behice boran/sosyalizme adanmış bir hayat
Yaşamını sosyalizm savaşımına adayan Behice BORAN 1 Mayıs 1910
yılında Bursa’da doğdu.
Türkiye İşçi Partisi’nin Genel Başkanı olan BORAN bundan 19 yıl önce
Brüksel’de yaşama gözlerini yumdu.
Dostları ve düşün arkadaşları onu uğurladılar ama asla unutmadılar.
ONURLU BİR YAŞAM
Hiç kuşku yok ki, insanlar öldükten sonra kötü anılmazlar. Ölüm gibi
duygusallık yaratan bir durumdan sonra bir çokları belki de hak
etmedikleri övgülerle anılmışlardır. Ancak kimileri için övgü bile
yetersizdir. İşçi sınıfımızın yiğit evladı Behice BORAN’da bunlardan
biridir. Çünkü Behice BORAN tartışmasız çevresini aydınlatan, inat ve
kararlı kişiliği ile övgüyle anılmanın çok ötesinde şeyleri hak
etmiştir.
Onun hem bir bilim insanı hem bilimsel sosyalizmi savunan bir parti
önderi olması nedeniyle gönlümüzde ayrı bir yeri vardır. Savunduğu
düşünceler ve eylemli kişiliği yüzünden fırtınalı bir yaşamı
olmuştur. Ancak, bütün zorluklara karşın inandıkları uğruna verdiği
savaşımdan milim bile geri adım atmamış ve ağır bedeller ödemekten
çekinmemiştir. BORAN’nın bu konuda söyledikleri bir çoklarının böyle
yaşamayı göze bile alamadığı ama Behice BORAN’ın göze alarak
yaşamının son anına kadar sürdürdüğü bir gerçekliktir. O bu
nedenle; “Sosyalist doğulmaz, sosyalist yaşanır” diyor.
Bu sözleri anımsayanlar için Behice BORAN çok şey ifade ederken,
anımsamayanlar için ne anlatabilir ki? İnsanlar doğarken inançları
ile doğmuyorlar. İnançlarını, kısaca yaşam felsefelerini binbir
sınavdan geçerek kazanıyorlar. Behice BORAN’da binbir sınavı alnının
akıyla kazanarak başardı ve kazandıkları üzerinde ödünsüz
titizlenerek yaşama gözlerini yumdu. Dün durdukları yerde
durmayanlar, geçmişte savunduklarından bile utanç duyarak bilmişlik
taslayanlar ve yere serilmiş binlerce solcu ölüsü varken onur
sözcüğünün bir ışık gibi ortalığı aydınlattığını kaçımız
görebiliyoruz? Ya da Behice BORAN’ın bir ışık olduğundan kaçımız
haberliyiz?
Kimler yükselen değerlere teslim olup kendileri için acıklı bir
yaşamı içselleştirmedi? Koca koca profesörler, bilim adamları,
politikacılar sermayeden esen rüzgarlarla “değişen değerler” tanımı
yapıp eşiği aşarak kendisini sermayeye pazarlamadı mı? İşte Behice
BORAN gibi işçi sınıfının yüce davası sosyalizm için savaşanlar bu
yüzdendir ki ölümsüzdürler. Sonsuza kadar anılmayı da bu yüzden hak
etmişlerdir. Behice BORAN’ın birinci TİP içinde de 1975 1 Mayısta
kurulan ikinci TİP’te de çok özel bir yeri vardır. Döneminde
sosyalizm savaşımı için partinin güçlenmesinde yeri doldurulamaz bir
etkisi olmuştur. Yurtdışında TKP ile TİP’in birleştirilmesi sırasında
ağır hasta olmasına karşın sürdürülen bu çalışmaları hep yakından
izlemiştir. Ve hatta ölümünden üç gün önce bile birleşme toplantısına
katılarak partiye bilimsel sosyalizmin rengini vermek istemiştir.
Öyle ki, partinin nasıl bir parti olması tartışılırken yerinden
doğrulmuş kurulacak partinin sosyalist bir parti olması gerektiğini
söylemiştir. O sırada kurulacak partinin sadece demokrat olmasını
isteyen bir konuşma yapan kişi ise TKP’nin Genel Sekreteri Haydar
Kutlu’dan (Nabi Yağcı) başkası değildir. Doktoru toplantılara
katılmasının ölümüyle sonuçlanacağını söylemesine karşın doktorunu
dinlememiş ve katıldığı en son toplantıdan 3 gün sonra 10 Ekim 1987
tarihinde yaşama gözlerini yummuştur. Bu da gösteriyor ki, Behice
BORAN salt bir düşünce insanı değil eylemli ve militan bir
sosyalisttir.
YAŞAMI GİBİ DOĞUMU DA ANLAMLIDIR
Behice BORAN 1 Mayıs 1910 yılında Bursa’da doğdu. Hiç kuşku yok ki,
doğum gününün 1 Mayıs’a denk gelmesi bir rastlantı olmasına karşın,
Dünya İşçi Sınıfının Birlik, Savaşım ve Dayanışma günü
Olan 1 Mayıs iyi bir rastlantı olarak tarihe düşülmelidir. İkinci TİP
kuruluşu da 1 Mayıs 1975 tarihine denk getirilmiştir. Bu da seçilmiş
bir denk geliştir. Kendi deyimiyle sosyalist doğulmazdı ama, Behice
BORAN belki de doğumuyla birlikte yaşam yolunu çizmişti kim bilir?
Kırım’dan göç eden bir ailenin ilk kız çocuğu olan BORAN; ilk
öğreniminden lise öğrenimine kadar öğrenimini İstanbul’da yaptı.
Daha sonra kazandığı bir bursla ABD’ye giderek Michigan
Üniversitesi’nde Sosyoloji eğitimi aldı. 1939 yılında Türkiye’ye
döndü ve ortaöğretimde kısa bir süre İngilizce öğretmenliği yaptı.
BORAN daha sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya
Fakültesi’nde sosyoloji doçenti olarak göreve başladı. Amerika’dayken
tanıştığı Marksist düşünceleri burada daha da olgunlaştı ve yaşamında
önemli bir yer tuttu. Nail Çakırhan’ın önerisiyle 1944 yılında
Türkiye Komünist Partisi’ne girdi. Politik görüşleri nedeniyle 1948
yılında Pertev Naili Boratav ve Niyazi Berkes ile birlikte
üniversiteden ilişkileri kesildi. 1946 yılında yayıncı Nevzat Hatko
ile evlendi ve Dursun’u cezaevi koşullarında dünyaya getirdi.
Bilindiği gibi Melih Cevdet Anday’ın yazdığı ve Ruhi Su’nun
türküleştirdiği “Merhaba /Dursun bebek/ Merhaba” adlı türkü
Cezaevinde doğan Dursun bebek için söylenmiştir.
Behice BORAN
*1944 yılında TKP’ye üye olmuş.
· 1962’e TİP’e girmiş.
· 1970’de 4. Kongre’de TİP Genel Başkanı seçilmiş.
· 1975’de TİP’i yeniden kurmuştur.
TÜRK BARIŞSEVERLER CEMİYETİ
1950 yılında Behice BORAN, hem bu derneğin kurucu üyeliğini hem de
başkanlığını yaptı. BORAN, Adnan Menderes hükümetinin TBMM’nin
onayını bile almaksızın Kore’ye asker göndermesine şiddetle karşı
çıkarak eleştirdi ve bu yöndeki tutumunu meclise bir telgraf çekerek
de belgeledi. Salt bu yüzden Boran ve arkadaşları 15’er ay hapis
aldılar ve cezaevine konuldular.
27 Mayıs askeri harekatından sonra hazırlanan 1961 Anayasası ile
ülkeye kısmi bir demokrasi geldi ve Şubat 1961 tarihinde 12 sendikacı
tarafından Türkiye İşçi Partisi kuruldu. Kuruluşunun arkasından fazla
bir gelişkinlik gösteremeyen TİP, Mehmet Ali Aybar’ın genel başkan
olması ile birlikte hızla gelişmeye başladı ve partiye pek çok yazar,
akademisyen, aydın çevrelerden insanlar katıldı. 1962 yılında Behice
BORAN’da TİP’e girdi. BORAN 1964 yılında merkez yürütme kuruluna,
1965 yılında yapılan genel seçimlerde de Urfa’dan milletvekili
seçilerek meclise girdi. 1970 yılında yapılan 4. Kongre’de ise TİP’in
Genel Başkanlığı’na seçildi.
12 EYLÜL FAŞİZMİ SONRASI
BORAN 12 Eylül 1980 faşizmi ile birlikte kısa süre tutuklu kaldı ve
hastalığından dolayı serbest bırakıldı. BORAN daha sonra Bulgaristan
üstünden yurtdışına çıktı ve 18 yıl boyunca BAĞIMSIZLIK-DEMOKRASİ ve
SOSYALİZM için üstün bir çaba ile savaşım yürüttü. Hiç kuşku yok ki,
bu çabalardan birisi de sosyalist solun birleştirilmesiydi. Bu
bağlamda yurtdışında TSİP’in, TİP’in, TKP’nin de içinde bulunduğu SOL
BİRLİK oluşturuldu. Oluşturulan SOL BİRLİK kimi olumsuz nedenlerden
dolayı dağıldı ve anlamlı bir yerine oturtulamadı. TİP ve TKP’nin ise
birleştirilmesi doğrultusunda çabalar sürdürüldü. Behice BORAN’ın
sağlığı nedeniyle Kurulan TBKP’nin programı konusunda fazla bir emeği
geçmediği söylenebilir. Çünkü bu program BORAN’ın savundukları ile
çok da örtüşen bir program değildi. Bununla birlikte bu partinin
kurulduğunu Genel Başkan sıfatıyla basına BORAN duyurdu. Üç gün sonra
da yaşamını yitirdi. Oysa Pnochet faşizminden kaçıp Belçika’ya
sığınan Şilili doktoru “Siz intihar ediyorsunuz” demişti kendisine.
Behice BORAN hiçbir koşulda görevden kaçmadı kaçamazdı. Kendisine
verilen TBKP başkanlığı görevini de bu yüzden kabul etti. Arkasından
da yaşamını yitirdi. Kendisi milletvekili olduğu için cenazesi
engellemelere karşın milletvekilliği yaptığı TBMM’de yapılan bir
tören sonrasında Zincirlikuyu mezarlığına kaldırıldı.
Bugün sosyalist solun bölünmüşlüğünü düşünürsek, birleşmelerinin de
yaşamsal olduğunu teslim ederiz. Biz Türkiye Sosyalist işçi Partisi
üyeleri olarak Behice BORAN yoldaşımızın sosyalist solda yerinin ne
kadar önemli olduğunu bildiğimiz için kendisini yaşatmak ve kendisine
hak ettiği değerin verilmesini sağlamak için adına bilim sanat kültür
ve araştırma merkezi oluşturduk. Sanat merkezi adına da Ekin sanat
dergisini çıkarıyoruz. Onun kararlılığını ve bilimsel sosyalizme olan
inancını genç kuşakların bilincine çıkararak unutulup gitmesine izin
verilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü; gelecek kuşakların onun
düşünce ve eylemli yaşamından çok büyük dersler çıkaracağını
düşünüyoruz.
1970’Lİ YILLARDA BEHİCE BORAN
Behice BORAN hiç kuşku yok ki, sosyalist sola damgasını vurduğu
yıllar 1970’li yıllar olmuştur. Geçmişin deneyimlerinden süzülerek
elde edilen bilinç ve kararlılıkla 1 Mayıs 1975 yılında TİP yeniden
kurulmuş ve sosyalizm yolunda örnek savaşımlar yürüten bir örgüt
olarak belleklere kazınmıştır. Partinin genel başkanlığını da
üstlenen BORAN onca sapma ve savrulmalara karşın parti çizgisini
kararlıca sürdürmüş ve bu konuda ödünsüz davranmıştır.
TİP’in savaşımı “BAĞIMSIZLIK-DEMOKRASİ-SOSYALİZM” savaşımı olarak
formüle edilmiş ve bu üçlü bütünlük doğrultusunda TİP kavgasını
sürdürmüştür. 1970’li yıllar bir yandan sosyalistlerin güçlendiği
dönem olmasına karşın bir yandan da siyasi gericiliğin alıp başını
gittiği bir dönem olmuştur.
1971 12 Mart faşist askersel darbesi sonrasında parti kapatılmış,
Behice BORAN ve arkadaşları ağır cezalar almışlardır. TİP davası
nedeniyle 15 yıl ceza alan Boran ve arkadaşları 1974 affıyla
özgürlüklerine kavuşmuş ve TİP’i 1975’te arkadaşlarıyla yeniden
kurmuştur. Bu kuruluş tarihe ikinci TİP olarak geçmiştir
Bu bağlamda kurulan Milliyetçi Cephe (MC) hükümetlerinin
uygulamaları Türkiye’yi hızla faşizmin eşiğine getirmiştir. TİP bu
dönemde “Güncel görev demokratikleşmedir”, “Milliyetçi Cephe
düşürülmelidir”, “Yerel yönetimler demokratikleşmelidir”, “Örgütlü
birleşik güç yenilmez” gibi kampanyalar yürüterek gelişen tehlikeyi
önlemeye çalışmıştır. Ayrıca diğer örgütlü sosyalistler gibi TİP’te
Şili’de faşist Pnochet tarafından devrilen ve katledilen Salvador
Allende’yi desteklemek amacıyla toplantılar yürütmüş ve bu
toplantılarda Behice BORAN dikkat çekici konuşmalar yaparak
enternasyonal bir tutum belirlemiştir.
12 Eylül 1980 yılında gerçekleştirilen faşist askeri darbe ile
birlikte başta sosyalist sol olmak üzere bütün ilericilerin üzerine
çullanıldı ve örgütleri kapatılarak yönetici ve üyeleri tutuklandı.
TİP’te aynı sonu paylaştı. Artık koskoca ülke cezaevlerine çevrilmiş,
akıl almaz işkenceler uygulanarak onbinlerce insanımıza ağır bedeller
ödettirilmiştir. Behice BORAN faşist darbenin ilk günlerinde
tutuklanmış, sağlığı nedeniyle serbest bırakılır bırakılmaz
yurtdışına çıkarak Belçika’ya yerleşmiştir. Brüksel’de politik
çalışmalarını aralıksız sürdüren BORAN, Turgut Özal’ın yönetimine
karşı yürütülen muhalefetin başında yer aldı. Barış vurgusuna o
dönemde de önemli vurgular yaptı. Bir dergide yayınlanan
açıklamasında bu konuda şöyle dedi. “... Barış ve silahsızlanma
Türkiye’de birinci derecede önem verilmesi gereken konulardır. Sanki
silahsızlanma ve dünya barışı konuları 35 yıldır NATO üyesi ve
topraklarında Amerikan üsleri barındıran Türkiye’yi pek fazla
ilgilendirmezmiş gibi bir hava var. Kamuoyu, bu konuda yeterince
uyarılmış değil...” (Yarın dergisi 1987)
Hiç kuşku yok ki, politik değerlendirmeler yapılırken Behice BORAN ve
partisini eleştirecekler çıkabilir. Ancak bu eleştirilerin çoğunun
bir anlamı yoktur. Çünkü bu eleştiriler genellikle küçük burjuva
solcularından gelen eleştirilerdir ki, işçi sınıfı görüşünden uzak ve
temelsiz eleştirilerdir. Bir kısmı ise bir türlü nesnelliği öne
çıkarmamış ve sonuna kadar öznellik taşıyan eleştiriler olarak
karşımıza çıkacaktır. Örneğin kendilerine “Doktorcu” diyen kesimlerin
yaptığı eleştiriler maddi temelden yoksun kötü ve saldırgan bir dille
yapılan eleştirilerdir ki, bunlara yanıt vermenin bile gereği yoktur.
Yine TİP’i eleştiren TİP’ten 1978 yılında ayrılanlardır. Bunlar
sırasıyla STP, SİP, KP, TKP olarak kurulmuş ve örgütlenmiş olanlardır
ki, Kemal Okuyan bir eleştirisinde TİP’i batıran şeyin “BAĞIMSIZLIK-
DEMOKRASİ-SOSYALİZM” sloganı olduğunu Sosyalist İktidar gazetesinde
yazmış, bağımsızlık, demokrasi savaşımının aşıldığını yazısında
savunmuş ve bu iki savaşımın burjuva alanda kaldığını belirtmiştir.
Ancak, kimin ne yazması ve söylemesi önemli değildir. Yaşamda
doğrulanıp doğrulanmadığı önemlidir. Daha sonra bu arkadaşlarda
yazdıklarının doğru olmadığını görmüş olacaklar ki, partilerinin her
eylemliliğinde demokrasi ve bağımsızlık olgusunu öne çıkararak
eylemler düzenlemektedirler.
Sonuç olarak kimin ne söylediği önemli değildir. Önemli olan yaşamla
sınandığında kalıcı olup olmadığıdır. Bu nedenle de Behice BORAN’a
yönelen eleştiriler büyük ölçüde temelsiz kalmakta ve bir kuyruk
acısından öteye gidememektedir. Bir anlamda da eleştirilen kişinin
yaşamı eleştirenlere yanıt verenler olmasa bile en önemli yanıttır
diye düşünüyoruz. Çünkü Behice BORAN’nın yaşamı aslında kendisine
yöneltilen eleştirileri çoktan yanıtlamıştır bile. Bu bağlamda 1940
yılların sonlarından bu yana sosyalizme olan inancını bayrak yapmış
ve savaşımdan bir kez bile geri adım atmamış olan yiğit sosyalist
Behice BORAN’ı olabildiğince nesnel davranarak bir kez daha saygıyla
anıyor ve onun onurlu yaşamına yakışır çalışmalar yürütmeyi önümüze
koyuyoruz...
Behice BORAN, 1 Mayıs 1910 yılında Bursa’da doğdu. Kırım’dan göç eden
bir ailenin ilk kız çocuğudur. Öğrenimini liseyi bitirene kadar
İstanbul’da sürdürmüş kazandığı bir bursla ABD’nin Michigan
Üniversitesi’nde sosyoloji öğrenimi görmüştür. Yurda 1939 yılında
dönen BORAN örtaöğrenimde İngilizce dersleri vermiş, daha sonra da
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ne geçmiştir.
Burada doçent olarak görev yapan BORAN, Nail ÇAKIRHAN’ın önerisiyle
TKP’ye girmiştir. Üniversiteden 1948 yılında politik görüşlerinden
dolayı Pertev Naili Boratav ve Niyazi Berkes’le birlikte ilişkileri
kesilmiştir. 1946 yılında yayıncı Nevzat HATKO ile evlenen BORAN
cezaevinde Dursun isimli bir erkek çocuk dünyaya getirmiştir. 1950
yılında Türk Barış Severler Cemiyeti’ni kuranlar içinde yer alan
BORAN kurucu ve başkan görevini almıştır. Kore’ye TBMM’ye danışmadan
asker gönderen Adnan menderes hükümetini eleştiren bir telgraf
gönderdiği için yargılanmış ve arkadaşları ile birlikte 15’er ay
hapis cezası almıştır. 27 Mayıs Askeri darbesinden sonra 1961’de
kurulan TİP’e1962’de üye olmuş, 1965’de Urfa’dan milletvekili
seçilmiş, 1970 yılında TİP’in 4. Kongresi’nde genel başkan olmuştur.
1971 faşizmi döneminde tutuklanmış 15 yıl ceza almış ve 1974 affıyla
özgür kalmış ve 1 Mayıs 1975’te TİP’i yeniden kurmuştur. 12 Eylül
faşizmi sonrası yurtdışına çıkmak zorunda kalmış ve 10 Ekim 1987
yılında Brüksel’de yaşamını yitirmiştir. Cenazesi Türkiye’ye
getirilen BORAN’a TBMM’de engellemelere karşın bir tören yapılmış ve
İstanbul’da Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verilmiştir. BORAN’ın
yaşamı tıpkı soyadı gibi boran ve tipi içinde geçmiştir. Onu ,
unutulmamak üzere komünistler yüreklerine basmışlardır
Hasan balci
http://groups.yahoo.com/group/Turkiyekomunistpartisibirlik/
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
