Müdahil Olmak - Mahmut Şakar (Özgür Politika'dan - 29.07.2008)

Aslında yazıya başladığımda DTP kongresinden hareketle bir şeyler söylemeyi düşünüyordum, ama Ergenekon iddianamesinin açıklanması ve sonrasındaki gelişmeler birkez daha bu konu üzerinde durmayı öncelikli hale getirdi. Ergenekon operasyonu ekseninde yürütülen ve içinde bolca spekülasyon barındıran tartışmalar, iddianameyle somutluk kazandı. Dolayısıyla bu girişimin çapı ve derinliği az çok tahmin edilebilir bir düzeye ulaştı. Konu burada kapanacak gibi görünmese de nasıl bir seyir izleyeceği anlaşılmış bulunuyor. Ve birkez daha muhalif ve demokrat çevrelerin olayla ilgili kaygıları ve düşünceleri de doğruluk kazanıyor.

Temel noktaları kısaca özetleyerek devam edebiliriz. Bir: Bu vakanın Susurluk sürecine benzer bir akibete uğrayacağı, ciddi ve derinlikli bir mesele gibi ortaya çıkarılıp, sulandırılarak içinin boşaltılmasından anlaşılıyor. İki: Bu operasyonun ve iddianamenin sınırlarının hükümet ve TSK arasında uzlaşı sonucu belirlendiği, başta TSK ve MİT olmak üzere temel devlet kurumlarıyla bağını kurmayarak netleşmiş oluyor. Üç: Kamuoyunda itibarını yitirmiş, marjinal kesimlerle sınırlı olması başta TSK olmak üzere devlete yeniden itibar kazandırma operasyonu izlenimini güçlendiriyor. Dört: 96’da İsmet Berkan’ın da yazdığı gibi Eylül 1991’de yapılan MGK toplantısında Kürdistan’da kontgerilla savaşının devlet kararı olarak başlatıldığı biliniyor. Bu süreçten sonra Kürdistan’da işlenen cinayetlerin ve katliamların hiçbirine değinmemesi ve gerçek Ergenekon’un orada aranmaması soruşturmanın en önemli boşluğunu oluşturuyor. Dolayısıyla bir demokrasi girişimi ve yüzleşme karakteri taşımıyor. Beş: Özellikle islamcı basının olayla PKK ve Öcalan bağlantısı kurma konusundaki çirkin yaklaşımı, bu kesimlerin Kürtleri ele alışıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu kesimler siyasi rakiplerini vurmak istediğinde PKK, Öcalan ve Kürtlerle ilişkilendirmeyi alışkanlık haline getirmiş durumdadırlar. Bu rakibinin ne kadar kötü olduğunu kamuoyunda ‘kötülüğü tescil edilmiş’ kişi ve kurumlarla özdeşleştirerek vermeye dayalı bir tarzın ifadesidir. Altı: AKP’nin tüm iddialarının aksine bu olayla kapatma davası arasında bir bağ vardır ve kanımca bu davanın sonuçlarını etkileyecektir.

Siyasi muhatap olarak AKP’nin davayı bir pazarlık unsuru olarak görmesi kendi mantaliteleri açısından doğal görünüyor. Kaldı ki, demokrasiye değil devlete oynayan, devletle bütünleşmeye, onlar tarafından kabul görmeye dayalı bir çizgi izleyen AKP’den farklı bir tutum beklemek ona çapından büyük bir rol yüklemek olur. Nitekim iddianamenin açıklanmasından sonra, Erdoğan’ın uzlaşı mesajlarının ve bazı kesimlerle birlikte verdiği resmin anlamı da budur. Dolayısıyla meseleye farklı bir açıdan bakmak gerekiyor. Bu olayda sadece AKP’nin izlediği çizgi üzerinden bir yaklaşım sergilemenin de yeterli olmayacağı açıktır. Ya da bazı kesimlerin AKP ile aynı çizgide görünmemek için ulusalcı kesimlerle örtüşecek bir tutuma girmeleri de aynı düzeyde kabul edilemezdir. Her iki kesimin siyasal yaklaşımlarını, bu operasyon üzerinden yürüttükleri ‘it dalaşını’ görmek ancak bu soruna kayıtsız kalmamak gerekiyor. Başta Kürtler olmak üzere sol ve demokrat kesimlerin, bu dava üzerinden gerçek Ergenekon yapılanmasının ortaya çıkarılmasına dönük bir tavır içinde olmaları gerektiğine inanıyorum. Bu davada isimleri geçen Veli Küçük ve Levent Ersöz ve onlardan çok daha etkin ve sorumlu olan kişileri de içine alacak bir tartışmayı üçüncü bir yaklaşım olarak başlatmak gerekiyor. Bu nedenle insan hakları kurumlarının, sivil örgütlerin ve demokratik siyasal kurumların, Ergenekon süreciyle ilgili ortak bir platform oluşturup davaya müdahil olmaları gerektiğini düşünüyorum. Demokrasi güçleri konunun bu kadar basit ele alınıp geçiştirilmesine izin vermemelidirler. Türkiye’nin özellikle son otuz yılına damgasını vuran şiddet olaylarının, cinayetlerin ve katliamların açığa çıkarılması için eldeki bilgi ve belgelerle, mağdurlarla birlikte davaya müdahil olmalıdırlar. Bu yıl 22. yaşına giren İHD’nin birikimi ve arşivi değerlendirilip gerçek fotoğraf ortaya konularak TSK’dan AKP’ye kadar halklara karşı işlenen suçların ortaya döküldüğü bir tribünale dönüştürülmelidir. Ancak bu şekilde gerçekler ortaya çıkabilir, halklar açısından önemli olan böylesi bir oluşum deşifre edilebilir ve güç odaklarının elindeki bir oyuncak olmaktan kurtarılabilinir.

Türkiye’deki mahkemelerin ne kadar sınırlı ve kapalı olduğunu, hakim ve savcıların kapasitelerinin ve ufuklarının ne kadar dar olduğunu ve resmi ideolojinin güdümünde olduklarını yakinen biliyorum. Bu yönlü çabalar belki bu kesimler tarafından değerlendirilmez veya engellemeye tabi tutulabilir ancak kamuoyu vicdanına hitap etme ve tarihe bir şerh düşme açısından da olsa kalıcı bir etkide bulunacağını düşünüyorum.

mahmut.shakar@yahoo.com.tr