Kürt Sorunu “Mum Söndü” İle Başlamıştır
Konunun başlığı, Ergenekon Pir Sultan’ın idamıyla kuruldu, olacaktı.
Kürt sorunun güncel yakıcılığı ve gündemi işgal eden Ergenekon tartışmaları hesaba katıldığında iki başlık ta anlam ve içerik bakımdan örtüşüyor. İki başlığın öyküsü iç içe yaşanmıştır.
Kürt sorunu Pir Sultan’ın idamıyla başladı, demekle de, benzer tarihi gerçekliğe isabet ederiz.
Kürt sorunu ”mum söndü” ile başladı=Ergenekon Pir Sultan’ın idamıyla kuruldu=Kürtler Pir Sultan’ın idamıyla teslim alındılar. Osmanlıdaki haksızlığın kanlı tarihi bu eşitliklerle içkinleşti.
Kürt Aleviliği kılıç zoruyla döndükten sonra, toplumsal eşitlik iftira ve inkarla sağlandı. İftira inkar ve belirsizlik Ergenekon’un savunma mekanizmasıdır.
Yavuz, Çaldıran savaşına hazırlanırken içte Şah İsmail’e daha yakınlık duyan Alevilerden çekinir. ”Arkadan vurulma”ya karşı içte güvenlik almak ister. Tedbir olarak Alevilerin imhası düşünülür. Fakat, bu imhayı gerekçelendirmek gerekiyor.
Alevilerdeki kadın erkek sosyalitesi ve cem kültüründeki cinsiyet ayrımsızlığına karşı siyasi kuşkular örgütleyip, toplumsal meşruluğa zemin hazırlanır. Öylelikle “mum söndü” iftirası siyasallaşır. ”Mum söndü” politik bir iftiradır. Ergenekon karakterini belirlemiştir zamanla. “Osmanlıda oyun çok “sözü, Osmanlının geleneği olarak “Ergenekonda oyun çok” biçiminde Ergenekon’la sürdürülmüştür.
Şah İsmail’le savaş başlamadan evvel Aleviler kılıçtan geçirilir. Öylelikle cephe gerisi sağlama alınır.
23 Ağustos 1515 Çaldıran savaşında Şah İsmail’in yenilgisi üzerine Kürdistan için yeni bir sayfa başlar. Sömürgecilik planları devreye girer. . .
Bu savaştan sonra, Alevilik utanılacak kimliğe büründürülür. Yani Kürtlük utanılacak hale gelir. Van-Muş-Diyarbakır-Mardin ve Kürdistan’ın çoğu yerinde kılıçtan kurtulmak için sunilik tercih edilir.
Ümmetçilikle Kürt asimilasyonu işler. Aleviler ahlaken suçlu ilan edilir. Bu süreci Abdullah Öcalan ”Aleviliğinden vaz geçen Kürt, Kürtlüğünden de vazgeçmiştir” biçiminde isabetle yorumlar.
Pir Sultan’ın ”dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” sözündeki, serzenişi dönen Kürtlere duyduğu tepkidir.
Bu süreçten itibaren Kürt asimilasyonu eşliğinde Alevi jenosidi yürürlüğe girer. Pir Sultan idam edilir.
İdamdan sonra Alevi jenosidi ve Kürt jenosidi sistematik devlet planına dönüşür. Ve ısrarla Pir Sultan’ın idam tarihi belirsizliğe havale edilir. Maksatlı olarak belirsizlikle üstü örtülür.
Ergenekon’un uyguladığı inkar, iftira ve belirsizlik yöntemiyle muhalifler sindirilir. Bu günkü toplumsal muhalefetin karakteri 16. yüzyılda belirlenmiştir. Şikayetçi, müzmin, kısır ve belirsizliğe inan karakter!
Bütün iyi niyet ve haklılığına rağmen, Türkiye toplumsal muhalefeti gerçekçi değildir. Günün muhalefeti gerçekçi olsaydı, Pir Sultan’ın idam ilmiğini çözerek Ergenekon’u yargılardı. Çoklu karşıtlığı sürdüren toplumlarda gerçekçi olmaya kimse vakit ayıramaz galiba.
Kürt asimilasyonunda Alevilik yatkın olsaydı, devlet Aleviliği özenle korurdu. ”Önce insan ”felsefesinden yola çıkan Alevilik insanlık suçlarını red eder. Ümmetçilik asimilasyon için biçilmiş kaftandır. Bundan ötürü Aleviliğe dair her şey topa tutulur. Çünkü haksızlığa karşıdır. Doğal olarak Kürt asimilasyonunu reddeder. Bu yüzden Alevilik unutturulmak istenmiştir.
Kürt asimilasyonunun ceremesini Türk Aleviler fazlasıyla çekmiştir. Çünkü, Kürtlerin eski kültürünü sürdürerek, Asimilasyon politikalarına karşı kötü emsal teşkil etmişlerdir. Bu mantık günümüze değin sürdürülmüştür. Kürtler için kötü bir oyun tezgahlanacaksa, ilkin Alevi cinayetleri devreye girer. Sivas katliamı Ergenekon’un bu tarihsel geleneğinden gelir.
Toplumsal muhalefetin çoğu konuları ve talepleri bu idamın referansına bağlıdır aslında. Toplumsal muhalefetin boğuştuğu önemli konular 16. yüzyıldan kalma sorunlardır çünkü.
Bu bağlamda, Ergenekon’un mum söndü iftirasından türediğini de söyleyebiliriz.
Bu idam tarihinin neden örtbas edildiği açıklanmayıncaya dek, Türk devleti demokrasiye yaklaşamaz.
Çaldıran savaşı, Pir Sultan’ın idamı, mum söndü iftirası ve Kürt asimilasyonu aynı zaman diliminde gelişen ardışık bağlantılı olaylardır…Tümü 16. yüz yılın ikinci yarısında vukuu bulmuştur. Türkiye muhalefeti bu idamın dayandığı toplumsal gerçekliği sağlıklı analiz edememiştir.
Asimilasyon için inkara başvurulur, haklılığa iftira atılır ve idam jitemvari tarzla belirsizlikle örtbas edilir.
Belirsizlikte keramet mi var, cinayetler bilinçli olarak bu yöntemle işlenir? .
Belirsizlik, Ortadoğu politikasında sihirli değnektir. Yönetsel avantaj sağlar haksıza. İslamı araklayarak yönetim felsefesine dönüştüren Osmanlı, belirsizlikten rant sağlayarak hayli yararlanmıştır.
Yeri, günü ve katili beli olan cinayetler erken unutulur. Belirsiz cinayetler tarih boyu güncel etkisini hep korur hem de korkutur. Zaman zaman ilgili topluma hatırlatılarak hüsrana rıza göstermeleri nasihat edilir. “Aklını başına devşir” tehditiyle, olanların sineye çekilmesi tavsiye edilir. Böylece belirsizlik beli edilir.
Bütün belirsizlikler gündelik korkuya dönüşür.
Jitemin işlediği cinayetler, korkuyu topluma yaymak için hesaplanmıştı. Toplu katliamlar
bazen münferit belirsiz cinayetler kadar iz bırakmayabilir.
Belirsizlik gündelik kırbaç gibi kullanılır. Pir Sultan’ın idamındaki belirsizlik, Alevilerin gündelik yaşamında bir kırbaçtır. Toplumsal muhalefet üzerinde de benzer etkide bulunur.
Osmanlı ve devamı olan Türkiye Cumhuriyeti belirsizliği alabildiğine sömürdüler.
Bilimlerin belirsizlik ilkesi, bilimcinin algılayışını aklamaya dönüktür.
Doğada belirsizlik yoktur aslında. Belirsizlik insanın algılayışındadır bence. Çünkü, doğa insan iradesi dışında varlık sürdürür. Başka değişle, insan doğayı değil doğa insanı yarattı. Yaratılan yaratıcı kadar bilemez. İnsan kendindeki belirsizlikleri doğaya yükleyerek, belirsizliği bilimsel ilke olarak dışa vurmuştur.
Doğa bilimlerinde (Fizik, kimya, astronomi vs) maddenin dönüşümündeki hesabı kontrol altına almakta his edilen yetersizliğe belirsizlik denmiştir.
Belirsizliğin sosyal bilimlere yansıması vicdani sorundur.
Bilimin kendine tanıdığı bu lüks hak, bilimcinin ayrıcalığı mıdır?
Doğa bilimlerinde, insanın bilmediği ve yaşamadığı şeye belirsizlik çekincesi koyması anlaşılır bir durumdur.
Geçmişte yaşandığı kesin olan olay, oluş ve üretimlere belirsizlik çekincesinin konması fahişelik değil midir?
Bu gün “mum söndü” iftirasıyla Alevilere fahişe yaftasını takanlar, tarih bilimin fahişeliğini. sorgulasalar namus sorunlarını da çözmüş olacaklardır.
Belirsizlik Ergenekonculukla mı sosyal bilimlerde içkinleşti? .
Tarih bilimi ve tarihçiler kendi paylarına ne düşünürler, merak ediyorum? Tarih bilim bu belirsizlikten rant mı sağladı?
Akademik kariyerler, gerçekleri örtbas becerisine göre mi derecelendi?
Anadolu belirsizliğe neden sürüklendi ve tarihçilerin bundaki rolü nedir?
Bütün soruların cevabı, bir idam vaktini çözmektedir.
Akademisyenler mum söndü iftirasının hizmetçisidirler. Alevileri Alevilikten utanır hale getirdiler.
Bir Alevinin toplumsal belleğinde neler var, korku ve dışlanmışlıktan başka?
Veya Alevinin toplumsal hafızası nasıl boşaltıldı? Tarihindeki en büyük felaketin takvimini nasıl unuttu?
Pir Sultan idam edilirken, hayatta olan Aleviler idam tarihini kuşaktan kuşağa nasıl aktaramadılar?
Ardışık katliamlar ve ihanet, iç güvensizliği pekiştirir. Unutmak, zayıflar için hayati bir güvencedir. Ardışık katliamlardan sonra siz, ilgili topluma hatırlayın deseniz de, hatırlamak istemezler. Zira o büyük acıları anımsayacak kadar öz güvenleri yoktur. Toplumlar kendi acılarını çözebilecek yeterlilikte olunca, ancak geçmişi hatırlayacak cesarete kavuşurlar.
Osmanlıdan beri Aleviler hep muhalifler. Bu, yetersizlik duygusunu kronikleştirmiştir. Yetersizliğe muzdarip toplumun geçmişe göstereceği öncelikli tepki unutmaktır. Hafızanın güvensizlik durumundaki otosavunmasıdır bu. Toplumun güvenlik tecrübesi unutmaya bağışıklık kazanınca, tevveküllü adelet(yetersizlikten kaynaklanan bağışlama) sistemi, sabrı yüceltir
“Unutun gitsin!”sözünü, ananemden duymuşumdur küçüklüğümde. Dersim katliamının canlı tanığı olarak olayları anlatırken, gözlerinde okuduğum kimsesizlik hissini ancak, bir toplumsal sevinç unutturabilir bana. Kimsesizlik hissi, katliamlardan geçirilmiş toplumlara özgüdür, yalnızlık duygusundan farklıdır.
Yalnızlık duygusu soy güdüsünün bir durumudur, kimsesizlik hissi ise, kronikleşmiş toplumsal yalnızlık olarak güvenlik duygusuyla bağlantılıdır. Kimsesizlik hissi mağdur toplumun kendini yalnız his etmesidir. Bir bakıma buna, toplumsal yalnızlıkta diyebiliriz.
O yaşta, unutmak herhalde en iyisidir diye düşünürüm. Çünkü, ailenin büyüğü bu akıllı yolu gösteriyor.
Durum, tuhaflığa bürünüyor öylece. Belirsizlik eşliğinde idam sürekli hatırlatılıyor, ilgili toplum unutmakla tedbir alıyor ve idam tarihi kayboluyor. Bu toplumsal bellek, bu toplumun değildir bence. Başka toplumların hafızasını Alevilerin beynine monte etmişler sanki. Montaj hafıza mı icat edilmiştir?
1938’e değin, Osmanlı egemenlik denizinde kuşatılamaz bir ada olan Dersim, özgür Aleviliği temsil etmiştir. Pir Sultanla yakınlığı tartışmazsız olan Dersimlilerin toplumsal belleği, unutmaya başlamamıştı henüz. Dersim katliamı ve ardındaki Kemalist dönüşüm hafızayı mı korkuttu? 70 yılda Özgür Alevilikten unutkan Aleviliğe dönüşüm gerçekleşir mi?
Özgür Aleviliğin celladı olan Kemalizm, unutkan Alevi hafızasını şekillendirdi.
Toplumsal hafıza ölüm, inkar ve iftirayla dolunca tehlike çanları gecikmez. Öz nefret eşliğinde kimlik kaçışı başlar. Alevi hafızası cinayet öykülerini kaldıramaz. Unutmak, yaşamı hatırlamanın tek çaresidir artık. Alevilikten kaçış başlar…
Aba altında sopa gibi gösterilen iftira, temkinli ve sakınımlı davranmaya alıştırmıştır.
Aleviler bu iftirayı kendi korkuları içinde kovamadılar.
Korkuyla meşgul olan toplum neyi yargılayabilir ki?
Türkiye Cumhuriyeti iftira cumhuriyetidir. Politik iftirayla Türkiye toplumu karşıtlar toplumuna dönüştürüldü. Kolay yönetim için biçilmiş kaftandır iftira.
İftiradan rant sağlandığı için, bir gelir kaynağı olarak muhafaza edildi. Bundandır ki Türkiye toplumunun savunma yeteneği yalan ve iftiraya dayanır. Politik iftira üreten devlet geleneğine sahiptir.
Politik iftiralar zamanla iftiracı kültürü yaratır.
Toplumların iftira kültürü incelenirse, iftiranın gündelik üretildiği ülkenin Türkiye olduğunu iddia ediyorum. Toplumun yaratıcılık yeteneği iftira ve yalana yönlendirilmiştir. Komşu komşunun iftirasını muhtaçtır adeta. Toplumsal savunma mekanizması olmuştur. Bütün askeri darbeler iftirayla hazırlanmıştır. Çaldıran savaşı gibi…
Toplumsal muhalefetin geleceğini belirleyen bu idamın gerçekliğidir. Ergenekonun sahte evrak bürosu olan Türk tarih Kurumu, bu idamın toplumsal gerçekliğini silmiştir etmiştir.
Kürtleri ümmetçilikle asimile etmek için idam belirsizliğe büründürüldü.
Dünyanın yaşı yaklaşık tespit edildiği, falanca kemikten yola çıkarak binlerce yıl evvelki uygarlığın kuruluşu ve yıkılışının bilindiği arkeolojik tekniklere sahip bir çağdayız. Olayların kombinezalı olarak kıyaslandığı düşünce enstitülerinden geçilmiyor.
Hatırlama cesaretinden yoksun olan Aleviler, bu düşünce yöntemlerini kullanmaya da cesaret edemediler.
Hollanda’ya gelişimin ilk yılı dolmuştu. 1995 mayıs ayının ilk haftasıydı. Gününü tam anımsamıyorum. Mastrit’te bir cafenin terasında oturuyordum. Beni İtalyanlara benzeterek İtalyanca hitap eden yaşlı adama, Kürdistanlı olduğumu söyledim. Beni masasına davet edince, sohbet ettik. Davranışlarımdaki doğallığın beni Ortadoğululardan ayırdığını yineliyordu. Mensup olduğumuz inancı sorunca Marksistliğim tutmuştu, Aleviliğimi kehren söylemiştim. Derinliği kadar hafif olan bu tarih profesörü, rahatlığımı Aleviliğime bağlamıştı. Alevileri ve isyanları konuştu…
Ben, Pir Sultan’ın idam tarihi bilinmiyor deyince, ”nasıl bilinmiyor? ” diyerek bana şaştı. Ardından 1520 demişti. Roma Üniversitesinde emekliydi. Türkiye’nin çoğu yörelerini biliyordu.
Sınıf mücadelesi anlayışından ötürü olayı ve tarihini pek önemsememiştim. Dolayısıyla, adamla ilişkilenmenin gerekçesi de kalmamıştı.
Aksine, belge ve kaynak için ciddi imkan doğmuştu. Ben 1520 yılının doğruluğunu ve güvenilirliğini iddia etmeyeceğim. Bunu ispatlayacak bir araştırmam bulunmuyor. İddia için ispat gerekiyor çünkü.
Gelelim, gri maddemizi kullanmaya yani beynimizi.
Osmanlı kaynaklarında idam tarihi 16. yüzyılın ilk yarısı olarak belirtilir. Çaldıran savaşı 1515 te olmuştur. Bu tarih, 16. yüzyılın ilk yarısı değil midir? 1520 de bu zaman dilimindedir.
John Gotenberg’in icadıyla 1456 dan sonra matbaa pratik bir ihtiyaç olur Avrupa’da.
1453 te İstanbul fethedilir. Türklere karşı savaş çağrıları yapan Indulgence’ler bu matbaalarda basılır.
Avrupa, dünyada gelişen olayları gündelik takip etme imkanına kavuşuyor matbaayla. İstanbul’un alınışından itibaren dünyanın ilgisi ve dikkati Osmanlı’ya odaklanır. Avrupa Osmanlı’ya göre nefes alıp verir. Eski bir çağ kapanıp yeni bir çağ başlamıştır. Dünya Osmanlıyı izliyor(Günümüzün Amerika’sı gibi), matbaayı kullanan Avrupa da.
Matbaanın kullanılması demek tarihi kaynakların ve kanıtların, artık kaybedilmeyeceği anlamına gelir. Osmanlıyla hep gergin olan Avrupa, iç sorun ve çatışmalara kadar tüm gelişmeleri sıcağı sıcağını izliyor. Matbaa Çaldıran savaşından 59-60 yıl önce icat edilmiştir. İstanbul’un kaybından sonra gelişen bu savaş ve ardındaki olaylar, matbaa sayesinde Avrupa’da yaygınca yazılmıştır ve kaydedilmiştir.
Kuşkusuz ki, Pir Sultan gibi isim yapmış birinin olaylı idamı da dikkat çekmiştir. Kaldı ki, tarih bilimi yeni bir disiplin değildir. 15. veya 16. yüzyıldan sonra değil, ilk üniversitelerin kurulmasıyla başlar.
12. ve 13. yüzyılda eceliyle ölenlerin ölüm tarihi biliniyor da, 16. yüzyıldaki olaylı bir idamın tarihi neden bilinmesin? Olaylı idam nasıl unutulur? Devletin karar verdiği olaylı bir idam!
16. yüzyılın başlangıcından itibaren ölüm tarihi bilinenlerin namı ile Pir Sultan’ın namı kıyaslanınca, anlaşılır ki, bu üne sahip birinin olaylı ölümü ilgisizlik ve aldırışsızlıkla geçiştirilecek gibi değildir. 16 yüzyılda eceliyle ölenler ve Pir sultan’ın idamını kıyaslayın… Bu idam dünyanın ilgisini mutlaka çekmiştir. Ve kayıtlıdır …Osmanlı günümüzün Amerikası gibi içi ve dışıyla ilgi odağıdır.
Kürtleri ümmetçilikle asimile etmek için unutturulmuştur. Başka ne sebebi olabilir sizce?
Mum söndü iftirasıyla Alevilere ve Kürtlere karşı psikolojik savaş açılmıştı. Alevilik utanılır hale getirilerek Kürtler Sünnilik tercihine zorlandı. Alevilikten kaçış özendirildi. .
Türkiye muhalefeti mum söndü iftirasının toplumsal gerçekliğini sağlıklı analiz edememiştir.
İdam ve iftira bağlantılıdır. Kürt sorunu bu idama bağlıdır, Ergenekonun tarihi ve demokrasi sorunu da.
Mum söndü iftirasına karşı mücadele Anadolu’daki toplumsal mücadelenin manivelasıdır aslında. Anadolu gerçekliğini saydamlaştırır. Bütün belirsizlikler bu idamla canlı tutuluyor, Ergenekon da…
Mum söndü iftirası politik bir iftiradır, ahlaki iftira değildir. Organizeli ve sistematik bir iftiradır. Şimdiye değin Alevilerin gösterdikleri tepki ahlaki tepkidir. Politik iftiralar ahlaki tepki ve ahlaki mücadele püskürtülemez. Bundandır ki, mum söndü iftirası püskürtülememiştir. Politik iftiralar politik yollardan çözülür.
Politik iftiraya karşı politik mücadele gerekiyor.
Yalan. inkar ve iftiranın belirlediği Ortadoğu toplumlarındaki gizlilik aşkı, muhalefete de sirayet etmiştir. Ergenekon, toplumdaki gizlilik aşkı içinde yuvalanmıştır. Toplumsal muhalefet belirsizliğe sevdalıdır, önünü görmemesi bundandır. Tanrıların memleketinde bir gerçekçiyi mumla arasınız tesadüf edemezsiniz. Mumlar, iftiranın işbirlikçisidir çünkü. Siyah ışık saçarlar.
Bu idamın belirsizliğiyle Kürtler asimile edilmiştir, Alevi toplumu psikolojik işkenceye tabii tutulmuştur.
Pir Sultan’ın adı geçtiği türkülerin çoğunun, Aleviler üzerinde olumsuz etkide bulunması kaçınılmazdır. Zira hep idamı ve yenilgiyi anımsatırlar. Çaresizlikle öfkelenen Alevilerin alkole sığınması bu yetersizliktendir.
Başka toplumlar alkolü eğlenmek için tercih ederken, Aleviler efkardan alkole sarılır. Alevilerde alkol kullanımının yaygınlığı, müziklerindeki çaresizliğin çağrışımındadır.
Başka toplumlar, halk türkülerinde müzik zevki alırken, Aleviler, çaresizliği anımsarlar genelde. Ve vurulmayı!.
Böylelikle Aleviler kendi kültürüne de ezilirler. Savunduğu kültür içinde ezilerek yaşayan başka bir topluluk gösterilemez.
Müzmin karakter, iyi insan olduğuna inandırmak, beğenilme beklentisi ve sevilme korkusu jenosit toplumunun özelliği olarak Alevilerde de belirgindir. Ve aydınlarında da. .
Oysa, toplumların çoğu savundukları kültür içinde sevinirler. Sevindikleri için savunurlar zaten. Mağduriyet psikolojisi Alevi müziğine ve sanata da yansımıştır.
Haklılık sevdalısı Aleviler, müzik ve kültürlerini terk mi etsinler?
Yorgun bir toplumun sinirlerini, ancak psikolojik mücadele onarabilir. Böylelikle Ergenekon gizemi çözülebilir. Mum söndü iftirasının amacıyla birlikte, Pir Sultan’ın idam tarihi Ergenekon’un arşivindedir.
İftiranın politik çözümü, psikolojik mücadeleyi zorunlu kılıyor. Belirsizliklere yaslanarak varlığını sürdüren gizemli devlet yapısını, psikolojik mücadele saydamlaştırabilir. Mağdur toplumda güvenlik duygusunu pekiştirerek. .
Psikolojik mücadele yöntemlerini benimsemiş politik tarz gerekiyor. Politik iftiralarla mücadele tarzı, özgünlük gerektirir.
Politik iftiralarla mücadele vakfı veya toplumsal iftiralarla mücadele vakfı adıyla psikolojik mücadele organize etmeliyiz(Böyle bir çalışmayı bizzat yürütmek üzere, bir yıl sonraya planlamıştım. Güncel gelişmelerden dolayı şimdi tartışmaya açıyorum)
Psikolojik mücadele yöntemleri onurluca kullanıldığında yaratıcılığı kendi işleyişinde üretir.
İftiraya karşı psikolojik mücadele teknikleri özgün bir tartışma konusudur. Alevilerdeki sosyopsikolojik yapıya göre davranır.
Psikolojik mücadele iftiraya karşı, psikolojik caydırma, psikolojik püskürtme ve psikolojik misilleme safhalarından geçer. Psikolojik misilleme iftirayı iftirayla karşılamak değildir. Utandırmayı esas alır.
. Alevilik, insanı yaşayarak psikanalizin kliniksiz sosyolojisini sürdürmüştür. Aleviliğin felsefesi psikanalizin ikizidir kanımca. Bu bakımdan Aleviler, psikolojik mücadelede yaratıcı davranabilirler.
1209-1272 yılları arasında yaşamış Hacı Bektaş-ı Veli’nin “Her ne ararsan kendinde ara” sözü, psikanalizin girişi ve başlangıcıdır. 1856-1936 yılları arasında yaşayan ve 20. yüzyıl bilimlerini ardında sürükleyen Sigmund Freud, arkadaşı Stefen Zwing’e yazdığı mektupta ”kendimi (kişiliğimi) gözlemekten başka bir aracım yok” der. Psikanalizin kuruluş felsefesini kendinde arar. Ve kendinde bulduklarıyla psikanalizi kuramlaştırır. Freud , ruhun bilgisini de kendinde aramıştır. Psikanalizi kendinde bulmuştur.
Alevi dedeleri toplumun psikologuydular. Öyle anımsıyorum ben. Kuramlardan habersiz doğaçtan yetişmişti çoğu…
Psikolojideki ekoller arasındaki farklılıklar ekolistlerin, kendindeki arayış farklılığından kaynaklanır. Bunun aksini iddia edenin psikolojisine şaşarım. Ve hangi ekol kendinde çok şey bulmuşsa insanı o kadar geliştirmiştir.
Bütün ekoller ne bulmuşsa kendinde arayarak bulmuşlardır. Hacı Bektaş-ı Veli’nin yöntemini uygulamışlardır. Psikanaliz, bu yöntemin dışında bir başka yöntem icat edemedi henüz.
Güncel durumda, Aleviliğin Türkiye’deki herhangi bir düşünce ve kişide öğreneceği bir şey yoktur. Fakat, Türkiye Alevilerden bir şeyler öğrenmek istemediği için bu haldedir.
Alevilerin Kemalizm’den öğrenecek neyi olabilir? Kemalizm kendinde ne aradı? ve ne buldu?
Kendinde ne aradın? ve nasıl aradın?
İnkar ve iftira kendinde aramanın sonucu mudur? İnkar ve iftira bir buluş mudur?
Kim kendinde neyi ve nasıl aramışsa “o” dur. Kim kendinde insanı arıyorsa onlar Alevilerin dostudurlar.
Kim ne yapmışsa onu kendinde bulmuştur. Kişi, yaptıklarıdır. Yaptıklarıysa kendinde bulduklarıdır
Kemalizm, herkesi kendi benliğinden kovarak yerine Ergenekonu gizlemeye uğraştı.
Kemalizm’in kendinde buldukları göz önündedir. Kendinde arayanlar inkarcı olur mu?
Anadolu Aleviliği hangi insanlık suçunu işlemiştir? İnsanlık suçunu örgütleyen Ergenekoncu Kemalizm ile Alevilik ilişkisi hangi ”kendi”ne dayanıyor.
Kemalizm’in Alevilikten öğreneceği kendini bilme yolları vardır. Kemalizm Ergenekondan başka Aleviliğe öğretebileceği bir şeyi yoktur.
Günümüzdeki Aleviliğin Kemalizm’in limanına yönelmesinde solcular sorumludur. Alevilerin ilerici muhalefete mesafe koyma arayışı bundandır. .
Aleviliği dışlayarak Alevilerin arasında Marksistlik fabrikasını kurmuşçasına Aleviden Marksist üretmeye çalışan sol, yerel ilericiliği heba etti. Evrensel politikaları yerel ilericilikle buluşturmalıydı oysa. Salt Aleviden değil Alevilikten de beslenebilirdi.
Aleviliğin psikanalizden başka yakınlık kuracağı dostu yoktur bence. Buda çağımızın yoludur. . (Aleviliğin psikanalizle ilişkisini başka yazıya bırakıyorum)
Alevilikteki cinsellik, çağın özgürlük anlayışından etkilenmiştir. Açık toplumlar gibi Aleviler de özgürlüğü özgürce yaşarlar. Özgürlükten utanılır mı? İnsan haysiyetinden utanmayanlar özgürlükten utanabilirler.
Aleviliğin dostları Freud, , Riech, Jung ve Erich From ‘lardır…
Kendinde arama safhasını geçtik bence, ne bulduk aşamasındayız. Asırlardır kendimizden arıyoruz ve sürünüyoruz. Kendimizde ne bulduk? Bir iftirayı çözemiyorsak, bizde bulunacak bir şey yoktur, boşuna aradık demektir. .
Politik iftiralarla mücadele vakfının amacı, iftiraları psikolojik yöntemlerle politik olarak çözmektir.
Böylece Avrupa’da okuyan Alevi örgenci gençliği konuyu aydınlatmak için Üniversitelerden yararlanabilir. Tarih, sosyoloji, psikoloji ve bir çok sosyal bilim disiplinlerine göre doktora ve akademik tezler hazırlanabilir. Teşvik ve motivasyon sağlar bu.
Anadolu’yu barıştırmak isteyenler bu iftirayı çözmekle yükümlüdürler.
Avrupa’da kuramlaşacak böylesi bir çalışma, dünyadaki politik iftiraları çözmek için dünyanın hizmetine sunulabilir. . Aleviler gibi politik iftiralara maruz kalmış başka toplumlar için emsal alınacak kuruluşa dönüşebilir.
Toplumlar arası tek taraflı alış verişe kimse yüz vermez. Bu yüzden Türkiye muhalafeti dünya kamuoyundan pek destek alamadı. Toplumlar arası dayanışmada ”enayilik” çoktan rafa kaldırılmıştır.
Türkiye toplumsal muhalefeti, dünya kamuoyuna ne armağan etmiş ki, destek
alabilsin veya rağbet görsün?
Dünyadaki evrensel değerlerin tümü, değişik halkaların ve toplumların mücadelesindeki yaratıcılıkla birikmiştir.
Türkiye muhalefeti hangi kolaylığı dünya toplumlarının mücadelesine kazandırmıştır?
Türkiye toplumsal muhalefetinin dünyada emsal alınacak nesi olmuştur? Armağan ettiği anlayış mı var? Eğilim mi var, kazandırıcı yöntem mi, kurum mu var?
Acaba diyorum, Türkiye’deki gibi toplumsal muhalefetin zeka düzeyi her ülkede de mi devletin zeka düzeyiyle aynıdır? Yenilikçi yanıyla muhalefetin daha zeki ve yaratıcı olması gerekiyor aslında.
Türkiye’de, toplumsal muhalefetin zeka düzeyi neden devletin zeka düzeyinden daha geridir?
Siz kazandırmadan kazanamazsınız.
Toplumlar arası değer paylaşımı “al gülüm-ver gülüm” dür, biraz. Osmanlının tek taraflı alma geleneği muhalefetin karakterine de yansımıştır. Türkiye toplumsal muhalefeti dünya kamuoyundaki beklentisini ve taleplerini “almadan hep ver gülüm” alışkanlığıyla sürdürüyor.
Siz dünyaya kazandırmadan kendinize kazanamazsınız. Türkiye muhalefeti kaybederek kaybettirmeye alışkındır. Ülkesindeki mücadeleyi kazananların tümü dünyaya kazandırmışlardır. Türkiye muhalefetinin böyle bir katkısı olmuş mudur?
Dünyadaki evrensel değerler öyle birikmişti.
Haklılığımız bizi ağlatmasın, sevindirsin! Haklılığımız bize haksızlık etmesin.
Ergenekonun uluslar arası desteğini deşifre edebiliriz belki. Kim bilir?
Tanrıdan alacaklıyım
Elmalı şekerimi çaldı
NOT:AVRUPA BARIŞ MECLİSİNE KAMOYUNA AÇIK ÖNERİMDİR
Düzgün Gökhan
candost1@live. nl
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
