Bir İnşaat İşçisi Düşünün
Dışarıda inşaat işçileri korkunç koşullarda insanüstü bir çaba ile birilerine yeni evler kurup, yeni bir dünya yaratıyor. Kendileri her ne kadar evsiz olsalar ve yerleri olmasa da bu dünyada, yinede bu dünyanın yaratıcıları onlar. Yükselirken medeniyet ve göğe erişirken binalar, binaların üstünde güneşe değmek üzere iken elleri insanların, onları yaratanlar yani inşaatçılar hala bodrum katlarında, yeraltında güneşin doğuşunu bekliyorlar. Kurup yarattıkları inşalara bir daha girememenin umutsuzluğunda dikiyorlar duvarları, her tuğla onların hayatından eksilen bir gün oluveriyor ötesi olmayan bir gelecek… Bayramlarda çocukları “baba pamuk eller cebe” diyemiyor, çünkü onların elleri nasırlı. Bazıları ceplerinde ısıtırken ellerini, tazelerken heveslerini, onlar elleri ile bize, bizim bile içinde kaybolduğumuz koskocaman bir dünya yaratıyorlar. Her biri bir yanık sese sahip yaşamlarındaki hüznü yüzümüze vururcasına. Hepsi yurdundan edilmiş bir lokma ekmek için göçmüşler uzak diyarlara. Çoğu eşini ve çocuğunu bile getirememiş yanında ve yeni hayatlar bahş ederlerken birilerine, kendi hayatlarını bırakmışlar geride. Yani inşaatçılık bir yerde hasrettir, gurbettir, özlemdir… Sizce nedir bir inşaatçı için hayat? Anlamı nedir sizce? Onlara sorarsanız bir sürü hayaldir gerçekleşmesi için çalışılan, belki de aile ile sürekli ve tok, birlikte olabilmek, ya da bir çocuğu varsın okutabilmek... Ama onlara sunulan tek seçenek vardır, oda karın doyurma uğruna yaşamak. Bir lokma ekmek kazanmak ve ancak karnını doyurmaktan öteye gitmeyen bir gelecek. Bir hayat düşünün ki sadece yemek yiyebilmek için çalışmaktan ibaret, bir hayat düşünün ki yaşaması için birilerine kurduğunuz dünyada siz köle onlar bey, bir hayat düşünün ki sizin çocuklarınız hep siz gibi aç ve sefil… İşte bu sizin düşünmekte olduğunuz hayatı onlar yaşıyorlar.. Onlar konuşamaz, onlar isyan edemez... Edenler ya komünisttir yani halk deyimi ile dinsiz imansız ya da anarşisttirler yani devlet deyimi ile devlet düşmanı... Bazen de göç ettikleri yerin gelenekleri şahsında bölücüdürler devletin deyimi ile vatan haini. Ama bilmem bir inşaatın kaçıncı katından düşüp ölürken ne şehit sayılıyorlar nede emekleri hatırlanıyor. Yitiyorlar ve arkalarında bir enkaz olarak kalıyor sahipsiz aileleri. Bir zincirleme kaza oluveriyor hayat onlar için, bir birine pamuk ipliğinde bağlanmış cılız, cansız hayatlar. Şimdi bir inşaat işçisinin yanık sesi hayatı gibi bir boşluktan ibaret olan inşaatın boşluğunda yankısı ile birleşiyor, sözleşiyor yaşanılanları duyurabilmenin kontratını yaparcasına. Şimdi bir inşaat işçisinin parasızlıktan gönül veripte istemeye cesaret bile edemediği sevdiği düşüyor aklına ve imkânsızlığın derin acısı yer ediyor eli gibi nasırlaşmış yüreğine. Şimdi bir inşaat işçisi buram buram memleket hasreti kokuyor, gözünde sürekli geçen sene bırakıp geldiği bebeğinin şimdiki şeklinin bir sürekli ve birçok ihtimalli hayali... Ve şimdi bir inşaat işçisi evlendikten bir ay sonra, düğün borcunu ödemek için gurbet ele çıkıp geride bıraktığı al yazmalısına kavuşma inancını büyütüyor, yükseltiyor gökdelenlere inat!!! Ve şimdi bizde korkunç bir utanç… Bastığımız yerde kimlerin emeğinin gömülü olduğunu bilmenin muhteşem utancı... Sevgili ile olabilmek, yakında iken sevdiklerine küs olmanın, bir bayramda harçlık isteyen çocuğu sevdirememenin, o kadar yiyilen yemeğe, giyilen giysiye rağmen zevklerimizin önünü alamamamızın derin utancı çarpmaktadır suratlarımıza... Şimdi insan olup ayrı düşmenin, birileri bize yaratırken bu dünyayı, bizim onları o dünyaya sokmayışımızın ayıbı karşımızda bize yüzümüzü kaldırıp ona bakmamızı beklemektedir. Bekletmeyin onların elleri gibi nasırlaşmış vicdanlarınızı... Bekletmeyin…
- arjenazad ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

gerçekler ve sonuç
yazdığınız gerçekliğin başımın üstünde yeri var bizim buralara da kürt bölgelerinden gelen inşaat işçileri var bir gün şu soruyu sordum işçi arkadaşlardan birine
yahu siz olmasanız kimsenin başını sokacak evi olmaz peki senin evin var mı? yok dedi çıplak gerçek bu evet ayakkabı üreten işçiler olmasa ayakkabımız iççamaşırı üreten işçi olmasa donumuz elbise pantolon üreten işçiler olmasa çıplağız ve bu makinaları üreten işçiler olmasa üretim durur ve fakat söylediğiniz gibi hiçbirşey kazanıp biriktirme durumları yok o halde ne olacak böyle sürüp gidecek mi elbetteki hayır bu insanlar insanlığı omuzlarında taşıyorlar ve yanyana gelmeleri gerekiyor daha mutlu bir yaşam için birlikte hareket etmeleri gerekiyor ama nasıl olacak bu? kolay iş değil sabır gerektiriyor,ve seçilen yöntemlerin var olan durumların tahlili sonucunda doğru seçilmesi gerekiyor
kürt işçi sınıfı işçi olduğunu ulusal sorunun ağırlığından dolayı ön plana alamadı sanıyorum baş çelişki olarak gündemine bu sorun oturdu türk işçileri yıllardır önderliksizliğin acısını çekiyor sarı sendikalar ve sendika ağalarının elinde oradan oaraya sürükleniyor şovenistleşiyor ve işçi sınıfı olduğunun farkına varmayacağı mecralara yönlendiriliyor
bu durumda ne yapılmalı işçiler ki dünyayı besliyorlar giydiriyorlar güvenli barınaklar yapıyorlar arabalar trenler uçaklar gemiler bilgisayarlar üretiyorlar ama asla bu yarattıklarına çok cüzzi mktarlarda sahip oluyor çoğuna sahip olamıyorlar bu onların içini acıtıyor ve insan gibi yaşayamıyorlar söylediğiniz gibi düğün masrafını karşılamak için çalışıyorlar
doğru yöntemlerle hak arama elde etme daha fazlasını isteme eğilimine sahip kılma ve bölgesel iktidarlaşmalar ve sonunda dünya iktidarına sahip olmaya uzanan bir gelişimin ateşlemesini yapmak
bu olması gereken
saygılarımla