Nasıl Bir Birlik, Nasıl Bir Enternasyonalizm Olmalı !

Günümüzde; nasıl bir komünist birlik, nasıl bir yeniden komünist enternasyonalizm olmalıdır sorusu tüm komünist hareketi düşündürmektedir. Komünist hareket kiminle birlik yapacağını kiminlede yürüyeceğini bilmeli ve doğru bir şekilde karar vermelidir.
Türkiye komünist tarihi birliklerle doludur. Eylem birlikleri, güç birlikleri ve siyasi birlikler oluşmuş ama bir türlü uzun soluklu ve mücadeleyi ime kazandıracak biçimde olmamıştır. Geçici eylem ve güç birliklerin dışında kalıcı siyasi birlikler oluşmuş olsada kısa sürede bölünmelere dağılmalara neden olmuştur.

Birlikler bir potada erime yerine, diğer gelenleri eritmeye çalışılmış ve kendi farksiyoncu anlayışı sürdürmeye çalışmışlar bu yüzden de birleşmeden ayrılmalar gündeme gelmiştir.
Teorik ve ideolojik olarak kendini yenileyerek gündeme ve sınıf mücadelesine öncülük misyonunu üstlenecek sisteme alternatif olmayı hiç bir zaman hedeflememiş sadece günü kurtarmak için, mücadele edilmiştir. Ama görülüyor ki, artık bu parça, parça bölünmüşlük içinde olma yerine köklü bir değişimle siyasi birliklerin gerçekleşmesi için her hareketin her komünistin bu uğurda adım atması gerekir.

Sorumlu davranarak görev bilinciyle hareket edecek Komünist örgütler ve partileri bu birlik için, bu uğurda çaba göstermek her komünist bireyin görevi olmalıdır.
Bu nesnel güç komünist hareketin ve sınıfın içinde her zaman vardır! Ama nesnel güçleri bir araya getirmekte sorun yaşanmakta birlikçi anlayışı bir türlü benimsemeyen sadece kendi fraksiyoncu ve örgütün den başka bir şey düşünmeyen anlayışlar her zaman birlikleri geliştirici mantık anlayışı ile değil, fraksiyoncu anlayışla birliklerin önünde ve içinde engel olmuşlardır. Buna dur demekde tabanda ki kadrolara düşmektedir.

Diğer bir yönü ise, marjinallığı aşamamış halen eski program ve ideoloji ve teorilerle hareket etmeye çalışan marjinal hareketlerin hiç bir zaman bu saydığmız birliklerin içinde yer alamamıştır. Marjinal hareketler varlığını yitirme kaygusu taşımaktadır. Marjinal hareketelere karşı siyasi ve teorik tartışma içerisinde birliğe çekmenin yolları denenmelidir.
Kendisini marksist komünist norumlar içerisinde ve sınıf mücadelesi için çaba göstermemiş kendisini geliştirme ve yenilemeyi düşünüp ve benimsemeyen marjinal hareketlerin birlik yapılsa ne olur yapılmasa ne olunur deme yerine komünist mücadelenin saflarına ve birliklerin içine bir kez daha çekilmesinde yarar görülerek dıştalaycı değil yapıcı bir anlayışla ikna edilmelidir.
Türkiye Komünist hareketi bu tür dıştalaycı örneklerle doludur önemli olan bu matığı bırakmak olmalıdır.
Ama komünist enternasyolanizmi oluşturmak içinde çaba göstermek her komünistin ve komünist hareketlerin görevi olmalıdır.

Geçmiş komünist enternasyonalizm nasıl doğmuştur? 3,üncü enternasyonalizm. Neden dağıldı? Bu gün bu ideolojik ve teorik sorun çözülmeden dünya komünist hareketi enternasyonel dayanışmayı sağlamanın koşulları varmıdır?

Proletarya enternasyonalizmi, sosyalizmin en temel, ama aynı zamanda içi en çok boşaltılmış, tanımı en çok değiştirilmiş kavramlarından biridir. Bu yüzden kavramın orijinal kaynakları, doğuş ve gelişme süreci içinde ele alıması, yeni olğulara yanıt verecek yönde geliştirilmesi gerekiyor. ’’İşçilerin vatanı yoktur!’’

Proleterya enetrnasyonalizmi düşüncesinin temel önermesi, Lenin deyimiyle ’’sosyalizmin temel gerçeği’’ Komünist Manifesto’nun bu ünlü sözleriyle formüle edilmiştir. Büyük ölçekli fabrika üretiminin yol açtığı üretimin genişlemesi, yeni pazarlara gereksinim duyan burjuvaziyi feodalizmin yerel sınırlarını aşıp yeryüzünün dört bir yanına koşmaya, her yerde olmaya, her yerde yerleşmeye, her yerde bağlantılar kurmaya zorladı. Sermayenin hareketinin sonucu olarak uluslararsı işbölümü ve dünya pazarı oluştu. Çeşitli ülkelerde, toplum bir yanda işgücünü pazarda satmak zorundaki mülksüz-özgür işçi ile, öte yanda üretim araçlarına sahip burjuvazi olarak birbirine düşman iki kampa ayrıldı. Üretici güçlerin evrensel gelişmesi, dünya pazarının oluşması, işçi sınıfının dünya-tarihsel varoluşunun temellerini attı.

Ancak, aynı temel, modern burjuvazi ulusal devletide yarattı. Mülkiyetini ve sömürüsünü içeriye ve dışarıya karşı koruma zorunluluğu duyan burjuvazi, ulusal devlet biçiminde örğütlendi. Burjuva devletin ortaya çıkışıyla, proletarya da kendisini sınıf mücadelesi alanı olarak burjuva anavatanın içinde buldu. Manifesto’da ’’İşçilerin vatanı yoktur’un hemen ardından gelen cümlede işçi sınıfının ulusla ilişkisi şöyle anlatılıyordu. ’proletarya, sözcüğün burjuva anlamda olmasa da, en başta siyasal egemenliği elde etmek, ulusun öncü sınıfı konumuna yükselmek ve ulusu bizzat oluşturmak yorunda olduğu ölçüde ulusaldır.’’

Uluslararası alanda varolmadan önce, ulusal düzeyde varolmanın gerekli olduğu bir tarih döneminde proletaryanın karşısına da ulusu oluşturmak görevi çıkabiliyordu. Proletaryanın ulusallıkla ilişkisinin birinci boyutu budur.
İkinci boyut burjuvaziyle savaşımın çerçevesi ve zemini olarak ulusal devletle ortaya çıkıyor. Bu ikinci boyutla ilgili olarak Lenin 1908’de, Anavatan, yani verili politik, kültürel ve toplumsal ortam, proletaryanın sınıf mücadelesinde en önemli faktördür diyordu. ’’Proletarya sınıf savaşımının siyasal, toplumsal ve kültürel koşullarına, sonuç olarak ülkesinin kaderine kayıtsız kalamaz. Ancak ülkenin kaderi, onu burjuva, yurtseverliği nedeniyle değil, sınıf mücadelesini etkilediği ölçüde ilğilendirir.’’ Ancak ister tarihsel, ister mücadelenin güncelliğiyle ilgili nedenlerle olsun ulusallık boyutu içerikte değil biçimdedir. (Lenin)

’’İçeriğinde değil ama biçiminde, proletaryanın burjuvazi ile savaşımı ilkin ulusal bir savaşımdır. ’’Manifesto burada bütün sorun, işçi sınıfının dünya tarihsel varoluşu ile burjuvaziyle önce bir ülke sınırları içinde hesaplaşması gerekliliği arasındaki ilişkiyi doğru anlamaktır. İşçi sınıfının varoluşu ve sınıf mücadelesi dünya pazarındaki işbölümüne göre belirlendiği ve bu sınıfın koşulları her yerde aynı olduğu için bu ilişkinin içeriği her zaman enternasyonaldir’’. (Lenin)

’’İşçi sınıfının dünya- tarihsel varoluşu gibi, proletarya enternasyonalizmi de kapitalizmin ürünüdür. Tüm işçilerin birliği, kapitalist sınıfın işçiler üzerindeki egemenliğini tek ülkeyle sınırlamamasından doğan bir zorunluktur. Değişik ülkeler arasındaki ticari bağlar artıyor ve yayğınlaşıyor. Sermaye sürekli olarak bir ülkeden ötekine geçiyor. Bankalar, sermayeyi birleştiren ve kapitalistlere kredi dağıtan bu büyük emanetçiler ise, ulusal kurumlar olarak doğuyor, sonra enternasyonalleşiyor, tüm ülkelerde sermaye toluyor ve bunu Avrupa ve Amerika kapitalistleri arasında dağıtıyorlar. Şimdi yanlızca bir ülkede değil, aynı anda birkaç ülkede birden kapitalist işletmeler kurmak üzere dev anonim ortaklıklar örgütleniyor. Kapitalistlerin uluslararası kuruluşları doğuyor. Kapitalist egemenlik enternasyonaldir. Bu nedenle, tüm ülkelerde işçilerin kurtuluş için savaşımı, ancak entenasyonal sermayeye birlikte yürürlerse başarılı olur.’’ (Lenin)

İşçi sınıfı dünyanın her yerinde aynı ortak özellikleri gösteren bir sınıftır. Tarihsel olarak belirlenmiş toplumsal üretim içindeki yeri, üretim araçlarıyla ilişkisi, emeğin toplumsal örgütlenmesindeki rolü ve sınıf düşmanı her yerde aynıdır.
Emeğin kurtuluşu bu nedenle yerel ve siyasal değil, enternasyonal ve toplumsal bir sorundur.

Proletarya enternasyonalizminin böyle bir nesnel bir temeli var. Ancak nesnel temel kendiliğinden enternasyonal bilinç ve örgütlenme yaratmıyor.
Kapitalizm altında, üretimin toplumsallaşması, merkezileşmesi ve uluslararasıllaşması tarihsel bir eğilimdir. Büyük ölçekli sanayi, işçileri de büyük birimler içinde toplar, üretimi olduğu gibi emeği de toplumsallaştırır. Ancak sermayedeki kendiğilinden siyasal merkezileşme, uluslararasıllaşma eğilimi emekte yoktur.

’’Bir kez, ulusal devlet çerçevesi, dil vb. Farklılıklar işçi sınıfı açısından aşılması kolay olmayan engellerdir. Ayrıca, eşitsiz gelişmeden, tarihsel ve toplumsal oluşumların başkalığından gelen farklılıklar var. İşçi sınıfının her ülkedeki toplumsal ağırlığı, sınıf savaşımın somut siyasal koşullarıda ülkeden ülkeye farklıdır. Sorunun can alıcı noktası şudur. Proletarya enternasyonalizmin gerçek yaşamda bulması, işçi sınıfının enternasyonal düşünce ve davranış yeteneği kazanmasına bağlıdır. Engels, proleter hareketin en güçlü enternasyonal bağını ideolojik birliğin oluşturduğunu yazıyor.’’ (K.Marks. F. Engles)

Dünya devrimi ve dünya düzeni bu bağın en özlü anltımıdır. Böyle bir ortak olmazsa enternasyonal bilinç ve davranış da olmaz.

Lenin 1915’de Uluslararası Sosyalist Komite’ye gönderdiği mektupta bir adım daha ileri gidiyor. Şunları yazıyor. ’’5-8 Eylül tarihlerinde yapılan konferasta kabul edilen ortak bakış açısının yetersizliğinde sizinle tamamen aynı görüşteyiz. Bu ilkeyi çok daha ayrıntılı ve özel biçimde geliştirmek, dayatan bir zorunluluktur. Hem ilke, hem de ortak pratik açısından gereklidir. Enternasyonal çapta birleşik eyleme etkinlik kazandırmak, hem temel ideolojik görüşlerde açıklığı, hem de bütün pratik eylem yöntemlerinde tam bir kesinliği gerektirir.’’ (Lenin)

Lenin proletarya enternasyonalizmin hayata geçmesi için ideolojik görüşlerde açıklığın yanı sıra eylem çizgisi ve taktiklerinde de birlik ve kesinlik arıyor. Bunları yazdığı zaman henüz ne Ekim devrimi yapılmıştır ne de kominterin vardır. Soruna ilkesel düzeyde yaklaşıyor.
Dünya işçi ve komünist hareketinin enternasyonal deneyimini aktarmak ve çözümlemek gibi kapsamlı bir işe girişmeden, Marx, Engels ve Lenin dönemi enternasyonal siyaset ve örgütlenmelerinden süzülen en temel ilkeler şöyle özetlenebilir. işçi sınıfının genel çıkarları, özel ve kesimsel çıkarların üstündedir. Dünya devriminin ve sosyalizmin çıkarları tek tek parçalardan öndedir.
’’proletarya enternasyonalizmi, en başta herhanği bir ülkedeki proleter savaşımın çıkarlarının dünya ölçüsündeki aynı savaşımın çıkarlarına bağlı kalınmasını gerektirir. ’’ (Lenin)

Dünya işçi sınıfının ulusal birlikleri, uluslararası hareketin gönüllü ve eşit üyeleridir. Konumu ve sınıf çıkarları her yerde aynı olan dünya işçileri ortak bir strateji, örgüt ve eylem çizğisine sahip olmalıdırlar.
2.inci ve 3. üncü Enternasyonalin deneyimlerine baktığımızda ikisinde de proletarya enternasyonalizminin burada özetlemeye çalıştığımız temel düşünce ve ilkelerinin yaşama geçirelemediğini görüyoruz. Birinci dünya savaşı öncesinde kapitalist ülke işçilerinin ve partilerinin çok büyük bölümü kendi burjuvalarının yanında sınıf kardeşlerine karşı savaştılar.

Ekim devrimi ile başlayan sürecin dünya devriminin büyüyememesi de proletarya enternasyonalizmi düşünce ve pratikleri üzerinde olumsuz ve nesnel bir etki yaptı. Tek ülkede sosyalizme mahkum ve mecbur olmak, emperyalist zincirden kopan ama zincirin tümünü çekemeyen halkaya son derece önemli ama çelişkili bir misyon yüklemiştir. Kapitalizmin yadsınmsı olan. Sovyet sosyalizmi, iktidarı yitirmekle reddettiği dünya sistemiyle yan yana yaşamak ikilemi arasında sıkışmıştır.
Lenin in başlanğıçta geçici olacağını düşündüğü barış içinde yan yana yaşama durumu, hem nesnel koşulların, hem de nesnelliğe boyun eğen siyasetlerin sonucu olarak kalıcı bir siyaset stratejesine dönüşmüştür.

Oysa daha o tarihlerde başta Lenin olmak üzere birçok önde gelen Bolşevik in söylediği gibi, Sovyet sosyalizmi ile uluslararası sermayenin barış içinde yan yana yaşaması olanaksızdı ve devrimin er yada geç uluslararası sermaye ile çakışması kaçınılmazdı. Çatışmanın er değil geç, sıcak ve toptan değil bir yıpratma savaşı biçiminde gelmesi tek ülkedeki sosyalizme zaman kazandırmış ama proletarya enternasyonalizmin ilkelerinin sulanıp çözülmesine de yol açmıştır.
Proletarya enternasyonalizmi düşüncesi tek sosyalist ülkenin varlığına ve korunmasına indirgenmiş. Tersinden söylenirse, dünya devriminin çıkarının üzerine çıkarılmıştır.

Protetarya enternasyonalizmden uzaklaşmada en önemli nedenlerde biri, değişik ülkelerden işçiler arasında en güçlü bağ olan ideolojinin bu özelliği yitrmesidir.
Proletarya enternasyonalizminin bir bilinç ve örgütlülük durumu olması, komünist partilerine üyelerini ve işçi sınıfını enternasyonalist ruhta eğitme görevi verir. Oysa, ne sovyet işçileri, ne de Batı avrupa işçileri böyle bir eğitimden geçtiler.

Bugün tüm dünyada yaşanmakta olan Küresel kapitalizmin iflası ile dünyada liberal demokrasi de iflas ederek saçılma ve parçalanma süreci hiç bir biçimde artık Liberal demokratik bir karakter taşımamak üzere tedavülden kalkmıştır.
Parçaların ve özellerin varoluş ve birbirleriyle ilişki biçimleri emperyalist hegemonya ve terör koşullarında gerçekleşiyor.
Parçacılık ideolojisi bu egemenlik karşısında son derece edilgen ve kabülcüdür. Hiçbir biçimde bu egemenliğe karşı çıkmıyor, yaklaşımın doğası böyle bir çıkışı öngörmüyor. Parçalanmış atomize olmuş, örgütsüz çevre ve yerel odaklara dayanacağını ileri sürülen demokrasicilik oyunuda böylece bozulmuş olunuyor..

Bu yaklaşım dünya süreçlerindeki enternasyonalleşme eğilimine yanıt vermekten de, emperyalist-kapitalist egemenliğe altarnatif olmaktan da uzaktır.
Emperyalist egemenlik dünya çapındadır. Gücünü, egemenliğine meydan okuyan dinamiklerin küresel birliğini ve hareketini önleme yolunda kullanıyor. Irk, ulus, din, dil, temelindeki bütün bölünmeler bu amaca hizmet ediyor.
Proletarya enternasyonalizmi, Komünistlerin icat ettiği bir belgi değil, varlığını gerçeklikten alan, işçilerin ve tüm ezilenlerin uluslararası çıkar ve amaç birliğini anlatan bir ilişkidir.
Sermaye ihracı, sermayenin enternasyonelleşme sürecinin önemli bir aşamasıydı. Sonucu emperyalistler arası rekabeti kızıştırmak, ve paylaşım savaşına yol açmak oldu. Şimdi, küresel sermayede (Mali sermayede) çokuluslu şirketlerle birlikte birleşmiş enternasyonel olmuşlardır.

Proletarya enternasyonalizmi, yanlız işçi sınıfının savaşım ve kurtuluş gereksinimine değil, dünyanın nesnel gidişine, üretim ve toplum yaşamının dünya çapında planlama ve örgütlenme isteğine, tüm insanlığının lehine yanıt verebilecek tek çözüm yoludur. Burjuvazinin tersine, işçi sınıfının çıkarları, kendi koşullarını korumayı değil, onlardan kurtulmayı gerektiriyor. Bugün dünya kapitalist emperyalizm can cekişmekte küresel kapitalizm iflas etmiştir bu tarihi süreci değerlendirmek komünistlerin tekrar ayağa kalkması bir zorunluluk olarak durmaktadır.
Bu gerçek değişmemiştir. Tarihsel misyon ile gerçek durum arasında büyük bir boşluk olduğu açıktır. Komünist bir yaklaşımla ele alındığı zaman, proletarya enternasyonalizmi bir ideoloji ve bilinç sorunu, sosyalist olup olmamakla bir nitelik sorunudur.

Enternasyonal olmayan bir komünizm düşüncesi ve sosyalizm tanımının dışındadır. En küçük komünist nicelik bile enternasyonal bir niteliği temsil etmek durumundadır. Proletarya enternasyonalizmi ilkesini varoluş nedenimize, temel amacımıza eşdeger tutmamız, komünist birey ve komünist örgütlerimizi enternasyonal ruhta eğitmemiz, ve uluslararası gelişmeleri izleme, dünyanın değişik yerlerindeki devrimci sosyalist hareketlerle ilşki kurma, dayanışma görevlerini başta almamız gerekiyor.

Bugün komünistlerin içiçe geçmiş iki temel görev var. Kendi ülkelerinde güç olmak ve en başından uluslararası işçi hareketinin bir üyesi bilinciyle davranmak. Güç olmak, işçi sınıfı hareketiyle birleşme yeteneğini. Bu yetenek gerçekten enternasyonalist olmaya, enternasyonal hareket ve örgütlenmeye gerçek katkı ise olmaya bağlıdır. Bugünün koşullarında enternasyonlizm devrimci-komünistler açısından bir aciliyettir.

Mehmet ÖZCAN