Demir Kücükaydin Tarihsel Maddeciligi Altüst ediyor (3)
Su ana kadar, Demir Kücükaydin’i kendi Düz mantığının açmazları içerisinde izlemeye çalıştık. Bu düz mantık, düz mantığın özdeşlik ve bir arada bulunmazlık ilkesine dayanarak ve ona dayandığı için kaçınılmaz fasit dairelere sürükleniyor ve her defasında Demir Kücükaydin’in ilahi şahsında fasit dairelerden çıkıyordu. Biz buna Demir Kücükaydin’in göğe doğru yükselişi dedik.
Bu yükseliş sırasında Demir Kücükaydin hep Marksizm ağırlıklarını aşağıya doğru bırakıyordu.
Bu yapılırken hiç te “Marksizmi mükemmel haliyle eleştirme” vaadi yerine getirilmiyor, tersine Kücükaydin dilediği seviyeye kadar indirgediği Marksizmi okura asil Marksizm olarak sunuyordu. Marksizm’e Demir Kücükaydin’in atfettiği iki önermenin de (Marksizm Ulusçuluğun Ulustan önce olduğunu kabul etmez ve Marksizm Ulusçuluğu ulusun çıkarını öne almak olarak kavrar) aslında tamamen uydurma olduğunu gösterdik.
Bıraktığımız yerde Demir Kücükaydin “Ulusçuluk nedir?” sorusunun yanıtını arıyordu.
Ama ulusçuluk neydi? Ulus; uluscularin sunduğu ve toplumun kabul ettiğiydi . Öyleyse ulusçuluk simdi açıklanması iki kat zorunlu bir tanımdır. Çünkü ulus yalnızca ulusçulukla açıklanmış, ulusçuluk anahtar haline getirilmiştir. Düğümün kendisi burada atıldıysa buradan da çözülmesi beklenir.
Bu konuda Gellner’in de ayni yolu izlediğini söyleyen Küçükaydın Onun tanımını aktarır:
“Ulusçuluğun ulustan önce geldiğini, ulusçular olduğu için uluslar olduğunu söyleyen Ernest Gellner, işe ulusun tanımıyla değil de ulusçuluğun tanımıyla başlar. Ve ulusçuluğu ulusçuluğun dışındaki başka iki ilkeye göre şöyle tanımlar: “Ulusçuluk temelde siyasal birim ile ulusal birimin çakışmasını öngören temel ilkedir” “
s/133
Gellner’in tanımı aslında totolojidir. Açıklamada ki siyasal birim devlettir. Devlet Ulusçuluktan önce de vardı, ulusal birimse tam anlamıyla ulusçunun tasarımındaki ulustur. Ve bu daha önce yoktu. Bu tanım “ulusçular devleti ulus temelinde örgütlemek isteyenlerdir” demektir. Hepsi bu!
Demir Küçükaydın “Bu gerçekten devasa adimdir” der . Bir tür Kopernik Devrimi olduğunu söyler.
Böylece ortaya çıkar ki ulusçular devleti din temelinde, cemaat temelinde örgütlemek istemiyorlar. Onları politik alandan dışlıyor, “özel”e ait kılıyorlar.
Ernest Gellner’e Demir Kücükaydin tam bu noktada su itirazı yapar: Ama bu da ulusçuluğun politikasıdır. Ulusçuluk ulusu politik olarak politik ve özel alan(politik olmayan) ayrımı yaratarak örgütler. Bu özelliğiyle tıpkı Din gibidir. Aslında diğer dinler gibi Aydinlanma da bütün bir üstyapıyı politik-özel ayrımına dayanan bir politika doğrultusunda hedefler. Ulusçuluk bunun politik olanı ulus olarak örgütleyen gerici bicimidir sadece.
Bundan sonrası söyle özetlenebilir:
Aydınlanma başlangıçta devrimciydi yani bütün insanlık için bir toplumsal projeydi.
Egemen güçler tarafından ele geçirildiği anda politik olanı insan ve insan haklarıyla değil de ulusla, insanı; ulus dolayımıyla tanımlayan bicimi yerleşti. … “bir başka ifadeyle ulus, modern toplumun üstyapısının ya da dininin gerici bicimidir.”
Ama bu gerici bicimin içinde de gericiliğin farklı derece ve biçimleri bulunmaktadır. Ulusu bir dil, din, etni, tarih, soy ile tanımlayanlar en gerici biçimlerdir, toprağa dayalı tanımlayan ulusçuluk gericilik içinde ilerici ve daha demokratiktir.
Simdi her şey daha netleşti değil mi?
Demir Kücükaydin’in mantığının zorunlu sonucu sudur: Burjuvazi, en ilerici biçiminde bile, tarihsel olarak gericidir.
Marksizmin söylediği tamamen farklıdır: Feodalizme karşı savaşında Burjuvazi, en gerici biçiminde bile, tarihsel olarak ilericidir.
İşte Demir Kücükaydin’in Marksizmin paradigmasından koptuğu nokta tam da burasıdır. Sayfalar boyunca okur, aslında buraya getirilmek için hazırlanmıştır.
Ve gerçekten bir kez bu kabul edildiğinde, gerisi “çorap söküğü” gibi gelmektedir: Marksizmin doğuştan günahı budur, bütün Marksistlerin aslında ulusçu ve dolayısıyla gerici oldukları, onların “en ilerici biçiminde bile tarihsel olarak gerici” olan burjuvaziyi desteklemelerinden kaynaklanır. Ve su da rahatlıkla söylenebilir ki Marksizm ezilenlerin içinde burjuvazinin koludur, O ezilenlerin burjuva dinine katılışlarının aracısı/ yürütücüsü rolünü oynayarak aslında burjuvazinin görevini yerine getirmiştir. Yani kendisini nasıl tanımladığından bağımsız, pratik olarak burjuvadır. Burjuvaziye karşı savaşımı da ayni gericilik temelinde bir fraksiyon çatışmasından başka hiç bir anlama gelmez.
“bütün sosyalist programlar dolayısıyla zaten reformisttirler.Ulusun kendisi tartışma konusu olmadığından bu değiştirmenin nasıl olacağı reformizm içinde bir reformizm olarak ortaya cikar” s/182
Aslında tam burada Demir Kücükaydin’in Marksizm ile ilişkisini bitirdiğini ilan etmesi gerekirdi, çünkü O artik Marksizmin değil Anarşizmin alanındadır.
(devam edecek)
Demir Kücükaydin Tarihsel Maddeciligi Altüst ediyor (1)
Demir Kücükaydin Tarihsel Maddeciligi Altüst ediyor (2)
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

demir eleştirisine kısa bir yorum
merhaba arkadaş,
anlaşılan bu eleştiri biraz daha uzayacak doğrusu gerisini merak ediyorum ama 1. makalene yapılan yorum yine demir'den geldi ve sanırım sen bunlara aldırmadan söylemek istediklerini söylemek istiyorsun ve bu durum da normal karşılanmalıdır. çünkü hız kesmek istemediğin 1.makaleden anlaşılıyor. fakat demir'in ısrarla "pedagojik" alıştırmalarını neden sen tava getirmek olarak görüyorsun, anlamadım. velev ki bunlar yanlış olsun denilerek sadede gelmeni istiyordu ve sanırım demir bu konuda acele etmiş çünkü şu son yazdıklarında bu somutluk var. şimdi ben bu somutladığın şeylerin birkaçını ele almak istiyorum.
demir küçükaydın bir marksisttir ve marksizmle büyümüş bir insan olduğu için de sizin engels'ten uzun uzun olarak aktartığınız biçimiyle şekillenmiş olması da normal görülmelidir. fakat yeni bir yapının ilk önce insanların kafalarında oluştuğunu söyleyen marksizm bilgisi sanırım demir hoca'nın da bir itirazı olmayan konudur. zaten sizin ele aldığınız engels alıntısı dahi "uluscuların, ulustan önce geldiği"ne dair belirlemeye bir destektir, yani demir işte ulus meselinde bunun bir tür kopernik devrimi olduğunu söylerken haklıdır. sizin bulduğunuz ise bu tezin zaten marksizm içinde mevcut olduğuna dair bir kanıt olması gerekirken, ulus meselinde bir kayıt olmayıp, tarihsel olaylarda öznelerin evrimi bakımından yapılan bir değerlendirme veya yaklaşımdır. ki bu konu, (insanların evrimi) demir tarafından da pekala bilinebilir bir konudur. dolayısıyla engels'in metodolojisi bir gerçeklik iken, bu metodolojiye uymayan şey ise ulus konusunda düşülen pozitivizmdir. demir'in eleştirdiği ve marksizme dayanarak (engels'in benzeri aforizmaları) yine marksizmin bir eleştirisi ve daha doğrusu bunları marksizmden ayıklama girişimidir. zaten demir her defasında marksizmin aydınlanma içinde heretik bir mezhep olmasından sözeder ama yerine getirilmesi gerekli olan şey marksizmin aydınlanmadan tamamen kurtulmasıdır. onun çabası kısaca budur ve takdir edersiniz ki bu hayli uğraş ister. sizse buna gerek olmadığını zaten marksizmde bunların (ulus ve din ve veya insan vb.) olduğundan sözediyorsunuz ama bula bula felsefik veya sosyolojik değerlendirmeler öne çıkarıyorsunuz.
"Demir Kücükaydin’in mantığının zorunlu sonucu sudur: Burjuvazi, en ilerici biçiminde bile, tarihsel olarak gericidir." diyorsunuz ki bu yanlış. ben demir'de bu tür bir değerlendirme görmedim. aydınlanmanın bir devrim olduğu ortada iken aksi nasıl söylenebilir ki? sanırım siz bu konuda oldukça kendinizi zorlamışsınız. belki de siz ulusculuğun gericiliği ile aydınlanmanın ilericiliğini karıştırıyorsunuz. çünkü aydınlanma ileri bir adım iken, uluslaşma onun gerici biçimi oluyor ya, o yüzden burjuvazi de uluslaşma ile birlikte tarihsel olarak gerici bir pozisyona sürükleniyor. sanırım burası karışmış. ve dikkat edilirse önceki uygarlıklar (hristiyanlık, müslümanlık) da evrensel bir kalkış olarak görülmelidirler ve onlar bile ulusculuktan daha geniş bir coğrafyayı (kozmos) etkilemek üzere veya değiştirmek üzere hareket ettiklerinden dolayı tarihsel ölçekte ulusculuktan daha ileride bir pozisyonu alabilmişlerdir. (aydınlanma gibi)
"Marksizmin söylediği tamamen farklıdır: Feodalizme karşı savaşında Burjuvazi, en gerici biçiminde bile, tarihsel olarak ilericidir." diyorsunuz devamla...
yukarıdaki alıntıda şunu demek istiyorsunuz, marksizm en gerici biçiminde dahi burjuvazinin ilericiliğini kabul eder. ve fakat marksizm burjuvazinin en gerici biçiminin ulusculuk olduğunu henüz bilmemektedir. sanırım bu konu (gericilik) o zamanlar da bu zamanlar da politik olarak ortaya konulmaktadır. yani şu egemenlere karşı savaş... feodalizme karşı savaşan bir burjuvazinin en gerici halleri dahi ilericidir elbette ve bu konunun tartıştığımız gericilikle ne ilgisi olabilir? sanırım 1793'ten sonra başlayan ulusculuk ve gericilik yıllarından sonra burjuvazi feodalizme karşı bir savaşım yürütmedi ve onlarla anlaşma yoluna gitti... o yüzden savaşan bir burjuvazi kalmadı...
dikkat ederseniz 1848 devrimleri "yukarıdan aşağı" gelişen devrimler olmuşlardır, 1789'a kıyasla... 1789 da ise marks ve engels şöyle bir değerlendirme yapmışlardı, bütün sınıflar vargüçleriyle, programlarıyla arenadadırlar ve sıra en devrimci sınıfa gelene kadar, toplumsal muhalefetin taleplerini karşılamayan burjuva sınıflar iktidardan düşmektedir ve en son sıra işçilerin de temsilcisi olduğu jakoben partiye gelir ve o da karşı devrime yenik düşer, devrim biter... yani 1789 marks ve engels'in deyimiyle, "aşağıdan yukarıya" doğru bir seyir izlerken, 1848 devrimleri yukarıdan aşağıya doğru bir seyir izlerler. 1789 da en son yenilen (proleterler) 1848 de ilk elde yenilenler olacaktır. çünkü burjuva sınıflar daha işin başında onları yalnız bırakacaklardır.
"İşte Demir Kücükaydin’in Marksizmin paradigmasından koptuğu nokta tam da burasıdır. Sayfalar boyunca okur, aslında buraya getirilmek için hazırlanmıştır." diyerek konuyu aralamışsınız ama sanırım bu konuda işi aceleye getirmişsiniz. sizin getirdiğiniz noktaya kısmen de olsa değindim bakalım sonraki yazılarınız bunun üzerinden mi gidecek (öyleyse kötü!) yoksa daha başka varyasyonlar ile çeşitlenebilecek mi? (bu iyi olurdu!)
yalnız size tavsiyem alçakgönüllü olmanız ve demir'i bir hasım olarak görmemenizdir, yazdıklarınız bir yere kadar eleştiri ve yorum olarak değerlidir ama nezaket ve saygı bir dosttan, dahası bir muhalefet yoldaşlığından beklenen şeydir. sanırım bu çok da zor birşey değildir.
kolay gelsin,
ali ekber
Degerli xerab zeman
Elestirinin üslubunda ki sertlik, Demir Hocanin Marksizme karsi sertliginden kaynaklaniyor. Benim icin Demir Hoca tartismasiz her türlü gericiligi icinde devrimcidir. Onun politik durusunun paha bicilmez degerini gölgelesin diye Hocayi elestirmiyorum. Ben Marksizmin Devrimci özünü savunmaya calisiyorum , bunu yaparken Demir Hocanin da devrimciligini güclendirdigimi düsünüyorum.
Aslinda elestiri yoldascadir. Eger üslupta gereksiz carpilmalar varsa bu polemik tarihinin cinlerinden kurtulmayi basaramamaktan kaynaklaniyor.
Marksizmin polemik uslubunu kendi basina kirma gücüm yok, hocanin da "beni okuduklarini anlamaz" haline sokarken ayni cinlerce carpildigini biliyorum.
Diger konularda sizin gibi düsünmüyorum. Bu izleyen yazilarda (sanirim 2 yazi daha ) görünecektir.
Sevgi ve saygiyla