Misyonerin Anıları

Kuş uykusu gibi hafif geçirdiğim bir gecenin sabahında uyandım.Miso neşeliydi.Kraliyet aliesinin güzide kızıyla müşerref olacaktı akşama. Parfüm kutuları ve şişeleriyle dolmuştu salon.
-lan Miso!parfüm fabrikatörü müsün?diyecekken,sakarlıktan ayağım kaydı…ortalık cam kırkları ve çarpıcı kokuyla taştı…
-Hero Dızgo!ne yaptın?.Arabada sıkacağım parfümü,sokakta sıkacağımı,kızla öpüşmeden önecki parfümü,öpüştükten sonrakini,yemekte sıkmak istediğimi,sohbet odası parfümünü,giriş için olanını,el falına bakarkenki parfümü .tümünü kırdın….manitayla nasıl buluşacağım?
-Ne bağırıyon lan!yenisini alırız.dedikten sonra telefonum çaldı…Miso kibardı gerçekten.Sabırla sustu .
-buyur Koray bey!
-Düzgün bey!Misyoner hazretlerinden bir istirhamım olacak.Biliyorsun, bizim kafamız çalışmıyor.Önemli bir sorun var,kafasıyla çözmeye gelir mi?
-vallah benim kafamda çalışmıyor,çalışsaydı haberim olurdu.Benimkinden yararlanırdık yoksa.Misyoner’i rahatsız etmeye lüzum yoktu.Ben kendisine anlatırım, seni ararım…Görüşmek üzere ve kib.
Bana gün doğdu sanki…kızı Miso’nun elinde alma planım devreye girecekti…Kaldı ki, neyim eksik ondan.Miso da iki ayaklı bende.Gerçi o benden daha yakışıklı ama,bende hoş biriyim.Farkı öyle kapatırım.Ona fark atarım hata ..
Miso’nun özgün yeteneğini okşayarak Koray Düzgören’nin(soyadından emin degilim)talebini cilalıyıp itinayla anlattım.Nuh diyor peygamber demiyor.
-Oğlum Dızgo!farklı bir manita tavladım,burnumdan mı çıkarıyorsunuz?Gidin kafanızı çalıştırın..sizde de var aynı şey.
Koray Bey’i üzmek istemiyordum.Üstelik işime de gelirdi,karaliyet sarayına sevgili olmanın farkı da başka olurdu.Koray Düzgören’nin telefonu meşguldu.Tekrar deneyeceğim.
-Merhaba Koray Bey!
-Merhaba Düzgün Bey!
-Koray Bey!Misyoner gelemeyecek.Sevgilisiyle görüşebilir belki(Bu belkiyi de hatırım için kendime ihtimal çıkarmak gayesiyle söyledim)
-Düzgüncüğüm çok önemlidir.Mutlaka gelmeli,kira parası için sıkıntılıyız..Mümkünse kandır gönder.
-vallah Koray Bey o mümkün degil.Adam bizden daha akılı. Kendisinden daha akılı olanı kim kandırabilmiş ?Böyle şey aklın tarihinde görülmemiş ..Onu kandırmaya aklım yetmiyor…gelin siz kandırın mümkünse..
-bende kandıramam Düzgüncüğüm
-Koray Bey!iyisi,bunu kandırabilecek birini bulun orda.Onu gönderin.Benim kafam bu kadar çalışıyor ancak.
-peki! Bulacağım o kişiyi nasıl kandıracağım?
-Koray Bey!kandırmayı bırakalım.Bir polim düşünelim…
Düşüncelerin kanınca sende kanarsın.Bunu, hava alanında karşılaştığımız gün söylemişti Miso .
-Miso!ben parfümeriye gidiyorum.Kırdığım bütün parfümleri satın alacam,sevgilinle görüşmelisin bence..Erken dönerim.
Gidip gelmiş olacak kadar nerde oyalanacağımı düşünürken,eskiden beni kandıran biriyle karşılaştık.Uzatmayalım. Yeteri kadar vakit geçmişti velhasıl, beni kandırandan müsaade istedim…Doooğru eve…
-Miso!haberleri duydun mu?
-Hero Dızgo !ne olmuş?barış mı gelmiş?
-yok lan!ne barışı!Piyasadaki parfümlerin tümü El Kaide’nin zehiriymiş..
-tüh!kız gitti.
-lan Miso can, kız saraydadır ,nereye gider?
-oğlum Dızgo!ben duygularımı rengine ve kokusuna göre yaşarım.Zevklerimde inceyim,keyfimde olmazsam ilk buluşmaya gitmem asla.
-Miso can ,sen böyle de iyisin,doğal kokun yeter be!.Diyerek, zevklerine karşı tutarlılığını sınadım.
-Parfümsüz gidemem.Heidelberg’teki tuvalette olsaydım keşke!.
Öptüm sen şans!geçti içimden.Gözünü sevdiğim şansı, nerden geldin..
Tatmin olması kesin olan bir zevki tatmin olasılığı olan zevkten fazla önemsetince, tercih, gerçekleşecek olana kayar.
-lan Miso!köpeğin de olurum,şöförün de olurum.Seni Heidelberg’e hemen uçururum .Koray Bey’e de uğrarız Barış Meclisinde .
Şans işte!Adamın zevkleri arasında çelişki çıktı.Bu çelişkiden yararlanırsam kız bana kalacak.Yemin ederim ki,yanımda olsaydı Karl Marks’ın elinden öperdim.Fikirlerinden ilk kez hayır gördüm.
-hemen gidelim? demez mi
Yoooo! dedim içimden.Sen böyle hazırsan ve zevklerine düşkünsen,birkaç taviz daha koparayım.Ağırdan sattım.
-Miso!bir saat sonra ancak hazırım
-hemen gidelim
-hemen gideriz ama,bir şartla..
-neymiş
-Ben, kendi kendime gülünce ve kendi kendime konuşunca beni rahat bırak…En güzel anlarımdır,kimseyle paylaşamam bunu…arabadayken, sigara isteyebilirsin sadece.
Bu şartla yola çıktık. Daha Rotterdam’a varmamıştık henüz,gel seninle Eresmus’u tartışalım,demez mi?
-Siz Homo Spiens’ler ,ne zaman sözünüzde durursunuz lan!diyerek uyardım..Aniden tepeme çıkmasın mı?tepinerek,
-Sen kim oluyorsun da, Homo Spiens diyorsun bana!Homo Spiens senin sulalendir,annendir,babandır, siz insanlarsınız,dünyamızı mahf eden sizin gibi evrim şaşkınlarıdır,siz doğayı da öldürdünüz,Homo Spiens sizin gibi budalalardır..
-ne papağan gibi vıdıvıdı söyleniyorsun lan!çıkışınca ben
-Oğlum Dızgo!yalan mı?.Hitler,Stalin bilmem kimler kimler, sizin soyunuzdan çıktılar hepsi.Sizin gibi soysuzlar,hepiniz soysuzsunuz…
-Lan tepemi attırma!soyuma laf söyletmem ben .Ben soyuma iç güdülerimle bağlıyım,senin sözüne kanıp soyumu mu terk edeceğim?Cevabını verince,içimde dedim ki,Düzgün ,arabayı kenara çekip kollarından tuttuğun gibi dışarı fırlat bunu .Soyuna laf edenle arkadaş olma.Ama, Barış Meclisi’nin kira parası için adamın kafası lazım bize.Biz de ,o kafa yok ki!
Vay bee !dedim içimden..İnsan ne hale gelmiş.İnsan soyundan olan Hitler ve Stalin gibileri bir kuşun gözünde ne kadar küçülmüşler. Bu günleri de mi görecektim ben?.Ve biz onların bu küçüklüğüne dayanarak, kendimizi büyük gösteriyoruz.Yok arkadaş! insanla aram düzelmeden kuşlarla geçinemem ben..Önce soyumdan olanla iletişim rahattır…
Bir kuş Hitler’e bile laf etmemeliydi karşımda.
Sen kalk, bir tuvalet zevki için bu nankörü ta Heidelberg’e götür,o da sana, soysuz,desin.Olacak şey mi?
Temel’den sms gelince üstüne , moralim büsbütün bozuldu.’’Çin’den gelirken Meksika dedikleri yerde yakalanmışım’’.Yazıyordu.
Hopalaa!dedim .Gel ki. işin içinde çık!.
DÜZGÜN GÖKHAN
candost1@live.nl
02,10.2008.