Kullanıcı Girişi

CAPTCHA
Aşağıdaki basit hesabın sonucunu yazın. Bu siteye spam (çöp) yollanmasına karşı bir tedbirdir.
3 + 2 =
Solve this simple math problem and enter the result. E.g. for 1+3, enter 4.

Köxüz'den Yazılar'a Katıl

height=26 width=120 alt="Google Groups">
Koxuzden-Yazilar'a katıl
E-Mail:
Bu Grubu Ziyaret et

Resim Galerileri

Random image

Ayrılık-kuytu

İçerik Paylaşımı

İçeriği paylaş

Syndicate (site map)

Sol Devletcikler Yok Edilmeden Solda Birlik Olmayacak- Tayfun Isci

Emperyalizmin sınır tanımaz rekabetinin sonucundan hareketle “Can çekişen kapitalizm” olarak bizlerin tanımladığı emperyalizm, esas olarak 1840’lar da başlayıp 1902 yılında dünya kuşatmasını tamamladığından bu yana can çekişmeye devam ediyor. Bu gidişle can çekişmeye bir bin yıl daha devam edeceğe benziyor.

İlerlemeci bir mantıkla kendi mezar kazıcılarını kendisi üreten kapitalizm biz mezar kazıcıları tarafından hala mezara sokulamadı. Emperyalizm her geçen gün kendi gücüne güç katıp global sermayeye ulaşırken mezar kazıcıları olarak tanımlanan bizler kendimize daha kaç ülkede mezar kazacağız bilinmiyor.

Bu neden böyle? Neden emperyalizm için kazdığımız mezara hep biz giriyoruz?

Sanırım bunun en önemli nedeni kapitalizmin yarattığı mezar kazıcıları oluşumuz ve bir türlü kapitalist genlerimizden kurtulamayışımızdır. Bilindiği gibi kapitalizmin oluşumu üretilen gücün belli ellerde toplanmasıdır. Özetle üretimin toplumsallığı mülkiyettin ise özelliğidir. Kapitalizmi, kapitalizm yapan kuşkusuz mülkiyetin(gücün) elde tutulmasıdır.

Varlığını korumasının da en temel yolu Darwin’in ünlü evrim teorisinde belirttiği “güçlü olan yaşar” felsefesidir. Bu kapitalizmin temel politikası olan “Reel Politik”in felsefik yorumlanışıdır. Güçlü olanın yaşamı güçsüz olanın yok edilmesi üzerinden sağlanır. Bu ölesiye rekabet anlayışı, amansız bir kar ve sömürüyü peşinden getirmektedir. Görülen odur ki güç var olmaya devam ettikçe çelişki, çatışma ve yok etme de devam edecektir.

Peki bu gücü veya mülkiyeti yaratan kimdir? Mülkiyet, bizlerin tanımıyla yoğunlaşmış emektir. Ve bu emek üzerinden elde edilen artı değerdir. Emek ise üretici güç durumunda olan bizzat işçi sınıfının somutlaşan alın teridir. O halde mülkiyeti yaratan bizzat işçi sınıfıdır. Yani kapital, varlığını emeğe, daha açık tanımlamayla kapitalizm varlığını işçi sınıfına borçludur. Çünkü mülkiyeti ve gücü ortaya çıkaran bizzat işçi sınıfıdır.

Kapitalizm özünde mülkiyet sahipliğidir. Güç sahipliğidir. O halde gücü kime verirseniz onu kapitalist olmaya yönlendirmiş olursunuz. Gücü, mülkiyeti bireye veya devlete vermeniz durumu değiştirmez. Gücü ele geçiren mülkiyeti, rantı, iktidarı ele geçirmiş olduğundan orada gücü pekiştiren veya yaratanlar amansız bir sömürü altında olmaya devam edecektir. Üreticiler daha fazla güç üretmeye zorlanacaklardır.

Yaşanmış reel sosyalizmin kapitalist bürokratik devlet aygıtına dönüşmüş olmasının temel nedeni, gücün el değiştirmiş olmasıdır. Güç ve mülkiyet burjuvaziden alınmış Proletarya adına proletarya partisine verilmiştir. Görünen odur ki bizim ekonomik tahlillerimizle olaya yaklaştığımızda proletarya sınıf atlamış, mülkiyet ve güç sahibi bir sınıf olmuştur. Bu durumda mülkiyet, güç ve iktidar sahibi bir proleter sınıf proleter olmaktan çıkmış bir sınıftır.
Gücün olduğu yerde iktidar, iktidarın olduğu her yerde sömürü sömürünün olduğu yerde de eşitsizlik ve çatışma kaçınılmazdır. O halde eşitliğin özgürlüğün yaratılmasının temel koşulu gücü mülkiyeti ortadan kaldırmaktır.

Çekoslavakya’da yozlaşmış kiliseye karşı gerçek Hıristiyanlık için mücadele eden ve bu temel de komunal bir yaşamı uygulamaya çalışan 1419 tarihinde kilise tarafından katledilen Taboritlerin “Küçük Çobanlar Hareketi” öncülerinden Jean Huss ‘un şu öğretici vurgusu oldukça önemlidir. "Köpeklerin önünden kemiği al, boğuşmayı bırakacaklardır. Kilisenin malını elinden al, kiliseden yana olan bir tek papaz bulamayacaksın"
Bu veciz sözün de vurguladığı gibi, sorunun odak noktasını mülkiyet ve güç oluşturmaktadır.

Bu nedenle sorunu çözmek mülkiyetin sahipliğini değiştirmekle değil, mülkiyeti ortadan kaldırmakla mümkündür. Bu durumda mülkiyeti ve gücü bir sınıfın elinden alıp başka bir sınıfın eline vermek çözüm değildir. Çözüm mülkiyetin ve gücün ortadan kaldırılmasıdır.

Mülkiyet ve güç nasıl ortadan kalkar? Başta da belirttiğimiz gibi mülkiyet ve güç toplumsal olarak yaratılmış bir olgudur. Belirli bir üterim yoğunlaşmasıdır. Yani mülkiyet ve güç toplumsal bir olgudur. Çözümü de mülkiyetin ve gücün toplumsallaşmasından geçer. Bu durumun en sağlıklı analizini yapan K.Marks toplumsal adaletsizliğin en temel çelişkisinin ” üretimin toplumsallığı ile mülkiyetin özelliği arasındaki çelişki” olduğunu belirlemiştir. Bu konuda Marks yerden göğe kadar haklıdır.

Marksist bir yaklaşımla konuyu daha fazla açımlarsak. Mülkiyet değişim değeri üzerinden biriktirilmiş değerler toplamıdır. Çünkü toplumun kullanım için ürettikleri değerler üzerlerinde bir sorun çıkmamıştır. Sorun değişim değerleri üzerindedir. Değişim değeri olan mülkiyet ve güç özde ihtiyaç fazlasıdır. Tüketim dışı ihtiyaç fazlası değer mülkiyetin ve buna bağlı olarak gücün ortaya çıkışıdır. O halde bu artık değerin bu ihtiyaç fazlası mülkiyetin ve gücün ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bunun da yolu herkese ihtiyacına göre anlayışının uygulanmasıdır. Mülkiyetin ve gücün topluma verilmesidir. Zaten komünizmin en temel olgusu da mülkiyetin ve gücün toplumsallaştırılmasıdır.

Kuşkusuz en temel sorunda budur. Eşitsizlik ve farklı güç odaklarının oluştuğu günümüzde Mülkiyet nasıl toplumsallaştırılacaktır. Gücün karşıt devlet ve tekellerde toplandığı günümüzde bu nasıl sağlanacaktır?

Gerek Marks gerekse Engels mülkiyetin toplumsallaştırılmasının yolunun “devlet olmayan” bir devletle, işçi sınıfının “yarı devleti” ile bunun mümkün olabileceğini ileri sürmüşlerdir Korkarım yanılgının özü de burada yatmaktadır.

Yaşanan gelişmeler iktidarı, mülkiyeti ve gücü ele geçirenlerin kendi sınıf karakterlerinden uzaklaştığını ortaya çıkarmıştır. Reel sosyalizmde iktidarı ele alan işçi sınıfı kısa zamanda eşyanın tabiatına uygun olarak ekonomik varlığının gereğini yapmış ve kendi iddeallarinden uzaklaşmış, mülkiyetin savunulup geliştirilmesi doğrultusunda devleti güçlendirmiş yarı devlet olmak veya “devletin kendi kendisine sönmesi” bir yana devleti emperyalist bir imparatorluğa dönüştürmüştür. Mülkiyet ve güç(devlet) yok edilememiştir Burjuvaziden alınıp Proletarya ya verilen mülkiyet ve güç kendine uygun olarak sınıfı dönüştürmüştür.

Oysa yapılması gereken her türlü sömürünün ve zorbalığın örgütü olan kapitalist devlet yıkılır yıkılmaz yetki ve gücün topluma devredilmesi biçiminde olmalıydı. Bu temelde Lenin’in’ daha devrimin başında “Bütün iktidar Sovyetlere” çağrısı iktidarın örgütlü topluma devredilmesi çağrısıdır. Ancak uygulama iktidarın devrimi yapan partiye verilmesi biçiminde vücut bulmuştur. Bu da mülkiyetin ve gücün kolektifleşmesine giden Komünizm den uzaklaşmaya yol açmıştır.

Oysa komünizme giden yolun bir devlet olamayacağı bizzat komünizmin teorisyenleri tarafından vurgulanmıştır.” Burjuvazinin devleti Sosyalizm için uygulanamaz.” Komünizme giden devlet, devlet olmayan ve toplumsallaşan bir devlet olarak tanımlanmıştır. Ama gel gör ki yaşananlar Burjuvazinin yönetim aygıtının kadroları yerine proleter kadrolar yerleştirilmesi ile devlet aygıtı büyük oranda korunmuştur.

Bu konu tarafımdan birçok makalede vurgulanmaktadır. Bu konu bu kadar gerekli ve acil bir konumudur?

EVET.

Çünkü ülkemizde ve hatta dünyada sol sosyalist güçler kendi yarattıkları kendi parti devletlerinin kurbanı durumundadırlar ve salt bu örgütlenme biçimi yüzünden büyük yanlışlar yapmaktadırlar. Bu gün oluşturulmuş bütün sol sosyalist siyasi yapılanmalar merkezi hiyerarşik devlet biçimli yapılanmalardır. Partisel gücü ve erki ellerinde bulunduranlar yetkiyi ve gücü kendi üyeleriyle paylaşmaya direnmektedirler. Bütün kollektivizim söylemlerine ve bütün komünal yaşam çağrılarına rağmen kendi dar mülkiyetlerinde kendi üyelerinin üstünde ve büyük oranda bırakınız halkı kendi üyelerine yabancılaşmış durumdadırlar. İktidar ve devlet üzerinden kurtuluş mantığı erken iktidar olgusunu geliştirmekte ve üç kişilik bir örgütlenmede iktidar olmayı büyük bir kazanım saymaktadırlar.

Bu gün bunca zorbalık sömürü ve vahşet karşısında bile her sosyalistin her demokratın birlik ve dayanışma ihtiyacını vurguladığı bir dönemde, birlik ve dayanışma önüne engeller çıkarmanın asıl nedeni elde ettikleri soyut veya somut mülkiyeti ve iktidarı paylaşma korkusudur. Sol ve sosyalistler Bu katı merkezi hiyerarşik küçük devletçiklerinden ve iktidarlarından kurtulmadan ve bu yanlış yaklaşım yerine komünal ve konfederal bir anlayışı yaşamsallaştırmadan sol içinde bir birlik kalıcı olmayacaktır.
Ben bir kez daha günün önemi açısından vurgulamak istiyorum. İktidarı paylaşıp yok edelim.

”Bütün İktidar Sovyetlere”

Tek ülkede Sosyalizm mi? Dünya Komünizmi mi?

Coskun Edip Soykan tarafından 8. Temmuz 2008 - 12:05 tarihinde gönderildi.

Saygıdeğer Tayfun İşçi yazdıklarınızın doğruluklarını tartışmak gereksiz rusya da olanların devlet tanımlamasında bürokratik kapitalist aygıta dönüşmesinin parti kadrolarının nitelikli komünistler olmaması ile ilişkili olduğu kadar gerçek üretim ve yönetim ilişkisinin kurulamamasından kaynaklandığını düşünüyorum yani üretim ilişkileri sosyalist üretim ilişkilerinin oturtulamaması olduğunu düşünüyorum tabi bunun tek ülkeye sıkıştırılmsı da yalnızlaşmayı ve bitişi getirmiş olabilir,ayrıca sözünü ettiğiniz bireylerin kapitalizm içinden çıkmış olmaları ve bu üretim ilişkileri ile yetişmeleri davranışlarına yansımış olabilir uygulamaların ve ekonomik ilişkilerin parti kadrolarına bırakılması bunun yanında sosyalizmin inşasının kapitalizmin belirli oranlarda gelişmiş olmamasıda bunda etken çünkü bir nep var aslında temel soru şu bu halk birşeylerin yıkıldığını neden fark edemedi veya sosyaliz vardı da omu yıkıldı yoksa sosyalizmin tek ülkede inşaası sürecinde parti kadrolarının gerçek nitelikte komünistler olmaması ve halkın bütüncül olarak yönetim ve üretime katılmasına izin vermeyişlerinden doğan yanlışlıklar veya bilerek sabote etmeler üzerinden inşaanın sekteye uğratılmasımı yaşandı yani sosyalist üretim ilişkileri otumuş muydu?veya söylede sorulabilir bütünsel olarak halk sosyalist ideoloji ile donatılıp ve ne ile yönetildiklerini biliyorlarmıydı nasıl yönetildiklerini biliyorlar mıydı çünkü sistemin yıkıldığı söyleniyor ama geniş halk kitleleri ses çıkartmıyor kayıplar yaşadılarsa neden suskun kaldılar yıkılmadan önceki sosyal güvenceler nelerdi işçiler ve halkın diğer kesimleri üretime ve yönetime nasış katılıyorlardı yıkılınca ne yıkıldı neleri kaybettiler kimler üretiyor nekadar alıyordu eğitim sağlık elektrik su iş ulaşım paralımıydı yıkıldıktan sonra nasıloldu
yani çok büyük kayıplar oldumu olduysa bu kadar sakin nasıl karşıladılar ideolojik olarak bir çürümemi yaşandı bu çürümenin bir altyapısı olması gerekiyor yani üretim ilişkilerinin ve buna katılım ve yönetim ilişkisinin de bozuk olması gerekiyor öyle değilmi?
yani lenin stalin troçki kamanev molotov bu kadroların dönemleri uygulamaları ve bunların dönemindeki ideolojik ve ekonomik çalışmalar nasıldı ne yapıldı nerede ileriye giderken geriye dönüş başladı bu aşama aşma oldu diye düşünüyorum ve buna halkın tepkisinin olmaması bu bürokratik aygıta olan tavırsızlıkları kayıplar olurken kazanıyorlarmış gibi propagandalar yapılması ve bireysel kazanç yollarının açılması ve bunun halkın hoşuna gitmesi ilk dönüşümün buradan olduğu kanaatini taşıyorum yani halk üretmek ve eyleminde sadece üretiyordu ama yönetiliyordu parti kadroları zenginleşmenin yollarını buldular ama çalışanlarada bireysel kazanç ilkesi gereği ağızlarına bir parmak bal çalmış olabilirler
yani büyük lokma parti üst düzey kadrolarına altta çalışanlara kırıntılar sistem aslında dönüştürülme sürecinde tekrar geriye döndürüldü ve dgeriye doğru dönüştürüldü
halkın ve üretenlerin üretimin ve paylaşımın yönetiminden dışarıda bırakılmaları ve ideolojik donanımdan eksik olmaları ve bilinçli komünist eğitimden ve kültürden yoksunlukları bu süreci hazırlamış olabilir diye düşünüyorum
ilk önceleri kazançlarının (kırıntıların)kendilerine dönüyor olması geriye dönüşe yavaş yavaş hazırlanmalrı anlamına geliyor yani geriye dönüşün ekonomik altyapısı ve yönetimsel organizasyonu bilinerek uygulanmış gibi görünüyor
elbette sovyet ekonomisi ve yönetim organizasyonunu inceleyemedim ama kısıtlı imkanlarla bulduğum bazı kitaplardan edindiğim izlenimler bunlar
şimdi sizin mülkiyet güç ilişkisi tahlilinize gelmek gerekiyor buradan acaba bu kırıntılar halkı belli oranlarda yumuşak dönüşümün rüşveti olarak bağlamış olabilir mi tabi sonradan kaybedeceklerini bilmeden buna katılmış olabilirler ama ideolojik olarak çürüme sürecine sokulmuş olmaları muhtemel çünkü olanın kapitalizm mi sosyalizm mi olduğunu bilmeyen büyük bir yığın yaratılmış olabilir o yüzden elbette insan merak ediyor yahu orada yıkılan neydi yıkılan birşey mi vardı yoksa kapitalizmden sosyalizme inşaa süreci tersine mi döndürülüp henüz oturtulamamış sosyalist inşaa yeniden kapitalizmin inşaasına mı dönüştürüldü,yinede elbette bir kayıp ve başarısızlık var ve bütün sovyet yöneticileri ve kadrolarıyla sosyalizmin tek ülkede inşaasının eksikliklerinin olduğunu söylemek mümkün bu leninide kesen bir nokta stalinide troçkiyide kamanevide ayrıca enternasyonalide kesen bir durum
dediğiniz gibi aslolan mülkiyetin bireysel sahipliğinin ortadan kaldırılmasıdır ve insanlık ancak böylece insan olabilecektir özgürlüklerin önündeki bütün engeller ortadan kalkacak ve insan ancak insanlık için ve doğada ki bütün yaşayan canlılar için bir barışçıl varlık olacaktır işte mutluluğun dünyası işte komünizm ne denilebilirki?
saygılarımla

Ama nasil?

arkadas2 tarafından 26. Ağustos 2008 - 14:50 tarihinde gönderildi.

Degerli Hocam,
Benim size acikca sormak istedigim sorularim var. Birincisi sosyalist ülkeler devletlerarasi kapitalist sistemin yoketme tehdidi altinda yasayan adaciklardi. Silahlanmak zorundaydilar. Silahlanmak buna bagli bir sanayilesme biciminden kacamamak anlamina gelir. Silah sanayinde "aydinlanmaci "(ilerlemeci) olmak zorunluluktur. Eger geri kalirsaniz bu yokolmak anlamina gelir. Bu tehditin ne kadar gercek oldugu bizzat 2.Dünya Savasinda Moskova önlerine kadar gelen Naziler eliyle yasanmisti. Teslim olmaya hazirlandigi halde 2 Atom bombasina maruz kalan Japonya'nin durumu da kapitalizmin ne denli yikici olabileceginin kanitiydi.
Silahlanmak demek askeri sinai kompleks yani Eisenhover' in tanimiyla aslinda bütün sanayii yeteneklerinin toplami demektir. Üretimin örgütlenmesi ,devletin örgütlenmesi anlaminda sonuclari vardir. Ve ne yazik ki üretimi askeri ve sivil ekonomi olarak bölebilmeniz olanaksizdir.
Yani bu denli korkunc bir rekabete zorlanma durumu altinda , gercek tehditler dünyasinda "sosyalizm" nasil uygulanabilirdi?
Cogunlukla yasanmis deneylerin hatalari ,o deneylerin yikici kapitalist tehditler altinda yasandigini ihmal ederek yaziliyor.
Sosyalizme aykiri olmasi gereken "ilerleme" durmaksizin sanayilesme bu rekabetin dogasindan geliyor. Bunun dogrudan sonucu olan bürokrasi de öyle... Simdi ya bu lanetli gercekligi erken ve yanlis yerde dogumun zorunlu sonucu olarak görecegiz ve yenisine bakacagiz , ya da böyle olmasi gerekmiyordu deyip , sürekli gelismek zorunda olan sanayilesmenin bürokrasi yaratmayabilecegini kanitlayacagiz.
Hem ilerlemeci , sanayilesmeci hem de bürokratik olmayacak bir sosyalizm bana imkansiz görünüyor.
Bazi yazarlar üretim iliskilerinin örgütlenmesinde yapilan hatalar üzerinde duruyorlar , örnegin is disiplinindeki yozlasmalarin bütün bir üstyapiyi yozlastirdigini ve cöküse yolactigini... Bu yazarlara göre kapitalist sistemin kazanmasina yol acan en önemli neden üretim disiplinin korunabilmesiydi , bu da calismayanlarin issizlestirilmesiyle , yedek issizler ordusuyla v.s oluyordu.
Sosyalizmde ise üretim disiplinini bozanlar icin etkili ceza mekanizmalari yoktu v.s
Iste size bir daha cezalar/ödüller kararlar , uygulayicilar bürokrasisi.
Oysa yarattigi büyüme hizlariyla sosyalist ülkelerin iscileri yasadiklari dönemin en azindan birkac kusak herhalde en verimli iscileri olmaliliydilar. Ama rekabet üretimi arttirmayi ,üretimi arttirma (ilerleme) mantigi zorunlu olarak bürokrasiyi yaratiyor. O zaman da ortada sosyalizm kalmiyor!
Ya da tersine sürekli halk denetimi ve katilimi üzerinden düsünürsek : yani bircok yazarin yaptigi gibi bürokratik kastlasmanin yikilisa yol actigini ve bunun engellenmesi icin gerekli mekanizmalarin gelistirilmedigini söylersek , o zaman söyle bir acmazla karsilasiyoruz: Rekabetten dolayi üretim artarak devam ederken bürokrasi eksilerek devam etmeli ,üretimin sürekli genislemesinin ziddina bürokrasi hem süreksiz hem de azalan bir hale dönüsmeli. Ama nasil?

Yasanmis deneylerin bu acmazlari simdilik ortada duruyor, eger yaklasim tarzimda bir naiflik yoksa bu sorularin cevaplanabilecegini de sanmiyorum.

Önümüzde ki sosyalizmin , ilerlemecilik ve ona bagli sanayilesme mantigindan tamamen kopmasi gerektigini düsünüyorum , bunun icin ilk dalga sosyalizmin talihsizliginin yani enerjisinin büyük kismini kendini korumaya ayirmak zorunda kalmamasini , bir tecrit durumunda kalmamasini , rekabete zorlanmamasini umuyorum , yani bircok ülkede birden gerceklesmesini ve gercekten kapitalizmin yikilmasi anlamina gelmesini...

Tartisabilmek dilegiyle

Tayfun İşçi kullanıcısının resmi

Reel Sosyalizmi Yıkan İktidar Anlayışıydı

Sayın soykan ve sayın Arkadaş 2.
yazılmış makaleye gösterdiğiniz ilgiye öncelikle teşekkür ederim.

sosyalizm neden çöktü, sorusunun esas yanıtı kanımca sosyalizmin kendi tanımında yatmaktadır.

sosyalizm öncelikle yeni bir toplum yaratmaya adım atmaktır. bu toplum kafa ve kol emeğinin ortadan kalktığı hatta dahada gelişerek insanlar arasındaki iş bölüşümünün ortadan kaldılmasının bu nedenlede mülkiyetin toplumsallaştılmasının hedeflendiği bir toplum biçimidir. sosyalizm, devleti,topluma devreden bir sistemdir ve bunu hedefler.

Oysa reel sosyalizmde feodal emperyalist çarlık Rusyası 1905 Şubat- 1917 şubat- ve 1917 Ekim devrimleri ile adım adım yıkılmış ama toplum evrimleşme için gerekli olgunluğa ulaşmamıştır. yerine işçisınıfı adına SBKP gelmiştir. Bir anlamda toplum yukardan biçimlendirilmek zorunda kalmıştır. Dahada açımlarsak üst yapı alt yapıyı büyük oranda belirlemiştir.

Gerek emperyalist kuşatma, gerekse ingiliz Fransız yarı sömürgesi durumunda olan Rusyadaki geri üretim ilişkileri,mülkiyetin toplumsal dönüşümle birlikte topluma devri, yani iktidari paylaşma yönünde adım atılmasını engellemiştir. Dönemin emperyalist realitesi toplumdan çok devletin korunmasını öne çıkarmıştır. Kuşkusuz bu sosyalizmin toplumcu hedefine giden bir yol değildir . erken sosyalizm için bir zorunluluk olarak gelişmiştir.

I. Dünya savaşının bitimiyle birlikte Lenin önce ülkesini korumaya almak için" Barış içinde bir arada yaşama" ilkelerini geliştirmiş ve sosyalist inşada içe dönmeye çalışmıştır. "Yeni Ekonomi politikalarını" devreye koymuş mülkiyeti adım adım devletten alıp topluma planlı bir şekilde dağıtmaya çalışmıştır.Ancak leninin ölümü bu sürecin kesilmesine neden olmuştur. Lenin sonrasi Parti içi çelişkiler süreci yine iktidarı elde etme ve geliştirmeye dönüşmüştür. Böylece iktidar hergeçen gün biraz daha toplumdan soyutlanmıştır.
İktidar iş bölümü demektir bürokrasi demektir. Oysa sosyalizm buna karşıdır. insanları eşitleştirici bir hedefi vardır kafa ve kol emeğini ortadan kaldırmaya yönelmelidir. Fakat tam tersi bir işleyiş gelişmiş sayın arkadaş 2. nin belirttiği emperyalist dünya rekabetinin içinde emperyalizmin ihtiyaçlarına göre ekonomi plitikalarına yönelmiş ve toplumun ihtiyaçları gözardı edilmiştir. Ağır sanayi hamleleri bir birini izlemiş tarımsal alanda ekonomi büyük oranda çökmüştür. Sosyalizmin zaferi toplumun gelişmişliği olarak değil emperyalizmin karşısında sosyalizmin alan kapması biçiminde algılanmıştır.
Sosyalizmin hedefleri arasında olan halkın silahlanması olarak tanımlanan savunma gücü yerine partinin ve iktidarın emrinde ordulaşma güçlendirilmiştir. Böylece ordu ayrıcalıklı bir konuma çekilmiştir. Sayın Arkadaş 2. nin sanayinin sivil veya askeri olarak ayrılamayacağı fikrine katılmadığımı burada belirtmek isterim. Sosyalizm askeri ve sivil ayırımını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir yapılanmadır. hedef budur. hedef toplumun kendi kendisini savunmayı öğrenmesi ve örgütlemesidir.
Ancak iktidar eksenli ordu tıpkı bizim gibi ülkelerdeki gibi belirli bir sınıfın baskı aracı olmaya dönüşmüştür. hatta sadece sınıfın değil ayrıca SSCB deki diğer ülkelerin üzerinde de bir baskı aracına dönüşmüştür.
Bilindiği gibi Proletarya diktatörlüğü devrimle yıkılmış ama yok edilmemiş burjuvaziyi baskı altına almak için bir ihtiyaç olarak savunulmuştur. Ancak sosyalizmde çelişki esas olarak antagonist olmaktan çıkmıştır. geçerli olan yöntem esas olarak ikna yöntemidir Bu sınıflara uygulanan politika işçileştirme yönlüdür. İşçileştirme özünde toplumlar arsında eşitsizliğe dönükte bir mücadeledir. Ancak şurası yeterince görülmemiştir bu işçileştirmeyi sağlayacak olan proletarya diktatörlüğü giderek kastlaşmış ve bürokratlaşmış ve sosyalist iktidar toplum kaşıtlığına dönüşmüştür. reel sosyalizmi yıkan devrilmiş burjuvazi değil, iktidarda bürokratlaşmış işçi sınıfıdır.

Sayılabilecek daha bir çok gelişmenin yanı sıra gerek sosyalizmin ulus üzerinden şekillenme anlayışı, gerekse devletin her geçen gün şişmesi SSCB'yi Emperyalist dünyada süper bir güç haline getirmiştir. bu gelişme öyle bir hal almıştır ki dünyadaki bütün devrici hareketler hatta ulusal kurtuluş hareketleri sosyalist anavatanın savunulması adına SSCB'nin çıkarlarına göre değerlendirilmiştir.

Arkadaş 2. nin iş disiplinin bozulmasının çöküşte payını olması üzerinde yaptığı değerlendirme kanımca İşçilerin yeterli enerji ile çalışmaması yönünde değil, kapitalist çalışma disiplini nedeniyle bozulmuştur. Çünkü üretim toplum için değil Büyük devletin güçlendirilmesi temelinde planlandığı içindir.
Sayın soykan'ın sosyalizm çökerken toplum neden duyarlı değildi. sorusunun yanıtı, kanımca yine sosyalizmin iktidar eksenli katı merkeziyetçi ilişki sistematiğidir. Ssoyalizm kapitalizmden daha merkezi bir örgütlenmedir. Kapitalizm farklılıkları kendi varlığını yaşatmak için bir olanak olarak görür ve işçi sınıfının kendisine kazandırması için varlığını sürdürmesine izin verir. Sosyalizmin sermayeye hiç bir ihtiyacı yoktur . bu nedenle sermayenin varlığını yok etmeye dönüktür bu da örgütlenme ve işleyişte farklılıkları ortadan kaldıran ve bir olguda buluşturan bir anlayıştır. Herkesin işçileştirilmesi gibi. Bu durum direnişi oldukça zorlamaktadır. Ayrıca yapılanların sınıf adına yapılıyor olması da sürecin elverişsiz olmasına yol açmıştır. kuşkusuz konu geniş ve bir o kadar da açılmaya muhtaçtır.

Peki dünnya çapında bir sosyalizmmi yoksa tek ülkede sosyalizm mümkünmü? sorusuna dönersek. Doğanın eşitsiz gelişme yasası, her şeyin aynı ornda ve aynı sürede olgunlaşmayacağını gösterir. Bu da bazı ülkelerde devrimin veya sosyalizmin koşullarını olgunlaştıra bilir bu olgunlaşmış ülkelerde devrimi ertelemek elbetteki doğru değildir.Bu nedenle devrim tek bir ülkede mümkündür. yine tek bir ülkede sosyalizm de mümkündür. Bunun içinde giderek güçlenen bir devlet değil eskinin artığı devlet makanizmasının her gün topluma yedirilerek toplumsal kollektivitenin yönlendirdiği bir ülke yaratmakla mümkündür. Kuşkusuz toplumsal koordinasyon temelli bir yönetimin hem kendisini ikame eden, hemde diğer ülkelerdeki gelişmelere katkı sunan çabası da mümkündür. Bu sınırların olduğu bir coğrafya da da mümkündür.

Dünya giderek bir birine yakınlaşmaktadır.Tek bir ülkede sosyalizm mümkün olduğu gibi dünya çapinda da sosyalizmin koşulları her geçen gün oluşmaktadır. Ekonominin, hukukun, siyasetin, böylesine tek merkeze kaydığı bir ortamda dünya devrimide bir hayal olmaktan çıkmıştır. Dünya her zamankinden daha fazla sosyalizme ve komünizme yakınlaşmıştır.
Ancak burada şunu vurgulamalıyım ki devlet ve iktidar eksenli bir sosyalzim kanımca hiç bir zaman bir dünya devrimine hizmet etmeyecektir. aksine dünyayı kendi iktidarı altına almayı hedefleyecektir Hükmetmek iktidarın doğasıdır. İktidar yoluyla dünya sosyalizme ulaşmayacaktır. Çünkü iktidar buluşmaya değil kendine katmaya dönük bir olgudur. Saygılarımla
Tayfun İşçi

 
urchinTracker();