Kullanıcı Girişi

CAPTCHA
Aşağıdaki basit hesabın sonucunu yazın. Bu siteye spam (çöp) yollanmasına karşı bir tedbirdir.
1 + 3 =
Solve this simple math problem and enter the result. E.g. for 1+3, enter 4.

Köxüz'den Yazılar'a Katıl

height=26 width=120 alt="Google Groups">
Koxuzden-Yazilar'a katıl
E-Mail:
Bu Grubu Ziyaret et

Resim Galerileri

Random image

İkince Köxüz sitesinin görünüşü

İçerik Paylaşımı

İçeriği paylaş

Syndicate (site map)

Çatı Partisi'ne doğru - Murat Cakir'la Söylesi

Murat Çakır kullanıcısının resmi

Bana kalırsa sınır belli: ırkçı, şovenist, anti-demokratik, ayırımcı, otoriter-dayatmacı, seksist, militarist ve şiddet yanlısı görüşleri savunanların 'Çatı Partisi'nde yeri yoktur, olmamalıdır. Bunların dışında katılımcı bileşimin olanaklı olduğunca geniş tutulması gerektiğine inanıyorum

Bölgesel çapta dönüşüm sürecinin kıvılcımı olabilir

DIE LINKE'nin (Sol Parti- Almanya) içinde yer alan ve aynı zamanda Avrupa Barış Meclisi sözcülerinden olan yazar Murat Çakır, daha önce Çatı Partisi üzerine makaleler de yayınladı. Çakır'a biz de Çatı Partisi tartışmalarıyla ilgili sorularımızı yönelttik. Çakır, 'DIE LINKE'nin örgütlenme sürecindeki deneyimler 'Çatı' tartışmaları için yol gösterici olabilir' diyor. Ve bu deneyim ışığında 'Çatı' tartışmalarına kimi yeni boyutlar kazandırıyor...

Çatı Partisi oluşumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

'Çatı'yı iki bakış açısından ele almanın doğru olacağı kanısındayım. Birincisi; verili koşullar, yani anti-demokratik bir anayasa ve seçim yasaları, askeri vesayet, savaş, ekonomik kriz ve toplumsal parçalanmışlık koşulları altında egemen politikanın alternatifini yaratmakla mükellef bir 'siyaset aracı' açısından. İkincisi de, çoğunluğu muhafazak�r olan toplum gerçeğini dikkate alarak söylemlerini geliştiren, şimdiye kadar birbirinin zıddı olarak gösterilen/görülen kesimlerin biraraya gelişlerini sağlayarak ezber bozan, özgürlükler ve sosyal adaleti bir bütün olarak görerek, insanların yaşam ve çalışma koşullarının 'bugün ve burada' iyileştirilmesini temel amacı haline getiren bir 'sosyal hareket' açısından.

Bence ülkenin içinde bulunduğu durum, bir siyasî partiden daha fazlasını gerekli kılıyor. 'Çatı'nın bugüne kadar öne çıkan dinamiklerinin yürüttüğü tartışmalar, geniş kesimlerin temel hak ve özgürlükler, barış, kapsamlı bir demokrasi, sosyal adalet ve demokratik hukuk devleti temelinde birlikte hareket etmenin zorunluluğunu kavradıklarını gösteriyor. Bununla birlikte Kürt Özgürlük Hareketi'nin, giderek hızlanan askeri şiddet sarmalının koşulları altında olmasına rağmen, uzattığı el ve gösterdiği kararlılık ortaklaşmaya güçlü bir ivme katmaktadır.

Tüm bu gelişmeler bir değişim ve dönüşüm süreci açısından son derece olumlu. Ancak gelişmeler salt bir 'siyasi parti' kapsamında sonuçlanacaksa, bence yetersiz olacaktır. Cumhuriyet'in demokratikleştirilmesi için köklü bir dönüşüm sürecinin başlatılması gerekiyor. Bu da sadece parlamenter düzeyde verilecek mücadele ile gerçekleştirilemeyecektir. AKP örneği, yani TBMM'de çoğunluğa sahip bir iktidar partisinin -biraz da kendi basiretsizliği nedeniyle- gerçek anlamda iktidar olamaması, parlamenter temsiliyetin yetersizliğine işaret etmektedir. Geniş halk kesimlerinin oluşturulacak politikalara katılımını, politik temsilcilerin ve bilhassa 'vekillerin' denetimini gerçekleştirecek, politik karar mekanizmaları ile doğrudan ilişkilerini sağlayacak ve gerektiğinde parlamento dışı baskı araçlarını -kendi temsilcilerine karşı da- kullanacak bir toplumsal muhalefet hareketi örülebilirse, 'Çatı' gerçek anlamına kavuşacaktır.

Çatı Partisi'nin katılımcı bileşimi nasıl olmalı, bu konuda sınırlarınız var mı?

Bana kalırsa sınır belli: ırkçı, şovenist, anti-demokratik, ayırımcı, otoriter-dayatmacı, seksist, militarist ve şiddet yanlısı görüşleri savunanların 'Çatı Partisi'nde yeri yoktur, olmamalıdır. Bunların dışında katılımcı bileşimin olanaklı olduğunca geniş tutulması gerektiğine inanıyorum. Ancak geniş katılımcı bileşimin de bazı olmazsa olmazları vardır. Bunların başında bence gerek politikalarını tanımlarken, gerekse de kendi içerisindeki ilişkileri ifade ederken hep en zayıfın perspektifinden hareket etme duyarlılığı gelmektedir. Eşitlikçi, özgürlükçü, katılımcı, demokratik, dayanışmacı, her aşamada şeffaf olan ve gönüllülük temelinde ortaklaşmayı kabul edenlerin bileşimi bunun üstesinden gelebilir. Prof. Dr. M. Cengiz Güleç'in bu çerçevede yaptığı 'çadır metaforu', 'Çatı'nın bütünlüğünü en iyi şekilde tarif ediyor.

Çatı Partisi oluşumunda aydınlara büyük bir rol düştüğü belirtiliyor. Sizce böyle bir Çatı Partisi saflarında bağımsız aydınların kendi rollerini oynayabilmelerinin ön koşulları nelerdir?

Bağımsız aydınlara bu oluşum içerisinde büyük roller düştüğüne ben de inanıyorum. Aydınlar, herhangi bir örgütsel yapı içerisinde olmadıklarından, örgütsel yapılar açısından önemli bir korektif işlevi görebilirler. Ancak bunun için karşılıklı olarak bir güven ortamının yaratılması gerekmektedir. Eleştiri ve özeleştiri mekanizmasının temizleyici şiddetine inandığımdan, halkın geniş kesimlerini temsil etmeye aday olan bir yapılanmanın bağımsız aydınların eleştirilerine -ne kadar acıtırsa acıtsın- açık olmaları gerektiğine inanıyorum. Bence aydınların kendi rollerini üstlenmeleri için oluşacak bir partiye mutlaka üye olmaları da gerekmiyor. Tam tersine, siyasi partilerin nasıl halk tarafından denetlenmesi gerektiğini savunuyorsam, aynı şekilde aydınların da parti politikalarını eleştirmeleri, önerilerde bulunmaları, uzmanlık alanlarındaki bilgilerle karar mekanizmalarına etkide bulunmaları o denli önemlidir. Tabii ki parti üyeliğini gerekli gören aydınlara kapılar açık olmalıdır, ama, örneğin parti ve harekete danışmanlık / eleştirmenlik yapacak kurullarda yer almaları için böylesi bir ön koşul olmamalıdır diye düşünüyorum.

Bundan önceki işbirliği, seçim ittifakları deneyimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Çatı Partisi bu deneyim açısından sizce nasıl ele alınmalı? Salt seçim işbirliğinin geçici örgütü olarak mı, yoksa uzun erimli bir yanyana geliş ve birlikte yürüyüşün örgütü olarak mı?

Bundan önceki deneyimleri Avrupa'dan takip ettiğim için, pek fazla bir şey söyleyebilme olanağım yok. Ama görebildiğim kadarıyla sadece üst düzeyde karar altına alınan, ama parti tabanlarının ittifak oluşumları sürecine geniş bir biçimde katılmadıkları biraraya gelişler oldu. Seçimlerin hemen öncesinde kurulan, ancak sonrasında tekrar dağılan ittifakların günümüzün koşullarına uygun olmadığı görüşündeyim. Bana kalırsa 'Çatı Partisi' bir seçim ittifakından çok, seçimleri de önemseyen, ancak 'Çatı'yı oluşturan öznelerin üyelerinin ötesinde farklı kesimleri yanına çekerek, parlamento içi ve dışı mücadeleyi birbiriyle kenetleyerek, ülkede köklü bir değişim-dönüşüm sürecini tetikleyen uzun vadeli bir ortaklaşma olmalıdır. Ülkenin tüm sorunlarının temelinde yatan Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünü amaçlayan bir ortak irade, gerçekçi olursak eğer, amacına tek bir seçimle ulaşamayacaktır. Egemen güçler tarafından körüklenen milliyetçi-şovenist spirali tersine çevirmek, toplumsal bölünmenin yaralarını sarmak ve eşit haklı barışçıl bir geleceğin ilk adımlarını atmak, geçici örgütlülüğün üstesinden gelebileceği bir iş değildir.

Kaldı ki ülkenin üzerini boğucu bir sisle örten askerî vesayeti aşabilmek için salt seçime odaklı bir mücadele yetersizdir. Sadece temsil edilen kitlelerin adına değil, onlarla birlikte, kitlelerin doğrudan etkisi altında ve kontrolünde olan uzun vadeli bir toplumsal muhalefet hareketi hedeflenmelidir. Bunun içinse önce alışılagelmiş 'parti paradigmalarından' ve iktidar ilişkilerinden kurtulmak gereklidir. Toplumsal gerçekleri görebilen, toplumla barışık, farklılıklarını birlikteliğin harcı olarak görecek bir siyasî yapı, özveri ve uzun soluğu zorunlu kılmaktadır. 'Çatı' bunu becerebildiği ölçüde toplum nezdinde 'rüştünü' ispatlamış olacaktır. 'Çatı'yı kuracak olan dinamiklerin bunun gereklerini yerine getirme kararlılıklarını, daha işin başında göstermeleri gereklidir diye düşünüyorum.

Çatı Partisi tartışmalarına dünyadaki benzer deneyimler ışığında neler söyleyebilirsiniz?

Benzeri deneyimleri dünyanın çeşitli ülkelerinde takip etmek olanaklı. Her ne kadar her ülkenin ve bölgenin koşulları farklı olsa da, ortaklaşma çabalarının bazı deneyimleri örnek olarak alınabilir. Bu çerçevede, içinde yer aldığımdan, Almanya'daki 'DIE LINKE'nin oluşum sürecine bakmak yararlı olabilir diye düşünüyorum. DIE LINKE en başta kendisini bir 'sınıf partisi' olarak nitelendirmeden, bir toplanma ve ortak hareket odağı olarak tanımladı ve geniş kesimlerin istemlerine tercüman olan bir 'programatik köşe taşları belgesiyle' siyaset arenasına çıktı. Parlamento dışı güçlerle birlikte hareket edip, farklı toplumsal katmanların ve hareketlerin taleplerine sahip çıktı. Temel hedefler çerçevesinde farklı akımların, parti içinde ve dışında, ortak mücadelesini olanaklı kılmasıyla, Almanya'daki siyasî yelpazenin değişmesine neden oldu. Seçim zaferleriyle, egemen cephenin alternatifsiz olmadığını göstererek, sendikalardan sosyal hareketlere, geniş toplumsal muhalefet güçlerinin mücadelesine ivme kazandırdı.

DIE LINKE deneyimi, muhalif bir hareketin kendi zorluklarını aşabilmesi ve farklılıkların birlikte hareket edişinin hazır bir reçetesi değil elbette. Buna rağmen bir başarı hik�yesi olabildiyse ve bu başarının bir anahtarı olduğu söylenecekse, bu 'anahtarın' tahammül, kabullenme, saydamlık, ortak hareket etme iradesi, kendi geçmişi ile hesaplaşabilme, sorumluluk üstlenme, paylaşım, katılım, devrimci-değişimci idealizm, özveri, kurtuluşçu ve özgürlükçü demokrasi anlayışı, hep en zayıf olanın perspektifinden bakarak hareket etme gibi solun sayısız 'erdeminin' bütünselliği olduğu söylenebilir. Ve deneyerek öğrenme - yenilgilere, hatalara rağmen, 'partinin' bir amaç değil, sadece ve sadece bir 'araç' olduğunu unutmadan. DIE LINKE'nin örgütlenme sürecindeki bu deneyimler bence 'Çatı' tartışmaları için yol gösterici olabilir.

Çatı Partisi'nde yeni bir birliktelik kültürünün olmazsa olmazları hakkında görüşlerinizi açıklar mısınız?

Bence en temel kriter demokrat olunmasıdır. Şeffaf, herkesin süreçleri zahmetsiz takip edebileceği, açık, hiyerarşiden uzak, temsil edilmesi düşünülen geniş kesimlerin tartışmalara katıldığı bir yapılanma süreci, böylesi bir birliktelik kültürü için gerekli olan sağlıklı zemini hazırlayacaktır. Doğru, Türkiye'deki siyasî parti yasaları belirli şablonlar dayatmaktadır. Bana kalırsa, yasal şablonlara uyularak, ama çeşitli biçimlerde, salt parti üyelerinin değil, kitlelerin ve bağımsız aydınların eleştiri ve kontrolüne açık, katılımcı demokrasiyi esas alan, her an ve her yerde hesap vermeye hazır, gerektiğinde seçilenlerin, seçenler tarafından geri çağrılmasına uyan yönetici (daha doğrusu kolaylaştırıcı) kadroları olan, her düzeyde cinsiyet eşitliğini ilke kabul eden, mücadeleci, hedeflerinde kararlı ve karar mekanizmalarında mutabakat ahl�kını benimseyen bir parti yapılanması, birliktelik kültürünü yeşertecek, kitlelerin güvenini kazanacaktır. Eski alışkanlıkları terk etmek, kanaat önderleri veya 'öncü' lerin yönlendirmesi olmaksızın, aşağıdan yukarıya olan katılımcılığı gerçekleştirmek elbette kolay değil. Ancak 'Çatı'ya temel olan hedeflere ulaşmak, o uğurda mücadele vermek için önce 'aracın' inandırıcı bir biçimde amaca uygun olması gereklidir. O zaman mücadelenin önü açılacak, belki de bölgemizdeki halklara örnek teşkil edecek bir dönüşüm sürecinin kıvılcımı olunabilecektir.

Hazırlayan:
RAMAZAN PEKGÖZ

 
urchinTracker();