Özür Dilemenin Sorunları ve Her şeye Rağmen Niçin Kampanyaya Destek?

"Özür Dileme" bir özne açısından bir hatayı kabullenme, bir otokritik yapmadır. Başka bir özne açısından başka bir özne için özür dilemek veya otokritik yapmak anlamsız olur.

 

Papalığın veya Muaviye'nin cinayetleri yüzünden bir ateistin özür dilemesi saçma olur. Bu cinayetlerden dolayı bir özeleştiriyi bir Papa veya bir Halife veya herhangi bir Katolik veya Sünni Müslüman yaparsa anlamlı olabilir.

Bu Özür Dileme kampanyası da, kendini Türklükle özdeşleştirmeyenleri, Papalığın veya Muaviye'nin cinayetleri yüzünden özür dileyen bir Ateist durumuna düşürmektedir.

*

Gerçek bir demokrat, bir ulusun bir dille, bir dinle, bir soyla, bir tarihle, vs. tanımlanmasını reddeden insandır. Yani hem ulusun Türklükle (veya her hangi bir dille, dinle, tarihle vs.) tanımlanmasını kabul edip hem de demokrat olunamaz. Bu ırkçı demokratlık veya kapitalist sosyalizm gibi bir saçmalıktır. İnsan hem bir Türk hem de Demokrat olamaz.

Neden?

Ulusçuluk, "politik olan ile ulusal olanın çakışmasını" kabul etmek ve savunmaktır.

Ulusçuluğu belirleyen, ulusal olarak belirlenenin politik olanla çakışmasını savunmaktır.

Ulusal olan pek ala, bir dil, din, tarih, kültür vs. ile tanımlamaya karşı da tanımlanabilir. Bu demokratik bir ulusçuluk olur.  Böyle bir ulusçuluk savunulmadan demokrat olunamaz.

Nasıl hem laikliği savunup hem de Diyaneti savunmak olamazsa, hem ulusun Türklükle tanımlanmasını kabullenmek hem de Demokratlık olamaz

*

Diyelim ki bir mucize gerçekleşti ve Türkiye'de bir demokratik devrim oldu. Anayasa'dan ulusun tanımına ilişkin bir dil, tarih, ırk vs. göndermesi yapan bütün kavramlar, tıpkı gerçek laik bir ülkedeki dinler gibi, çıkarıldı. Tamamen nötral, örneğin "Ön Asya Demokratik Cumhuriyeti" gibi bir isim alındı. Ulusu tanımlayan dil olmayacağından herkese ana dilinde eğitim, temel bir yurttaşlık hakkı olarak belirlendi. Tarih kitaplarından bir dile, dine, soya dayanan ulusçuluğun tarihleri de çıkarıldı. Genel bir insanlık tarihi ve uluslar tarihi okutulur oldu.

Elbet bu ülkede kendini Türk, Kürt vs. olarak tanımlayanlar olur ama bunun gerçekten laik bir ülkede farklı dinlerden oluştan bir farkı bulunmaz. Yani bunların politik bir anlamı olmaz; bu o insanların özel sorunu olur. Kendini Türk olarak kabul edenler, elbette, Türklerin tarihine ilişkin dernekler kurabilirler yayınlar yapabilirler. Örneğin kimileri Türklerin insanlığı kurtarmak üzere Uzaydan geldiği, onların aslında hafızasını yitirmiş Ermeni ve Rumlar olduğu şeklindeki görüşlerini yaymak üzere kendi Türk Tarih ve Dil kurumlarını kurabilirler. Tabii bunları sadece Türkler değil, Kürtler vs. de yapabilir. Ve isteyen üç kişi bir araya gelip yeni uluslar da kurabilirler. Tabii tıpkı ateistler gibi, kendini herhangi bir "ulus"tan görmeyen "ulussuzlar" da bütün bunların saçma olduğu üzerine, tıpkı gerçekten laik bir ülkedeki ateistler gibi kendi yayınlarını ve derneklerini kurabilirler. Devletin görevi bu inanç ve düşünce farklarını ifade özgürlüğünü garanti etmek olur.

*

Böyle bir demokratın, bu özür dileme metnine imza atması kendini inkar anlamına gelir.

Çünkü demokrat olmanın koşulu katliamlara yol açan gerici ulusçuluğu ret ve ona karşı mücadeledir. Reddettiği ve kendisine karşı mücadele ettiği bir anlayış adına ya da o anlayışı savunuyormuş gibi özür dilemek, başka bir anlama gelmez.

Bu metin demokratları çok kötü bir açmazla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu metni yazanlar demokratların da bu "Büyük Felaketi" mahkum etmek isteyebileceklerini hiç hesaplamamışlardır veya böyle bir ulusçuluk ve demokrasi anlayışı olabileceğinden  bihaberdirler. İnsanları belli bir özneye hapseden "Özür Dileme" yerine herkesin kendi öznesini özgürce belirleyeceği "Mahkum Etme" gibi bir fiili koysaydılar Demokratları böyle bir açmaza düşmekten kurtarmış olurlardı.

Bir Demokrat özür dilese, Papalığı mahkum eden ve ona karşı mücadele veren bir Protestanın Papalığın işlediği cinayetlerden dolayı özür dilemesi gibi bir pozisyona düşer.

Özür dilemese, şu gericinin gericisi devlete karşı bir muhalefet hareketinin dışında kalmış olacaktır.

Ne yapsın?

*

Peki neden bu metne imza atıyorum?

Öncelikle kavramların gerçek anlamları ile onlara yüklenen farklı anlamlar arasındaki ayrım nedeniyle.

Özür metnini imzalayan ve özür dileyen bir çok insan için, bu özür dileme, vicdanları sızlatan bir olayı mahkum etme, kurbanların acısını paylaşma, Türk Devletini bu olayı inkardan vaz geçmeye zorlamak için bir baskı uygulama, ırkçı ve kana dayanan Türk Milliyetçiliğine karşı duruşu ifade etme gibi anlamlara sahiptir.

Bu anlamda "Özür dileme"ye pek takılmamak gerekir.

Ezilenlerin mücadelelerinde bir çok kereler görüldüğü gibi, yanlış bir teorik içerik, tarihsel ve sosyal olarak doğru ve haklı bir duruşun  aracı olabilir.

Örneğin "Emekten yana" sloganı teorik olarak burjuvaziden yana anlamına gelir ve çok yanlıştır;  ama insanlar bununla "İşçiden yana" demek isterler veya öyle söylediklerini sanırlar.

Her şeyden önce bu nedenle imzalıyorum.

*

Diğer gerekçem pedagojiktir.

Toplumsal mücadelelerde insanlar ve farklı gruplar aynı hızla aynı tecrübeleri yaşamazlar. Arkadan gelenlerin ya da "okula" yeni başlayanların eğitimi gibi ciddi bir sorun vardır.

Yukarıdan, "bu yanlıştır, doğrusu şudur" demek, çoğu kez tepki yaratır. Bunun yerine, bir çok durumda, o yanlışın yanlış olduğunu bile bile, bir yandan yanlış olduğunu söylerken diğer yandan o biçim olarak yanlış ama içerikte doğru ve haklı davranışı birlikte yapmak ve o insanların kendi deneyleriyle bu yanlışı görmelerinin daha hızlı ve daha az kayıpla gerçekleşmesine çalışmak çok daha verimli sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenle, Irkçı ve gerici milliyetçi Türk Devletinin politikalarına karşı haklı olanın, ezilenlerin yanında olduğu için, ne kadar yanlış gerekçelendirilirse gerekçelendirsin, imzalıyorum.

*

Bir diğer neden, Türk veya bir ulustan olmamanın zorluğuyla ve istemeden paylaşılan imtiyazlarla ilgilidir.

Fikirler ağızdan çıktığı andan itibaren farklı çıkarların ve toplumsal konumların savunmasının aracına dönüşürler ve içerikleri hiç akla gelmeyecek anlam kaymalarına uğrar.

B. Anderson'un "Hayali Cemaatler" kavramı, en demokratik görevlerden bile kaçmanın, özellikle "Kürt sorunu"ndan kaçmanın bir aracı olmuştur.

Buna göre "Uluslar hayali cemaatlerdir, ben Türk değilim kendimi öyle hissetmiyorum" dediğiniz andan itibaren, o "hayali" cemaatin dışına çıkıp, ulusçuluk dışı bir pozisyona geçebilir ve örneğin Kürtlerin mücadelelerini "Ulusçudur, ben ulusları reddediyorum ve her türlü ulusçuluğu mahkum ediyorum" diyerek tarafsız kalma hakkını elde edebilirsiniz.

Ama "Hayali Cemaatler"in yazarının da dediği gibi bu ulus denen "hayali cemaatler" "Politik cemaatler"dir. Yani devlete ilişkin cemaatlerdir. Yani kanla, şiddetle, demirle, çelikle, tankla tüfekle, hapisle, karakolla var olan cemaatledir.

Yani "ben Türk değilim" diyerek Türklükten kurtulmak öyle kolay değildir. Bu Türklüğün politik bir anlamı olmadı Demokratik Bir Cumhuriyette mümkün olur. Ulusu Türklükle tanımlamış bir ülkede Türklükten ayrılmak çok zordur.

Türk olmamak için, bu devletin hüviyetini yırtıp atmanız; bu devlete vergi vermemeniz; onun okullarına gitmemeniz; pasaportunu, polisini, ordusunu, mahkemelerini, yasalarını tanımamanız vs. gerekir en azından.

Bütün bunları yaptığınızda Türk olmadığınızı söyleyebilirsiniz.

Ama bunları yaptığınızda, en iyi ihtimalle bir hapishane hücresinde, tımarhanede veya mezarda olursunuz. Bu "hayali cemaat" size şiddet araçlarıyla nasıl politik olduğunu gösterir.

Yani Türk olmamak, hatta bugün dünyada her hangi bir ulustan olmamak olanaksız derecesinde zordur.

"Ben Türk değilim, her hangi bir ulustan değilim" diyenlerin yaptığı, kelimei şahadet getirip, namaz kılıp, oruç tutup, zekat verip hacca gidip ondan sonra da ben Müslüman değilim demeye benzer.

Dolayısıyla ben elimde olmadan Türk'üm. Ve Türk olduğum için Türk olmanın imtiyazlarını yaşarım. Türklüğün sefasını sürüyorsam, cefasını da çekmem gerekir.

Türklüğün imtiyazları olur mu? Evet.

Diyelim ki ırk ayrımcılığının olduğu bir ülkede ırk kavramına ve ayrımcılığına karşı bir beyazsınız. Bu bir beyaz olarak beyazların yaşadığı imtiyazları yaşamanızı ortadan kaldırmaz. Yani yolda giderken bir siyahın duyduğu korkuyu ve güvensizliği dumazsınız vs..

Bir baskı uygulanırsa bu sizin derinizin renginden dolayı değil fikirlerinizden dolayı olacaktır. Özetle ırkçılığa karşı mücadele eden bir beyaz olmanız sizi beyazlığın imtiyazlarından azade kılmaz.

Türk olmak da böyledir. Ne kadar ulussuz olursanız olun, kendini Türklükle tanımlamış bir devlette Türk olmanın imtiyazlarını yaşarsınız. Eğer bir parça demokratsanız, "bu imtiyazları yaşıyorsam bunun kefaretini de ödemem gerekir" demeniz ve en azından böyle bir bildiriye bir şekilde destek vermeniz gerekir.

*

Ve elbette, bütün yanlışına rağmen, bu "Büyük Felaket"i tekrar tartışma konusu yapabileceği, bunun en yanlış ve saçma biçimde tartışılmasının, gündem oluşturmasının bile Türk devleti için bir yenilgi anlamına geleceği için, unutmaya ve unutturmaya karşı bu nesnel işlevi nedeniyle, tamamen taktik gerekçelerle de imzalamayı destekliyorum.

*

demiraltona@gmail.com

 

 

EkBoyut
2008-12-06 - Derleme Kitap - Ermeni Katliami ve Sorunu Uzerine Yazilar.pdf595.83 KB
2008-12-06 - Derleme Kitap - Ermeni Katliami ve Sorunu Uzerine Yazilar.rtf533.08 KB

Özür Dilemenin Sorunları ve Her şeye Rağmen Niçin Kampanya

(Yukaridaki yazi Taraf'in Her Taraf Ssayfasi icin kisaltilmis ve 17.12.2008 tarihli Taraf'ta yayinlanmis versiyonudur. Yazinin orijinal uzunlukta sesre serpe yazilmis versiyonu ise asagidadir.)



Özür Dilemenin Sorunları

ve

Her şeye Rağmen Niçin Kampanyaya Destek?

 

“1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı ‘Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”

Özür dileme kampanyasının metni

 

 

Bir süre önce Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! Girişimi'nin başlatmayı planladığı "Özür Diliyorum" kampanyası, planlanan biçimden çok önce, sonradan Ali Bayramoğlu tarafından düzeltilmeye çalışılsa da, birkaç aydın adıyla başlatılmış gibi sunuldu ve böylece "özür dileme" üzerine bir tartışma başladı.

Bu tartışma bağlamında örneğin Ferhat Kentel: "Bu metin tamamen benim ruh halime uyuyor. İmzalamayı düşünüyorum. Ama özür dilemekte çok emin değilim. Ben vurguyu, ‘acıyı çok fazla hissediyorum’ cümlesine yapmak istiyorum. Yani o acıyı paylaşmak istiyorum." diyerek farkını dile getiriyordu.

Başkalarından da benzer itirazlar geldiği görülmektedir. Bizzat bu kampanyanın hazırlığını yapan "DurDe" girişimcileri bile farklı görüşlere sahiptir ve bu farklı görüşleri hem tartışmakta hem de tartışılmasına çalışmaktadırlar.

Bu bağlamda biz de bu konunun ele alınışındaki bazı metodolojik sorunları ele alıp tartışmaya bir katkıda bulunmayı deneyelim.

*

"Özür Dileme" bir özne açısından bir hatayı kabullenme, bir otokritik yapmadır. Başka bir özne açısından başka bir özne için özür dilemek veya otokritik yapmak anlamsız olur veya bir mantık hatasıdır.

Bu soyut ifadeyi şöyle somutlayalım. Papalığın veya Muaviye'nin cinayetleri yüzünden bir ateistin özür dilemesi saçma olur. Bu cinayetlerden dolayı bir özeleştiriyi bir Papa veya bir Halife veya herhangi bir Katolik veya Sünni Müslüman yaparsa anlamlı olabilir.

Bu Özür Dileme kampanyası da, Türk olmadığını düşünen, kendini Türklükle özdeşleştirmeyen ama hukuki olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanları, Papalığın veya Muaviye'nin cinayetleri yüzünden özür dileyen bir Ateist durumunda bırakmaktadır.

Niye ve nasıl? Bunu biraz açıklamayı deneyelim.

Gerçek bir demokrat, bir ulusun bir dille, bir dinle, bir soyla, bir tarihle, bir etniyle, bir ırkla tanımlanmasını reddeden insandır her şeyden önce. Bu önermeyi daha anlaşılır olarak ifade edersek: insan hem bir Türk hem de Demokrat olamaz. Yani hem ulusun Türklükle (veya her hangi bir dille, dinle, soyla, tarihle vs.) tanımlanmasını kabul edip hem de demokrat olamaz. Bu ırkçı demokratlık veya kapitalist sosyalizm gibi bir saçmalıktır.

Neden?

Ulusçuluk, "politik olan ile ulusal olanın çakışmasını" kabul etmek ve savunmaktır. (Hemen belirtelim ki Gellner'in bu tanımını aynen B. Anderson da, E. Hobsbawm da aynen benimserler.)

Ulusal olanın nasıl tanımlandığı farklı ulusçulukları belirler ama ulusçu olup olmamayı belirlemez. Ulusçuluğu belirleyen, ulusal diye belirlenenin politik olanla çakışmasını savunmaktır.

Yani ulusal olan pek ala, bir dil, din, etni, tarih, kültür vs. ile tanımlamaya karşı da bir tanımlanabilir. Bunun politik olanla çakışmasının kabul edilmesidir ulusçuluk.

Ama ulusu  böyle bir dil, din, etni, soy, tarih ile tanımlamayı reddetmek, gerici değil demokratik bir ulusçuluktur. Bu Fransız (1791- 93 Birinci –ve İkinci- Paris Komünü döneminin ulusçuluğu, sonraki karşı devrimci Napolyon İmparatorluğunki değil) ve Amerikan devrimlerinin ulusçuluğudur.

Bunu gerici bir ulusçuluktan başka bir ulusçuluğu tasavvur edemeyenlere açıklayabilmek için şöyle somutlayalım.

*

Diyelim ki bir mucize gerçekleşti ve Türkiye'de bir demokratik devrim oldu. Anayasa'dan ulusun tanımına ilişkin bir dil, din, etni, soy, tarih, ırk göndermesi yapan bütün kavramlar, tıpkı gerçek laik bir ülkedeki din gibi, çıkarıldı. Tamamen nötral, örneğin "Ön Asya Demokratik Cumhuriyeti" gibi bir isim alındı. Ortak bir konuşma dilinin gerekip gerekmediği ve gerekirse bunun hangi dil olacağı sorunu, ulusun tanımına ilişkin bir sorun değil de teknik bir sorun olarak vatandaşların tartışmasına ve onayına bırakıldı. Ulusu tanımlayan resmi bir dil olmayacağından herkese ana dilinde eğitim, temel bir yurttaşlık hakkı olarak belirlendi. Tarih kitaplarından bir dile, dine, soya dayanan ulusçuluğun tarihleri de çıkarıldı. Genel bir insanlık tarihi okutulur oldu.

Tabii bu ülkede kendini Türk olarak, Kürt olarak, Çerkez olarak vs. tanımlayanlar olacaktır. Bu tanımların gerçekten laik bir ülkede farklı dinlerden oluştan bir farkı bulunmayacaktır. Yani bunların politik bir anlamı olmayacaktır. Kendini Türk olarak kabul edenler, tıpkı Hıristiyan ya da Müslüman olarak kabul edenler gibi, elbette, Türklerin tarihine ilişkin dernekler kurabilirler yayınlar yapabilirler. Örneğin kimileri Türklerin insanlığı kurtarmak üzere Uzaydan geldiği, kimileri Orta Asya'dan geldiği, kimileri Orta Asya'dan gelmediği, onların aslında hafızasını yitirmiş ve bir kişilik parçalanmasına uğramış Ermeni ve Rumlar olduğu şeklindeki görüşlerini yaymak üzere kendi Türk Tarih ve Dil kurumlarını kurabilirler. Tabii bunları sadece Türkler değil, Kürtler vs. de yapabilir. Ve isteyen üç kişi bir araya gelip yeni uluslar da kurabilirler. Tabii tıpkı ateistler gibi, kendini herhangi bir "ulus"tan görmeyenler "ulussuzlar" da bütün bunların saçma olduğu üzerine, tıpkı gerçekten laik bir ülkedeki ateistler gibi kendi yayınlarını ve derneklerini kurabileceklerdir. Devletin görevi bu inanç ve düşünce farklarını ve bunların ifade özgürlüğünü özgürlükleri garanti etmek olur.

Ulusu sadece dinle, dille, tanımlanabilir bir şey olarak tasavvur eden ve böylece aslında kendi demokratik olmayan ulusçuluk anlayış ve tanımlarını ifade edenlerin ("Ulus devletin sonu"ndan söz edenlerin neredeyse hepsi böyledir) sandığının aksine, böyle bir ulus ta olabilir ve böyle bir ulusu savunmak ulusçuluğu aşmak değil, demokratik bir ulusçuluğu savunmaktır. Bu Aydınlanma'nın, burjuvazinin devrimci döneminin ulusçuluğunu savunmaktan başka bir anlama gelmez. Bunları savunmakla ulusçu olmaktan çıkılmaz, sadece demokratik ulusçu olunur.

Ama ulusların sadece tarih, dil, etni vs. ile olacağı varsayımına dayanan gerici ulusçular için böyle bir ulus ya da ulusçuluk, ulusçuluğun aşılması, ulusçuluğun reddi gibi görünür. Aslında demokratik bir ulusçuluğu savunup da bunun ulus devletin sonu olduğunu söyleyenler,  kavramlar ve varsayımlar düzeyinde henüz bir demokratik bir ulusçu bile olamadıklarını itiraf etmiş olurlar.

Demokratik ulusçulukla gerici ulusçuluğun zıtlığını en iyi Yahudilerin durumu açıklar. Fransız devriminin ulusçuluğu Yahudileri gettodan çıkarıp eşit haklı yurttaşlar yaparken, gerici, "Alman Ulusçuluğu" denerek gericiliği gizlenen, bir tarih, soy, dil, kültüre vs. dayanan ulusçuluk, Yahudileri gaz odalarında yok eder. Benzer şekilde Demokratik bir ulusçuluk Ermenileri de eşit haklı yurttaşlar yapardı, gerici ulusçuluk yom eder, yok edemediğinde bir yabancı cisim gibi görür. (Şimdi de globalizm çağında, "güzellik" anlayışları değiştiğinden,  "zenginlik" olarak görür. Ama zenginlik olarak görmenin kendisi de gerici bir ulusçuluğun dışa vurumudur.)

*

Şimdi böyle demokratik bir ulusçunun, bir demokratın, örneğin bu satırların yazarının, kendisi öznel olarak Ermenilerin uğradığı korkunç katliamı gören, o acıyı duyan bir insan olmasına rağmen böyle bir özür dileme metnine imza atması kendini inkar anlamına gelir.

Çünkü demokrat olmanın koşulu böyle bir ulusçuluğu ret ve ona karşı mücadeledir. Kendisini reddettiği ve kendisine karşı mücadele ettiği bir anlayış adına ya da o anlayışı savunuyormuş gibi özür dilemek başka bir anlama gelmez.

Bu metin demokratları çok kötü bir açmazla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu metni yazanlar demokratların da bu "Büyük felaketi" mahkum etmek isteyebileceklerini hiç hesaplamamışlar veya böyle de bir demokrasi anlayışından bihaberdirler. "Özür Dileme" yerine "Mahkum Etme" fiilini koysaydılar Demokratları böyle bir açmaza düşmekten kurtarmış olurlardı.

Bir Demokrat özür dilese, Papalığı mahkum den bir Protestanın papalığın işlediği cinayetlerden dolayı özür dilemesi gibi bir pozisyona düşecektir.

Özür dilemese, şu gericinin gericisi devlete karşı bir muhalefet hareketinin dışında kalmış olacaktır.

Bu insan ne yapsın?

Bu açmaz karşısında bir demokratın izleyebileceği tek yol kalır: Bir yandan bu hareketi politik olarak desteklerken, diğer yandan onun içerikçe yanlış hatta gerici niteliğini de teşhir etmek. Zaten bu satırlarda yapılmaya çalışılan da budur.

Bu metni imzaya açanların anlamadığı şudur: bir Demokrat bir Türk olamaz, bir Kürt olamaz vs..

Burada bir Türk veya Bir Kürt (Burada bir Alman, bir Rus, bir Azeri, bir Arap da vs. de eklenebilir.) olamaz derken kastedilen, ulusal olanın, yani politik olanla çakışacak olanın Türklük veya Kürtlükle vs. tanımlanmasını kabul edemez demektir.

Elbette bu insanlar kendilerini Kürt, Türk veya "ulussuz" olarak görebilirler ama özel hayatlarında, politika dışında. Tıpkı gerçekten laik bir ülkede insanların özel hayatlarında Müslüman, Hıristiyan veya ateist olmaları gibi, gerçek bir demokraside insanlar ancak politik alının dışında, yani özel hayatlarında bir Türk, Kürt, "ulussuz" vs. olabilirler.

Toparlarsak, öznel olarak muhakkak ki demokratik amaçları olan bu "özür dileme" fiili, nesnel olarak, içeriğiyle gerici bir ulusçuluğu yeniden üretmektedir ve demokratları kendisine karşı mücadele ettikleri anlayıştaymışçasına özür dileme gibi bir saçmalığa zorlamaktadır.

*

Ama sadece demokratik ulusçuları ya da demokratları kendi pozisyonlarını ifadeden yoksun bırakmamaktadır, en demokratik biçimiyle bile ulusları ve ulusçuluğu ret edenleri de.

Örneğin ben, gerçi bu gün Türkiye'de acil bir politik program olarak yukarıda ifade ettiğim demokratik bir ulusçuluğu savunuyorum ama aynı zamanda bunun bile bu günkü globalleşmiş dünyada ırkçılık olduğunu, en demokratik ulusların ve ulusçuluğun bile insanlığın refahı, mutluluğu ve yaşamasının önünde bir engel olduğunu söylüyorum ve tüm insanları, tıpkı Muhammet'in Mekke'deki putları yıkması gibi, ulusları yıkmaya ve ulusal bayrakları yakmaya çağırıyorum. İnsanları demokratlığın da ötesine geçip İnsan olmaya çağırıyorum.

Böyle bir bakış açısından, örneğin ben insanlıktan şöyle özür diliyorum veya otokritik yapıyorum ("Marksizmin Marksist Eleştirisi" başlığıyla yazdığım kitap bu otokritiğin ta kendisidir.) Biz Marksistler, ulusun ne olduğunu açıklayamadığımız, aydınlanmanın ulus ve din kavramlarının dışına çıkamadığımız, bu nedenle de ulusçuluğa karşı mücadele edemediğimiz ve fiilen demokratik bir ulusçuluktan öteye gidemediğimiz için, iki yüz yıldır bütün savaşlar ve katliamlar ulusal bayraklarla yapıldığına göre, bütün bunların en büyük suçlusu biz Marksistleriz.

Bu yaklaşımda en demokratik biçimiyle bile ulusçuluk mahkum edilir ve insanlıktan özür dilenir.

Böyle bir en demokratik biçimiyle bile ulusçuluğu mahkum eden tavrın da bu bildiride kendini bulması olanaksızdır.

*

Peki bütün bu şerhlere rağmen o özür dileme metnine imza atıyorum.

Neden?

Öncelikle kavramların gerçek anlamları ile onlara yüklenen farklı anlamlar arasında bir ayrım yapmak gerekiyor.

Örneğin Özür metnini imzalayan ve özür dileyen bir çok insan için, bu özür dileme kavramı, özür dilemekten ziyade, vicdanları sızlatan bir olayı mahkum etme, kurbanların acısını paylaşma, Türk Devletini bu olayı inkardan vaz geçmeye zorlamak için bir baskı uygulama, Orta Asya'dan gelen Türkler efsanesine dayanan ırkçı ve kana dayanan Türk Milliyetçiliğine karşı duruşu ifade etme gibi anlamlara sahiptir. Bu anlamda ele alındığında "Özür dileme" kavramına pek takılmamak gerekir.

Ezilenlerin tarihsel mücadelelerinde bir çok kereler görüldüğü gibi, yanlış bir teorik içerik, tarihsel ve sosyal olarak doğru ve haklı bir duruşun  aracı olabilir. Özür dilemede olan da budur. Örneğin "Emekten yana" sloganı teorik olarak burjuvaziden yana anlamına gelir ve çok yanlış bir slogandır. Ama bunu söyleyenler bu sloganla genel olarak "İşçiden yana" demek isterler veya öyle söylediklerini sanırlar.

Her şeyden önce bu nedenle imzalıyorum.

Ancak teorik yanlışların etkileri uzun vadede çok yıkıcı ve cepheyi bölücü sonuçlar doğurur. Ve şimdiden yükselen itirazlarda olduğu gibi, bunlar çok kısa vadede henüz emekleyen bir hareketin yeterli gücü bulamadan dağılmasına da yol açabilir.

*

Diğer gerekçem pedagojiktir.

Toplumsal mücadelelerde insanlar ve farklı gruplar aynı hızla aynı tecrübeleri yaşayıp aynı sonuçları çıkarmazlar. Arkadan gelenlerin ya da "okula" yeni başlayanların eğitimi gibi ciddi bir sorun vardır.

Başkalarına yukarıdan, "bu yanlıştır, doğrusu şudur" demek çoğu kez tepki yaratır ve bir içe kapanmaya yol açar. Bunun yerine, bir çok durumda, o yanlışın yanlış olduğunu bile bile, bir yandan yanlış olduğunu söylerken diğer yandan o biçim olarak yanlış ama içerikte doğru ve haklı davranışı birlikte yapmak ve o insanların kendi deneyleriyle bu yanlışı görmelerinin daha hızlı ve daha az kayıpla gerçekleşmesine çalışmak çok daha verimli sonuçlar doğurabilir.

Örneğin bir cezaevinde idarenin baskılarına karşı diremek için diyelim ki bir açlık grevi kararı alınıyor. Siz de bunun yanlış bir karar olduğunu, böyle bir hedef için böyle bir olanağın tüketilmesinin doğru olmayacağını savunuyorsunuz. Ama bir kere yola çıkılınca, yanlış da olsa o grevin içinde hem de en iyi biçimde yer almak gerekir. Almadığınız takdirde, birinin üstte ve haksız, sizin de dahil olduğunuz diğerinin altta ve haklı olduğu bir çatışmada tarafsız bir durumda kalır ve dolayısıyla nesnel olarak üstte ve haksız olanın konumunu güçlendirmesine hizmet edersiniz.

Ama içeriden eleştirilerinizi yaptığınızda, bir açlık grevcisi olarak eleştirilerinizi yaptığınızda  onlar daha duyulur olacaklardır.

Bu nedenle, Irkçı ve gerici milliyetçi Türk Devletinin politikalarına karşı haklı olanın, ezilenlerin ve ezilmiş olanın pozisyonunu savunduğu için, bu pozisyon ne kadar yanlış gerekçelendirilirse gerekçelendirsin, kampanyanın desteklenmesi gerekir.

Ama bir yandan desteklerken de diğer yandan bunun bu biçimiyle mücadeleyi zayıflattığını da söylemek hak ve görev olarak ortaya çıkar. Burada yapılan da tamı tamına budur.

*

Bir diğer gerekçeye gelince. Bu doğrudan doğruya ulusun ve ulusçuluğun niteliğiyle ilgilidir ve bu aynı zamanda imzalamayı reddeden bazılarının ret gerekçelerindeki tutarsızlığı da gösterir. Bunu da biraz somutlayalım.

Fikirler ağızdan ya da kalemden çıktığı andan itibaren farklı çıkarların ve toplumsal konumların savunmasının aracına dönüşürler ve içerikleri hiç akla gelmeyecek anlam kaymalarına uğrar.

Benedict Anderson'un "Hayali Cemaatler" kitabının adının başına gelen de budur.

B. Anderson, aslında bizzat kendisi kitabında, bütün cemaatlerin "hayali" olduğun söyler ve kitap ulus denen cemaatin hayal edilme biçimleri ile ilgilidir ve bu biçimler de aslında bütünüyle kapitalist üretim ilişkileriyle ve onun ürünleriyle (Roman; Doğrusal Zaman vs.) bağlantılıdır.

Ama bu "hayali cemaatler" sözü, en demokratik görevlerden bile kaçmanın, özellikle netameli bir konu olan "Kürt sorunu"ndan kaçmanın bir aracı olmuştur son yirmi yılda Türkiye'de.

Bu anlayışa göre: "Uluslar hayali cemaatlerdir (veya inşa edilirler), ben Türk değilim kendimi öyle hissetmiyorum, kendimi Türk olarak kabul etmiyorum" dediğiniz andan itibaren, o "hayali" cemaatin dışına çıkıp, ulusçuluk dışı bir pozisyona geçebilir ve örneğin Kürtlerin mücadelelerini "Ulusçudur, ben ulusları reddediyorum ve her türlü ulusçuluğu mahkum ediyorum" diyerek tarafsız kalma hakkını elde edebilirdiniz.

Ne var ki, burada üzerinden atlanan küçük bir ayrıntı vardır ve de Şeytan ayrıntılarda gizlenir.

"Hayali Cemaatler"in yazarının da söylediği gibi bu ulus denen hayali cemaatler "Politik cemaatler"dir. Yani devlete ilişkin cemaatlerdir. Yani Kanla, şiddetle, demirle, çelikle, tankla tüfekle, hapisle, karakolla var olan cemaatledir.

Yani öyle uluslar hayali cemaatlerdir, ben Türk değilim, kendimi Türk hissetmiyorum diyerek Türklükten istifa etmek mümkün değildir. Bunun adı ucuz kahramanlıktır. Türk olmamak öyle kolay değildir.

Türk olmamak için, bu devletin hüviyetini yırtıp atmanız; bu devlete vergi vermemeniz; onun okullarına gitmemeniz; pasaportunu, polisini, ordusunu, mahkemelerini, yasalarını tanımamanız vs. gerekir en azından.

Bütün bunları yaptığınızda ancak artık Türk olmadığınızı söyleyebilirsiniz.

Ama çok açıktır ki bunları yaptığınızda, en iyi ihtimalle bir hapishane hücresinde, tımarhanede veya mezarda olursunuz ve bunu hiç kimse duymayacağı gibi, bu "hayali cemaat" size şiddet araçlarıyla hiç de öyle hayali olmadığını, Türklükten çıkamayacağınızı, sizi öldürerek, hücrede veya tımarhanede tutarak kanıtlar.

Yani Türk olmamak mümkün değildir. Hatta bu günün dünyasında her hangi bir ulustan olmamak mümkün değildir.

"Uluslar hayali cemaatlerdir ben Türk değilim, her hangi bir ulustan değilim" diyenlerin yaptığı, kelimei şahadet getirip, namaz kılıp, oruç tutup, zekat verip hacca gidip ondan sonra da ben Müslüman değilim demeye benzer.

Yani ben elimde olmadan Türk'üm. Türk olmanın imtiyazlarını yaşıyorsam, sefasını sürüyorsam, cefasını da çekmem gerekir.

Bu imtiyazı belki bir siyah beyaz benzetmesi daha iyi açıklayabilir. Diyelim ki ırk ayrımcılığının olduğu bir ülkede ben ırk kavramına ve ırk ayrımcılığına karşı bir beyazım. Bu benim bir beyaz olarak beyazların yaşadığı imtiyazları yaşamamı ortadan kaldırmaz. Yani ben yolda giderken bir siyahın duyduğu korkuyu ve güvensizliği duymayacağım demektir. Polis beni beyaz olduğum için durdurup aramayacaktır vs.. Bana bir baskı uygulanırsa bu benim derimin renginden dolayı değil fikirlerinden dolayı olacaktır. Özetle benim ırkçılığa karşı mücadele eden bir beyaz olmam beni beyazlığın imtiyazlarından azade kılmaz.

Türk olmak da böyledir. Ne kadar ulussuz olursanız olun, Türk olmanın imtiyazlarını yaşarsınız. Eğer bir parça demokratsanız, "bu imtiyazları yaşıyorsam bunun kefaretini de ödemem gerekir" demeniz ve en azından böyle bir bildiriye bir şekilde destek vermeniz gerekir.

Yani uluslara karşı mücadele etmeme, ulusun tanımından Türklüğü çıkarmak için mücadele etmeme rağmen, elimde olmadan Türk olduğum için; Türk olmanın imtiyazlarını yaşadığım için. Özür dileme eylemini destekliyorum.

*

Ve elbette, bütün yanlışına rağmen, bu "Büyük Felaket"i tekrar tartışma konusu yapabileceği, bunun en yanlış ve saçma biçimde tartışılmasının, gündem oluşturmasının bile Türk devleti için bir yenilgi anlamına geleceği için, unutmaya ve unutturmaya karşı bu nesnel işlevi nedeniyle, tamamen doğrudan politik ve taktik gerekçelerle imzalamayı destekliyorum.

*

Burada açıklanan bakış açılarından bakıldığında, imzalamayı reddedenlerin veya şerh koyanların, gerekçeleriyle kendilerini tanımlamaları yani "biz"leri arasındaki ilişkiye bakıldığında çok büyük bir tutarsızlık içinde oldukları görülür.

Ama bu tutarsızlıklar ayrı bir yazıda ele alınabilir.

15 Aralık 2008 Pazartesi

Demir Küçükaydın

 

 

 

"Ermeni Sorunu" Üzerine Yazilarin Derlemesi - Kitap olarak

"Ermeni Sorunu" Üzerine Yazilarin Derlemesi - Kitap olarak bu adresten indirilebilir:

http://cid-67470a44276bd332.skydrive.live.com/browse.aspx/Indirmek%20Ici...

Demir Küçükaydın

Kişisel sayfa: Demir'den Kapılar

http://www.demirden-kapilar.org/anasayfa

demiraltona-at-hotmail-dot-com

özür ve ulus adına uzunca bir analiz üzerine..

sayın d. küçükaydın.. yazınızın bütününü okudum ama bütündeki parçalardan hangisine katılsam diğerini red etmek zorunda kalacağımı da gördüm. kısaca çaresiz kaldım..

bu kampanya ses getirdi. getirdi de.. bence..gelen sesler kampanyanın görünen yanı ile ilgili değildi.
sanki gizli kalmış, bilinç altındaki bazı "şey"leri açığa çıkardı.

kampanyayı başlatanlara ve kampanyaya bakıldığında;(varsa) asıl amaçları es geçildi.
1- madem özür dileniyor.. neden kürtler es geçildi.(akın birdalın değindiği gibi)
2- özür niye ermenilerle sınırlı. asuriler-yezidiler vs. varken.
3-özür kampanyası başlatıldı da.. neden sistemin teşhiri yok(buna değinmişsiniz)
4- ışık söndürme "eylemleri" gibi acaba bir yerlere mi hizmetli olacağız.
5- ermeni katliamı gibi bir çok katliamların türk halkı tanımı üzerinden dillendirilmesi de oldukça anlamsız. gerek osmanlı gerekse sonrasındaki cumhuriyetin türklük ile bağlantısı tartışılır.

kısaca bu kampanya asıl amacın dışında diye düşünürken imzalama gerekçenize de katılıyorum. ama kampanyanın mantığını da açığa çıkartmak gerekir.
yine; sistemin yeni oluşumu içersinde yer alan ve bir misyonu olan bu grupla birlikte olmak da ayrı bir handikap. kişisel insani düşünceme karşın, politik tavır noktasında çekincelerimle birlikte bu kampanyanın bir öznesi olmayı düşünmüyorum.
burada bu noktada gerekli açılımları yapabilirsiniz. bu forum bu anlamda bir işlev yaratabilir..

not; kampanyaya keskin sol eleştirilerin bazıları da, gizli şöven-devletçi bilinçlerin ortaya çıkmasına da iyi bir örnek olmaktadır. bu da ayrı bir durum..
suat

kusura bakmayin

Merhaba,

Kusura bakmayin, kolum ciktigindan sag elimi kullanamiyor ve yazi yazamiyorum. Bu durum uc hafta kadar surecek.

saygilarimla

Demir Küçükaydın

Kişisel sayfa: Demir'den Kapılar

http://www.demirden-kapilar.org/anasayfa

demiraltona-at-hotmail-dot-com

Ali Karakaya

Ali Karakaya