Namusa We Mırına Me.(Sizin Namusunuz, Bizim Ölümümüz)
Bu yazıyı yazamaya karar verdiğim an bile içim çok acıdı. Rahmetli annemin bize anlattığı bir hikâyeyi hatırladım.
Bir Kürt kızı ile delikanlısının masum aşk hikâyesi. Anlatırken hem hüzünlenir, hem onaylar gibi anlatırdı. Çünkü ona göre de doğrusu buydu. Ona da böyle öğretilmişti.
Kızın adı Besse. Delikanlının adını hiç öğrenemedik. Ne gerek vardı adlara değil mi. Birbirine aşık iki genç bu kadar masum bu kadar temiz.
Besseye çılgezi(kırk örük) besse derler. Besse başında kofisi saçları çılgezi yani köyün güzeli, Bir gün verir yüreğini, bir karakaşlı kara gözlü Kürt gencine. En olmamamsı gereken olmuş, Besse aşık olmuştur.
Ama ailesinin Besse üzerine daha farklı hesapları vardı. Besse çok güzeldi, iyi bir başlık parasıyla verebilirdi zengin birilerine. Kabul etmediler bu aşkı. Setler ördüler. Ama bu iki gencin yüreği, hiçbir engeli dinlemedi.
Dağlara gideceklerdi, dağlar herkesi kucaklardı, onları da kucaklayıp, koruyacaktı. Olmadı dağlar sahip çıkamadı bu masum iki aşığa.
Buldu Bessenin babası onları. Tuttu kızının saçlarından yerde sürükledi. Oysa ne çok severdi babası Bessenin saçlarını. Durdular bir yerde. Bessenin gözlerinde korku babanınkinde öfke. Tek bir silah sesi duydu Besse.
Bu sevdiğiydi. Giden, ölen sevdiğiydi. Koruyacak kimse kalmamıştı uçup gitmişti sevdiği.
İçi çok yanmıştı. Ağladı birden sevdiği için.
Babası boynuna sarıldı Bessenin. Boynundaki boncuklar yere döküldü. O boncukları, babası almıştı oysa. Kızının güzel boynuna. Bıçağını çıkardı baba, yüreğine saplayacaktı kızının. O yürek ki aşık olmuştu. Bunun cezası ölümdü. Birden aklına Bessenin, evlerinin duvarındaki resim geldi, bir adam vardı oda çocuğunu öldürüyordu. Babasına sormuştu bir gün, ''neden ödürüyor, bu adam çocuğunu'' diye. Oda bu İbrahim Peygamber dedi. Çocuğunu Allah yoluna kurban ettiğini söylemişti.
Besse düşündü. Peki ben ne yoluna kurban ediliyorum şu an? Kana bulandı birden ortalık ve babasının ağzından bir şeyler döküldü.
”namus”…
Empati kurmak yaralar insanı bazen buda onlardan biri.
Hikâye çok tanıdık değil mi. Son yılar da nerdeyse her gün duyar olduk kadın cinayetlerini, intiharlarını. Adliyedeki dosyalara ve gazetelerin üçüncü sayfalarına “namus cinayeti” diye düşer.
Namus adına işlenen cinayetler geleneklerin insan üzerindeki etkilerinin vahim ve kabul edilemez örneğidir.
Nasıl oluyor da dünya nüfusunun yarısı kadınken, bir azınlık pisikolojisiyle yaşıyoruz. Genel anlamda kadın olarak yazmak istemiyorum. Bu işi uzmanlarına,kadın örgütlerine,kadın akademisyenlere bırakıyorum.
İçinde bulunduğum coğrafyadan Kürdistan’dan bir Kürt kadını olarak yazacağım. Derdimi meramımı ne kadar anlatabilirim bilemiyorum. Dilim döndüğünce anlatacağım sizde dinleyin dostlar…
Kürdistan’da Kadın… Bu iki kelime yan yana geldiğinde bile acının, dramın büyüklüğü çıkıyor ortaya.
Bu topraklarda süren savaş, gözyaşı ve ölümler içimizi yakarken. Çocuklarımızı gelip koparırken işgalci güçler bizden, yaşadığımız ve bize yaşatılan ölümler yetmiyor ki birde biz öldürüyoruz çocuklarımızı.
Peki ne için, kimin için?
“namus” için…
Sahi neydi bu namus, nasıl bir kavramdı ki canını öldürebiliyordu insan.
Namus kelimesi; nomos tan gelmiştir. Arapça ve Farsçadan geldiği düşünülür. Ama eski Yunanlılardan alınmıştır. Nomos kelimesinin anlamı`;iktidar, kanun, kural anlamındadır. Türkçeye zamanla namus olarak yerleşmiştir.
Türk dil kurumuna göre kelime anlamı ‘bir toplum içinde ahlak kurallarına karşı beslenen bağlılık’(ki burdaki ‘ahlak’ kelimesi ayrı bir tartışma konusudur)
“namus” dışardaki insanlara göre; karım, kızım, bacım, kadının iffeti, dinin emri, erkeğin şerefi, kadının erkeğe ittati vb.
İşte bu dostlar…
İki -üç cümleye sığdırılmış bir kavram.
Ve bunun için öldürülüyoruz her gün. İki cümle için.
Sizin için neydik, bu kadar mı ucuz yaşamımız. Hiç mi sevmediniz bizi.
Evet sevmediniz bizi! Doğduğumuzda ağladınız. Biz istemeden verdiğiniz bu yaşamı, çok zalimce geri aldınız ellerimizden.
Yaşamalarımız hakkında kararlar vererek, kuma, berdel vererek de öldürdünüz. Fiziki olarak öldürmesen bile öldürmüş sayılırsın.
Evet sevmediniz bizi!
Oysa biz sizi çok sevdik. Baba olarak, eş olarak, aile olarak.
Ama biz ölmedik biliyormusunuz?
Yaşıyoruz. Gece rüyalarınız da, gündüz vicdanlarınız da.
Allı güllü elbiselerimizi giyemedik, saçlarımızı rüzgarlarda savurup koşamadık, aşık olamadık…
Sadece sizlerin ‘namus’u olduk…
- Dilek Jiyan ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

Kadının Kürtleşen Kaderi
Merhaba. Dilek hanım yazınızı çok içtenlikle ve üzülerek okudum. Bir erkek olarak insanın incindiği ve yaralandığı bir yazıydı. Özelliklede bazı noktalara öyle deginmişsin ki; bölge kadın sorunun can damarı noktaları çok iyi tespit etmişsin. Bu yüzden ayrıca tebrik ediyorum sizi. Kürt halkıyla birleşen ve benzeşen bir kaderiniz var. İkinizde çoksunuz ama azınlıkların bile statüsüne giremeyenlersiniz. Bunuda çok güzel ifade etmişsiniz. Kadın sorununu daha özelden ve daha yerelden anlatabilmek çok önemli ve siz bunu çok iyi yapmışsınız. Saygı ile selamlar.