İktidar Çekişmesi Derinleşiyor

Faysal Özçift kullanıcısının resmi

Bilindiği üzere Yargıtay Başsavcısının Anayasa mahkemesinde AKP’ kapatma davasıyla ilgili sözlü iddialarını açıkladığı 1 Temmuz günü, son Ergenekon operasyonu yapılmıştı... Aralarında iki emekli orgeneralinde bulunduğu “Ergenekon terör örgütü” operasyonuyla gerçekleşen gözaltı ve tutuklamalarla ilgili tartışmalar derinleşerek sürüyor. Taraflar arasındaki kıyasıya çatışmada biri diğerinin ipliğini pazara çıkarıyor… İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının, 14 Temmuz 2008 tarihinde Ergenekon iddianamesi ile ilgili düzenlediği basın toplantısında, yapılan açıklamalardan sonra tartışma da daha da kızıştı… Yaşanan gelişmeler AKP ve yandaşlarınca “temiz eller operasyonu” olarak niteleniyor... Ulusalcı kesim ise “laiklik ve bağımsızlığın” elden gitmekte olduğunu söyleyerek Ergenekon avukatlığını üstleniyor… Oysaki Türkiye’nin hiçbir dönemde bağımsız ve laik olmadığı biliniyor. Yine hedef alınan Ergenekoncuların, bilinen derin devletin-kontrgerillanın karşılığı olmadığı da biliniyor. TC’nin bilinen ulusal ve sınıfsal özelliği değiştirilmediği sürece derin devletin tasfiye edilemeyeceği ve Türkiye’ nin demokratikleşemeyeceği de açıktır...

Hatırlanacağı üzere TC’nin işleyiş biçimiyle ilgili 20 Haziran 2008 tarihinde Taraf Gazetesinde önemli bir belge yayınlandı. Genelkurmay Başkanlığının Eylül 2007 tarihinden bu yana uygulamaya başladığı 11 sayfalık ‘Lahika-1’ adlı ‘Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı’ basına yansıtıldı... Belgede AKP Hükümeti ve Kürtlerle ilgili kararlar yer alıyor. Özetle: “Yargıçlar ordu çizgisine çekilecek, gazeteciler kullanılacak, TSK muhalifleri yıpratılacak, kanaat önderleri yönlendirilecek, DTP’ nin terörist olarak görüldüğü vurgulanacak ve Kürt bölgesi silahla rahatsız edilecek” deniliyordu. Ancak Hükümet cephesi ve yetkilileri bu kadar önemli bir belgenin üzerinde hiç durmadı… Açıktan bir çatışma yerine, sadece Eylem Planını Taraf gazetesine sızdırmakla yetinildi. Oysaki Eylem Planı iktidar çekişmesini de ifade eden tespitler yaparak, Hükümetin “irticai faaliyetlere zemin
hazırladığını” söylüyor ve yeni Anayasa Paketini de “milli devlete karşı” bir girişim olarak değerlendiriyordu.

Belgenin en temel özelliği TC işleyişinin yanı sıra Kürtlere ilişkin izlenen politikaların açıkça ifade edilmesiydi. Belgeye göre DTP’ nin terörist olarak görüleceği ve muhatap kabul edilmeyeceği ifade ediliyordu... Belgede “teröre sağlanan desteğin bedelsiz kalmayacağını bölge halkına hissettirmek için sıklıkla arama, operasyon düzenleneceği, Irak’ın Türkiye sınırında yaşayan sivillerin ağır silahlarla vurulacağı” yazılıyordu. Yazılanların Emperyalizmi arkaya alarak Devlet-Hükümet uyumuyla uygulandığı herkesin malumu… 5 Kasım 2007 de yapılan Erdoğan –Bush görüşmesinden sonra PKK nin ortak düşman ilan dilmesi, ABD ve İsrail’in verdiği istihbarat temelinde hava ve kara operasyonlarının yapılması ve Newroz kutlamalarında ifadesini bulan devlet terörü bu eylem planıyla örtüşüyor… Planın Kürtlere ilişkin yönü esasen yeni de değildir. Yeni olan, on yıllardır sürdürülen inkâr ve imhayı esas alan sömürgeci politikanın, günümüz koşullarındaki ifade biçimidir. Ve plan, sadece geleneksel devlet güçlerinin yaklaşımını değil AKP’nin yaklaşımının da özetidir. Askeri klikler ve AKP arası çekişmelerin boyutları ne olursa olsun bu kesimlerin tümü ezilenlere karşı özellikle de Kürtlere karşı yekpare bir zulmün sahibi oluyorlar. Veya zulümde yarışır halde oluyorlar…

Derin güçler, şimdiye kadar belirlenen “rota”nın dışına çıkıldığını var saydıkları zaman çeşitli yöntemlerle müdahale ederek siyaseti yeniden düzenlediler: 27 Mayıs1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 müdahaleleri ve yapılan “balans ayarları” biliniyor. Bunlara Sarıkız ve Ayışığı darbe girişimlerini ve Genelkurmayın 27 Nisan 2007 tarihli ‘e-muhtırası’ ile Anayasa Mahkemesine 367 kararını aldırarak Cumhurbaşkanı seçimini engellediğini de eklemek gerekiyor. 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra bu kez Eylül 2007 tarihli Eylem Planıyla sürecin şekillendirilmesi öngörülüyor. TC’nin kuruluşundan beri devam eden toplum mühendisliği ilk defa ABD’nin bölgesel politikasıyla çelişmeye başladı. Süreç tarafların çatıştırılması törpülenmesi ve yumuşatılıp kıvama getirilmesiyle devam ediyor… Derin devletiyle tasfiye edilen deşifre olmuş darbecileriyle ve AKP’siyle Sınırsız bir ABD uşaklığında buluşan bir çatışma yaşanıyor…

Geleneksel devlet güçlerinin, mevcut koşulları şekillendirme gayreti, ABD’nin bölgesel politikasıyla çelişince, kendilerini yeniden konumlandırıyorlar. Yakın dönemde hazırlanan Sarıkız ve Ayışığı darbe planlarının Nokta dergisinde yayınlanması, Ergenekon soruşturması, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğla görüşmesi ve Lahika-1 adlı eylem planının ortaya çıkarılması geleneksel güçleri zorluyor, yıpratıyor... AKP gelişen Anadolu sermayesini arkasına alıp neoliberal politikalarla devlet içinde kadrolaşıyor ciddi bir güç olduğunu gösteriyor. Zorlanan geleneksel güçler Anayasa Mahkemesinin “türban” kararıyla, AKP’ye açılan kapatma davasıyla, Yargıtay ve Danıştay’ın arka arkaya açıklamalar yapmasıyla, yanıt veriyor... Ancak bu durum eskiden olduğu gibi “toplumu şekillendirme” gücünü ifade etmiyor. Gelinen noktada AKP’ kapatılsa veya belli ölçülerde törpülense de ABD güdümlü “ılımlı İslam” projesinin güçleneceğidir. Burada önemli olan AKP veya onun işlevini hayata geçirecek bir siyasi oluşumla devam edilmesi ve ABD liderliğindeki balans ayarının sürmesidir…

Geleneksel güçler ile AKP’nin çekişmesi, AKP’nin “mazlum” rolü oynamasını ve liberallerinde desteğiyle demokrasi kahramanlığına soyunmasını kolaylaştırıyor. Oysaki AKP şimdiye kadar yaptığı uygulamalarla mazlum değil, zalim olduğunu, başta ABD olmak üzere Emperyalist-Kapitalist politikaların sadık hizmetkârı olduğunu defalarca kanıtladı... Zalimlik izlenen Kürt politikasıyla ve emekçilerle ilgili gösterilen sınıfsal duruşuyla somuttur. 1 Mayısta konulan Taksim yasağı ve sergilenen devlet terörü AKP’nin gerçek niteliğini yeniden açıkça sergiledi. IMF ve Dünya Bankası doğrultusunda izlenen neoliberal politikalar harfiyen yerine getirildi-getiriliyor… SSGSS’nin ardından istihdam paketinin yasalaştırılması, Emperyalist tekeller ve yerli sermayeyi memnun edecek teşvik paketinin hazırlıklarına devam ediliyor. Yine özgür, demokratik bir sendikal yaşamı öngörmeyen, ILO Sözleşmelerine, Avrupa Sosyal Şartına ve sendikal hareketinin ihtiyaçlarına uymayan, Sendikalar Yasa Tasarısı hazırlanıyor... Dolayısıyla bütün bu neoliberal özelliklerin AKP’yi iktidar kavgasında güçlendiren bir rol oynadığı açıktır.

AKP’yi güçlendiren bir diğer faktör ise ulusalcıların kendi aralarındaki çekişmesidir. Yakın geçmişte Zap’a yapılan kara operasyonu sonrası CHP-MHP ve Genelkurmay arasında yapılan tartışmalar biliniyor… Genelkurmayın Avrasyacı-Ergenekonculara sahip çıkmaması, başta Ergenekon Avukatlığına soyunan Deniz Baykal olmak üzere ulusalcı güçlerde hayal kırıklığı yarattı. Genelkurmay, operasyonun ve aramaların askeri makamlarca yapıldığına vurgu yapılmasına özen gösterdi. Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ ile yaptığı görüşme öncesi ve sonrası açıklamaları da Ergenekoncuları yalnızlaştıran içerikteydi… Özkök, Özden Örnek’in darbe günlükleriyle ilgili “vardır da demem yoktur da” “Tarihler ve olaylar tutuyor” vb. sözler söylemesi ordu içi çekişmeyi izah ediyordu…Şemdinli davasından yargılanan Ordu mensuplarına sahip çıkarak “iyi çocuklar” diyen Genelkurmay bu kez meseleyi “yasal mevzuat” olarak değerlendiriyor ve sahip çıkmıyorsa nedensiz değildir. Erdoğan –Büyükanıt görüşmesiyle başlayan ve 25 Haziran 2008 tarihli Başbuğ-Erdoğan görüşmesiyle devam eden anlaşma nedeniyledir… Nitekim 18–19 Temmuz 2008 tarihli Büyükanıt-Erdoğan açıklamaları da bu anlaşmanın bariz örnekleridir. Genelkurmay Başkanlığı açıklamasında bazı muvazzaf subaylarla ilgili Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda yürütülen soruşturmanın uzun süredir devam eden bir soruşturma olduğunu vurgulayarak, “Türkiye’nin gündemindeki soruşturma ile bir ilgisi yoktur” dedi. Genelkurmay ayrıca, “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yöneltilen hukuk dışı saldırılara karşı Türk milletinin de yasal ve demokratik tepki göstermesi doğal bir beklentidir” açıklamasını yaptı. Genelkurmay’ın “ordudaki bir iç soruşturmanın” Ergenekon operasyonlarıyla bağdaştırılmasına gösterdiği tepkiye Başbakan Erdoğan'da destek verdi... Görevi başında bulunan Ordu mensuplarının Ergenekon davasıyla kamuoyu nezdinde ilişkilendirilmemesi anlaşmanın bir unsuru olmalı… Ergenekon davası anlaşılan her derde deva olacak gibi… TSK görünür kamburların birinden kurtulmaya çalışırken, Erdoğan ise “demokrasi havarisi” unvanını almaya çalışıyor. ...

Egemen güçler arası çekişme ne denli şiddetli olursa olsun ezilenler karşısında aynı zalim-sömürücü bloğu oluşturuyorlar… Dolayısıyla emekçiler çatışan güçlerden birinin yanında yer alamaz. Egemenlere karşı mücadeleyi yükseltmesi ve onları teşhir ederek örgütlenmesi büyük bir önem taşıyor… Gelinen noktada sistem çözüm üretemiyor. Çelişkiler derinleşiyor… Devletin asıl sahibi olduklarını söyleyen güçler, “laiklik, bağımsızlık” demagojisiyle şovenizm temelinde emekçileri ve toplumu bölmeye, etkilemeye ve yönetmeye çalışıyor. AKP ise demokrasi-özgürlük havarisi kesilerek, emekçiler ile Kürt halkının din duygularını istismar ederek, güç toplamaya ve iktidarlaşmaya çalışıyor. Her iki kesimin de dayandığı sınıfsal zemin, emek ve Kürt düşmanı özelliğiyle, özünde biri diğerinden farksızdır. Faklılık farklı sermaye gruplarının çıkarlarından kaynaklanıyor… Aralarındaki kavga çıkar kavgasıdır. İktidar kavgasıdır… AKP’nin kendine demokrat olduğunu yaşanan 5 yıllık pratik göstermiştir. Egemenler arası çelişkilerin nasıl biçimleneceğini, iç ve dış siyasi dengeler belirleyecek. Toplumsal muhalefeti oluşturan güçler, egemenler arası çelişmenin tarafı olmadan süreci şekillendirmeye çalışmalıdır.

Faysal Özçift

 
urchinTracker();