Vicdanım Kabul Etmiyor
Türkiye de bilindiği üzere askerlik hep kutsal bir görev olarak önümüzde durdu ve devlet bu görevin yerine getirilmesi dışında bir alternatife hiçbir zaman “kendince hayati gerekçelerle” izin vermedi, tahammül etmedi. Diyebiliriz ki işi, askerliği Türklüğün bir vasfı haline vardırıp, bir Türkün asker doğduğu genel yargısına kadar götürdüler. Öyle ki askerlik yapmayan kişilerin neredeyse ülke içi yaşam olanaklarını sonuna kadar kısıp, bir şekilde bezdirip ikna etmeye çalıştılar.
Hatta sosyal yönü ile öylesine illeri gidildi ki; bir Türk erkeğinin askerlik yapmaması durumunda erkekliğe geçiş yapamayacağını ve yadsınması gerektiği kanısı iyice yerleştirildi zihinlere. Sonrasında aşırılığı ile çok can acıtan milliyetçiliğin bir sembolü haline getirilerek iyice bulandırıldı her şey.
Askere gitmeyen bireyler ise gizli yaşadıkları için evlilik yapamamakta, çocukları varsa kimliğini çıkaramamakta, kısacası kaçak yaşamak durumundadırlar. Bu durum ise “sivil ölüm” diye adlandırılmaktadır.
Türkiye vatandaşları da zaten askerliğin fiziki zorluğu ve çekilmezliği gerekçeleri ile bu ret olayını gerçekleştiriyor ve gitmeme arzularını ordu içindeki birtakım nahoş hal , hareket ve tavırlara dayandırıyorlardı. Bunların yanı sıra dini, felsefi ve ahlaki inanış gerekçeleri ile de vicdani reti gerçekleştirenler mevcut.
Ama kimsenin aklına bir gün gelecekte ülke genelinde askerliğin yapılıp yapılmayacağı tartışmalarına varılacağı gelmiyordu. Böylesine sert bir kurumun, sert görevi, böylesi “hayati gerekçelere” dayanmasına rağmen yapılmaması düşünülemezdi! ! .
Ama ilginçtir bir ülkeyi bu görevden kaçınmakta olanlarla, ısrarlı bir şekilde korumak peşindedir devlet. Defalarca firar etmesine ve neredeyse defalarca küfür etmesine, bunun yanı sıra bu suçlarının sonucu olan cezalar kesilmesine rağmen halen ısrarla o askerin bu vatanı korumak zorunda kalıyor olması yada koruyor olması düşündürücüdür.
Bugünlerde özelliklede AİHM’e gitmiş birkaç Türkiye aleyhinde sonuçlanmış vicdani ret davaları bu kavramları tekrar tartışmaya açmış ve bir kere daha askerlik kurumunu sorgulamayı gerekli kılmıştır. Bu görevi yerine getirmemenin gerekçeleri ve nedenleri, bunları kabul görecek yada bunlara dair kanuni çözümler üretecek hukuki süreç diyebiliriz ki başlamış bulunmaktadır.
Avrupa’nın bir çok, askerliğin zorunlu olarak yapıldığı ülkelerde böylesi vicdani bir ret karşısında kanunlar daha uzun süreli olan arka hizmet diye tabir edilen farklı kamu hizmetlerinde çalıştırma yöntemini kullanmaktadır. Bunlardan Fransa, Belçika, İngiltere, İtalya gibi ülkelerde de zorunlu askerlik bulunuyor. Aslında Avrupa Konseyi 1987′de, İtalya, Yunanistan ve Türkiye'nin şerh koyduğu bir kararda vicdani ret kavramını tartışmış, Parlamenter Meclisi, 2001′de " vicdani ret" kabulü doğrultusunda bir karar yayımlamıştı.
Ancak bizim ülkemizde böylesi bir ret tavrı ortaya koyanlar hep sonu gelmeyen hapisler ve tekrar zorla görev yaptırımı ile karşılaşmışlardır. Son dönemde ise; Osman Murat Ülke’nin Türkiye karşısında kazandığı AİHM deki davası ile birlikte bu tartışmalar alevlenmiş ve benzeri örnekleri tekrar gündeme getirilmiştir. Bu örnekler arasında en çarpıcı olanı ise yehova şahidi dini inancına sahip olanların yaşadıklarıdır. Bu dini inanışa göre birisinden kan ve organ nakli alışverişi yapılamayacağı gibi askerlik yapmak ve ulus yada milliyetçilik gibi savunmalarda dine aykırı bulunmakta ve yasaklanmaktadır. Öyle ki bir yehova şahidi dini inancına sahip bir genç ağır bir kaza geçirmesine ve kurtulması için bir kan nakline ihtiyaç olunmasına rağmen buna izin vermemiş, ölmeyi yeğlemiştir.
Ancak geçenlerde Ankara’da bir askeri birlikte bu inancı gereğince eline silah almayan bir kişi komutana itaatsizlikten yargılanıp suçlu bulunmuştur. Buda dini ve ahlaki inanışların korunması tartışmalarını da birlikte getirmiştir.
Bunlar bir yana Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin “kölelik ve zorla çalıştırma yasağını" düzenleyen 4'üncü maddesinin 3'üncü fıkrasının (b) bendi "Askeri nitelikte bir hizmet veya inançları gereğince askerlik görevini yapmaktan kaçınan kimselerin durumunu meşru sayan ülkelerde bu inanca sahip kimselere zorunlu askerlik yerine gördürülecek başka bir hizmet” yaptırılmasını öngörüyor.
Ancak; Maddede yer alan “Askeri nitelikte bir hizmet veya inançları gereğince askerlik görevini yapmaktan kaçınan kimselerin durumunu meşru sayan ülkeler” tanımı burada o dinin yada ahlaki ve felsefi düşünüşün meşruluğunu yani tanınmasını gerektiriyor. Buda o konuyu yada olayı o ülkenin iç hukukunun ellerine teslim etmek anlamına geliyor. Fakat bu dini inanış 1986 yılında Yargıtay’ında verdiği bir kararla kanunca tanınmış ve ibadetlerine yasal olarak izin verilmiştir. Böylesi bir gerekçesi de bulunmamaktadır Türkiye’nin.
Türkiye de özelliklede bu durumda olan vatandaşlar bu itaatsizliği yaptıkları sayı kadar yargılanmakta, bir o kadar cezaevinde tutulmakla özgürlüğü elinden alınmakta, bunların yanı sıra 15 aylık bir süreli görev için hayatının uzun yılları çalınmaktadır. Hatta Ülke çocuğunu bu uzun koşuşturmalı süreçte görememiş ve ailesi ile birlikte olamamış, çalışmamış ile birlikte bir çok masrafı da ortaya çıkmıştır. Yani Ülke şahsında “sivil ölüm” gerçekleşmiştir.
Şimdi Türkiye de askerliğin istenilmeme durumunda yapılmaması yakın zamanda mümkün görünmüyor, ancak bazı Türkiye’nin de AİHM avukatlığını yapmış önemli hukukçuları durmadan ceza verilmesi ve bunun tekrar etmesi yerine, askerliğin yapılmaması durumunda verilecek standart bir cezanın getirilmesini öngörüyor. Bununla Türkiye’ye daha uygun bir çözüm bulunacağı ve gerçekleri ile örtüşeceğini varsayıyorlar.
Ancak AHİM’nin karar metninde de denildiği gibi; sorun askeri yasalarla, çözüm arayışları ile hal olacağa benzememektedir. Sorun belli ki ülkenin sosyal ihtiyaç gerçekliğinin görülmesi ve bu doğrultuda siyasi ve milliyetçi olamayan hukuki arayışlarla çözüme gidilecektir.
Çarşamba, 01 Mart 2006
- arjenazad ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
