Kadın için özgürlüğün tek yolu ölümdür!!!
Dünyamızın temel sorunlarından biri olan ve her ülkede kendini hissettiren kadın sorunu bazı ülke ile bölgelerde yoğunlaşmakta ve durum olarak daha aciliyet arz etmektedir.Böylesi ülkeleri örneklemek gerektiğinde,bunlar arasında en başatı İran’dır demek mümkündür.Cinseler arası çelişkinin büyük bir uçurum halini aldığı ve sosyal yaşamında ataerkil anlayışın ciddi derecede etkili olduğu bir ülke olan İran,kadın sorunu dış etkilerden bağımsız iç işleyişle alakalı olan ülkelerden en dikkat çekici olanıdır.Bu nedenle kadın sorununu evrensel boyutta ele almak gerektiğinde İran’ın bu anlamda dünyadaki yeri sorgulanmalı ve belki de bir çıkış noktası olarak görülmelidir.
İran,dünya medeniyet tarihinde önemli bir yer edinmiştir.Çok köklü ve geniş bir kültür mirasına sahiptir.İran kadınları için yapılacak bir araştırma yada değerlendirmenin daha anlaşılır olabilmesi için bu tarihsel derinliklere gitmek bir zorunluluk olsa gerek.Şöyle tarihisel bir geçmişe yolculuk etmek gerekirse İran minyatürlerine bakmak-ki burada bütün geçmişi ortaya koymak imkansızdır- başlı başına yeterli olacaktır.Bazı İran minyatürlerine baktığımızda;kadınların açık saçları beline kadar,başını bir taç ya da başlık süslüyor. Erkeğiyle birlikte çalıp söylüyor, şarap içiyor.Çok samimi kucak kucağa minyatürler var.Güzel erkekli ve kadınlı minyatürler kadının İran toplumundaki yerini anlatır durumda.Bunun yanı sıra bu dönem zarfında İran kadını ev içinde tek söz sahibi ve egemen bireyidir.
Zerdüşt öğretilerine de baktığımızda kadının durumu çok farklı değildir.Zerdüşt dini inancına göre tanrı kadın ve erkeği bir arada ve birbirine arkadaş yaratmıştır. Arkadaşlar arasında eşitliği temel alan bu inançta kadın ve erkek eşit olarak kabul edilmektedir. Zerdüşt inancını gelişip yayıldığı bölgelerde çok eşliliğin azaldığı ve tek eşliliğin arttığı görülmüştür.
Kadının,eşitliğe dair yaşadığı sorunların en az olduğu bu dönemlerden ortaçağa kadar bir ikinci plana geçiş ve sınırlama,kısıtlamalara doğru bir evriliş gözlemlenmektedir.Özelliklede Safevi devleti zamanında ülkede Şii taraftarlığının gelişmesi,resmi bir geçerliliği olması ve İslamiyet’in bu kanaldan topluluğa ulaşması ile birlikte bir molla grubu ve bu grubun tekelinde dini bir otorite peydah olmuştur.Şii inancın yerleşmesi ve molla otoritesinin güçlenmesi ile birlikte kadınında toplumdaki statüsünde eş zamanlı ve eş oranlı bir geriye atılma gelişmiştir.Bu ortaçağ öncesine göre böyledir.
1926’da yönetimi ele geçiren pehlevi hanedanının ilk kralı Rıza han döneminde bir dinden sıyrılma ve modernleşme çabası ortaya çıkmış,dini etkilerin kırılması amacı ile kadınların kara çarşaf giyinmeleri yasaklanmıştır.Daha sonra şahın yerine oğlu geçmiş.Amerikan Hükümeti sosyal iyileştirmeler ve ekonomik modernizasyonlar yapması için Şah’a baskı yapmıştır.Beyaz Devrim adıyla bu işe girişen Şah, devrimin hızını çok yüksek tutunca dini çevrelerden ve küçük yerleşimlerde yaşayanlardan tepki almıştır.
Özellikle ulema(molla) adlı dini liderlerin aynı zamanda büyük toprak sahibi olmaları ve toprak reformunun onların aleyhine olması ve seçme seçilme haklarının Müslüman olmayanlara da tanınması ve sürekli yükselen enflasyon nedeniyle Şah’ın otoritesine karşı çıkanların sayısı hızla arttı.Bu süreçte oy kullanma hakkı gibi kadınlara dair reform girişimleri de olmuştur.Pehlevi’lerin yönetime gelmelerinden sonra genç öğrenciler, devrimlerin çabucak tamamlanmasını; tutucu Müslümanlar ise devrimlerin tamamen kaldırılmasını ve şeriata dönülmesini istiyor ve her iki grup da Şah yönetimine saldırıyordu.Ekonomideki kötüleşme bir çok protesto hareketlerine yol açmış ve Şahta bunları bastırırken aşırı güç kullanımına gitmiştir.Çok sürmeden ciddi başkaldırılar ve grevlerle Şah ülkeden kaçmak zorunda bırakıldı.
Şah’a karşı tepkiler ve protestolarda İran kadınlarının da konumu çok önemli idi.Kadınlar siyah çarşaflar giyerek,bu yasağa karşı geliyor Şah yönetimine tepkilenip Şah’ın devriliş sürecini hızlandırıyorlardı.Doğrusu kadınların tepkileri bir dini sahipleniş ve karşı çıkış değil,aksine yasaklı bir şeye karşı durmak ve bunu kadına yönelik bir yasağı çiğnemekle gerçekleştirme amacı taşımaktaydı.Yeni gelen molla oligarşisine bu yönü ile kadınların büyük katkı sunduğu söylenebilir.Ancak bu katkı mollaların iktidarı ele geçirmesi amacı ile değil,mevcut iktidarı devirmek amacı ile sunulmuştu.
Günümüzdeki durumun yaratıcısı olan molla oligarşisi,kadına yönelik hiçbir dayanağı olmayan ancak İslam’a büründürülen kurallarla kadınlar üzerinde inanılmaz bir baskı oluşturmaya başladı.Yeni süreçte kadınlar artık bir erkek egemenliği altında sert kuralların hakim olduğu,kadının şiddete,baskıya maruz kaldığı,devlet eli ile yaratılmış sosyal bir gerçekle karşı karşıya bulunmaktalar.İslami yönetimin hakim olduğu İran’da kadına uygulanan bu şiddet, genellikle dini öğretiler ve namus anlayışı tarafından destekleniyor. Buna karşı çaresiz kalan kadınlar ise tek alternatif olarak intiharlara başvuruyorlar. “Katledilmeler, recmetme, ağır işkencelere maruz kalma, tutuklamalar, idam gibi yöntemler, kadına yönelik uygulanan şiddet türleridir”
Üniversiteyi kazanıp okumakta ısrar ettiği için aile tarafından bıçaklanan genç kızların sayısı ciddi boyutlarda iken,Şirazda yakın süreçte Fehime Şiraz adlı bir kadın bu nedenle öldürülmesi buna iyi bir örnek teşkil etmektedir.İran’da kadına uygulanan işkence yöntemleri de erkeklerinkinden farklı olmaktadır.Bu yöntemlerden bazıları; aşağılayarak ezme, kırbaçlama, çok ısınmış demirlerle dağlama, sırtında buz tabakalarını kırma, buzlu sudan çıkarıp üzerine kaynar su dökme, tırnak sökme, cinsel organına özel işkence yapma, asma, vücudunu ısırma, elektrik verme şeklinde uygulanıyor.”
Zorla evlendirme, aile ve çevre baskıları, dövülmeler, boşanmaya mecbur edilme, berdel evlilik, yaşamdaki huzursuzluk, işten ve çalışmadan zorla koparılma, taciz ve tecavüze maruz kalma, güvensizlik v.s. kadını yaşamdan soğutup intihara itmektedir.Aslında bu intiharların tümü sisteme karşı birer itirazdır.Bunun yanı sıra bu kadınların cenazeleri normal mezarlıklara gömülmüyor, çünkü İslam’da intihar yoktur ve kendini öldürme tanrının işine müdahale etmek anlamına gelir” deniyor.
Yasalarda bu sömürünün bir yönü ve ortağı durumunda.Kadınlar yasada erkekten daha aşağı bir konumda hep.Kadın bir evlilikte şahitlik bile yapmamaktadır.Bunun gerekçesi ise yasalarda iki kadının bir erkeğe karşılık gelmesi dolayısı ile kadının yarım insan durumunda bulunması ve şahitlik yapılamaması öngörülüyor.Gene aynı yasalarda Kız çocukları 9 yaşından sonra kadın ve yetişkin sayılıyor,bu yaştaki çocukların tesettür giymesi zorunlu kılınıyor.Erkekler ise 15 yaşından sonra yetişkin sayılıyor.Tabi cezalandırılma ve yasaların öngördüğü uygulamalara 9 yaşındaki kız 15 yaşındaki erkekle eşit şekilde oransız,ölçüsüz bir şekilde tabi oluyor. Erkek karısının haberi bile olmadan onu boşayabilir ama kadının boşanma hakkı yok.Yurt dışına çıkmak,pasaport çıkarmak, çalışmak erkeğin iznine bağlı.Yasanın 300.maddesi ise çok kısa ve net ; “Eğer bir Müslüman kadın öldürülürse kan diyeti erkeğin yarısıdır.”Bu erkeğin yarısı olması anlamını veriyor.
Cinsellik büyük bir tabu.Okullarda asla konuşulmuyor .Bir liseli genç cinsellik durumu için aynen şunları belirtiyor;“ cinselliği nereden öğreneceğiz hiç bilmiyoruz.Erkeklerin tek konusu kız,kızlarında erkekler.Ben de genç evliliğe inanıyorum.Kız erkek ilişkisi evlerde gizli sürüyor,gizli olduğu için de istenmeyen bir çok facia yaşanıyor” diyor.Gençler artık ülkede büyük cezalara tabi olmamak için erken yaşta evliliğin kucağına atıyor kendisini.Sistem tamamen çaresizlik içinde bırakıyor onları.Lise din kitabında kadının gerçek rolü bölümünde Erkeğin kadını sevmesi ve yardımcı olması öğütleniyor ama yapmazsa da bu kadının yapması gerekendir deniyor.Yani sevme ve yardımcı olma işinin erkeğin arzusuna bağlı yapması gereken bir işken kadın için bir görev halini alıyor.
İran’da kadınlar için özgürlük diyebiliriz ki ölmekle mümkün olabiliyor.Öyle ki intiharın bir seçim olması bize bunu apaçık gösteriyor.Sosyal açıdan kadını erkeğin karşısına koyduğumuzda,kadına bir ikinci olma şansının bile verilmediği görülüyor.Genel olarak ele alınıp,bu ayrıntılara bakıldığında kadınlara karşı tutumun çağlar öncesi bir ilkellik ve gericilik durumunda olduğu gözlenebiliyor.Ancak kadınların özverili mücadelesi ve bu uğurda ödediği bedellerle birlikte eğitim hakkını sahiplenme,sivil örgütlenmelere gitme,siyasal sürece katılma gibi bazı sınırlı kazanımları elde edilebiliniyor.Süreç içinde iktidarın kadın sorunu karşısında zorlandığı ve bu nedenle bazı tavizler vermekte olduğu görülüyor.Bu anlamda kadınların durumu düzeltmek için verdikleri mücadele ile bir iyiye doğru gidişat söz konusu.
Diğer taraftan ABD’nin de Ortadoğu’ya yerleşmesi ile birlikte artık İran devletinin bu konuda daha temkinli ve tavizkar davranacağı aşikardır.İran yönetiminin hareket alanındaki bu daralmayı İran halkı kullanabilirse ciddi gelişmeler ve kazanımlar elde edilebilinir.Sonuç olarak denebilir ki;son süreç İran kadın mücadelesi açısından bulunmaz bir fırsat doğurmuştur,bu dönemde yükseltilecek direniş ve mücadele çabaları her zamankinden daha çok sonuç verecek,kadınları özgürlüğe daha yakın tutacaktır.
Pazartesi, 26 Haziran 2006
- arjenazad ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

Sevgili arjenazad
Öncelikle yazınız için teşekkürler.Size kısa bir sorum olacak.Yalış anlamadıysam yazınızın son paragrafında ABD'nin Ortadoğu'ya yerleşmesiyle Kadın hareketinin (yada iran halkının hareket)alanının genişleyebileceğini söylüyorsunuz.Peki Sömürgeci bir ülke nasıl oluyorda oradaki halka hareket alanı sağlıyor.yani onların hareket alanı sağlıyorum derken kökten bir sömürüye uğrama gibi bir durumları oluşmuyormu....Daha cok kendi içerisinde bu dinamiği sağlayamaz mı sosyal hareketler ve kadın hareketi...