Sahada Savaş-Avrupa Futbol Şampiyonası

Erkan Kurukavak kullanıcısının resmi

Burjuva basınının “her yer rengarenk”, “büyük futbol şöleni” gibi, Avrupa Futbol Şampiyonası’nı olumlayıcı yorumlarını bir yana bırakırsak, bunun şölenden çok, bir milletler savaşı olduğunu öne sürmek pek yanlış olmaz.

Şampiyonayı pohpohlayan basının, mesela Alman Bild ve Türk Hürriyet Gazetelerinin, Türkiye-Almanya maçı öncesi yaptıkları dostluk çağrıları, bir yanıyla iki millet arasında bir “düşmanlık” olduğunun kanıtıdır da zaten. Almanya’da ırkçılığı kışkırtmakta bir numara olan Bild gazetesi, yarı final maçını türklerle oynayacakları belli olduğunda, “Biz türklere karşı” (Wir gegen die Türken!) diye iki manalı bir başlık atarak türklere (yabancılara) olan düşmanlığını bir daha göstermişti.

Almanya-Türkiye maçı hem türkler için hem de almanlar için çok gergin geçeceğe benziyor. Bunun bir çok sebebi var:

Bir: Almanlar (istisnaler hariç, kaide bozulmaz) türkleri zaten pek sevmez. Onları (yani beni de) aşağı görür, bu sebepten dolayı da horlar. Veyahutta aşırı ilgi gösterir ve bu da göze batar ve sırıtır. Yani normal, eşit bir ilişkiye rastlamak saman yığınında toplu iğne aramak gibi bir şeydir. Almanlar Çarşamba günü (bir daha) türklerin hatlerini bildirmek isteyeceklerdir. Bunun farkında olan türklerin bir kesimi “Almanyayı yensek yeter, sonra şampiyon kim olursa olsun” diye düşünmektedir.

İki: Almanlar’dan sevgi görmedikleri için türkler de almanları sevmemektedirler. Doğrusunu isterseniz bunda hiçte haksız değillerdir çünkü almanlardan az çekmemişlerdir. İşyerlerinde; fabrikalarda alman işçilerden, okullarda öğretmenlerden, sokakta herkesten, ırkçı saldırıya uğramamış kimse yoktur nerdeyse. Bu maç almanlardan intikam almak için iyi bir fırsattır türkler için. Sadece intikam mı? Değil tabi. Türklerin “Avrupa medeniyeti”nden, Avrupa kültür dünyasına ait olduklarının bir göstergesi olacaktır aynı zamanda maçı almak. Amaç aşağılık kompleksinden kurtulmak; büyüklerden olmak, güçlülerin yanında yer almaktır.

Üç: Almanya, Rusya ve Türkiye gibi, avrupalı bile sayılmayan “küçüklerin” başarılarını bir sürpriz gibi değerlendirirken, kendi başarısında tesadüfe bırakılmamış bir mutlakiyet görmektedir. Türkiyeyi mutlaka yenerek, herkesin, küçüklerin ve büyüklerin, yerini bilmesi gerektiğini dünyaya, tabii ki türklere de göstermek istemektedir.

Üç: Milliyetçilikle zaten baştan çıkmış olan türkler, milli takımın başarılarıyla daha da baştan çıkarak, Almanya sokaklarında mehter marşı eşliğinde gösterilerde bulunurken, kürtlere ait dükkanları taciz ederek, onları türk bayrağı asmaya zorlayıp provoke etmektedir.

Dört: Türk milliyetçiliği ve ırkçılığından, piskolojik olarak ve fiziken, çekmediği kalmayan kürtlerin bir kesimi de haklı olarak Türkiye’yi tutmamaktadır.

Beş: Gerginliğin hafifleyeceği en iyi madde bu beşinci madde: Türkleri, kürtleri ve diğer bütün avrupalı olmayan yabancıları birleştirecek olan ihtimali tek maç Almanya ile Rusya’nın oynayacağı final maçı: Rusya’yı destekleyenler çoğunlukta. Alman politikalarından umduğunu bulamayan Kürtler de son duruşmada Rusları destekleme tendanslı. Bu Almanlar için de iyi. Almanlar yabancıları kendilerinden görmek istemedikleri için, takımlarının bunlar tarafından desteklenmesini istemiyor. Örneğin türkler veya rusların bir kesimi (yagcı kesim) arabalarına alman bayrakları da takarken, Almanlar katiyen bunların bayrağını taşımıyor.

Demek ki futbol deyip geçmemek lazım. Büyük milletler savaşın sahaya yansıması demek daha doğru. Milliyetçilik, ırkçılık, hatta cinsiyetçilik (televizyonda maç esnasında aralarda özel olarak hep kadınların gösterilmesi böyle yorumlanabilir) hep bir arada yürüyor. Herkesin millet ve milliyetçilik bağlamında “ötekilerle” paylaşmak istediği bir kozu var. Milletler hiyarşisinde aşağıda görülenler yukarıdakilere nazaran daha haklı olsalar da, kozların paylaşıldığı alan milliyetçilik alanıdır.

Biz doğal olarak her zaman aşağıdakileri destekliyor olsak da, dünyayı kasıp kavuran “milliyetçilik hayaleti”nden kendimizi bir türlü kurtaramıyoruz ve daha uzun süre kurtaramayacak gibiyiz. Bir uydurmadan başka bir şey olmayan Milliyetçilik, toplumları var ettiği sanılan tek ideoloji olmaya devam ettikçe, kendilerini bir milletten sayanlar, kendilerini diğer milletten sayanlara karşı daha çok diş bileyecektir.

Toplumların milletlere bölünmüş olması bu öfkeyi sadece öngörmemekte, aynı zamanda şart kılmaktadır. Modern burjuva toplumu, ulus devlet yapısıyla, bu karşıtlıklardan; Avrupa şampiyonası gibi, bu müsabakalardan da yararlanarak hem sermaye birikiminde bulunmakta hem de kendisine ideolojik meşruiyet sağlamaktadır: sınırlar ve herkesin yeri bellidir. Bunu aşmak, bir milletin, milletlerin kurtlar sofrasında göstereceği “performansa” bağlı değildir her zaman. Kurtlar Vadisiyle olmaz. Irak’ta olduğu gibi tarihsel momentler ve ULUSLAR ARASI DANGELER her şeyi bir anda altüst edebilir mesela. Birilerinin sevinci diğerlerini kederlendirir, kaygıya düşürür. Sonra her şey bir daha tersyüz olur ve bu defa kaygıya düşenler diğerleri olur ve bu böyle devam eder.

Milliyetçilik korku filmi gibidir. İnsanın üzerinde sürekli bir gerilim yaratır ve o gerilim hattında tutar. Avrupa Futbol şampiyonası da bunu yapmaktadır. Dostluk mostluk hikaye, tabiatı gereği uluslar birbiriyle savaşmaktadır. Erkan Kurukavak 25.06.08

 
urchinTracker();