12 Eylül Karanlığı Devam Ediyor
12 Eylül askeri faşist darbesi işçilerin – emekçilerin, kazanılmış haklarını, örgütlülüklerini ortadan kaldırmak, için yapıldı… Sadece emekçilerin değil, Kürtlerin özgürlük taleplerini ve örgütlülüklerini dağıtmak, için yapıldı…12 Eylül, uluslar arası ve yerli sermayenin taleplerini, çıkarlarını rahatça gerçekleştirecek ortamı sağlamak ve bunun yasal düzenlemelerini yapmak için gerçekleştirildi.
12 Eylül, Emek Hareketinde sanılandan da büyük tahribat yaptı. Toplumsal dokuyu parçaladı. Toplumdaki ilişki ve çelişkileri korkunç baskı ve terör politikasıyla farklılaştırdı. DİSK, TÖB-DER, POL-DER ve benzeri devleti rahatsız eden bütün kurum ve kuruluşların kapısına kilit vurularak öncü kadrolar tutuklanıp yargılandı… 12 Eylül 1980 den 1984 yılına kadar grevler ve grev dışı eylemler durdu.1985 ten sonra kazlı çeşme, Netaş grevi vb. direnişler yapıldı. 12 Eylül'den sonra DİSK hakkında açılan kapatma davası sonuçlandı. 24 Aralık 1986'deki mahkeme kararıyla 264 sendikacı ve temsilci hakkında 5 yıldan 15 yıl'a kadar değişen çeşitli hapis cezaları verilirken, faaliyetleri durdurulmuş olan DİSK ve DİSK'e bağlı 28 sendika kapatılarak tüm mal varlıklarına el konuldu...
12 Eylül Faşizminin 12 Mart faşizminden en ayrıt edici özelliği kendisine karşı toplumsal muhalefetin gereği gibi direnememesi olmuştur... 12 Mart döneminde Denizlerin, Mahirlerin ve İbrahimlerin devrimci direnişi, 12 Eylül dönemine kadar devam eden toplumsal muhalefetin devindirici-moral gücü olmuş tarihsel bir rol oynamıştır. 12 Eylül döneminde ise direniş yerine genel olarak teslimiyet yaşanmıştır… Faşist darbeyle birlikte bütün kurum ve kuruluşlar deyim yerindeyse esas duruşa geçmişlerdi... 11 Eylülde yüz binleri hareketlendiren sol siyasal parti ve guruplar 12 Eylülde adeta buharlaşmışlardı. Adında Devrimci nitelemesi bulunan emek örgütü DİSK yöneticileri direniş çağrıları yerine teslim olma kuyruğuna girmişlerdi. Bu teslimiyetçi duruş, Toplumsal tahribatın bu denli derin sarsıcı ve günümüze değin sürmesinin esas nedenidir…
ABD “çocuklarının” yaptığı her iki darbeden, 12 Mart Muhtırası “Toplumsal uyanışa” karşı yapılırken 12 Eylül darbesi ise toplumsal uyanışın yanı sıra gelişen Kürt ulusal uyanışını da hedefliyordu… Darbe sonrası sol yenilgili bir durumu yaşadığı halde bu yenilgiyi değerlendirip dersler çıkaramadı. İdeolojik-politik ve örgütsel yeni duruş geliştiremedi. Ve hala gündemi belirleyecek gücü oluşturamadı... Kürtler ise ricat dönemini iyi değerlendirmiş 1984 çıkışıyla egemenlik sistemini sarsmış ve giderek kitleselleşmiştir...
Kürt Özgürlük Mücadelesi 84 atılımıyla 12 Eylül döneminin suskunluğunu bozmuştu. Bu durum başta Kürt emekçiler olmak üzere Devrimci güçlere büyük bir moral kaynağı olmuştu. 89 bahar eylemliliği devrimci sosyalist kadroların öncülüğünde gerçekleşiyordu… 89 Bahar eylemleri emekçilerin 12 Eylül sonrası sokakları ısıttıkları kitlesel gösterilerin gerçekleştiği eylemler oldu. Bu eylemler sonrası emekçiler, öncü kadrolarının çoğunu kaybetse de önemli deneyimler yaşıyordu. Bu eylemler sayesinde hem işçilerin hem de kamu emekçilerinin ücretlerinde kısmi düzeltmeler de yapılıyordu… Aynı süreçte gelişen Kamu emekçileri hareketi de suskunluğun bozulmasında önemli bir rol onadı… Yürütülen fiili ve meşru mücadele egemenleri rahatsız ediyor ve devlet güdümlü sendikalar devreye sokuluyordu… Öte yandan gelişen ve kitleselleşen bir mücadeleyle serhıldanlara kalkan Kürt halkına karşı 93 konseptiyle yanıt veriliyordu... Hizbilkontra oluşturuluyor, aydınlar sendikacılar Faili belli-meçhul cinayetlerle hunharca katlediliyordu…
Bugün Türkiye’deki “demokrasi” dışı arayışları, çeteciliği, darbeciliği, gericiliği, emek ve Kürt karşıtı politikaları besleyen ana kaynak, sömürgeci oligarşi olmakla birlikte, aynı zamanda bu sistemin açık-faşist pratikleşmesi olan 12 Eylül askeri darbesidir… Yaşanan süreç ise 12 Eylül mantığının verili koşullardaki devamından başka bir şey değildir… İzlenen ekonomi ve siyasetle, zam ve zulüm politikasıyla 12 Eylül rejimi aratılmıyor… AKP iktidarı, ekonomiyi uluslararası sermayenin çıkarlarına teslim ederken emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları da kötüleşmeye devam ediyor...
Başta eğitim ve sağlık olmak üzere enerjiden ulaşıma, içtiğimiz suya kadar tüm yaşamsal alanlar kâr amacıyla satılmakta ve bunun faturası halklara zam yağmuruyla yansımaktadır… İşsizlik giderek büyümekte gelecek korkusu toplumsal ve etik değerler sistemini yıkarak, gençleri şiddet, uyuşturucu ve fuhuşa sürüklemektedir. 12 Eylül generalleri tarafından hazırlanan sendikal yasaklar anti-demokratik uygulamalar ise halen devam etmektedir. Geçen yasama döneminde Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasası değiştirilerek işçi sınıfının önemli kazanımlarının geri alındığı, sağlık ve emeklilik haklarının gasp edildiği biliniyor... Sigortasız, sendikasız ve kayıt dışı çalışma teşvik edilerek işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri yok ediliyor. Başta Tuzla olmak üzere her yerde işçiler iş kazalarıyla-cinayetleriyle hayatlarını kaybediyor…
Egemenlik sisteminin Kürt politikasına gelince… 12 Eylül bu politikanın en vahşi ve barbarca uygulandığı bir dönem olmuştur… Kürtlere yaklaşım, Kürt sorunun çözümü ve tartışmaları her zaman Hükümetleri aşan geleneksel devlet politikası olarak görülmüştür... Önceleri Osmanlı döneminde daha sonraları ise Cumhuriyet döneminde Kürt halkının kendi geleceğini özgürce belirleme hakkını tanımayan sömürgeci bir anlayış uygulandı-uygulanıyor… Görevini yeni devralan Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un ilk işi, Ergenekon davasını sınırlandırmak amacıyla, (hikâyesi Susurluk'tan Kıbrıs Gladiosu'na kadar uzanan) Korgeneral Galip Mendi’yi TSK adına cezaevine gönderip Ergenekoncu Orgenerallerle görüştürmek oldu… İkinci olarak bölgeye sefer düzenleyerek iç siyasetin rotasını yeniden ilan etti… Diyarbakır’da yaptığı görüşmeler sonrası düzenlediği basın toplantısında bu politikanın “topyekûn” mücadeleyle daha etkin uygulanacağını açıkladı… Başbuğ, toplantıya katılan kitle örgütü temsilcilerinden birinin dillendirdiği “siyasi genel af” talebini “kısmı bir af bile olamaz” şeklinde yanıtladığı belirtiliyor… Toplantıda Diyarbakır Barosu, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve Diyarbakır Tabip Odası temsilcilerinin davet edilmediği, Kürt sorunu başta olmak üzere bölgedeki ekonomik sosyal ve kültürel meselelerinin detaylı bir şekilde konuşulduğu ifade ediliyor… Başbuğ, Diyarbakır nüfusunun yüzde 64’ünün 24 yaş altında olduğu, “14 ile 18 yaş grubunun alınacak tedbirlerle eğitimle nitelikli bir noktaya getirilmesi halinde” PKK’nın etkisiz hale getirileceğini söylemiş… Ayrıca bölgedeki kadın ve kızların eğitim durumunun yükseltilmesini ve GAP Eylem Planıyla ekonomik tedbirlerin alınması gerektiğini ifade ediyor… İzlenimlerini hükümet başta olmak üzere ilgili makamlara aktarıp, gerekli konuları MGK’da görüşeceklerini sözlerine eklemiş…
Şam dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan, Başbuğun konuşmasına destek vererek ilk defa kendi başkanlığında “terör zirvesi” düzenleyeceklerini belirtiyor... Böylece Kürtlerin siyasal kültürel taleplerinin bastırılmasına dönük alınacak tedbirleri görüşeceklerini itiraf ediyor… Erdoğan gelecek yıl yapılacak yerel seçimlerde Diyarbakır da DTP’ ye karşı diğer partilerle işbirliği yapabileceklerinden söz diyor… Başbuğ’un ve ardından Erdoğan’ın yaptığı konuşmalar, Kürt sorunundaki geleneksel sömürgeci siyasetin-mantığın devam ettiğini gösteriyor… 12 Eylül ruhuyla hareket eden Başbuğ ve Erdoğan'ın açıklamaları Ordu-AKP mutabakatını bir kez daha sergiledi… Erdoğan-Başbuğ her zamanki gibi 'ekonomik yatırımlara' sarılarak ‘parayla satın alma’ ve ‘insanlık suçu asimilasyon’ politikalarında ısrar ediyorlar… Erdoğan, Başbuğ gibi Kürtler açısından sembolik değeri yüksek olan Diyarbakır'ı 'düşürmeyi' birinci hedef belirliyor ve yerel seçimlerde devletin partisi AKP’ye rol biçiyor…
Bugün 12 Eylül karanlığı farklı biçimlerde de olsa devam ediyor… 12 Eylül mantığı emekçilere ve Kürtlere karşı acımasızca uygulanıyor… 12 Eylül askeri faşist darbesinin 28. yılında 13 Eylül 2008 Cumartesi günü Ankara, Antalya İstanbul İzmir, Mersin gibi illerde “Emek ve Demokrasi Miting”leri yapılacak… ABD çocuklarından, kontrgerilladan, ergenekondan, halk düşmanlarından hesap sormak için emek, demokrasi, özgürlük ve sosyalizm güçleri alanlara çıkacak… Miting’lerin öngörüldüğü gibi kitlesel ve özüne uygun yapılması emek ve özgürlük mücadelesine güç verecektir...
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
