kıvılcımlının ve ismet demir mezarları yanyana
Sınıfın Kendiliğinden Hareketinin İçinden Yükselen Doğal Bir Örgütçü: İSMET DEMİR
Merhaba dostlar
Her yolum düştüğünde hikmet kıvılcımlının mezarını ziyaret ederim. Geçen günkü mezar anma ziyaretimde mezarlık bekçisi
Buraya senden başka hikmet kıvılcımlının bir yeğeni var o gelir birde halkın kurtuluşu partisi gelir. Başka da gelen gideni yoktur.,
Dedi. Kendisi de çok severmiş rahmetli doktoru Onun mezar taşında yazan yazıyı gözleri ışıl ışıl aktardı. Maden iş sendikası işçisi imiş
Ve şimdi mezarlık bakım işleri ile ilgileniyor. Bakıyorum mezarına zaman zaman diyor doktorun, Onun az ilerisinde Sendikacı ismet demirin
Mezarı var onu da gösterdi. Mezarlar arasında dolaşmak bazen iyidir dostlar..
Her ikisini bütün kaybettiklerimiz nezdinde özlem ve saygı ile anıyorum. İsmet Demir ile ilgili bir yazıyı da aktaracağım
Sınıf mücadelesinde her bir dönem, mücadele içerisinde şekillenen, ondan bilinç, eylem düzeyi, örgütlülük ve mücadele geleneği çerçevesinde etkilenen bir işçi kuşağı yaratır. İsmet Demir de Türkiye sınıf hareketi tarihinin, yeni şekillenmekte olan sınıfın taze ve dinç dinamiklerinden, 1960-75 arası öne çıkan hem ondan etkilenen, hem de ona dinamizm katan doğal bir önder olarak mücadelede yerini almıştır.
İsmet Demir'in içinden çıktığı ve örgütlendirmeye girişip önderlik ettiği “şantiyeci”ler ya da “şirketci”ler, belirli bir sektör ve iş kolunda sürekli bir işi olan, görece bir eğitim ve bilinç düzeyine sahip kesimler değildi. Bu kesimler büyük inşaatları dolaşan, iş bulduğu taktirde bir şantiyede birkaç yıldan fazla kalamayan, sürekli hareket halindeki göçebe proleterlerdi. Kırın çözülüş süreçlerine uygun özelliklere sahip bu dönem, işçilerin yaşam biçimlerini de etkiliyordu. Bu göçebe işçilerin çoğu ailelerini köyde bırakır, kazandıklarının çoğunu ailelerine yollardı. Geri kalanıyla da yaşamlarını sürdürmeye çalışırlardı. Genel olarak şantiyeye yakın barakalarda veya kiralık bekar odalarında hemşerileriyle ya da arkadaş grupları halinde yaşarlar ve dayanışırlardı.
İsmet Demir sınıfın bu kesimleri içinden çıkmış, yükselmiş, bu kesimlerin örgütlendirilmesine önderlik etmiş, o dönemin devrimcileri ve devrimci düşünceleriyle tanışmış, kendini bu alanda da geliştirmeye çalışmış, kendi mücadele olanaklarını sakınmadan devrimcilerin hizmetine sunmuş, onlara destek olmuş, sadece doğal bir önder değil aynı zamanda devrimci bir işçiydi de.
Onu sınıfın bu kesimlerine yönelten öznel nedenlerin dışında nesnel bir zemin de vardı. 1962 Ereğli Demir Çelik Bölümleri, 1965 Ambarlı Termik Santralı, ‘66 Batman-İskenderun Petrol Boru Hattı, İzmit Petrol Kimya Tesisleri, Tarsus Kadıncık Barajı Santralı, İzmir Aliağa Petrol Rafineri inşaatlarında örgütlenme ve kavgalar hep bu dönemin ürünleridir. Elbette bütün bunlar yoğun bir sömürü koşullarında kanla, terle, direniş ve grevlerle, gözaltılarla, tehditlerle, aldatma ve oyunlarla, polis copu ve asker dipçiğiyle yaratılmıştır.
Hem bu nesnel nedenlerin sonucu hem de kendisinin de yapı işçileri gibi bir işçi sınıfı zümresinden çıkması ve başlıca ilişkilerinin bu alanda olması, İsmet Demir'i yapı işçilerine yöneltmiş, o da bundan sonraki enerjisini bu kesimlerin örgütlenmesine harcamıştır.
1925 yılında, bir demiryolu işçisinin bir çocuğu olarak Eskişehir-Ankara demiryolu üzerinde Biçer İstasyonu'nda doğan, 30 yaşına kadar belirli bir arkadaş ve çevre ilişkilerine sahip, düzenli bir çalışma hayatı olan İsmet Demir, daha sonra yaşamında hissettiği bir boşluk ve bu boşluğun doldurulması gerektiği dürtüsüyle, bütün bunları bir kenara bırakıp, eşi ve çocuklarından da kopup o ana kadar ki kazandığı yaşam deneyimleriyle kendini mücadeleye atıyor. Bu dürtünün gerekçesini kendi anılarında tanımlıyor: “İnsan kendi kişiliğine kavuştukça, toplum içinde yerini aldıkça, çalışma zevkine daha çok inanıyor. İnandıkça da bütün zorlukları yok ederek ileri bir adım atıyor. Daha önceleri sol lafını duymuştuk. Fakat ne demek olduğunu bilmiyorduk. Öğrendik ki, sol demek, insanın kendisi ve kişiliğe kavuşması demekmiş. Bunu öğrenmeni istemeyen bir sürü kuvvetler var. Fakat insan bunları yok eder. Kendi kişiliğine kavuşur.”
2 yıl işsiz kalmasının ardından Yapı-İş Sendikasıyla ilişkiye giriyor. Ve bundan sonraki yaşamında ve hatta yaşamının son aşamasında gırtlak kanserine yakalanıp yatağa düşmesi durumunda bile bütün enerjisini mücadeleye adıyor. Ölüm döşeğinde bile deneyimlerini genç kuşaklara aktarma çabasıyla anılarını kaleme alarak tamamlamaya çalışıyor.
1960-74 yılları arasında yapı iş kolunda gerçekleşen bütün büyük örgütlenme, grev ve direnişlerde, bir önder, bir örgütçü olarak yer almıştır. Mücadele yılları içerisinde her bir sınıf kesimi onu farklı adlarla anmıştır. Onu seven şantiyeciler “yalın ayak İsmet”, “kara kartal”, “işçilerin kartalı”, sarı sendikacılar ve patronlar “komünist İsmet”, “sarhoş İsmet”, genç işçiler ve mücadele arkadaşları ise “kumandan” derlerdi.
‘60'lı ve ‘70'li yıllarda sendikalar, bugün olduğu gibi işçi sınıfının küçük bir bölümünü kucaklamaktaydı. Nicelik olarak esas büyük bölümü örgütsüzdü. İşçi sınfının büyük bir bölümü en basit sendikal örgütlenmeden bile yoksundu. Bir de buna inşaat işçilerinin eğitim, bilinç ve örgütlenme düzeylerinin diğer kesimlere göre görece geriliğini ve aynı zamanda belirli bir işte, işin mantığı gereği uzun süreli kalamamasını da eklersek, yapı işçilerinin örgütlenmesinin ne denli zor ve uğraş gerektiren bir mücadeleyi zorunlu kıldığı da açığa çıkmaktadır.
Bolşevik bir önderliğin örgütsel-politik sürekliliğini devam ettirememesi Türkiye devrimci hareketine de yansımış bunun yarattığı ideolojik, politik, örgütsel zaaf ve eksiklikler sonucunda mücadele içinde açığa çıkan devrimci dinamikler proleter devrimci bir çizgide örgütlendirilememiş, mücadeleye kendiliğindenlik egemen olmuş, İsmet Demir gibi devrimci işçiler partili mücadeleye kazanılamamış, dolayısıyla da sınıf içinde örgütlenme adına verilen mücadeleler sendikal alanda sınırlı kalmıştır.
Ama buna rağmen İsmet Demir gibi yetenekli işçiler tüm çabasını, özverisini ve yaratıcılığını sergileyerek adeta parti gibi faaliyet göstermiş, sınıf mücadelesini daha ileri bir düzeye taşımaya çalışmış, o dönemin mücadelesine dinamizm kazandırmışlardır. Bu mücadele içerisinde o, örgütçü yetenekleriyle sivrilmiştir. Mücadeleye atıldığı ilk yıllar içerisinde Yapı-İş sendikası içinde yer almakla beraber, kısa bir süre içinde buranın yozlaşması ve yönetim içindeki oyunlar sonucunda buradan ihraç edilmesinin ardından, 1965'de YİS'i (Yapı İşçileri Sendikası) kuruyor. YİS'i kurduğu dönemde ihraç edilene kadar Yapı-İş'deki varolan yetkilerini de kullanarak bir bölgede 150 kişilik bir toplu iş sözleşmesi imzalayarak başarılı bir başlangıca imza atmıştır. Aynı zamanda bu sözleşme o zamanın en geçerli toplu iş sözleşmesi olma özelliğini de taşıyordu. Ardından sendikaya üye kayıt ve sendika adına örgütlenme faaliyeti başladı. Yapı işçileri ona nerede ihtiyaç duyduysa, O oradaydı. 1960-74 arası yapı işçilerinin Türkiye çapında bütün büyük ve küçük grev ve direnişlerini örgütledi, örgütlendirdi. Mücadelenin ihtiyaçları neyi dayattıysa bütün özverisi, açıklığı, enerjisiyle bu alana yöneldi. ‘62'de Kdz. Ereğli'deki örgütlenme faaliyetini yürütürken, grev ve mitingler düzenlerken, ‘66 da İskenderun-Batman petrol boru hattı grevini aktif olarak örgütlemiş, ‘68 İzmit-Kütahya arası grev ve direnişlerde mekik dokumuş, Keban'da baraj işçileriyle dayanışma ve örgütlendirmeye katılmış, ‘67'de Tarsus Mersin arası yürüyüş düzenlemiş ve daha farklı bölgelerdeki yapı işçilerinin ihtiyaçlarına bir örgütçü olarak yanıt vermeye çalışmıştır. Ve her şeyi düzenlediği toplantılar aracılığıyla muhataplarına danışarak, onların da görüş ve önerilerini alarak, işin denetlenmesine aktif bir katılımcı olmalarını sağlayarak, sınıf kardeşlerine açık davranarak ve açık sözlü olarak YİS faaliyetini örgütlendirmede başarılı olmuştur. Hem de bunlar, bütün ekonomik imkansızlıklar, düzenin mücadele karşısına çıkardığı engeller ve mücadelenin kendi zorlukları ve sorunlarına rağmen başarılmıştır.
Mücadelenin zorlukları ve sorunları içerisinde, mücadele deneyim ve taktikleri de gelişiyor. Özellikle bu, kavganın örsünde dövülmüş İsmet Demir gibi devrimci işçiler için sözkonusudur. 2 Ekim 1967'de Tarsus'tan Mersin'e yürüyüş yapılacağı dönemde geliştirdiği bir taktiği kendisinin anlatımıyla aktaralım:
“İşverenin adamları işçilerin içine sızmıştı. Bu adamlar, ileride işçiler arasında bozguna sebebiyet verebilirlerdi. Onları komitelere seçtirerek, işçiler önünde namus sözü verdirerek, sonuna kadar işverenle namusluca mücadele edeceklerini söylettim.” (İsmet Demir -Grev ve Direnişler Üzerine Anılar ve Deneyler; Diyalektik Yayınları)
Bugün olduğu gibi o dönem de, sendikacılar, devrimcilerin işçilerle ilişki kurmasından korkuyorlardı. İsmet Demir ise, bunun tersi bir tutum göstermiştir. Öncü işçilerin siyasi eğitimine yeterince zaman ayıramadığının farkında olarak, devrimcileri işçilerle ilişki kurmaya yöneltmiş, en azından bu konuda ciddi bir çaba sergilemiştir. Devrimcileri alıp işçilerle tanıştırmış, devrimcilerle işçiler arasında bir bağ kurmak için elinden geleni yapmıştır. Dev-Genç'in her önde gelen militanına, işçilerle ilişkide kolaylık sağlaması bakımından YİS'in “organizatör” hüviyet cüzdanlarını cebinde bulundurması için gerekli işlemleri yaparak, devrimcilere vermiştir. Yakalanan bazı Dev-Genç militanlarında YİS'in üye kartlarının çıkması polisin dikkatini çekmiş, bundan dolayı İsmet Demir MİT tarafından kaçırılmış, zamanın İçişleri Bakanı'nın huzurunda işkenceli sorguya çekilmiştir.
Bu konudaki samimiyetinin başka bir göstergesi olarak farklı iki örnek de çarpıcıdır.
YİS'in ekonomik kaynaklarını güçlendirmek ve faaliyete dinamik unsurlar katmak için sosyalist gençliğe yöneliyor ve ardından 3 katlı bir bina kiralıyor. Türk Solu gazetesinin çıkarılması için YİS'e ait binanın alt katını sol harekete veriyor. Ve gazete çıkmaya başlıyor. Aynı zamanda Devrimci Öğrenci Birliği için sendikanın üst katını da Deniz Gezmiş'lere veriyor. Sol bu dönem kendi içinde bir gelişme çizgisine oturmakla birlikte, devrimci bir sınıf partisi örgütü ile faaliyet yürütemediğinden, varolan sınırlı ilişkiler de geçici ve her yuvarın kendi insiyatifi altında gelişmekteydi.
İsmet Demir işçilere danıştığı gibi, zorlandığı, çözümsüz kaldığı bazı durumlarda o dönemin önderi olan özellikle Hikmet Kıvılcımlı'ya da, başka devrimcilere de danışmaktaydı. Onlardan öğrenmeye, ama ters düştüğünde onları ikna etmeye de çalışmaktaydı.
Bu kesimlerin örgütlenmesinin ya da işçi sınıfı mücadelesinde taraf olmanın bir bedeli de vardı. Ve İsmet Demir bu bedeli gözaltılara alınmasına, defalarca dayağa maruz kalmasına, ardı arkası arkası kesilmeyen tehditlere, hapislerde yatmasına, iftiralara ve karalama kampanyalarına, dava arkadaşlarını kavgada yitirmesine, açlık ve sefalet çekmesine rağmen göğüslemeyi becerebilmiştir. Çoğu eylemi örgütlemesinin ardından baskıya maruz kalır, polis tarafından kaçırılıp gözaltına alınır, tutuklanır, ama işçilerin sahiplenmesinin basıncıyla bir süre sonra serbest bırakılırdı. Onu yıkan ise, enerjisinin tükenmesi değil yakalandığı gırtlak kanseri olmuştur. Ama buna rağmen o yine de yaşamın son anında dinlenmeyi değil, bu mücadele deneyimlerini genç işçi kuşaklarına aktarabilme kaygısıyla anılarını yazmayı seçmişti.
Bolşevik önderliğin varolmadığı koşullarda İsmet Demir gibi devrimci işçilerin çabası, ne kadar artırılırsa arttırılsın, tek başına sınıf adına kalıcı mevziler yaratmaya yeterli olmayacaktır. Bunun yaratılması ve güvence altına alınması; bu mücadelenin tek tek çabaları da aşan, proletaryanın devrimci bir iktidarını hedefleyen, kapitalizmi dünyadan silecek bir amaç disiplini doğrultusunda ve devrimci örgüt zemininde yürütülmesine bağlıdır.
Bugünün görevi sınıf içinde devrimci örgüt zemininde mücadele etme ihtiyacı ve arayışı içinde olan, Demir gibi potansiyel öncü işçilerin, taze-dinç güçlerin ve bir bütün olarak devrimci dinamiklerin leninist örgüt omurgası inşa hedefiyle ayrıştırılması ve örgütlendirilmesinde somutlanmaktadır.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
