eftelya
eftelya
sürüklenmiş bir cesedim şimdi beni bağışla
şimâlde hâr olacak leyli bir bakış
bizleri kardeş yapan
ölü deniz havrası
yangın değil
yalnızca, zaman ...
-en iyi kavafis anlardı belki
iskenderiye’den esen sessizliği -
çivilerden sıçrayan dilsiz ağız
narlı bahçelerden avluya uzatılan beden
otuz üç gün açlık ve volta
temmuz’du sabrın diğer adı …
menzilerine kilitli ve ürkek
parmaklarıyla aralarken sevdakâr yıldızları
tel örgülerde parçalanan mithos
yüzlerinde yamalı abaküs
fermanın çözülen hiddetinde çıplak ayaklı birer yakup’tular
her dilde günah işleyen acının topuğu
ve geyiksiz dağlar
saçlarımı özgür kılıp cennetin kaygısından
ahdettim berivan
som dilimin damarlarında yeşeren
ol yenik buğday tanesi için !
ve sonra
bilmez misin
uykusu ağır yenilgilerin seferinden
soğuk terlerle boşalan fetvanın üzengisinde
bir ayağı topal ve yaralı kısraktır ortadoğu
gelsem
yara olurum/çarmıha gerilmiş sırtında
hüznü yorgun kılan karanlık elbise
tenimi kanatıyorsun dur !
otları kımıldıyorum
bahtsız şecereler bulaşıyor köklerimin meramına
kaç zamandır yağmur kokuyor hırkamız
yedi bıçak yedi kat acı
keskinleşen divân taşları
doğrulsam
kırılacak kutsala boyadığım âsa
bozgun arefesinde sinmiş yosun kokusu
hücre tavanımda boğulan ebru
senin çölün sarışın ülke
benimki kum diriliğinde
karışsam
izbe yolun kervanlarından hayata
en naif yanlarımızdan vurur bizi
aşk rübâileri / hülya
görmeye gelenlerin ağızlarında yıkanan dua
hicretin mağarasında bekleyen parya
- sema güler ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
