Bir çok arkadaş gerek maille, gerek Köxüz sitesindeki yorumlar aracılığıyla, neden yeni yazı yazmadığımı sorup şikayette bulunuyor ve haklı olarak eleştiriyor.
Bu eleştirilere doyurucu bir cevap verme gibi bir görevim olduğunu düşünüyorum.
Bundan birkaç ay öncesine kadar yeni yazı yazamamamın en esaslı nedeni Köxüz sitesinin işleriydi (Galiba şu an yine öyle oldu).
Bu işler konusunda kısa bir bilgi vereyim.
*
Köxüz sitesi daha önce Joomla diye bir program aracılığıyla çalışıyordu. Bu siteyi nispeten kolay olan bu program aracılığıyla yine ben kurmuştum ve işimizi görüyordu.
Ne var ki, bu siteye bir süre sonra saldırılar başladı. Ben aslında bilgisayarcı ya da programcı değilim. Deneme yanılma yoluyla biraz kendini yetiştirmiş bir alaylıyım. Yani bilgim ve altyapım yoktur. Bu nedenle saldırılar karşısında fazla bir şey yapabilecek durumum yoktu, saldırılarla baş edemediğimden site kapanmak üzereydi.
Bu sırada bilgisayardan anlayan bir Kürt arkadaş, başka bir program aracılığıyla yeni bir site yaptı ve Köxüz orada devam etti. Bu programın geniş bir hareket alanı yoktu ama saldırılara karşı daha korunaklı idi ve saldırı olunca da o arkadaş bu işlerden iyi anladığından bir şekilde sorunları çözüyordu. Ben de bu arada yazmaya ve kitaplar hazırlamaya olanak buluyordum. (Örneğin “Marksizm’in Marksist Eleştirisi” bu dönemde yazıldı sayılır)
Ne var ki, bu arkadaş bir süre sonra askere alındı. Ben ise bu programdan hiç anlamıyordum. Köxüz tekrar kapanma durumundaydı. Bir karar vermem gerekiyordu. Ya yazmayı öne alıp Köxüz sitesini kapatacaktım ya da yazmayı ikinci plana itip Köxüz sitesini sürdürmenin yollarını arayacaktım.
Bu arada, özellikle yıllar sonra ilk kez Türkiye’ye gittiğimde gözlemlediğim gibi, şunu görmüştüm: Köxüz artık bir tür kurum olmuştu ve kamuoyunda biliniyordu ve adı duyulmuştu. Hatta Adapazarı’nın bir köyünde, Köxüz’den yazıları indirip, çoğaltıp gençlere dağıtan yaşlı insanlar gibi, tasavvur bile edemeyeceğim bir ilgi ile karşılaşınca, siteyi kapatmaya gönlüm el vermedi ve kendi çalışmalarımı ikinci plana itip, siteyi en azından bir süre daha sürdürüp teknik işlemlerini başkalarına devretmenin ve böylece kapanmasının ve bana bağımlı olmaktan çıkmasının koşullarını yaratmayı son bir kez denemeye karar verdim. Aşağı yukarı geçen sene sonbahardan beri şu birkaç ay öncesine kadar bu sorunla ilgilendim.
Bunun için önce saldırılara karşı emniyetli ve kullanması ve başkalarınca öğrenmesi kolay (ki devralabilsinler siteyi) bir CMS (Content Manegement System = İçerik Yönetim Sistemi) gerekiyordu. Birkaç ay bununla geçti. Önce Typo3 diye çok gelişmiş bir programı denedim ve öğrenmeye çalıştım. Ama programcılıktan anlamadığım için bunu yapamayacağımı anlamam birkaç ayımı aldı. Sonra bir arkadaş ben yardım ederim dedi ama o da işlerinden vakit bulup edemedi.
Sonra şimdiki Köxüz sitesini yaptığım Drupal adlı programı keşfettim. Birkaç ay da onu öğrenmekle geçti. Sonra deneye yanıla şimdiki siteyi yapabildim.
(Tabii bütün bunlar olurken aynı zamanda var olan siteyi de sürdürmek, yazarların yazılarını alsak, saldırılara geçici de olsa çözümler bulmak gibi işlerle de uğraşıyordum. Yine de yazmıyor değildim. Örneğin Tarihi Konuşamayanların “Tarihi Konuşuyoruz Sempozyumu”na bildiriler hazırlamış, çok uzun yazışmalar da yapmıştım. Bütün bunlar kalın bir kitap oluyor şimdi.)
Ama aslında şu an bile site hala bir inşaat yeri gibidir. Geçenlerde saldırılar oldu ve ciddi tahribat yaptılar. Kaldı ki site hala tam çalışır durumda değildir. Sadece bir ana sayfası iş görmekte. Forumlar, Bloglar, Linkler, Galeriler, Haber toplamalar, vs. gibi daha bir çok bölümü işlevsizdir ya da işlemez durumdadır. Bunlar daha günlerce uğraşmayı gerektirir.
Ayrıca bu arada siteye yeni saldırılar da olmakta bir de bunlarla uğraşmak gerekmekte. Bazen de birden bire nedenini anlamadığım ve nasıl çözeceğimi de bilmediğim teknik sorunlar çıkmakta.
Örneğin dün akşam sitenin klasik Teması, yani görünüşü çalışmaz oldu. (Solda bir sütün menü ondan sonra içerik bölümü ve sağda iki sütun menü ve içerik.) Bunun üzerine geçici bir çözüm bulmak dün bütün günümü ve gecemi aldı. (Şimdi içerikler en solda üç menü sütunu sağda. Bunu öyle kendim seçmiş ve yapmış değilim. Başka bir yol olmadığından acil ve tek çözüm olarak, bunu seçmek zorunda kaldım.)
(Eğer bu sorun çıkmasaydı, bu eleştirileri göz önüne alıp en azından haftada bir yazı yazayım ve şu başlangıç olarak Ergenekon Tevkifatları konusunda yazayım diye düşünüyordum. Neden yazamadığımın somut bir örneği. Bencillik yapıp yazsam, Site çalışmayacak. Tek çarem en azından demokratik görüşlerin ifade edildiği sitenin yayını için kendi yazımdan feragat etmek.)
Siteyi hazırladım ve bu siteyi yaptığım Programa ilişkin Almanca ve İngilizce öğrenim kitapları, videoları vs. bedavadan olmasına rağmen, Köxüz’ü destekleyenlerden kimse bunları öğrenip de şu işlerin birazını üstleneyim diye düşünmüyor ve her hangi bir girişimde bulunmuyordu. Yani bütün işler sırtımda kalmaya devam ediyordu.
Bunun üzerine Köxüz girişimini başlatmış arkadaşlara artık siteyle ilgilenemeyeceğimi eğer işleri bir ölçüde üstlenmezlerse siteyi kapatmaktan başka çare olmadığı söyledim. Bu durumda özellikle bir iki genç arkadaş siteyi devam ettirmek için ellerinden geleni yapacaklarını söylediler ve yazıları en azından asarak ( teknik bakım yine benim sırtımdaydı ama buna da şükürdü) işin bir bölümünü üzerimden aldılar. Bu durumda ben de bir ölçüde kafamdaki projelere dönme olanağı bulabilecektim.
Ama evdeki hesap çarşıya uymuyor. Kimi zaman yazıları asan arkadaşlar İnternete girme olanağı bulamıyor; kimi zaman yazıları yazarlar yollamayı unutuyor veya ihmal ediyor ve başka yerlerde bu yazıları bulup yayınlamak gerekiyor; kimi zaman hiç hesapta olmayan arızalar ve engeller çıkıyor. (Örneğin Google üç ay boynca siteye giriş vermedi ve Virüs var uyarısı yaptı. Bu nedenle siteye girişler 1000 civarından 400’lere adar düştü. Ya da dünkü gibi birden bire temanın işlemez oluşu gibi sorunlar.)
Genç bazı arkadaşlar siteye yazıları asmayı üstlenmeseydi Köxüz yayınına son vermiş olacaktı. Ama onlar sadece sınırlı olarak yardım edebiliyorlar onların da teknik bilgisi yok. Teknik olarak bilgili, sitenin teknik bakımını yapacak bir veya bir çok insana acil ihtiyaç var. Bu işler hala çok zaman alıyor.
Bu vesileyle buradan bir çağrı yapmış olayım.
Köxüz okuyucuları arasıda hem yazı ve haberlerin aktüalizasyonu hem de sitenin teknik bakımında yardım edecek arkadaşlara ekmek kadar su kadar ihtiyaç var. Böyle arkadaşlar lütfen
koxuzayazilar@gmail.com adresine nasıl bir işbirliği yapabileceklerini bildirsinler.
Aslında, Napoleon’un, “niye yenildin” sorusuna “barut yoktu” diye cevap veren asker gibi, niye yazmadığıma ilişkin bu “güç ve zaman yok” cevabı yeterli olabilir. Napoleon diğerlerini duymak bile istememiş. Benzer şekilde diğerlerinin sözü bile edilmeyebilir.
Ama yine de diğerlerine de kısaca değinmekte yarar var.
*
Tabii gerçi günlük ve haftalık makale falan yazmıyorum ama bu arada okuyor, düşünüyor ve araştırıyorum. Zaten aktüel politikaya ilişkin yazıların fazla kalıcı bir etkisi oldu kanısında da değilim. Çok özel durumlar dışında daha temel ve metodolojik sorunlara güç ve zaman ayırmak gibi bir eğilim içindeyim. Daha doğrusu, böyle yaparak optimum bir denge tutturabileceğimi düşünüyorum.
Bu nedenle uzun süredir kafamda hazır duran ama bir türlü yazmak için gerekli zaman ve konsantrasyon olanağı bulamadığım birkaç yazımı acil olarak tamamlamak ilk yapmayı planladığım işlerden biri. Bunların başında “Kayıp Halka: Komün”; Yine aynı konuyla bağlantılı “Cennet’in Yeri Üzerine Araştırma ve Tartışmalar”; yine aynı bağlamda düşünülebilecek ve bir anlamda tamamlayıcısı olabilecek: “Katarlar, Bogomiller, Maniciler, Işık Taifesi, Cadılar”; “Alevilik Nedir, Aleviler Kimlerdir?”; “Genler, Diller, Tarih ve Uluslar” gibi, aynı zamanda gerici ulusçuluğa karşı Demokratik ve Devrimci bir hareketin Tarih yaklaşımının temellerini de oluşturmaya yönelik bir seri, her biri bir kitapçık olabilecek, yazılmayı bekleyen inceleme bunmakta.
Ancak bunlardan daha önemli gördüğüm, Tarihsel Maddeciliğin yani sosyolojinin en temel kavramlarına ilişkin son çalışmalarımın sonuçlarını yazmak veya en azından ilerde başkalarının o noktadan başlayabilmesi için çıtlatmak. Bunun da temelinde Toplum kavramı bulunuyor. Toplum kavramı henüz belirsizdir ve tanımlanmış değildir. Benzer biçimde topluluk (Cemaat) kavramı da. Bunlar belirsiz olduğu için dinin ve ulusun ne olduğu da anlaşılamamaktadır. Bütün bunları ele alan bir çalışma benim için bütün diğerlerinden çok daha önemlidir.
Yine bu bağlamda, Marksizm’in Marksist Eleştirisi’nde kısmen açıkladığım Dil, Ulus ve Üstyapı teorilerinin sonuçlarının nasıl bütün bildiklerimizi alt üst ettiğini göstermeye yönelik olarak bir çalışmanın acil olarak yapılması gerektiği kanısındayım. Örneğin Din tümüyle üstylapı ise, bu günkü bilim ve din ayrımı da bu dinin bir kavramıdır; dolayısıyla bilim de bu toplumun dininin bir bileşenidir ve dinseldir. Dinsel denen ve bilim dışı kabul edilen bütün dinlerin bilgisi de, yani paygamberler tarihleri, avestalar, upanişatlar, mitolojiler vs. hepsi bu günkü bilimsel bilgi dediğimiz kadar bilimseldir. Yani tıpkı din veya ulus gibi bilim kavramının kendisi de bu modern toplumun dininin bir kavramıdır ve dinseldir. Din dışında bir bilim ve metodoloji yoktur.
Dolayısıyla başka bir din olacaksa sosyalizm (ki olmalıdır) tıpkı din kavramı gibi, başka bir bilim kavramına da sahip olmalıdır ve kendi bilim kavramının bile dinsel olduğunu da göstermelidir. Çünkü aksi olamaz. Yani “üstyapının analizi dinin analizi olmak zorundadır”; “Üstyapı dindir” önermeleri, bu çok masum ve ne anlama geldiği hala pek anlaşılmayan önermeler, bütün bildiklerimizi alt üst etmekte ve her şeyi yeni baştan düzenleme olanağı ve zorunluluğunu ortaya koymaktadır.
Bunlardan başka daha kafamda yığınla konu var ama bunları bile yapamadığıma göre diğerlerinden söz etmek anlamsız. Sadece şurada söz ettiklerimi on yılda yapabilirsem kendimi görevini yapmış kabul edebilirdim.
Hasılı site işleri gibi bir bayağılık olmasaydı bile, bu sözünü ettiğim konular benim için çok daha öncelikliydi ve uzun vade etkileri daha kalıcı olurdu. Yani kısa vadede pek güncel olaylara ilişkin yazı yazmam pek mümkün olmadığı gibi gerekli de değil.
*
Ama sadece bu kadar değil. Aslında insan bir yanıyla hep aynı türküyü söyler ve hep aynı yazıyı yazar. Genellikle yapılan iş eskiden ifade edilen önermelerin yeni durumda da geçerli olduğunu gösterme çabasından başka bir şey değildir.
Özellikle son on yılda çok yazı yazdım. En azından haftada iki uzun yazıdır tahminimce ortalama. Bu yazılar öyle aktüaliteye hapsolmuş, hemen eskiyen yazılar da değildi. Yazılarda aktüel olaylar daha genel ve metodolojik yaklaşımları gözden geçirme veya doğrulamanın, çok daha genel olanın sağlanması veya kontrolünün aracı olarak kullanılmıştır. Bu nedenle yazılarım genel ve temel sorunlara yönelik olduğundan aslında kolay kolay eskimez ve bayatlamaz. (Bunu son günlerde yaptığım derlemelerde kontrol okumalarında çok daha iyi gördüm.) Metodolojiye yöneliktirler.
Bu nedenle, kimi vesilelerle yeni yazı yazmak yerine zamanım olmadığımdan eski yazılarımı yayınladığımda, bu okuyucuya “konuyu ele almak için gerekli metodolojik ve kavramsal araçlar bu yazıda bulunmaktadır” anlamına gelmektedir. Okuyucuya bir anahtar sunma amacına yöneliktir.
Örneğin sitenin sorunu nedeniyle son gelişmeler üzerine yazı yazamadım ama dün biraz da rastlantısal olarak 2000 yılında İkibin’de Yeni Gündem’e yazdığım yazılara ilişkin derleme bitmişti ve siteye koydum. Oradaki yazılar okunduğunda bu gelişmeleri anlamak için bütün kavramsal araçların sunulduğu, hatta o zaman yazılanların bu gün yazılmış gibi taze ve bazılarının da önemli doğru çıkmış öngörüler olduğu görülür.
Örneğin oradaki yazılarda, DEHAP için “Kürt Partisi mi Türkiye Partisi mi” tartışmalarına “Kadın partisi” önerisi yapılmaktadır. Bu öneri biraz dolaylı yoldan kısmen gerçekleşmiş bulunuyor. Bugün DTP’nin esas yükünü kadınlar çekmekte ve Kürt özgürlük hareketi legal platformda, tarihinde hiç olmadığı kadar devrimci ve demokrat bir çizgi sürdürmektedir.
Şimdi bu yazıları yeniden yayınlamanın yeni yazı yazmaktan daha kalıcı ve uzun vadeli etkiler yapacağı ortadadır.
*
Gerçi bu derlemeyi ille de şimdi yayınlayayım diye yapmadım. Derlediklerimi derli toplu emre amade kılmaya çalışıyorum sadece. Ama esas hedefim eski yazılarımı da derlemek.
Bu da bence en azından diğer teorik çalışmalar kadar önemli bir iş.
Nedenine gelinci. İlerde, insanlık bu dijitalleşmenin yeni ortaya çıktığı dönemi belki bir dijital karanlık çağ olarak tanımlayacaktır. Çünkü bir çok yazı vs. sadece dijital ortama sunulmuş ve basılmamıştır bile. Bunların bulunduğu sayfalar hızla yok olmaktadır. Silinmekte, kapatılmakta vs..
Benim yazılarım özellikle böyle bir tehdit altıda. Ben de on yıldır, sürekli yazıyorım ve bu yazdıklarımın aslında küçük bir bölümü, yazılı basında (Gündem, Özgür Politika gibi) çıkmıştır. Esas büyük bölümü ben kendim bile basmadım. Hatta yazdıklarımı özel bir gayretle sistemli olarak emniyete bile alıp kopyasını çıkarmadım.
Yüzlerce yazım kimi forumlarda ya da millerde kayboldu gitti. Şimdi bunları toplamak, emniyete almakla meşgulüm. (Bunu yorulduğum zamanlarda tabiri caiz ise dinlenme gibi yapıyorum.) Bunu ben yapmazsam kimse yapmaz. Gün geçtikçe bunlardan kurtarılabileceklerin sayısı da hızla azalıyor.
*
Diğer yandan emniyete aldıklarım da karmakarışık. Aradığımı kendim bulamaz durumdayım, yüzlerce yazının kimisinin farklı isimlerle birçok kopyası veya versiyonu var kimisinin bir tek. Hiçbir sistematik yok. Onları da benden başka kimse sistematize edemez. Hepsi bir bilgisayarın hard diskinde. Her an kaybolabilirler. Kaybolmasalar bile öldüğümde o bilgisayarın veya emniyete alabilmişsem CD’lerin ne olacağı belli değil. Bunların da hemen hemen hiç birini basmadım. Bende basılı örneği bulunmuyor yazılarımın.
İşte bu yazıları sistematize etmek, gözden geçirmek, emniyete almak, mümkünse en azından bir nüsha basıp dosyalamak gibi bir görev de var önümde. Bunlar da korkunç zaman alan işler. Akşamları veya yorgun olduğumda, yazma, okuma veya yaratma faaliyetiyle uğraşamadığımda bu gibi işlerle uğraşarak her saniyemi değerlendirerek, tasarruf ederek yazılarımı yok olmaktan kurtarmaya çalışıyorum.
Bunu yapmadığım takdirde, bütün yazdıklarımın olmamışa dönmesi, bütün hayatım da bir bakıma yazdıklarım olduğundan yaşamamışa dönmem tehlikesi bulunuyor. Ben ise yazarken hep bu günden çok ölümümden sonrası için yazdım. Belki biraz da bu nedenle bundan korkuyorum. Bu nedenle de güncel konularda yazmaya fazla eğilim duymuyorum. Yeni yazı yazmaktansa eski yazılarımı yok olmaktan kurtarmak bana daha doğru gibi görünüyor. Yani yavaş yavaş ölüme hazırlanmam gerekiyor.
İnsanoğlu iki kere ölürmüş, birincisi bedensel ölümünde, ikincisi ise bir yerde birileri ondan son defa söz ettiğinde. Birincisini engelleyemem ama birincisinden önce, yazdıklarımı biraz olsun sanal alemde yok olmaktan kurtarabilir ve sistematize edebilirsem, ikincisini biraz geciktirebilirim gibime geliyor.
*
Özetle, sitenin işleri, geleceğe yönelik projeler, eski yazıların tazeliği koruması ve metodolojik araçları sunması, yazıların yok olmaktan kurtarılması ve var olanların emniyete alınıp sitemleştirilmesi gibi işlerin daha büyük bir önceliği var Türkiye Politikasının günlük gelişmelerinden.
*
Ayrıca Köxüz sitesindeki yazarlar genel olarak devrimci demokrat bir tutum gösteriyorlar. Örneğin bu son gelişmeleri kimse bir demokratikleşme veya demokratlarla darbeciler arasındaki bir çatışma olarak görmedi. Bu en asgari temeldir. Liberal muhalefetten devrimci veya radikal demokratları bunlar ayırır.
Benim de politik mücadeleye katkım, bu yazıların en yoğun olarak yayınlandığı bir sitenin teknik işleri ve bakımı biçiminde görülebilir.
Bir dernek düşünün, bu derneğin tuvaletini temizlemek, camlarını silmek, odalarını süpürmek, badanasını yapmak, her gün gelip derneği açmak, ısıtmak gibi işler de var.
Dernekteki herkes yüksek politikayla uğraşırsa bunları kimler yapacak?
Yapmaya çalıştığım biraz da böyle bir katkı gibi görülebilir demokrasi mücadelesine.
Birçokları politik dernek faaliyetlerinde daha fazla yararlı olacağını düşünüp tuvalet temizlemeye veya ortalığı düzenlemeye, erkenden gelip derneği düzenli açmaya, soğuksa sobayı yakıp ısıtmaya sıcaksa havalandırmaya pek zaman ve enerji ayırmak istemiyor.
Dolayısıyla derneğin açık kalması için birilerinin böyle işleri yapması gerek. Beni de böyle katkıda bulunuyor farz edin siteye ilişkin olarak. Ve başkaları bu işlerin bir ucundan tutmadıkça tuvaletleri temizlemeye, derneği açmaya ve sobayı yakmaya devam edeceğim. Yoksa dernek kapanır ve kimse gelmez olur.
Sanım bu yazdıklarım neden yazamadığımı açıklıyordur ve ikna edemese bile belki bir empati (bu moda terimi böylece ben de kullanmış olayım) yaratmasa bile anlayışla karşılanmayı sağlar.
09 Temmuz 2008 Çarşamba
Demir Küçükaydın
Bu yazıları bekliyorum !
Demir üstat merhaba,
"Kayıp Halka: Komün”; “Cennet’in Yeri Üzerine Araştırma ve Tartışmalar”; “Katarlar, Bogomiller, Maniciler, Işık Taifesi, Cadılar”; “Alevilik Nedir, Aleviler Kimlerdir?”; “Genler, Diller, Tarih ve Uluslar” başlıklı yazılarını bekliyoruz...
Belki motive olabilmene katkıda bulunabilirim diye düşündüm...
Esenkal,
Sargon