61 Cesur İnsan
İsrail’in Gazze’ye saldırmasının ardından ortaya çıkan yıkım, katliam ve dehşet tablosu birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de antisemitizmi, yani Yahudi düşmanlığını, iyice körükledi.
Şeriatçıların ‘lanetli kavim’ diye dillerine doladıkları Yahudilere karşı basında ve İnternet sitelerinde kullandıkları ırkçı ve faşizan dil, günümüz Türkiye’sinde antisemitizme karşı duyarsızlığın dibe vurduğunun bir göstergesi oluyor. Irkçı Klu Klux Klan’ın ‘Yahudiler. Zenciler ve köpekler giremez’ şeklindeki ilanlarına nazire yaparcasına Eskişehir’de ‘Bu kapıdan Yahudiler ve Ermeniler giremez, köpeklere giriş serbesttir’ pankartlarıyla yapılan eylem buna en son örnek.
Gerçi azınlık düşmanlığı TC için yeni bir olgu değil. Genç Cumhuriyet’in Adalet Bakanı Mahmut East Bozkurt’un ‘Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır, Türklere hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı!’ şeklindeki ırkçı ve şoven açıklamaları Avrupa’da faşizmin ve Nazizm’in yükseliş döneminin ideolojileri ile örtüşüyordu. Geçmişte milliyetçi/ulusal saiklerle yürütülen azınlık düşmanlığına bugün dinci bir boyut eklemlenmiş bulunuyor. Müslüman olmayan azınlıklara küfür etmek artık tam anlamıyla bir ‘serbest atış alanı’.
Antisemitlik rüzgarın bir fırtınaya dönüştüğü böylesi bir ortamda, sipere çekilip fırtınanın geçmesini sessizce beklemek sanki en iyisi… Üstelik İsrail’in yaklaşık 1,5 milyon insana gün be gün uyguladığı saldırının sonuçlarını gördükçe de kafayı siperden çıkarmak pek içinizden gelmez.
Bunu yapabilenler için ise, böylesi bir konjonktürde Yahudi düşmanlığına karşı çıkmak, kasırganın gözüne yürümek gibi bir şey olsa gerek. İşte antisemitizme karşı bir bildiriyi gecen hafta imzaya açan 61 kişi tam da bunu yapmış oluyor.
‘Antisemitizm Bildirisi’ güzel bir dayanışma örneği. İsrail’e karşı öfkenin kabardığı ve tüm Yahudilerin İsrail devleti ile aynı kaba konulduğu bir ortamda 61 insanın ortak bir protesto metninde anlaşabilmiş olması bile bir başarı. Son günlerde bazı gazete köşe yazarlarının, bu kadarı da fazla oluyor diyerek, antisemitlik saldırılara karşı çıkmalarına böylesi bir bildirinin yazılmış olmasının yardımcı olduğunu sanıyorum.
Antisemitizme karşı çıkmak hiç bir şekilde İsrail devletinin uyguladığı Siyonizm politikalarını aklamak anlamına gelmez. Aksine, Siyonizm’in Avrupa ve Rusya’daki antisemitizme bir tepki olarak doğduğunu ve antisemitizmle sürekli beslendiğine bakarak Siyonizm’le mücadelede Yahudi düşmanlığının çok geçersiz bir yöntem olduğunu söyleyebiliriz.
Salt Yahudiler için bir devletin ideolojisi ve uygulaması olan Siyonizm modernite çağında tam bir anakronizmayı ifade eder. Siyonizm’in, Müslüman Arapların yasadığı bir coğrafyada tarihsel bağlarını ileri sürerek, salt Yahudilere özgü bir devlet kurma projesi sömürgeci ve işgalci bir girişimdir. Yerini mutlaka İsrail’in Yahudi ve Filistinli vatandaşları için olduğu gibi, yurtlarından ve topraklarından olmuş Filistin halkı için de barış ve özgürlük anlamına gelecek demokratik ve laik bir cumhuriyet alacaktır.
Ne yazık ki Gazze’ye atılan her bomba ve öldürülen her Filistinli ile iki halkın bir arada yaşayabileceği bir çözüm arayışı daha uzaklara itilmiş oluyor. Ama gene de imkansız değil. Gazze saldırısına karşı İsrail’deki muhaliflerden güçlü bir tepki geliyor. Barış Blok’unun (Gush-Shalom) gecen Cumartesi günkü protesto yürüyüşüne katılan 10 bine yakın insan ‘Öldürmelere son! Ablukaya son! İşgale Son’ sloganlarıyla ve ateşkesin derhal sağlanması için yürüdüler.
Ancak, Siyonizm’in alt edilmesinin temel önkoşullarından belki de en önemlisi Filistin halkına geri dönüş hakkının tanınması ve kendilerine tüm İsraillilere tanınan hakların verilmesi. İki toplum arasındaki yaraların sarılması ve Siyonizm’in Filistin halkına uyguladığı haksızlığın üstesinden gelinmesi için geri dönüş hakkı olmazsa olmaz bir talep. İki devlet, iki toplumlu federasyon ya da tek devlet altında birlik opsiyonları ancak geriye dönüş hakkının sağlanmasının ardından bir anlam kazanacaktır. Yoksa Gazze Şeridi’nde getto koşullarında, Batı Şeriat yakasında ise duvarla ve yasadışı yerleşim noktaları ile bölünmüş bir şekilde yaşayan Filistinlilerle İsrail arasında kalıcı bir barış sağlanamaz, demokratik bir çözüm gerçekleşemez.
Bunun nasıl sağlanabileceğine gelince, Güney Afrika’da aparteid rejimine karşı verilen mücadele örnek olmalı: eli ayağı düzgün bir kurtuluş hareketi + etkin bir iç muhalefet + boykot dahil uluslararası baskı.
Bu denklemde antisemitizmin bir yeri yoktur, olmamalıdır.
Özellikle, İsrail devletini yıktık yıkacağız, Yahudileri denize dökeceğiz gibi retoriklerle kitlelerin öfkelerini arkalarına almak isteyenlerin amaçları Filistin sorununun demokratik olarak çözümü hiç değil. Bu türden referansların sosyalist solun içinde bir yeri olmamalı. Ne denli militan ve anti-emperyalist bir kılığa bürünseler de, İslamcı hareketlerin kuyruğuna takılmak İran devrimi örneğinde olduğu gibi sol için intihar anlamına gelecektir. Antisemitizme karşı bildirinin bu konuda da ikaz edici bir yanı var.
Kutlarım bildiriye imza atanları.
Dario Navaro
17 Ocak 2009
Antisemitizme hayır! Bildirisi için bkz. http://antisemitizmehayir.blogspot.com/
Not: bu yazı www.acikgazete.com ‘da yayınlanmiştır
- Dario Navaro ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

antisemitizm suçlaması ve cesaret
Sayın Navaro,
Israil Yahudi devletinin zamana yayılan bir etnik temizlik yürüttügü bir savaşın/ işgalin sadece katliamların yogunlastıgı bir evresinde antisemitizme karsı bildiri yayınlayan ve imzalayanları kutladıgınız yazınızı okurken insanın katliamlara karsı çaresizlik duygusunun yanı sıra trajik bir ızdırap duymaması olanaklı degil.
61 cesur insan öyle mi? Neyse ki israil askerleri hiç de "korkak yahudi" ırkçı klişesine uymadıklarını gösterdiler. Israil Yahudi devleti her eleştirildiginde Başbakan dahil herkesin antisemit olmadıgını kanıtlamaya calıştıgı bir dönemde cesur olmak için antisemitizme karsı bildiri yayınlamak gerekiyor demek ki ! Ve neyse ki Eskisehir'de üç tane faşist, kendisini "yahudilerin devleti" olarak tanımlayan Israil'in Ortadogu'nun grift dengeleri içinde en önemli askersel müttefikinin saf-Türk milliyetçi devleti oldugunu anlayacak zekadan yoksun çıktılar ki beyni dagıtılmıs çocuk ölülerinin üzerine, eski bir gazete parçası örter gibi antisemitizmi kınayan ve bu arada sola da haddini bildiren bir bildiri örtülebildi.
Tüm emperyalist ülkelerde bugün müslüman olmanın başlı basına bir barbarlık, gerilik, potansiyel teröristlik şüphesi çektigini bilmeyecek kadar dünya kamuoyunun egilimlerinden bihaber olamazsiniz ama olsun size ve Anti-diffamation Ligue'e göre "fırtına" yahudilere karşı esiyor. Rumları ve ermenileri bir cografyayı etnik saflaştırma hedefi ile tehcire tabi tutan, kürtleri en azından kültürel soykırımdan geçiren devlet kurumsal ırkçılıgının bilançosuna bir de taciz edilenler olarak yahudileri sonradan iliştirdigimizde aslında tehcir-deportasyon ve etnik saflaştırma dolayımı ile suni ulus-devlet kurma pratiklari açısından Israil ve T.C nin ne denli benzeştiklerini görmemek için gerekli vicdan perdesi de inmiş mi oluyor?
Işte bu yüzden, sizin iddia ettiginizin aksine, herkes "seçilmis halkın" cesur ve pazulu devletinin 62 yıldır isgal altında tuttuklarına yaptırdıgı kan banyosunun bitmesini bir kez daha sadece biraz sızlanarak bekledi. Cesaret, kendisini yahudi devlet olarak tanımlayan bir savaş makinasının sadece katliamlarına degil, emperyalist vurucu güç olarak yürüttügü role, kurucu resmi tarih yalanlarına karsı çıkmak (mesela "halksız bir toprak ve topraksız bir halk" miti) ve direniş örgütlerine destek olmaktı. Az sayıda da olsa Israil'de ve diaspora'da buna cesaret eden yahudiler var. Onlar da antisemitizm degil "kendinden nefret eden yahudi" damgasını yiyorlar.
Bugün sadece siyonizmi ve onu da toplu kıyım yaptıgında orantısız güç kullandıgı için protesto etmek politik ve etik olarak hiç bir anlam tasımıyor. Siyonizm ve kemalizm bir anakronizm degil Ortadogu'da emperyalist politikalar uyarınca diger halkların özgürlüklerinin bastırılması için gerekli olan ve sadece ulus-devlet ihtiyacı ile ilintili olmayan devlet ideolojileridir bu yüzden Israil ve Türkiye'de halkin ezici çogunlugu bu ideolojileri -resmi ideolojideki evrime ragmen-hem formel hem samimi olarak benimser. Yine iddia ettiginizin aksine Israil devleti yahudiler sözkonusu oldugunda demokratiktir ve siyonizm laik bir projedir.
Kudüs yahudi baskenti olarak tanımlandıkça, tüm deportasyon yasamıs filistinliler 1967 sonrasında işgal edilmis topraklarına dönemedikçe, Israil ırkçı-kapitalist uluslararası bir oligarşik savaş aygıtının batı uygarlıgını temsil eden ön müfrezesi olarak yıkılmadıkça, emperyalist ülkelerde, örgütlü yahudilik ( musevi bireyleri kasdetmiyorum) emperyalist ekonomik-askeri-politik uluslararası hakim sınıf içinde yer almaya devam ettikçe ve bu oligarsi her elestirildiginde antisemitizm suçlaması yapanlar oldukça, direniş örgütleri ile israil savaş makinasi en hakkaniyetli durumda bile aynı kefeye kondukça, islamcı hareketlere israil devletine tanıdıgınız mesruiyeti tanımadıkça ortak yasama ve barış kavramları, Ortadogu'da güçlünün digerinedayattıgı bir statüko anlamına gelecektir.
Iste bu yüzden ben size antisemitizm kavramının neden anakronik hale geldigini biraz düsünmeyi, eger bu kavramin içinin boşalması tehlikesini biraz olsun görüyorsanız tabi, samimiyetle öneriyorum.
Eskişehirli odunpazarından fırlamıs ırkçılara gelince... merak etmeyin sayılarının pek çok oldugunu biliyorum. Eger ABD ve Mossad'dan gelen kontrgerilla destegi ve uzi ihracı olmazsa Türkiye solu o odunlarla daha kolay başa çıkar.
Saygılarımla.
Murad Akincilar