Çatı Partisi = Cephe Partisi - Mihri Belli (Gündem Online)

Haberci kullanıcısının resmi

Kürtlerin ve tüm azınlıkların kültürel haklarını tanıyarak, Kürtlerle Türklerin eşitliğini tarif etmek ancak kapsayıcı ve dört başı mamur; yani her alandaki anti-demokratik uygulamaları düzelten 'demokratik bir anayasa' önerisinin ilan edilmesi ve bunun Çatı Partisi ya da Cephe Partisi'nin örgütlenmesinin temel unsurlarından biri yapılmasıyla mümkün hale gelebilir. Cephe ya da Çatı Partisi Kürt ve Türk emekçilerini beraber örgütleme hedefi yanında farklı sınıf ve zümreleri de cepheye katmayı başarabilmelidir.

1- Cephe Türkler ve Kürtleri, ve anadili Türkçe olmayan diğer halk gruplarını, dini azınlıkların hak taleplerini nasıl birleştirebilir? Cephe partisinin 'Kürt Sorununa Demokratik Çözüm'e ulaşılmasını sağlayan bir parti olması için programının 'Kürt Sorununda Demokratik Çözüm'den ibaret olmaması gerekir. Bunun için; tüm ezilenlerin taleplerini ortaklaştıran programla, toplumun çözülmemiş tüm sorunlarına çözüm iddiası olan bir programla ortaya çıkmalı. Ardından da, programa uygun davranarak, ve aykırı laf edilmemeli. Kürtlerin ve tüm azınlıkların kültürel haklarını tanıyarak, bunun mücadelesini vermek ve Kürtlerle Türklerin eşitliğini tarif etmek ancak kapsayıcı ve dört başı mamur; yani her alandaki anti-demokratik uygulamaları düzelten 'demokratik bir anayasa' önerisinin ilan edilmesi ile ve bunun cephe partisinin örgütlenmesinin temel unsurlarından biri yapılması ile mümkün hale gelebilir. Tüm bileşenler birbirinin taleplerine sahip çıkar duruma gelebilir...

2- Türk emekçi kitleleri nasıl bu cephede yerini alacak? Onların da talep ettikleri demokratik haklar neler?

Türk emekçilerinin talepleri ekonomiktir başlangıçta. İş güvencesidir, sosyal güvencedir. Ve örgütlenme hakkıdır. Başlangıçta ekonomik-demokratik hakların mücadelesini veren kitleler, bu hakların bağımlılık koşullarında verilemeyeceğini ya da bir sermaye hareketi ile çarçabuk geri alınabileceğini kavrayamayabilir. Bileşenler emek politikalarına ağırlık verirlerse, bütün emekçilerin taleplerini dikkate alan bir politik hat, egemenlerin 'böl ve yönet' politikalarını boşa çıkaracaktır. Cephe ancak, İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin, Adana, Bursa gibi Türkiye'nin batısındaki metropollerde bulunan Türk ve Kürt emekçilerini beraber örgütlemeyi başarırsa hedefine yaklaşan bir güç olmayı başarır... Ama bunun ön koşul olarak işe başlarken sağlanmış olması da gerekmez.

Cephe ancak, İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin, Adana, Bursa gibi Türkiye'nin batısındaki metropollerde bulunan Türk ve Kürt emekçilerini beraber örgütlemeyi başarırsa hedefine yaklaşan bir güç olmayı başarır... Ama bunun ön koşul olarak işe başlarken sağlanmış olması da gerekmez
3- Cephe ya da Çatı Partisi Kürt ve Türk emekçilerini beraber örgütleme hedefi yanında farklı sınıf ve zümreleri de cepheye katmayı başarabilmelidir.

4- Dünya kapitalizmi artık 'Küresel Kapitalizm'

Küresel Kapitalizm dünyada ve bölgede kime, hangi sınıf ve zümrelere ne vaat ediyor? Birkaç küresel büyüklükteki holding dışında ve tekellere tam teslimiyetten yana yöneticiler dışında, 'küresel kapitalizm' ne işçiye, ne köylüye, ne esnafa ne de orta burjuvaya gelecek hakkında bir şey vaat ediyor. Demek ki 'Gerçekten Demokratik Türkiye' kapitalizmin büyük ölçüde, en azından işbirlikçi sanayiinin egemen olduğu kentlerde, tasfiyesi anlamına gelir. İşçiye ne vaat ediyor? Taşeron veya fasoncu yanında iş, sendikasızlık, sigortasızlık, ve iş güvensizliği ve en geri dünya ücretleri ile rekabet mecburiyeti. Köylüye ne vaat ediyor? İthalat serbestisi sonucu iflas ile proleterleşme, tekel boyunduruğu, doğa kirliliği, mülksüzleştirme. Esnafa ne vaat ediyor? Perakendeciliğin tekeller eline geçmesi ile ticari küçük burjuvazisinin silinmesi ve proleterleşmesi, sanayi küçük burjuvazisinin ise tekel emrinde belirlenmiş fiyatla ve tüm riskler üstlendirilerek yaşamına devam ettirilmesi. Orta burjuvaya ne vaat ediyor? Tüm stratejik sektörlerin çokuluslu ve genelde yabancı tekellerin eline geçmesi ile bir süreç sonucunda yok olma...

5- Hedef Türkiye halklarının ve bölge halklarının emperyalizmden bağımsız ve demokratik talepleri gözetebilen bir devlet biçimine ulaşmasıdır. Bunun hangi aşamada Demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti, hangi aşamada sosyalist federasyon, hangi aşamada Demokratik Ortadoğu Birliği yani HOP (Halkların Ortadoğu Projesi) olacağı tartışılır, yol yürünürken geliştirilir. Şimdiden falcılığın gereği yok.

6- Cephe Partisi'nin bileşenleri arasında değişik kaygılar ve taleplerle özellikle demokratik ve kültürel hak talepleri ile bu cephede yer alanlar olabilir. Yani bunların bağımsızlık talebi, sosyalizm talebi olmayabilir. Ama küresel emperyalizm ile işbirlikçilik ve bölge için proje birlikteliği düzeyinde bir ilişkiden yana olmak: Bölge halklarının birbirine düşürülmesi ve birbirini boğazlaması ile zenginliklerin yağmalanması anlamına geleceğinden dolayı; bu tür işbirlikçi akımlar 'cephe'de yani Çatı Partisi içinde savunulamamalı... Çatı Partisi farklı kulvarlardaki unsurları bir arada tutabilir, geliştirebilir ve zenginleştirebilir olmalı.

7- Doğabilecek görüş ayrılıklarının ve çelişkilerin önceden bilinmesi ve tedbirlerin buna göre alınması gerekir. Kısa vadeli politik hat ne kadar ortaklaşılmış olursa yani ne kadar belirgin olursa bu o kadar kolaylaşır. Örneğin Türkiye'nin AB'ye girip girmemesi gerektiği ve bu konuda partinin nasıl bir demeç vermesi gerektiği konusunda görüş ayrılığı olabilir. Bu konudaki ayrılık ikincildir. Mesele şudur: AB'nin genel olarak Ortadoğu politikası ABD'ninki ile paraleldir ve bölgedeki direnişi terörist sınıfına sokmaktadır. Oysa Cephe bileşenleri içinde ABD ve AB'nin emperyalist politikaları konusunda görüş birliği vardır. Bunun yanısıra, Türkiye eğer AB'ye girerse demokrasi açısından yararlı olur diye düşünenler de olabilir. Politikamızda, AB'den gelecek ve Türkiye'de demokrasinin gelişmesine yol açacak her türlü açılımdan yana olmak gerekir ama bilmek gerekir ve gerektiğinde ona göre tutum almak gerekir ki, AB'nin tutumu her zaman bu yönde olmuyor. Bugün AB, AKP'nin iktidarının ve işbirlikçi tutumunun devamını her türlü demokratik açılımın önünde görmektedir.

8- Gördüğüm kadarı ile bu ittifaktaki ana sorunu aynı boyda (güçte) olmayan iki gücün ittifakının sağlıklı olmayabileceği üzerine görüş bildirenler var. Özgürlük ve kültürel haklar isteyen Kürt halkı ile bağımsızlık ve demokratik haklar isteyen Türk emekçileri birbirinden büyük potansiyeller değildir. Kürt halkının potansiyeli örgütlüdür. Türklerinki ise bölünmüşlük ve inisyatifsizlikten dolayı örgütsüzdür. Aradaki fark bu. Bu kaygı, Türklerdeki potansiyeli örgütleme ve harekete geçirme konusunda kendine ve sınıfa güvenmeyen, her şeyin bugünkü gibi statik koşullarda kalacağını sanan ve kendi dünyacığını değiştirme gücü ve cesaretinde olmayanlara özgü bir kaygıdır.

9- Tarihimizde, bu saydıklarımıza en iyi örnek Dev-Genç örgütlenmesidir. Tarihimizde en kapsamlı gençlik örgütlenmesi, Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu (TDGF) kısa adıyla Dev-Genç'tir. Proleter Devrimciler 1968-1970 arası Dev-Genç örgütlenmesi ile öğrenci gençlikte yakaladıkları bilinç, dinamizm, değişim ve devrim arzusunu emekçi gençliğe kadar genişletebilseler ne olurdu? Bu durum emekçi iktidarını gerçeğe dönüştüren bir devrime yol açardı. Başarılsaydı, direnişin arkası gelecek kitle hareketlerinin önü açılacak, muhtemelen 1971 yenilgisi yaşanmayacaktı. Dev-Genç örgütlenmesini emekçiden söz ederek küçümseyenler, Marksizm'in sadece lafzıyla yetinenler. Emekçi ile direkt bağ kurmanın yanında dolaylı da olabileceğini anlamakta güçlük çektiler. Ama düşman anladı. Baskı ve böl-yönet politikasını yürürlüğe koydu. 15-16 Haziran 1970 bu bakımdan da bir dönüm noktasıdır. 20-25 yaşlarında genç militanların oluşturduğu grupların ortaya çıkışı, şehirlerde can güvenliğinin tamamen ortadan kalkması, koşullarının olmadığı ortaya çıkan gerilla romantizminin pompalanması, ve nihayet 1970 kongresinde, Dev-Genç'in bölündüğünün tescili bu dönüm noktasından sonradır. Bu kongreden sonra kitle hareketlerin öncülük eden, birliği temsil eden Dev-Genç yoktur artık. Sonrası, inisyatifin düşmanın eline geçtiği, 'gökyüzüne hücuma kalkan komüncülerin' Türkiye halkının en seçkin en sevgili evlatlarının dağda bayırda, şehirlerde kıstırılarak katledildiği, işkence ve hapishanelere atıldığı malum süreçtir. Malum çetelerin gerçekleştirdiği... Dev-Genç yenilmedi. 1970 Kasım kongresi ile kendi kendini fiilen tasfiye etti. Soğuk Savaş bir yandan sürerken, NATO'nun egemenlik sahası olarak Amerikan inisiyatifine terk edilen Türkiye toprağında, devrime ABD de, SSCB de karşı olmakta mutabık idiler. Bu, emekçi iktidarını hedef alan örgütlenmeyi zorlaştırıyordu. Buna rağmen 1960'lı yıllarda bizim TKP'nin (mülteci TKP'si değil) 50 yıllık asgari programının güncelleştirilerek, MDD programı olarak yayınlanması, ve 1966'da Yargıtay'da beraatinin sağlanması, Dev-Genç oluşumunun önünü açan gelişmelerdir. Düşmanın tecridini, Dev-Genç oluşumuyla kırmayı başardık. Anti-komünizm silahını etkisiz hale getirdik. Doğru bir asgari programa dayalı bir ortak cephe yanında, Dev-Genç'in bütün üniversitelerde ve yurtta etkinlik kazanmasına bazı siyasi gelişmeler de yardım etmiştir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

a- 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra oluşturulan kurucu meclisin hazırladığı 1961 anayasasının sağladığı sınırlı da olsa özgürlük ortamı.

b- ABD Başkanı Johnson'un Başbakan İnönü'ye gönderdiği 'benim silahlarımı Kıbrıs'ta kullanamazsın!' uydu bir ülke olduğumuzu hatırlatır tehditler içeren ünlü Johnson mektubunun yarattığı anti-Amerikan tepki.

c- İnönü'nün Amerika'da seyahatte iken, Meclis'te CIA organizasyonu ile başbakanlıktan düşürülmesi sonucu Kurtuluş Savaşı'nı hatırlayarak 'Yeni bir Dünya kurulur, o dünyada Türkiye de yerini alır' demeci ile CHP'li gençliğin anti-Amerikan eylemlere katılımına yol vermesi sonucu; TPAO (Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı) Genel Müdürü İhsan Topaloğlu'nun CHP'nin talimatıyla 'milli petrol' kampanyasını başlatması, CHP'li TMTF, TMGT ve üniversite öğrenci derneklerinin kampanyayı desteklemesi sonucu: CHP'li ve sosyalist gençlerin ortak eylemlerde buluşmasının gerçekleşmesi (1966).

d- 40'ıncı yılının bugünlerde kutlandığı 1968 boykot ve işgalleri bu buluşmanın ürünüdür. Üniversite öğrenci derneklerinin büyük çoğunluğu CHP'li gençlerin yönetimindedir. Yani gençlik, CHP'li gençliktir henüz. 1968 boykot ve işgalinde de böyledir. Temel slogan 'sağ-sol yok boykot var' şeklindedir. 1968 üniversite işgalleri, Çanakkale'den Kurtuluş Savaşı'na sayısız Kürt-Türk buluşmalarından biridir. Kurtuluş Savaşı'nda Kürt ittifakı olmasa kazanılamazdı. Aynı şey 1968 işgalinde de sözkonusudur. İşgal Konseyindekiler bunu 'Kürtlerle birlikte olmasaydık, işgal kırılırdı. Herkes kendi faşistini halletsin' diyerek işgali sürdürebildiklerini ifade etmektedirler. Battal Mehetoğlu Yıldız Teknik'te 1969 Aralık ayında camiden çıkan kalabalık bir dinci grup tarafından silahlı saldırı sonucu öldürülecektir. Aynı günlerde, İnönü 'aşırı sağ cani, aşırı sol serseridir' diyerek 1968 Haziran'ında verdiği desteği, 1969 Aralıkı'nda sona erdirdiğini ilan edecektir. Çünkü artık gençlik, CHP'li gençlik değildir.

10- Kürtler, 4 ülkede yaşamaktadır ve sorun hangi tarafta halktan yana, yani ilerici anlamda çözülürse orası ister istemez bir cazibe merkezi olacaktır. Ve diğer devletlerin sorunlarını çözmek; diğer komşu halkların taleplerini hesaba katmak ve yerine getirmek zorunluluğu doğacaktır. Kısacası soruna nihai olarak bölgesel bir çözüm gerekecektir. Dolayısıyla Kürtler bölge halklarının birliğini sağlamak için anahtar konumundadırlar. Bölgesel çözüm ise bölgede var olan tüm halkları tatmin etmek zorunda. Cephe Partisi emperyalizme karşı mücadelesinde aynı saftaki dünya halklarının direnişi ile birleşebilmeyi hedefleyebilmelidir. Bölgesel ittifaklar da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Yukarıda belirttiğim koşullarda UKKTH (ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı)'nı ezen ulustan Türkler nasıl, ezilen ulustan Kürtler nasıl savunacak? Bu ikisi nasıl birbirini tamamlayacak? Aynı cephenin ya da partinin üyeleri olsak da bu konuda çatıdaki Türkler sıradan Türk kökenli, şartlandırılmış vatandaşa hitap edebilmek zorundalar. Ezberlenmiş kalıplarla ne kendi ne de müttefiki Kürtlerin derdini anlatabilirler. UKKTH demek, ezilen ulusun temsilcileri: doğru ya da yanlış, nasıl bir gelecek istiyorlarsa (birlikte ya da ayrı) onu; peşinen ve koşulsuz kabul etmek, aynı fikirde olunmasa bile kabul etmek; ve iktidarsan, bunu engellemek için güç kullanmamak, muhalefetsen güç kullanılmasına karşı çıkmak anlamına gelir. Ezen ulus emekçi sınıfı temsilcisi olarak senin bu konuda söz hakkın olur ama oy hakkın olmaz. Bir hakkın verilmesinden yana olmak, o hakkı isteyenlerle aynı görüşte olmak anlamına gelmez (Türbanın üniversitede serbest olmasını savunmak herkesin türban takmasını ya da kendisinin türban takacağı anlamına gelmez). Bugünkü koşullarda ezilen ulusun ezici kitlesi de, ezilen ulusun önderleri de, temsilcileri de, birlikte yaşamaktan yana tutum belirlemekteler, 'gönüllü birliği' savunmaktalar. UKKTH'den yana Türk devrimcisi ayrılma hakkını savunacağım diye bu tutumu görmezden mi gelecek? Kürt hareketinin taktik olarak mı gönüllü birliği savunduğunu sanacak? Taraflardan ezileni eşit koşullarda bir evliliği savunuyorken, boşanmayı mı savunacak? Elbette ki hayır. Aksi, zengin kocanın akrabasının servete konmak için, dayağı durdurmaya çalışacağına dayak yiyen geline 'boşan da git' demesine benzer. Türk devrimcisi, Kürdün bu talebini, yani birlikte ama 'birlikte yaşama koşulları (gönüllü birliğin koşulları) sağlanarak yaşayalım' deme hakkını en az ayrı devlet kurma hakkı kadar kaale almak zorundadır. Çatı-Cephe Partisi'nin biraraya gelişinin ana gereklerinden birinin halklar arasındaki bu iletişimsizliği; ezileni dinlememe ve anlamama durumunu ortadan kaldıracak yaratıcılığı göstermektir.

11- Bağımsızlık Geçmişte de bugün de hep bağımsızlık ve demokrasiyi birbirini tamamlayan iki kavram olarak gördük. Sömürgeler çağında Avustralya bir istisna olarak gösterilebilir. Avustralya'yı kuranlar çoğu beyaz tenli göçmenlerdir. Bunların büyük çoğunluğu İngilitere'den gelme idiler. Ve bu ülkede yerli halk yok edilerek devlet kuruldu. İki terim birbirini tamamladığı için biz mümkün olduğu kadar her iki terimi de birlikte kullandık. Çünkü emperyalizm çağında, az gelişmiş ülkede, yerli halkın kendi burjuvazisini egemen duruma getirerek bir ülkenin kalkındığı görülmemiştir. Biz bunun için, yani bu bilinçle 'Bağımsız ve demokratik Türkiye'yi hedef olarak gösterdik. Evet kapitalizm artık küresel dedik ayrıca da artık dünyada bir Sovyetler Birliği yok. Yani bir bakıma bağımsızlığını kazanan bir ülkenin sosyalizme bile yönelmiş olsa, başlangıçta uzun süre emperyalizme karşı kendini ekonomik olarak koruma şansı Sovyetler'in varlığına göre daha az. Ancak bulunduğu bölgede bir ekonomik birlik, bir bağımsız ülkeler birliğini kuracak enternasyonalist bir başarıyı sağlarsa iş değişir. Çatı-Cephe Partisi'nin asgari programında dahi bölge ülkeleri ile hedeflenecek birliğin kaba tarifi yapılmak zorundadır.

12- Ekonomi Bölgede emperyalizme bağımlı olarak ekonomisi gelişmiş Türkiye'nin yanısıra, Suriye gibi kapalı ekonomiye sahip ülkeler, petrol ve su gibi enerji kaynaklarına sahip ülkeler bulunmaktadır. Bazı ekonomilerin bugünkü halleri birbirini tamamlamaktadır. Bunları, emperyalist tekellerin aracılığı olmadan değiş-tokuş etmek, halkların refahı için, sosyalizm uğruna mücadele etmek için nefes alınmasını sağlayacaktır. Nitekim Güney ve Orta Amerika'da yapılan da budur. Ortadoğu bölgesi ekonomik bir bütündür. Petrol de var, su da var. Mesele petrolü, suyu ve diğer doğal kaynakları halkın yararına kullanan bir ekonomiyi kurabilmektir. Bu hedefi nihai hedef olarak alabiliriz. Bunu da ancak sosyalizm kuracaktır. Söz ettiğimiz HOP (Halkların Ortadoğu Projesi) ya da DOB (Demokratik Ortadoğu Birliği) ancak böyle gerçekleşir. HOP'un ekonomik anlamı bu. Ama HOP, bunca halkı yanyana getirebilmek için sağlam bir hukuk kurmalı. Kısacası HOP'un bütün ulus ve azınlıkların ve kültürel ve dini grupların fikirleri alınarak geliştirilmesi gerekir ki bir halklar boğazlaşması olan BOP'un önüne geçilebilsin. Bölünmüşlük, güçsüzlüktür. Merkezileşmiş düşmana karşı sorumsuzluktur. Oysa temel konularda tartışıp görüş birliğine varmak mümkün. İlk adımları gecikmeden atalım. Bu adımlarda sosyalist solun en geniş yelpazesinin bulunmasında yarar var.

MİHRİ BELLİ

komunistbirlik kullanıcısının resmi

bir gün mutlaka Yazı

bir gün mutlaka

Yazı baştan aşağı yoruma muhtaç bir yazıdır. Mustafa kemalin yılmaz savunucusumihri bellinin daldan dala telden tele gezinmesi, bir ulusalcıların yanında yer alması bir sol libarallerin yanında saf tutması herhalde yaşı ile ilgili olmalı diye düşünüyorum. Çatı partisi ile ilgili söyleyebileceğim ama mihri bellinin yazısının altına düşmesini istemediğim bir cevabım var elbette . Çatı partisi devletin kismen kürtlerin ve liberal solun içinde bulunduğu bir tasfiye girişiminden başka bir şey değildir. ÖDP de benzeri tartışmala sonucu kurulmuş 12 eylül sonrasını tasfiye girişimi idi..Konu ile ilgili yazılarım
http://groups.yahoo.com/group/Turkiyekomunistpartisibirlik/

adresli sayfamda bulunmaktadır.

 
urchinTracker();