Kullanıcı Girişi

CAPTCHA
Aşağıdaki basit hesabın sonucunu yazın. Bu siteye spam (çöp) yollanmasına karşı bir tedbirdir.
2 + 17 =
Solve this simple math problem and enter the result. E.g. for 1+3, enter 4.

Köxüz'den Yazılar'a Katıl

height=26 width=120 alt="Google Groups">
Koxuzden-Yazilar'a katıl
E-Mail:
Bu Grubu Ziyaret et

Resim Galerileri

Random image

"Unut"

İçerik Paylaşımı

İçeriği paylaş

Syndicate (site map)

Sosyalist hareketin kendini yenilemesi bir zorunluluktur!

Zafer.53 kullanıcısının resmi

Bu gün her devrimci, Komünist hareket sınıf poltikası ile çıkış yapar. Fakat söyledikleri ile hayatın pratigi apayrı şeyler olduğunu görülmüştür.
İşçi sınıfına ne kadar yakınız, ne kadar içindeyiz, ne kadar poltikamızla aynı zeminde bütünleşe biliyoruz, soruna ve örgütlenmemize bu doğrultuda bakmamız gerekiyor.
Kemalizmle hesaplaşmayan, Kemalizmle bağları koparmayanlar sınıfın öncülüğünü yapabilirmi? Ayrıca Kürt sorununa, Misaki milli sınırlar içinde bakarak Marksist açıdan bakmayarak Kürt ulusu ve Kürt halkı adına hareket etmeyi, örgütlenmeyi bırakmadığı sürece Kürt halkıyla ve Kürt Komünistleri ile yakınlaşa bilirmi?
Lenin 1890 sonunda O, günün koşullarında Marksist teoriyi, devrim ideolojisi ile geliştirirken. Dünyada sosyalist devriminin önemli merkezleri olarak Avrupa üzerinde devrim teorileri ve ideolojileri tartışıldığı bir dönemde kimse Çarlık Rusya’sında devrim ayaklanmalarının başlayacağını düşünemez ve Sovyet sosyalizmin başarıya ulaşacağını tahmin edemezdi.

Tüm tartışmaların geçtiği yer ve devrim teorilerin üretildiği yer Avrupa’ydı. Çünkü kapitalizmin şafağını ve feodalizmin yıkılışı burjuva devrimlerin öncüsü ve kapitalist sanayii devrimleri buralarda başlamış olması proletaryanın da geliştiği yer olarak elbette sanayii devriminin gerçekleştirdiği Avrupa da proleter devrim teorilerinin gelişmiş olması doğaldır.

Dünya Komünist hareketinin Avrupa üzerinde sosyalist ve proleter devrimleri düşünürken, tam tersi feodal üretim ilişkilerinin henüz kapitalist üretim ilişkilerinin ve sanayii devriminin gerçekleşmediği proletaryanın cılız olduğu. Çarlık Rusya’sında devrim ayaklanmaları başlaması bir anlamda çok Marksist teorisyeni şaşkınlığa çevirirken tek ülkede sosyalizmin mümkün olamayacağını düşünürlerinide şoke ediyordu.
Tek ülkede sosyalist devrim savunucuların başında gelen Troçki dahi Sosyalist devrimcilerin liderliğini yaparken, 1917 Ekim devrimi başladığı sırada Lenin kurduğu Bolşevik partinin içerisinde yer alarak Sovyet Kızıl ordusunun komutanlığını gönüllü olarak yapmaya başlarken fraksiyonculukla değil, Marksist, Komünist olmanın norumları ve ilkesini yerine getiriyordu.

Her kim olsa Markisist ve Komünist olarak grupçuluk, fraksiyonculuğu bırakır Sovyet sosyalizmin inşasında devrimin içinde ve proletaryanın çıkarlarını düşünür ve Sovyet sosyalizmin safında yer alırdı.
Marksist komünistlerin bundan ne övgüye ihtiyacı var nede yermeye ihtiyacı var Marksistler önemli olan proletaryanın çıkarlarıydı. burdan çıkaracak ders ise, İşçi sınıfının çıkarı ve sosyalist devrimin çıkarları öncelik taşımaktadır.
1917 Ekim Sovyet sosyalizmin çıkarlarını düşünerek proletayanın çıkarları için, Sosyalist devrimci örgüt saflarını yoldaşları ile birlikte terk eden, Troçki Sovyet sosyalizmin çıkarları için, fraksiyonculuğu bırakarak Bolşevik partinin saflarına katılarak. Böylece kazanan Sovyet sosyalizmi zafere taşımış olmuşlardır.
Dünyada ilk olarak, Lenin önderliğinde 1917 Ekim sosyalist devrimiyle proletaryayı iktidara taşıyarak Paris komününde eksikliği görerek ve tamamlayarak işçi sınıfını iktidara taşımış olmasıdır.
Devrimin koşulları bireylerin ve sınıfların öznel isteklerinin dışında nesnel olarak oluşuyor. Ancak nesnel ortam kendiliğiden bir devrimin zaferini getirmiyor. Devrimin nesnel koşullarının varolduğu topraklarda bunu kavrayan ve bu koşulları olğunlaştırarak zafere taşımak yoğunlaşmış bir devrimci iradeyi zorunlu kılıyor.

Devrimci irade en yoğunlaşmış ifadesini örgütte buluyor. Sınıflı toplumlarda, özelliklede tekelci, kapitalizmin bir ahtopot gibi toplumu her bakımdan sarmaladığı koşullarda örgütsüz bir değiştirici iradenin ortaya çıkması olanaksızdır.

’’Lenin yüzyılın başında kullandığı ifade edilen şu gerçek bugün için daha geçerli ve acil hale gelmiştir. İktidar savaşımında, proletaryanın, örgütten başka silahı yoktur. Burjuva dünyasındaki anarşik rekabetin egemenliğinden ötürü birbirinden ayrı düşmüş; sermaye köleliğiyle yerine bağlanmış; azami yoksulluğun, vahşetin ve bozulmuşluğun, derin çukurları’na sürekli olarak itilmiş olan proletarya, ancak, marksizmin ilkeleri üzerinde ideolojik olarak birleşerek ve bunu millyonlarca emekçiyi bir işçi sınıfı ordusu halinde kaynaştıran maddi örgüt birliğiyle pekiştirerek, yenilmez bir güç haline gelebilir ve gelecektir. ’’(Lenin)

Burada örgütten kast edilen kelimenin teknik anlamıyla bir aygıt değil, devrimci iradesiyle, disipliniyle, bilgisiyle, enerjisi ve yeteneğiyle, üretkenliğiyle, deneyimiyle, kendini devrimci amaçlarla bütünleştirmiş, organik olarak bütünleşerek tek bir irade oluşturan kadrolardan oluşan dinamik yapılanmadır.
Devrimci Komünist bir programın da, devrimci taktiklerin de yaşamda uygulanmasının kilit noktası örgüt sorunudur.
Örgütlenme sorunlarındaki oportünizm, diğer sorunlarda da kendini dolaysız olarak kendini üretir.
Türkiye devrimci Komünist hareketide. Henüz dünya komünist hareketi ana rahminden yeni doğan bir çocuğu büyütmek zorundaydı ona gelecek sunacak, program veriler hazır ve teorileştirmiş şekilde olsada Türkiye işçi sınıfını iktidara taşıyacak ne teorisi nede örgütlenmesi hazır değildi. tarihsel deneyimler hem de Türkiye deneyimi bunu açıklıkla göstermektedir.
Türkiye Komünist hareketinin geçmişi TKP ile başlamıştır. Türkiye’de Sovyetlerin ve o günün Türkiye sosyalistleri tarafından kurulan. Türkiye Komünist Partinin kuruluşu ile dünya Komünist hareketinin ve enternasyonal içinde yerini almış olması ve Komünist hareketin temsil etmiş olması dahi sevindiricidir.
Eski TKP’ yi Beğeniriz, beğenmeyiz o günün koşullarını gereklerini doğrusuyla, yanlışıyla Türkiye Komünist hareketini yıllarca temsil ettiği bir kesindir. Kimse bundan ne böbürlensin, nede aşağılasın buna kimsenin hakkı yoktur.

Sosyalist sistemin eksiklikleri, yanlışları ve Marksist teoride gerileme olması ile beraber 71-72 yıl yaşanan bir tarih sürmesi ve Sovyet sosyalizmin bir tarihe damgasını vurarak çözülmesini bitişini yaşadık.
Sosyalist sistemin çözülüşüyle birlikte, Dünya ve Türkiye sosyalist hareketi bir arayış ve çözülüş içerisine girdi. Bununla beraber bir dönemeç dönemi başlamış oldu. Marksizm de ısrar edenlerle, Marksizm den kopanlar şeklinde bir ayrışma dönemine girildi. Dünya da bu alt üst oluşla birlikte, Komünist hareket bir sancılı ve bunalımlı dönemi başlamış oldu.

Uluslararası duruma bakıldığında, sosyalist sistemin çözülüşünden sonra, emperyalist kapitalist sistem tek kutuplu dünyada, insanlara kan, barut, savaş katliamdan başka hiç bir şey vermemiştir. Dünya emekçi sınıfları açlıkla ve yoksullukla yaşamaya mahkum etmiştir.
Sömürüsünü artı-değerini ve yeni pazarlarını artırmak için, insanlıga savaş dan barbarlıktan, terörden başka bir şey vermemiştir. Durum bu olunca insanlığın kurtuluşu yine komünizm olduğu bir kez daha kendini yenilemiş oluyor.

kapitalizmde ekonomik krizlerin sürekli devam ettiği bir sistemdir, bu sistem devam ettiği sürecede ekonomik bunalımlar, krizler bitmeyecektir. Bu kapitalizmin bir yasasıdır kapitalizmin ne krizleri biter nede bunalımları bitmiştir. kapitalizm burjuvazi açısından bir cennet emekçi sınıflar için bir cehennemdir. Bu dünyanın en gelişmiş kapitalist ülkeleri açısından da durum aynıdır.

Belki refah düzeyi geri bıraktırılmış ülkeler açısından durum biraz farklı olabilir. Komünistlerin görevi kapitalizmi bunalımlardan veya krizden kurtarmak değildir. Komünislerin görevi krizi ve ekonomik bunalımı derinleştirip, komünist hareket açısından, sınıf mücadelesini keskinleştirmek, hızlandırmak faydalanmak olmalıdır. Yoksa kapitalizmi kurtarma diye komünistlerin bir amacı olamaz.
Komünist devrimci hareketi de dünyadan bağımsız olmadığına göre, sosyalist sistemin çözülüşüyle birlikte, Marksizm den kopuşmalar kendini göstermiştir. Buna göre dönem başlar başlamaz.
Dünyada ve Türkiye de Marksizm den Kopuşlar hız kazanarak partilerin-örgütlerin likide dönemi başlar. Yasal parti furyası hız kazanmıştır.
Bir bakıma birlik adına hareket etmeleri ilk bakışta sevindirici bir durum, farklı, farklı görüşlerin bir araya gelmesi birlikte iddialı çıkış yapmaları yeni bir teori-ideoloji olarak gözüküyordu. sözde sosyalist solu bir araya getirip kitleselleceklerdi. Hepsinin daha önceleri bir araya gelme koşulu olmayan, bu örgütler acaba ne değişti de? Türkiye’de hepsi yasal bir parti zemini içerisinde birleşiyorlardı.

Tabiki Türkiye’de Militer devlet yapısı değişmemişken, halen MGK’lu tarfından devleti hükümetleri yönetiyor olması. Değişen tek şey sosyalist sistemin çözülmesimi di? bu durumda adına ne derse desinler, neyle ifade etmeye çalışırlarsa çalısınlar, dünyada bir tane ülke göstere bilirlermi? Seçimle iktidara gelmiş sınıf hareketi veya sosyalist iktidar göstere bilirlermi?
Yine seçimle iktidara gelen Allende’nin ülkesi ŞİLİ’yi unutmamak gerekir sosyalist parlementoda çoğunluğa sahip olmasına karşın faşist diktatörlük tarafın öldürülmüş ve Şili’nin kana bulandığı hafızalardan silinmemiştir.
Tüm bu örneklemelerden sonra hala parlemento ve seçim yoluyla ile sosyalist iktidar olmayı savunmak kadar da saçma bir şey yoktur.
Hele hele Militer devletin hakim olduğu Türkiye gibi bir ülkede, ne sosyalistlerin seçimlerle iktidar olma şansını bırakın barajı dahi aşmak mucizedir. Ama demokrasi mücadelesi red edilemez ekonomik-demokratik haklar uğuruna mücadeleyi de elden de bırakmamak gerekir.

Sosyalist harekette istikrar kazanmış görünen statükocu eğilimlerin sarsılmaya başlanması, yeniden parti arayışın canlanmasıdır. Bu canlanmanın önemli ölçüde legalist-reformist alternatifler olarak ortaya çıkmasıdır.
Daha önce uzun süre dönemi yaşamalarında bir sonuç alamamalarına ragmen. Tekrardan yeni adına yasal bir parti arayışı veya kurulması ile bir yeniden birlik ve arayış adına hareket edilmektedir. Ama nereye kadar bu kaçıncı yasal parti adına hareket etme kaçıncı defa birleşme keşke ciddi olasalarda birleşseler demokratik mücadele önünde güç olsalar sevindirici bir şey olur ama olurmu? burası biraz tarıtışılır.
Komünistlerin siyasal mücadelesi daha baştan tüm diğer siyasal oluşumlarınkinden ayrılır. Komünistler iktidarı kendi ellerine geçirmek için değil, işçi sınıfının egemen sınıf olarak iktidarı eline alması için siyaset yaparlar. Demek ki komünist siyaset diğerlerinden sadece öznesi itibariyle değil, içeriği ve biçimiyle tümden farklı bir anlayışa karşılık düşer. Buna komünist siyaset desek yersiz olmaz.

Ne var ki, komünist bir siyasal mücadelenin bıçak sırtında yürütüldüğü unutulmamalıdır. Bu mücadelede siyasal ufuk kayboldumu, burjuva siyasetin içine düşmek işten bile değildir. Komünizmin hedefini akılda tutarak alışılmış bir usulle söyleyelim, onu azami programa havale ederek düzen sınırları içine hapsolmuş bir durum değildir; reformistlerin genellikle yaptığı budur. Onlar burjuva diktatörlüğünü yıkmak ve parçalamak üzere değil, onun kuralları içinde hükümet olmak için veyahut oyunu kurallarına göre oynama kaygusuyla böyle davranırlar.

Ama reformistlerin programlarını sanki hükümet programı gibi yazmalarına neredeyse iktidarı ele alacakmış edasıyla davranmalarına bakıp aldanmamalı. Bunların bazı istisnalar dışında hükümet oldukları pek görülmüş değildir. Onları daha çok ilerici diye taltif edilen bir hükümeti dahada ilerletip zahmetsiz yoldan demokrasiye ulaşmak üzere muhalefet ederken bulursunuz. Bu reformist tutum haklı olarak burjuva olarak yerilmiştir, yerilmelidir.

Öte yandan buna tepki olarak gelişen çizgi ise bu yanlışın doğrultulması demek değildir. Komünizm hedefini akılda tutarak, mevcut devlet mekanizmasını ele geçirmek üzere parlementer kurumların dışından yürütülen siyasal mücadelerde vardır. Bu siyaset tarzı bir anlamda reformist siyasetin tam aksi gibi görünmektedir; sık sık bu siyasetin bir alternatifi olarak kabuledilirde. Ama türlü kılıklara bürünebilen popülizm yahut devrimci demokratlığın genel yaklaşımı olan bu siyasetinde komünist siyasal mücadele ile ilişkisi pek azdır.

Bu durumda reformizme kıyasla değişen, siyasal hedef değil yöntemdir; bir başka deyişle aynı siyasetin köktenci yöntemlerle sürdürülmesidir söz konusu olan. Bir taraf parlementer kanallardan, barışcıl yollardan iktidara ulaşmayı hedeflerken, diğeri bunu ’’devrimci’’ yollardan elde etmeye çabalar. Bir taraf uysal muhalefet kanallarıyla mevcut hükümeti ilerletmek isterken, diğeri aynı şeyi kitlelerin baskısıyla yahut toplumsal muhalefetin zorlamasıyla, veyahut kendi eyleminin zoruyla elde etmek ister. Bu madalyonun bir yüzündekilere ’’sosyal demokrat’’ yahut ’’liberal demokrat,’’ diğerindekilere de ’’devrimci demokrat’’ denir. Sonuçta her iki eğiliminde farklı yollardan aynı kapıya çıktıkları, yahut zaman zaman yer değiştirdikleri pek çok kere görülmüştür.

İçinde yaşadığımız dönemin komünistleri tarihimizin en şansız kuşaklarıdır. Komünistler tarihte hiç bir zaman burjuvazi karşısında bu kadar tarihten kalan yüklerin altında ezilmedi, bu kadar işçi sınıfından uzak kalmadı, bu kadar ideolojik görevlerle yüzyüze kalmadı. bu kadar lar uzatıla bilir bunları saymamızın nedeni zaten büyük bir güven bunalımını daha fazla derinleştirmek değil.
Diyalektik olarak şanssızlıkla şansızlığın bir sürecin iki farklı öğesi olduğunu hatılatmak içindir. Komünistler bu kadar şansız bir dönem yaşıyorsa, o zaman tarihte hiç kimseye nasip olmamış bir şansı yakalama şansını yakalamalarıda olanaklıdır.

En azından nesnel koşullar komünistleri böyle bir şansı yakalamaya zorluyor. Bu şansı yakalamayı sadece içinde yaşadığımız dünya koşulları zorlamıyor, içinde yaşadığımız toplumsal siyasal koşullar bizi zorluyor.
Bugün Türkiye komünist hareketinin böyle bir örgüt yaratamadığı, sorunların büyük ölçüde böyle bir örgütün olmamasından kaynaklandığı açık bir olgudur.
Komünist irade dağınık bir durumda bulunmakta ve iradecikler olarak varlığını sürdürmektedir. Komünistler, sınıf hareketinden büyük ölçüde kopuk bir mezhebe dönüşmüştür. Bu toplumun en devrimci sınıf olarak işçi sınıfının devrimci önderlikten yoksun olduğu anlamına gelir.

İradecilikleri iradeye dönüştürecek, bilimsel sosyalizmle sınıf hareketini birleştirecek, sınıfın gereksinimi olan önderlik boşluğunu dolduracak örgütün nasıl bir örgüt olacağı en önemli sorun olarak karşımıza çıkıyor.
Bu konuda parti ve devrim savaşçılarının hiçbir tereddüte yer vermeyecek şekilde kafaların açık olması gerekiyor.
Devrimci bir iradeden söz edildiğine göre kurulacak örgüt düzendışı, devrimci bir örgüt olmak zorundadır. Ancak son yıllarda devrimciliğe, Marksizm’e Lenizm’e, örgüt fikrine saldırılar o derece yoğunlaştı ki, kavramların da içi boşaltıldı. Nasıl devrimci düzendışı olunabiliyor? Bu sorunun yanıtının altı kalın bir şekilde çizilmek zorundadır.
Her şeyden önce örgüt sorunu bir ideolojik bakış sorunudur ve iktidar persektifi ile dolaysız bir ilişkiye sahiptir. Bu en başta kendini programda ortaya koyar. Öte yandan her devrimci Komünist program, kendi başına bir örgütü devrimci Komünist yapmaz.
Devrimci programla taktikler de uyumlu olmak zorundadır. Temel taktik tutumlarda oportünizm ya o hareketin kimliğini ortaya koyar ya da hızla oportinist bir kimliğin oluşmasına neden olur. Bugünün Türkiye’sinde ulusal soruna, Kürt sorununa parlemantizme, illegalite-legaliteye bakış vb. Bu türden sorunlar.

Devrimci, Komünist bir programın da, devrimci taktiklerin de yaşamda uygulamasının kilit noktası örgüt sorunudur. Örgütlenme sorunlarındaki oportünizm, diğer sorunlarda da kendini dolaysız olarak üretir. Hem tarihsel deneyimler, hem de Türkiye deneyimi açıklıkla göstermektedir.

Devrimci, Komünist sınıf örgütlenmesinin Bugünün Türkiye’sinde ve Kürdistan da örgütlenmeyi temel almayan, bütün örgütsel ilişkileri bu temele bağımlı kılmayan bir Komünist hareketin devrimciliğini sürekli kılması olanaksızdır. Komünist hareket ideoljik ve teorik olarak kendini de yenilemesi geliştirmesi de bir zorunluktur. Yoksa eski programları üzerine inşa edilen örgütler yenilenmiş olmuyor sadece programlarla oynanmış olunuyor. Buda komünist devrimci hareketi bir yere taşımıyor olduğu yerde güç ve kan kayb etmesine neden oluyor....

Mehmet ÖZCAN

komunistbirlik kullanıcısının resmi

türkiye sosyalist hareketinin kendini yenilemesi

Mehmet Özcan yazılarını okurum. Hatta bu yazıların hemen hemen hepsine kendi internet sitemde insanlar’la paylaşırım. Bunun sebebi Mehmet Özcan arkadaş sınıf mücadelesi temelinde meselesine yaklaşırken bunun nedenlerini de açıkca ortaya koyma beceresinde olan bir yazar dostumuzdur. Özellikle son yazdığı ve internet sitelerinde yayımlanan yazısı sosyalist sol ve ya hareketin kendini yenilemesi başlığı hakikaten tartışılması gereken bir yazıdır. Belki de bu coğrafya’da tartışılması en elzem meselelerden biridir. Ancak tartışıp somut yol almak gerekir. Keza benzeri tartışmalar “sol birlik -Kuruçeşme vb” çok yapılmıştır. Ancak buralardan yasal siyasi “sosyalist” partilerden başka somut sonuçlar doğmamıştır.Bu çeki düzen verme işi sosyalist solda kırılmalar yaratmalıdır.ki somut olsun.
Bugün herkes kendini durduğu noktadan tarif ederken birlik anlayışı sıraya geç ,arkama geç, mantığı üzerinden yürümektedir.Dolayısı ile bu sosyalist solda akamet yaratmaktadır. Çatı partisi bir kırılma noktası olabilirmi ? yada böylesi niyetleri varmı ? Bunları dama kiremit sola çatı partisi başlığı ile aktardığım makale de mevcuttur.Çatı partisi bu işin nüvesini bile oluşturamaz.
Arkardaşımızın yazısında belirtiği gibi komunist hareket sınıf politikası ile çıkış yapmaktadır.Ancak hiçbir zaman bu teorik saptama belirleme pratik ile bütünleşememeştir. 1960 öncesi ve sonrası işçi sınıf hareketi 170 ler 15-16 haziran direnişleri 80 öncesi sosyalist solun sendikalar içindeki birikimi 180 yenilgisi ve sonrası sürece Bakıldığın da aslında sosyalast solun sınıf içindeki pratik varlığını da açıkca göreceğiz. Sosyalist sol işçi sınıfı ve onun mücadelesi içinde her zaman zafiyetli olduğu da gözden kaçmayacaktır.
Evet sosyalist sol Kemalizm ile bağlarını koparıp atamamıştır. Türkiye sosyalist hareketi ve kürt ulusal kurtuluş hareketi bugün kemalizmin ağır etkisi altındadır. Ve statükocudur. Özellikle 78 lerde şekillenmeye “aktif” başlayan kürt ulusal kurtuluş hareketi bugün geldiği nokta iyi anlaşılmalıdır. Türkiye sosyalist hareketinin Kürdistan coğrafi ve siyasi tanımlaması ve termonolojisi oldukça yenidir. Bunun için herkes içinde bulunduğu siyasi aidiyete bakarak güneydoğu,şark ,doğu gibi Kemalist belirlemeleri açıkça gerecektir. Türkiye solun da Kürdistan deyim olarak rahmetli dr. Hikmet kıvılcımlı ve İbrahim kaypakkayanın ağzından seslendirilmiştir. Bunun dışındaki sol statükocu davranmıştır. Ancak 76’ lar sonrası bu anlayış yavaş yavaş kırılmış kimi siyasi hareketler Kürdistan deyime .ayrı örgütlenme birlikte mücadele ulusların kendi kaderlerinin tayini ,sömürge ,ilhak gibi deyimleri kendi parti proğramlarına almışlar hatta bazı örgütler Kürdistan da mücadele eden siyasi seksiyonlar bile örgütlemişlerdir. Ancak hala Türkiye sosyalist hareketine hükmeden Kemalizm olgusu yok edilememiştir. Bu anlamı ile Mehmet Özcan çok çarpıcı bir soru soruyor. Kemalizm gibi küçük burjuvazinin idelojisi olan ve bunun etkisi altındaki bir sol Türkiye de sınıf mücadelesine ilaç olabilir mi ? Kemalizm anti kapitalist değildir .peki anti kapitalist olmayan bir hareketin anti emperyalist olması mümkünmüdür.? Kemalizm ve onun kanlı diktatörlükleri ile hesaplaşmayanlar sınıfa önderlik edemezler. Kürt sorununa yaklaşımı Marksist bir yaklaşım ile ele almamak ve onu milli ulusal çerçeveden kavramak ., burjuva demokratik önermeler yapmak ve meseleyi kürt halkı üzerinden kabul etmek asıl gerçekliği yok saymak anlamına gelir.Buda kürt sorununun bir devrim sorunu olduğunu göz ardı etmek demektir. Ne Kürtler nede Türkler yada başka ulusal ,etnik aidiyetler bu meseleyi sınıfsal olarak görmediklerinde edinimleri ancak efendilerin değişmesi olacaktır. Irakta efendiler değişmiştir zalim Saddam yerine küresel kapitalizmin yeni iş adamları ,aşiret reislerinden bir devlet yaratılmıştır. Efendiler değişmiştir bütün ırak’ın her yerin de sömürü katliam bir o kadar daha artmıştır. Sonuc ortadadır.bizim coğrafyamız da Türkiye kürdistanın da özgürlük türk ve kürt emekçilerinin birlikte yapabileceği bir devrimden geçmektedir. Bunu hedeflemeyen hiçbir mücadele doğru sonuçlar vermez.

 
urchinTracker();