation_tigers_of_tamil_eelam.gif
logo.gif
logo.png
louise-michel.jpg
Ltte_emblem.jpg
luqman_ahmed_.jpg
LWtc0504.jpg
maden-iscileri-destek.jpg
maden_iscileri_yeralti.jpg
Madimak.jpg
Madteos Sarkisyan.jpg
Mahmut Baksi.jpg
Manifesto_benedict_xvi.png
Manukyan
manusyan kitap.jpg
manusyan.jpg
manusyan_resim.jpg
Marksisit Demokrasi Teorisine Katkı
Marksizm 2010 Afis
Marksizmde Yapı ve Özne Sorunu - Kapak
Marksizmin Marksist Eleştirisi Kapağı Küçük
Marksizmin Marksist Eleştirisi İkinci Basık - Kapak
Marksizmin ve Sosyalizmin Sorunları Üzerine Yazılar - Kapak
Mascha kaleko.jpg
Matruşka'larda Tarih Bulmak..
mayin.jpg
mayin.jpg
mayžs68-a...jpg
Medya.jpg
Mehmet Güler-KCK.jpg
mehmet_uzun.jpg
mehmet_uzun.jpg
Mem û Zîn
Metin Küreci anması
metin2.jpg
metinyegin_01.jpg
Mevsimlik işçiler.jpg
michel_foucault.jpg
mindit.png
MSF+Logo.jpg
msf.jpg
msflogo.jpg
muma.jpg
Mumia Ebu Cemal
musa_anter.jpg
Musa_anter_.jpg
muzsesleri.jpg
muzsesleri.jpg
Necdet Adalı.jpg
Newroz
Newroz.jpg
Newroz.jpg
Newroz.jpg
newroz_250x0.jpg
news.gif
newspapers_medya.jpg
nisanyan1.jpg
nisanyanevi.jpg
nobel_liderler_s.jpg
Nure- Nora.jpg
olume-kil-payiermeni-soykirimindan-kurtulmus-birinin-anilari-hampartsum-citciyan.jpg
Omayra.jpg
Ongözlü Köprü.jpg
Onnik ve oğlu ara.jpg
op-denklem.jpg
Orhan Pamuk
Oscar Wilde.jpg
otekitarih-seyhsait1.jpg
Otobiyografi-Kapak.jpg
otobiyografik-yazilar-kapak.jpg
ozevin_ozdemirler.jpg
ozgurgundem_site_sansur.jpg
Paramaz Darağacında
Penguen'in yaptığı ve -ne yazık ki- asla yapmayacağı kapak
Penguen- Irkçı Kapak.jpg
pera_spor_klubu_taksim_standinda.jpg
Perperok.../ Kelebek...
Perperok.jpg
peternorman_atlet.jpg
picasso.jpg
picture-1
picture-10
picture-11
picture-12
picture-13
picture-14
picture-15
picture-16
picture-18
picture-19
picture-2
picture-20
picture-21
picture-22
picture-24
picture-25
picture-26
picture-27
picture-28
picture-29
picture-3
picture-30
picture-31
picture-32
picture-33
picture-4
picture-5
picture-6
picture-7
picture-8
picture-9
pinar.png
PKK.jpg
Porén te/ Saçların
Poren te- Saçların.jpg
Q04.jpg
qijikares2ğğ.jpg
Qijıka Reş.jpg
qırıka reş.JPG
reklamin_dili_b.jpg
Rekompozisyonkk.jpg
Rekompozisyonkk.jpg
resim.jpg
Resim2.png
Roj TV.jpg
Roj Tv.png
roni.jpg
Rosa - Özgürlüğün Bedeli
Rosa Luxemburg, Özgürlüğün Bedeli
Rosa Luxemburg.jpg
Sacayak dergisi Sayı 8
Sacayak dergisinin 11. sayısı
Sacayak, Sayı 3
Sacayak, Sayı 4
Sacayak, Sayı 6
sacayak2.jpg
Sacayak_Sayi10_Sayfa 1_5cm.jpg
Sacayak_Sayi12_Kapak.jpg
Sacayak_Sayi_05_Kapak.jpg
Sacayak_Sayi_09_Kapak.jpg
Saidi Kurdi-Son Derviş.jpg
saitfaik.jpg
sakine ana.jpg
salihzezgin.jpg
Sarkis Çerkezyan.jpg
Sarkis H-1.JPG
Sarkis ve Doğan
sarkis.jpg
Sarmaşık.jpg
sartre.jpg
savunma_kapitalistuygarlik.jpg
Sayı 54
sazai sarıoğlu.jpg
Sazak'ın Dikenleri
süryaniler.jpg
senci.jpg
senci.jpg
Serhedo ve Gerilla
serif_gencdal_kandil_s.jpg
serturkm.jpg
sevahir_bayindir_yarali.jpg
Sevan nişanyan.jpg
seyit rıza.jpg
Sezen Aksu-Kürt Açılımı.jpg
Shantel.jpg
Ship to Gaza: I have eyes only for you!
sol_cati_partisi2.jpg
Sor (kırmızı)
sorayayi_taslamak.jpg
Sosa.jpg
Sosyalizm Nedir? Kitap kapağı
stalin.jpg
Surp Giragos Ermeni Kilisesi.jpg
SURP%2~1.JPG
suryaniler_toplumu.jpg
sylvia-plath.jpg
Sırrı Süreyya Önder.jpg
taraf-gazetesi.jpg
tas-atan-cocuk.jpg
Taş Atan Çocuklar
Taşhoran Kilisesi.jpg
Türk Solu'nun İzinden Gittiği Gelenek: Naziler
Türkiye: 98 - Almanya: 0
tbmklein2.jpg
Tehcir.jpg
tersinden kemalizm.jpg
Teslim Ol!
thumb4073.jpg
Tigran Zaven photo.jpg
Tigran Zaven photo.jpg
Tigran Zaven, Digran Zaven
Toplum ve Kuram.jpg
Toplum_ve_Kuram.jpg
toprak_empati.jpg
Troçki.jpg
tuncboyaciyan.jpg
Turkey-ruins-FE05-wide-horizontal.jpg
Uçurtma Gerilla.jpg
ucuncu-koxuz1024.jpg
ugurkaymaz_cocuk.jpg
uludere-8mart.jpg
Unbenannt-2.jpg
van_mazot_iskence.jpg
Varlik Vergisi Kitap Kapagi
varlikver400.jpg
Vedat Kurşun.jpg
vedatturkali.jpg
vedat_kursun_azadiya_welat.jpg
Veysi sarısözen.jpg
Walter Benjamin.jpg
wwwresimmaxnet-top-oynayan-horozlar.jpg
x-golgeli
Xmas beginning and traditions
Yabancı
Yanılsama(yağlıboya resim)
Yargıtay neden mi Pınar'a düşman?
Yargıtay Neden mi Pınar'a Düşman?
yasamagaci136.jpg
yasamagaci136.jpg
yasarjem1.jpg
yasarkemal.jpg
yazar_migirdic.jpg
Yaşam Ağacı Derneğinin Afişi
Yeni Kıbrıs Partisi.jpg
yilmaz-guney-.jpg
yilmaz-guney.jpg
yukselgenc_nukhetsirman.jpg
yusuf.jpg
zarakolu_onderoglu.jpg
Zeki_Okten_by_ozgurcanakbas.jpg
Zeyneb_Celaliyan.jpg
Zeyneb_Celaliyan.jpg
Zeynel Ergin.jpg
zeynep_celaliyan2.jpg
zeynep_celaliyan2.jpg
Ziya gökalp lisesi.jpg
Şerzan Kurt.jpg
Şivanê_Kurmanca_kapak_as.jpg
İçerden.jpg
İdam Edilen Ermeni Sosyalistler
İHD ve TİHİV.jpg
İHD.jpg
İkince Köxüz sitesinin görünüşü
İkinci Köxüz Sitesi
İlk Köxüz sitesinin görünüşü
İslamda Kayıp Gerçek - Kapak
İttihat et.jpg
Choose an image already existing on the server if you do not upload a new one.
-or-
Upload Image:
Image title:
The title the image will be shown with.
Related Links
Links are stored as part of the
links management feature
. Monitoring and dead link detection are centrally managed from there.
To add more links, just click "Preview" to add another blank row. To remove a link from this article, just blank out its URL field or check the Delete box.
If you blank out the title but leave the URL, then the system will suggest a title for you. The Weight allows you to determine the order in which links are displayed; lower numbers float to the top.
URL
Başlık
Ağırlık
Sil
-5
-4
-3
-2
-1
0
1
2
3
4
5
-5
-4
-3
-2
-1
0
1
2
3
4
5
Günlük iletisi:
Diğer yazarların sizin düşüncelerinizi anlaması için burada yaptığınız eklemelerden veya değişikliklerden bahsedin.
Yazarlık seçenekleri
Yazan:
Misafir
için boş bırakın.
Yazıldığı tarih:
Biçimi:
1998-11-08 23:00:00 +0000
. Zaman olarak gönderme zamanını kullanmak için boş bırakın.
Yayınlama seçenekleri
Yayında
Ana sayfaya yükselt
Listelerin üzerinde kalıcı
Yeni sürüm yarat