Kullanıcı Girişi
Özel Menünüz
Köxüz'den Yazılar'a Katıl
height=26 width=120 alt="Google Groups">
|
| Koxuzden-Yazilar'a katıl |
| Bu Grubu Ziyaret et |
Syndicate (site map)
Çatı Partisi Tartışmaları
Son Kitaplar
Son Bloglar
Yazılara Son Yorumlar
Son İktibaslar - Basından Seçmeler
- ŞİÖ’den Rusya’ya destek çıktı
- Demokratikleşme için şart - Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Sekreteri Kemal Bülbül
- Aslolan işkenceye toleransmış/ Taraf
- AKP demokrasiye gitmek için bir imkân değildir-Ertugrul Kürkcü Ropörtaji
- Avrasya Koridoru: Boru Hattı Jeopolitiği ve Yeni Soğuk Savaş - Michel Chossudovsky
Son Haber Derlemeleri
- Güngören Saldırısı ve Failleriyle İlgili Haberler Derlemesi (Haberci)
- 02.08.2008 - 40. Yılında 1968 Hareketi İle İlgili Yazılar (Haberci)
- 02.08.2008 - Yüzüncü Yılında 1908 Devrimi İle İlgili Yazılar (Haberci)
- 29.07.2008 Tarihli Gazetelerin Yazarlarının Güngören'deki Patlama İle İlgili yorumları (Haberci)
- 27 Temmuz 2008 Tarihli Gazetelerin Köşe Yazarlarından Ergenekon Üzerine Yorumlar (Haberci)
Forumlara Son Yazılar
Son Çağrı, Duyuru ve Bildiriler
Son Belgeler
Maille En Çok Yollananlar
En Çok Okunan Yazılar
Bugün:
Tüm zamanlar:
Ergenekon'u doğru tanımlamak...

Yazmaya devam ediyorum. Darbeler değişti. 2000 sonrası, belli merkezi bir stratejiyle gelişen ancak lokal ve çok parçalı/çok alanlı uygulanan bir hal aldı. Ancak başrol sadece ordunun değil. Daha karmaşık, sitemi içinde ancak gruplaşmış, güç olmuş farklı odak ve bireyler de rolün içinde. Bu da 'asimetrik savaş' stratejisiyle ilgili bir durum. Böyle de olsa, 'darbecileri' tanımlamak güç. Daha çok bilinmeyen, gizlenmeyi yeğ tutan (karanlık) bir odak sözkonusu... Böyle olunca yarattığı sonuçların sorumluluğunu doğrudan üstlenecek kurumlar da olmuyor. Böylece asıl rol sahipleri daha az yıpranmış oluyor.
Bu odakların izlediği temel yol ise dezenformasyon. 'Karanlık savaş' ve bağlı odakların en önemli çalışmalarından biri de dezenformasyon taktiği... (Özellikle) toplumu yanlış, yanıltıcı bilgilerle maniple ederek aldatma, yönlendirme, gerçekleri saptırma, sulandırma, yapay gündemler yaratma, gerçeklerin inandırıcılığını bozma, yanlış bilgilerle inancı kuvvetlendirme ya da zayıflatmaya dayanan bu yöntem (taktik); anlaşılan o ki daha çok medya ve nüfuzlu kişiler aracılığıyla yapılıyor.
* * *
Türkiye'de medyanın rolünü, gizli birimleşmeleri, Ergenekon olayında görüldüğü gibi birçok 'sivil toplum kuruluşunu' özellikle de son 1 yılda artan skandal buluşmaları, ilginç kesişmeleri bu kapsamda değerlendirmek yerinde olacaktır.
Toplumun doğal hayat akışını ve bu akış içinde özgürlük güzellik arayışını kırmayı amaçlayan bu yönelimler, siyasal, ekonomik ve sosyal krizleri çözmek bir yana daha da derinleştirmiş yaşanan krizlere bir de kültürel yozlaşma eklenmiştir.
İşte sonuçları: Doğa ve doğal olan tahrip oldu. Kendi doğasını kaybeden-yitiren- toplum zayıfladı. Zayıflayınca da 'alternatif' oluşturmaktan çok, çıkar grupları ve kavgalarının yarattığı boşlukları gözeten ya da birine entegre olan tutumun sahibi oldu.
İyi olan şu: Bu tabloya rağmen, organize odakların çözülme eğilimi göstermesi ve iktidar kavgalarının kızışmış olması... Bu 'iyi'. Ama bu 'iyi' olandan doğru bir sonuç çıkar mı, topluma doğasını geri kazandıran yeni bir kültürel sosyal hareketlenmeye yol açar mı, belli değil.
Sonraki yazılarımda değineceğim için şimdilik geçiyorum.
* * *
Ergenekon dosyası kapsamında gözaltı ve tutuklamalar artıyor. Salıverilenler de var ama bu önemli değil. Olaylara bakılırsa 'Susurluk bileşenleri' açığa çıkıyor. Ancak olayları 'Susurluk', 'Ergenekon', 'Şemdinli' vb. biçiminde tanımlamak ve sınırlandırmak bana doğru gelmiyor...
Biraraya gelen, buluşan isimler var: Çoğu general. Yani asker ya da emekli asker. Bunların tamamına yakını aynı zamanda, karanlık savaş konseptine bağlı olarak milliyetçiliği ve halklar arası düşmanlığı körükleyen vakıf, dernek ve cemaat üye ve yöneticileri. Geri kalanları da aynı rolü gören parti ve ticaret odalarından... Tabii bir de basın. İlhan Selçuk'tan sonra Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ve Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi de aynı gemide...
Yani devlet içindeki ulusalcı kanat. Ortak eylemleri, milliyetçi etkinlikler düzenlemek, Kürt ve Türk aydınlarına ve demokrasi güçlerine karşı yıldırma/sindirme operasyonları gerçekleştirmek. Birçok faili meçhul, kayıp ve kaçırma olayı bunun içinde...
Bu kanat, bir biçimde AKP'yi de kapsayan liberal kanatla, daha doğrusu küresel sermayeyle bütünleşen eğilimle iktidar savaşı içinde. Aralarındaki egemenlik savaşı yeni özel bir biçim almış durumda. Savaşları küresel sermayeye karşı değil. Anti-emperyalist nitelikleri yok. Aslında ABD'ye de bağlıdırlar. Söylemleri aldatmaca. İktidar olanakları azaldığı için çırpınıyorlar. Ancak bu eğilim (ulusalcı eğilim) tasfiye edilecek gibi. Ya tasfiye edilecek ya da küresel sermayenin (özelde ABD'nin) bölge politikalarına uygun biçim alacak. Durum, ABD'nin bölgesel politikaları ve Türkiye'ye biçtiği rolle doğrudan ilişkili...
* * *
Biri 'gerici', diğeri 'görece ilerici' değil yani. İkisi de gerici. İkisi de demokratikleşme önde engel. Hatta Kürt sorununu ve demokratikleşme söz konusu olduğunda tek cephe olduklarını biliyoruz... Ergenekoncu ulusalcılar karşısında küresel sermayeye entegre olmuş liberalleri desteklemek doğru bir tutum olmayacak. Çünkü liberallerin de, ulusalcılarında gündemlerinde demokrasi yok.
Öyle görülüyor ki, ulusalcı kanadın tasfiyesini (aslında entegrasyonunu; bu sağlanamadığı için tasfiyesini) isteyen ABD ve buna yatmış gözüken Erdoğan ve asker bürokrasinin üst komuta kademesinin önemli bir kesimi uzlaşı içinde. Ayrıca Erdoğan'ın 'kapatılma' gibi özel nedenleri de var.
Başarılı olur mu? Bunu zaman gösterecek. Ancak ulusalcı kanat direnç gösteriyor. Basın, ulusalcı akademisyenler ve belli sivil yapılanmalar üzerinden tasfiyeye direndiğini görüyor, basından da izliyoruz.
Peki, nasıl tutum almalı? Buna da sonraki yazıma bırakıyorum...
- Yazıcı-dostu sürüm
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Email this page

height=26 width=120 alt="Google Groups">



Genelkurmay ve Askeri Bürokrasi, AKP, TÜSİAD, Kemalizm
saygıdeğer DELİL KAKAKOÇAN;tahlilinizi okudum katılmamak mümkün değil;yıllardır askeri bürokrasi içinde kürt sorununu çözmek için kanat arayan A.ÖCALAN'IN bulduğu kanat acaba bunlarmıydı yani kuvvay-ı milliyeciler bununda açıklanması gerekiyor Yıllardır milli burjuvazinin bilmem hangi kanadı deyip perinçeği müttefik güç ilan eden türk komünistler kemalizmi sol anti emperyalist ilan eden türk devrimciler ve KEMALİSTLERİN egemen olduğu devlet tarafından katledilen devrimciler komünistler ve sizin tahlilinizdeki ulusalcıların tasfiyesi sorunu ve genelkurmayın aldığı pozisyon sayın günay aslanın yazısı Mustafa Kemal bu ideolojiyi biraz kırmak istemiş ama güç getirememiştir. Benim Mustafa Kemal'i gündeme getirmemin nedeni budur. Mustafa Kemal bunları biliyor tam anlamak çözmek istiyor. Tarihi çok inceliyor, okuyor. Ben de tarih konusunda benzer süreçten geçtiğim için daha iyi anlıyorum. Ama Mustafa Kemal güç getiremedi, 1926'da onlarla anlaştı. Türkiye 1926'dan bu yana bu hegemonik güç tarafından kontrol ediliyor. Bu güce teslim olmuştur. Mustafa Kemal'in özgürlükçü olduğuna da inanıyorum, bağımsızlıkçı olduğuna da inanıyorum ve direndiğine de inanıyorum. O nedenle ısrarla Mustafa Kemal'e vurgu yapıyorum. Ama bırakmadılar, güç getiremedi, etrafını kuşattılar. İttihatçı kadro ile Mustafa Kemal'in etrafını sarmışlardı. Dr.Nazım, Cavit Bey onlar İngilizlerin adamıydı. Mustafa Kemal, onların bazılarını astı, onlar da bazılarını ama bir yerde durdu, yoksa her iki taraf da bitecekti, sonuçta uzlaştılar. Mustafa Kemal daha fazla ileri gidemedi, onlarla uzlaştı. İsmet İnönü onlar İngiliz yanlısıydı. Mustafa Kemal'i Çankaya'ya hapsettiler. Ama Mustafa Kemal de kendi ideolojisini hakim kılmak için çok çaba sarf etti.'
M.Kemal'in ideolojisi tasfiye oluyor
'Bugün Mustafa Kemal'in egemen kıldığı ideoloji tasfiye oluyor.' diyen Öcalan, şu hususların altını çizdi: 'Türkiye 1926'dan bu yana dış güçlere bağlıdır. Sadece '60'larda Menderes, biraz Ruslara yaklaşmaya çalıştı, onu da astılar. Dış güçler, Türkiye'yle artık bu şekilde yürüyemeyeceğini biliyor. Ortadoğu'ya tam hakimiyetleri için Ilımlı İslam ile birleştirilen bir sistem tasarlamışlar, Ortadoğu için bunu gerekli görüyorlar. Türkiye'ye yeniden bir şekil veriyorlar. Nasıl sonuçlanacak bilemiyorum. Belki de bir müddet böyle devam eder. Çünkü İsrail, Türkiye'nin böyle çatışmalı kalmasını da istiyor olabilir
BU DA A.ÖCALAN'IN tahlili
görüldüğü gibi kemalizm bir yerlere konuyor bağımsızlıkçı olarak anti emperyalist olarak ve belkide doğu perinçekle öcalan bunun için görüştü bekaada neden netleşilemiyor bu kemalizm konusunda bu ilerici anti emperyalistse bir ayrı amperyalizm uzlaşan ve onunla hareket edense bir ayrı karar verilmesi gerekiyor
devlete hakim olan kim kemalistler mi eğer öyleyse
şunu demek gerekiyor mu acaba
ne kemalist faşizm
ne islamcı görünümlü askeri bürokrasiyle uzlaşmış faşizm
yani sonuçta bu bir uzlaşma gibi görünüyor günay aslan yazdığı şekliyle ama devletin yapısı değişmiyor
devrimcilere komünistlere ve ilericilere ve özelliklede kürt özgürlük mücadelesine
düşman olan bazen çatımalı bazen simbiyotik bir tarzda gelgitleri olan bir devlet sistemi;tüsiadın ve mhp nin sesi çıkmıyor bu derin devlet susurluk ergenekon konusunda sanki mhp nin bu alanda hiç organik ilişkisi yok gibi duruyor yani bu vatanseverler tamamı kemalist peki ya devlet içindeki askeri sivil bürokrasideki mhp tandanslılar neredeler katledenler emir verenler arasında mhp li vatansever generaller yok mu?