"Ermeni Kardeşlerimden Özür Diliyorum" Kampanyası Üzerine
"Ermeni Kardeşlerimden Özür Diliyorum"
Kampanyası Üzerine
Bilindiği gibi, Ali Bayramoğlu, Baskın Oran, Ahmet İnsel ve Cengiz Aktar öncülüğünde "Ermeni Kardeşlerimden Özür Diliyorum" kampanyası başlatıldı. Kampanyaya Türk ve Kürt Aydın, Sanatçı, Yazar ve Sosyalistleri tarafından önemli bir destek sunuldu.
Kampanya’nın başlatılması, toplumda ciddi bir tartışmayı da başlatmış oldu. Eğer sadece bu açıdan değerlendirecek olsaydık, toplumun yok saydığı ve unutmaya çalıştığı hafızasını tetiklediği için, bu Kampanyanın oldukça önemli bir işleve sahip olduğunu ve sempatiyle bakmamız gerektiğini söyleyebilirdik. Ama mesele sadece bundan ibaret olmadığı için, bu Kampanya’ya destek vermediğimiz gibi, sempati de gösteremiyoruz.
Bu tavrımızın nedenlerine geçmeden önce, bu Kampanya’nın bizim için sürpriz olmadığını belirtmek isteriz.
Yaklaşık on yıl önce Almanya’da, Nazizm döneminde katledilen Yahudilerin yakınlarına ve eğer yaşıyorlarsa toplama kamplarında zulüm gören Yahudilerin kendilerine tazminat ödenmesi ve bu yolla Yahudi toplumundan özür dilenmesi için benzer bir kampanya başlatılmıştı.
Kampanya, Almanya’daki her kesim tarafından büyük bir coşkuyla karşılanmış, Naziler dışında her kesim bu kampanyaya destek vermişti. Sanki herkes bir utancın yükünden kurtulmak için bir fırsat bekliyormuş.
Alman toplumunun bu ucuz yollu temizlenme ahlakını anlamak bizim açımızdan zor olmamıştı. Çünkü bu toplum da, maddiyatın yaşamın efendisi olduğu diğer toplumlar gibi, her şeyin bir bedeli olduğunu düşünen bir toplumdu; başarısına karşılık mükâfat alarak yücelme, suçuna karşılık ise nakdi bedelini ödeyerek suçundan arınma ahlakına sahipti.
Ama Alman solununun bu kampanyaya destek vermesini anlamamıştık. Öyle ya, Alman solunun Nazi Almanyası döneminde işlenmiş olan suçlarla ne alakası olabilirdi ki?
Eğer Alman solu bu kampanyaya kendi suçluluğundan dolayı değil de, tarihte haksızlığa uğramış bir topluluğun haklılığını savunmak için sahip çıkıyor idiyse, Sosyalist solun tarihe ve tarihsel olaylara yaklaşımı bu olabilir miydi?
Bu mesele üzerinde epey bir tartışma yürüttükten sonra kavradık ki, Solcu da olsa Alman Alman’dı. Alman solcuları kendilerini Alman etnisitesinin birer ferdi olmaktan kurtararmışlardı.
Nihayetinde Almanya’daki kampanya amacına ulaştı. Nazi toplama kamplarından sağ kurtulmuş ve halen yaşamakta olan birkaç yüz Yahudiye ve Nazi kamplarında katledilen yahudiler adına da onların yakını olan birkaç yüz Yahudiye tazminat ödendi ve emperyalist Almanya tarihinin bu sayfası da bu şekilde kapatılmış oldu. Artık Alman Milleti rahat bir nefes alabilir, başları dik olarak Avrupa Birliği projesinin başına geçebilirdi. Öyle de oldu.
Biz, Almanya’daki bu kampanyayı teşhir ederken, benzer bir kampanyanın da yakın zamanda Türkiye’de gündeme geleceğini ve tarihin bu yolla temize çekilmek isteneceğini yazmıştık. Bu öngörümüzde yanılmamışız.
“Ermeni Kardeşlerimden Özür Diliyorum” kampanyasına gelecek olursak, herşeyden önce şunun bilinmesi gerekir ki suç, miras gibi kuşaktan kuşağa devredilen bir olgu değildir. Aynı şekilde affetmek de baba ve anadan çocuklara geçen bir hak değildir. Dolayısıyla da geçmişte işlenmiş bir cinayetin hesabı bugün yaşayan kuşağa sorulamayacağı gibi, cinayetin kurbanı olanlarla sosyal bağı ya da kan bağı olanların da, ölenler adına, cinayeti işleyenleri ve onların ardılı olan kuşakları affetme hakkına sahip değillerdir.
Dahası, bu hususta kimse kimseyi temsil edemez. İnsanlar, geçmiş tarihte yaşananlar konusunda taraf oldukları sürece, geçmişte yaşanmış olanların kavgasını sürdürme hakkına sahiptirler. Örneğin bugün Türklerin önemli bir çoğunluğu, 1915’de Ermenilere ve Süryanilere karşı işlenmiş suçları savunmaktadırlar, bundan dolayıdır ki 1915’de işlenmiş olan suçun ortağıdırlar. Ama eğer durum bunun tersi olsaydı, yani Türkler, geçmişte işlenmiş olan cinayetleri savunmuyor ve mahkûm ediyor olsalardı, geçmişte işlenmiş bu suçların doğrudan suç ortakları olarak görülemeyecekleri gibi, bu durum onlara, geçmiş adına, katledilenlerden ve katledilenlerle aynı aidiyetlere sahip olan bugünkü ardıllarından özür dileme hakkı da vermezdi.
Bu, onlara ancak ve ancak, geçmişte işlenmiş olan suçlarla bağlarını koparma imkânı verirdi, ama suç ortaklığının bir bütün olarak ortadan kalkmasına da yol açmazdı. Yani, “Biz, geçmişte yaşananları suç olarak kabul ediyor ve bunu mahkûm ediyoruz” demek, geçmişte işlenmiş suçların ortağı olmaktan kurtulmak için yetmezdi?
Peki, o halde suç ortaklığından kurtulabilmenin önkoşulu ne olabilirdi?
İster Ermenileri ve Süryanileri katleden ve katledilenlerden artakalanlarını sürgün eden bir devletin vatandaşları olan Türkler için olsun, ister Yahudileri katleden Alman devletinin vatandaşları olan Almanlar için olsun, isterse de Amerika’nın ve Avustralya’nın yerlilerini katlederek bu coğrafyalara yerleşen ya da oralardaki zenginlikleri talan eden Avrupalı devletlerin vatandaşları için olsun; geçmişte işlenmiş suçlarla suç ortaklığından kurtulabilmenin yegâne yolu, bu devletlerin, kültürel, tarihsel, sosyal, siyasal ve iktisadi bütün değerlerini ve mirasını radikal bir biçimde reddederek ondan kopmak ve ayakta kalmasına yol açan bütün dayanaklarını ortadan kaldırmak için mücadele etmektir.
Yoksa, hem Avrupa’ya taşınmış zenginlikten pay alıp, hem de geçmişte Kızılderililere, Aborjinlere ve Siyahlara karşı yapılanlardan dolayı özür dilemek söz konusu olamaz. Ya da, hem “Ne mutlu Türküm diyene” diye nara atıp, bu coğrafyada yaşamış olan ya da yaşayan başka toplulukların ve uygarlıkların yok edilmesi yoluyla kurulmuş olan Türk devletinin varlığını kabul edip, sonra da geçmişte yapılanlarlardan dolayı özür dileyerek geçmişte işlenmiş olan cinayetlerle bağını koparmak söz konusu olamaz.
Geçmişte işlenmiş suçlardan dolayı sorumlu tutulmak isteyenlerin atacakları ilk adım, geçmişte işlenmiş cinayetlerin bir sonucu olarak var olmuş ve bugün de varlığını sürdüren ne varsa, onu reddetmektir.
Örneğin bugün Batı’da yaşayıpta, geçmişte işlenmiş suçlardan dolayı sorumlu tutulmak istemeyenlerin atacakları ilk adım, Batı’nın kapılarının dünyanın yoksullarına açılmasını savunmak ve dünyadaki yoksulluğu paylaşmak için adım atmak olmalıdır.
Yine aynı şekilde, Türkler, eğer geçmişte işlenmiş suçların ortağı olmak istemiyorlarsa, atacakları ilk adım, Türk devletinin varlığını, onun dayandığı değerleri ve Türklüğün yüceltildiği kültürü reddetmek, bugün Türkiye diye tarif edilen coğrafyada yaşayan ya da yaşamak isteyen her bireyin eşit ve gönüllü otraklığına dayanan bir yaşam için mücadele etmek olmalıdır.
Suç, ceza ve özür ya da af meselesine gelince; bir suçtan dolayı özür dileme ve affetme hakkına sahip olanlar, yalnızca ve yalnızca doğrudan bu olayı yaşamış olanlardır. Aksi bir düşünce kişi üzerinde topluluğun tasarruf hakkını savunmak anlamına gelir ki, bu da kişi hakkına, kişinin yaşama hakkına saygısızlıktır. Bu anlayış, feodal kültüre aittir. Feodal kültürde öldürülen kişi adına, bu kişinin ait olduğu aile ya da sosyal topluluk pazarlık yapma ya da ‘kan parası’ karşılığında karşı tarafı affetme hakkına sahipti.
Bir başka sorun ise gasp edilen mülkler ve zenginliklerdir. Yani gerek 1915 senesinde, gerek sonraki yıllarda katledilen Ermenilerin, Süryanilerin ve Rumların gaspedilen ve gasp yoluyla Türkleştirilen mülklerinin, gerekse de Avrupalılar tarafından gaspedilen Afrika’nın, Asya’nın ve Amerika’nın zenginliklerinin ne olacağı, cevaplanması gereken bir sorudur.
Esasen özür kampanyasının mantıki sonucu olarak, bu kurbanların mülklerinin de bugün onların adına özür kabul etme hakkını kendilerinde bulanlara devredilmesi gerekiyor.
Peki, bu doğru mudur? Eğer bu tartışmayı bu minvalde sürdürecek olursak, yani meseleye özür kampanyası yürütenlerin penceresinden bakacak olursak, adaletin tecelli etmesi için gasp edilen mülklerin de sahiplerinin yaşayan yakınlarına devredilmesini savunmak gerekir.
Hayır, tartışmayı bu biçimde sürdürerek bir yere varmak mümkün değildir. Çünkü, eğer bir yerde bir mülk varsa, bu, mutlaka bir başkasının yoksunluğunun sonucu olarak oluşmuş demektir. Sözün özü, mülkiyetin kendisi hırsızlıktır.
Bundan dolayıdır ki mülkiyet hakkı savunulamaz, hele hele sosyalistler tarafından hiç mi hiç savunulamaz.
Varsyalım ki, Alman devleti 1933-45 arası yıllarda Yahudilerden gasp ettiği altınları ve mülkleri bugün geri vermek istiyor. Peki, bu durumda bunları kime verecek? Dünyadaki bütün Yahudilere mi? İsrail devletine mi? Yoksa, geçmişte bu mülklerin ve altınların sahibi olanların bugün hayatta olan yakınlarına mı?
Aynı şey Avrupanın bütünü için geçerlidir. Avrupa’nın zenginliği, Afrika’nın, Asya’nın ve Amerika kıtasının talanınna dayanmaktadır. Eğer bugün Avrupalılar bu suçtan kurtulmak isteseler, bu durumda bu coğrafyalardan gasp edilen zenginlikleri kime geri verecekler? Olmaz ya, diyelim ki Afrikalı ve Asyalılara verilecek, peki bu kime ve neye göre verilecek?
Keza aynı şey, katledilen ve mülklerine el konulan Ermeniler, Rumlar ve Süryaniler için de geçerlidir. Bugün Türk devleti karar alsa ve gasp edilen mülklerin sahiplerine geri verilmesini kararlaştırsa, bu mülkler, yaşıyorlarsa sahiplerine, eğer yaşamıyorlarsa yaşayan yakınlarına mı verilecek?
Diyelim ki bütün bunlar mümkündür; peki, sosyalistlerin bu tür bir tartışmanın tarafı olup, mülkiyet hakkını ve mülkiyet hakkının devredilmesini savunmaları doğru mudur?
Sosyalistler, mülkiyet tartışmasının bir parçası olamazlar. Sosyalistler için önemli olan mülkiyetin kimin elinde bulunduğu değil, mülkiyetin varlığıdır. Sosyalistler, mülkiyetin düşmanıdırlar ve onun el değiştirmesi için değil, onun ortadan kalması için mücadele ederler.
Eğer “Özür Kampanyası”na dönecek olursak, en başta da belittiğimiz gibi, geşmişte katledilenler adına, onlarla sosyal bağı ya da kan bağı olanlar ne katledenleri, ne de katledenlerle kan bağı ya da sosyal bağı olanları affetme hakkına sahip olmadığı gibi, katledenler ile sosyal ya da kan bağı olanların da katiller adına özür dileme hakkı olamaz.
Gerek katledilenlerle, gerek katledenlerle kan ve sosyal bağı olanların, gerekse de tarihin tekerleğini ezilenlerden ve yok sayılanlardan yana çevirmek için mücadele edenlerin yapmaları gereken; bu katliamları yapanları ve bu katliamları savunanları mahkûm etmek ve onların yaratmış oldukları tarihi, kültürü, devleti, sınırları ve bütün değerleri tarihin mezarlığına gömerek, bu coğrafyada yaşayan ve yaşamak isteyenlerin eşit ve gönüllü birliğine dayanan bir yaşam örgütlemek olmalıdır.
Özelliklede bu kampanyanın sosyalist unsurlarının bu meseleyi bu biçimde kavramaları gerekmektedir.
Bu kampanyanın sosyalist unsurları açısından bir başka tuzak ise, milli etnisite tuzağıdır. Kendisini Türk ya da Kürt etnisitesinin bir parçası olarak gören imzacıların, ait oldukları tabiyet adına utanç ya da gurur duymalarıdır. Ama sosyalistler kendilerini herhangi bir milli etnisetinin parçası olarak görmediklerinden, ne söz konusu milletin başarılarıyla övünürler, ne de söz konusu etnisitenin utancını kendi utançları olarak kabul ederler.
Sosyalistler, hiçbir ulusun ve ulus devletin işlemiş olduğu suçları savunmayacakları gibi, ezilenler adına ezilenlere karşı suç işlemiş ya da yanlış yapmış Sosyalist öncüllerinin de bu olumsuz miraslarının savunucusu olmazlar ve bundan dolayı özür dileme yükümlülüğü duymazlar.
- rozsa ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

özür, etnisiteden olmamak ve sosyalizm
sayın rozsa,
siz kendinizi hiç bir etnisiteden görmüyorsunuz, peki pratik olarak bu mümkün müdür? bir insan politik olarak sizin gibi bir sürü reddiye ortaya atabilir ama bunları acaba pratik olarak da reddetmesi ne kadar olanaklıdır?
yazınız yanlışlarla dolu ve fakat isabetli olanlar da bu yanlışların kurbanı olmakta... örneğin etnisite reddi bir politik duruş olarak doğrudur ama bu pratik olarak mümkün değildir ve siz lafzi olarak reddiyeler manzumesinden sosyalist tavırlar çıkarmaktasınız. örneğin siz kimliksiz veya pasaportsuz dolaşıyor musunuz?
bir insanın hiç bir ulustan olmaması pratik olarak mümkün değildir ve biz a-nasyonalistler ancak ayrı bir din veya mezhep olarak ortaya koyabiliriz. şu uluslar içinde ise ancak bir mezhebizdir. yani bunları pratik olarak reddetmek mümkün değildir ve siz de yazınızda hiç bir pratik cevap (buna politika denir) üretemiyorsunuz. siz böylelikle aslında politikasızlığı savunmaktasınızdır.
yazınızdaki yanlışlara bir örnek vereyim; şu mülkiyet meselesi... size göre dağıtılacak mülk veya tazminat özel şahısların eline geçerse bu kötüdür... acaba marksizm bu türden mülkiyete karşı mıdır? hiç sanmam... benim öğrendiğim marksizmde, "üretim araçlarının" mülkiyetine bir karşı koyuş vardır... yoksa kişilerin kendi özel mülklerine karşı bir politika yoktur... sizin de geldiğiniz okul sanırım stalinizm dediğimiz bir bozulmadır...
suç bireyseldir ve toplum bu suçla cezalandırılamaz... şeklindeki savunu bir sosyalistin tavrı değil, bir burjuva liberalin de savunduğu bir duruştur. ama siz bunu savunmakla kendinizi sanki diğerlerinden (burjuva demokratından) ayrı bir (sosyalist) tavır gibi göstermeye çalışıyorsunuz.
bir örnekle bitirelim; bir katil öldürdüğü bir insanın servetine el koyar ve kendisi de bu fani dünyadan çekildiğinde mirasını ailesine bırakır. ailesinin bu suça ortaklığı elbette ki düşünülemez ama yine de bir ayrıcalık yaşanmıştır ve mağdurlara borçludur. bu serveti hakça bölüştürmelidir ve buna başlangıç için pratik bir adım atmalıdır; özür dileme ve tazminat ya da ayrıcalıklarını paylaşma...
ezen bir ulustan bir devrimci de ne kadar karşı olursa olsun nihayetinde ayrıcalıklı bir konuma sahip olarak yetişmiş ve varolmuştur. ve kendisi şimdi pratik bir adım atmalıdır ve işi geleceğe ertelerse karşısındaki onu "geveze" olarak görmekten vazgeçmeyecektir.
selamlar
ali ekber
Xebar'a cevap
Merhaba Xebar,
Doğru anlamışsın, ben kendimi herhangi bir etnisitenin parçası olarak görmüyorum ve bu, pratik ve ideolojik olarak mümkündür diyorum. Neden olmasın ki?
Eğer bir komünist politik reddiyelerini pratik olarak da benimseyip hayata geçiremiyorsa, öncelikle kendi komünist kimliğini sorgulamalıdır.
Mesela bir komünist, hem aileye karşı çıkıp, hem de aile kuramaz. Çünkü aile, toplum düşmanı bir kurumdur ve toplumcu bir yaşam örgütleyebilmenin önündeki engelerden başlıcasıdır.
Ya da bir komünist hem insanın insan tarafından sömürülmesine karşı çıkıp, ardından da işveren olup insan sömüremez. Eğer bunu yapıyorsa, öncelikle kendi komünist kimliğini sorgulaması gerekir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.
Diyorsunuz ki,"örneğin etnisite reddi bir politik duruş olarak doğrudur ama bu pratik olarak mümkün değildir.."
Ben bunun tam tersini düşünüyorum. Bir etnisiteye ait olmadığını politik olarak savunmak daha rizikoludur, çünkü bu senin kitlelerle bağ kurma şansını büyük ölçüde engeller. Ama pratik olarak kendinde bunu reddetmen gayet basittir.
Bu birazda, aslında Allaha inanmayan, ona bağlılığın hiçbir gereğini yerine getirmeyen, ama cemaat içerisinde Tanrıya inancı bütün birini oynayan bir insanın durumu gibi bir şey. Özcesi, bir şeyin kişisel olarak reddi çok daha kolaydır.
Bir yerde diyorsun ki, "örneğin siz kimliksiz veya pasaportsuz dolaşıyor musunuz?" Açıkcası bu soruyu neden sorduğunuzu anlayamadım.
Benim hiçbir alternatif politika üretemediği iddia etmişsin. Buna da cevap vermeyeceğim. Çünkü benim yazımın tamamında, doğru olanın ne olması gerektiği mevcuttur.
Aynı şekilde mülkiyet meselesini de anlamamışsın. Birincisi ben, "dağıtılacak mülk veya tazminat özel şahısların eline geçerse bu kötüdür..." türünden bir şey yazmadım. Ben, mülkiyetin kendisinin bir hırsızlık olduğunu, haklı bir mülk olamayacağını ve komünistlerin böyle bir tartışmanın parçası olmamaları gerektiğini yazdım.
Tabii ki Marksizm, mülkiyet düşmanıdır. Eğer Marksizim'den sen başka bir şey anlamışsan, bu başka bir tartışma konusudur ve burada bu tartışmayı sürdürmenin bir anlamı yoktur.
Benim, Stalinizmin okulundan geldiğimi ve bu saçmalıklarımın bunun bir ürünü olduğunu yazmışsın.
Yok, senin sandığın gibi değil. Benim o okulla bir alakam olmadı.
Ama şu kadarını söyleyeyim, ulusal sosyalizim gibi, uluscu sosyalistlik de Stalinzmin bir icadıdır. Dahası İkinci Enternasyonal tarafından icad edilmiş, Stalinizmin iktidar olduğu yıllarda da dünya çapında yaygınlaştırılarak, dünya komünist hareketinin neredeyse tamamına bulaştırılmıştır.
Bana yazdığın cevapta sözünü ettiğin, "servetin hakça bölüştürülmesi" meselesine istersen hiç girmeyelim.
Çünkü servetin olduğu yerde zaten haksızlık vardır, dolayısıyla da burada hakça bir paylaşım olmaz.
En son cümlene ilişkin bir iki söz: Ezen ulusun devrimcilerinin ayrıcalıklı olarak yaşamış olmalarının yükünde kurtulabilmelerini yolu özür değil, o ayrıcalıklı ulusun ya da "ulus devlet'in değerlerini dinamitlemektir.
Rozsa
Sosyalistler, hiçbir ulusun
Sosyalistler, hiçbir ulusun ve ulus devletin işlemiş olduğu suçları savunmayacakları gibi, ezilenler adına ezilenlere karşı suç işlemiş ya da yanlış yapmış Sosyalist öncüllerinin de bu olumsuz miraslarının savunucusu olmazlar ve bundan dolayı özür dileme yükümlülüğü duymazlar rozsa
asıl suçlular işlenen suçun karşısında sessiz kalan yada gerekçe uyduranlardır....aslında mağdurdan fazla vede önce bu suçu ortaya koyup yargılamayı beceremeyenlerdir...bulunduğun alanda bir sosyal-siyasal-kültürel suç işleniyorsa.. bunu engelleyecek ortamı yaratamadığın, için sorumluluk duymak devrimciliğin gereğidir. örneğin bir yere kürtlerle ilgili bir linç olayı yaşandığında ben buna karşı çıkamamışsam, yada orada olup dikilememişsem yada hesabını soramamışsam bunun ezikliğini hep yaşarım bu anlamda zaten bir özür borçluyumdur...çoğaltılır...
bu ülke bu şeklide yaşanan bir yığın dolaylı ama bence kesin suç ortaklıkları ile doludur...
bu ülkede onca katliam oldu sol bunların çoğunu es geçti.. hemde benim işim sınıf işidir bahanesiyle..
m. suphiler katledildi.. sscb sustu.. m. suphilerin ardılları katil sisteme hep payanda oldu. o sürece güzellemeler düzdü.
şeyh sait isyanına tavır alma(ki doğru bir tavırda sergilenmedi) ile yapılan zulumün teşhiri karıştırıldı..
dersim keza...ve 30 yıldır süren bir zulüm fırtınası..
bu süreçlerde sayın sosyalistlerimiz ne yaptı.. ya izledi yada yapılanlara gerekçeler buldu.. yada her iki tarafı haşladı!!??
bu topraklarda yapılanlardan kimse kendini veraste tutamaz..
ya el konulan bir ermeni evinde bağındadır. yada bir bağı mutlaka vardır. mazlum ile tarihsel bağı olan zaten bağırıyor....
yaşatılanları teşhir öncelikle bulunduğun toplumsal yapı adına özürle başlar yani bunu hissettiğini göstermekle..bu işlev senin suç ortağı olduğun anlamına gelmez..
sen insani tavrını gösterip, mazluma empeti adımı atıyorsundur
bu kampanya ve katılımlarla ilgili eleştirileri anlayabilirim ama ben özür dilemem mantığı ve gerekçeleri bence dolaylı sahiplenmeye giden ilk basamaktır. madem hiç bir şeyin sorumluluğunu kabul değil, toplumsal anlamda hissetmiyorsun.. o zaman bir çok sorun senin sorunun da değildir.
ben mazlum olsam böyle anlardım...
saygılarımla
suat
Suat'a Cevap
Suat Kardeşim,
Bana yazdığın cevapta, benimi eleştirmişsin yoksa içini mi dökmüşsün anlayamadım.
Eğer beni eleştirdiysen, şunu söylemeliyim ki, senin eleştiri ya da suçlama olarak dile getirdiklerinin ne benim yazımla bir alakası var, ne de benim durduğum yerle.
Ben, ne suçu kişisel görüyorum, ne işlenen suçlar karşısında sessiz kalınmalı diyorum, ne de işlenen suçların hesabı sorulmasın diyorum.
Bilakis,işlenmiş her suç ve suçu işleyenler mahkum edilmelidir diyorum.
Ama bunun yolunun imza toplamak ve karşılıklı özür dilemek olmadığını düşünüyorum. Neden böyle düşündüğümü de yazımda uzun uzadıya anlattım.
Daha sıcak bir olay olduğu için Kürtlere karşı işlenmiş ve işlenmekte olan cinayetler üzerinden mantığımı bir kez daha izah etmeye çalışayım.
Biliyoruz ki, son 30 yıl içerisinde katledilen Kürt sayısı onbinlerle ifade edilmektedir.
Milyonlarca Kürt sürgüne gönderilmiş ve Kürt coğrafyası talan edilmiştir.
Bir an için şöyle düşünelim, aradan yüz sene geçecek ve bir grup Türk ortaya çıkacak ve diyecekler ki, "Geçmişte Kürt kardeşlerimize yapılanlardan dolayı özür diliyoruz!"
Ve varsayalım ki yüz yıl sonranın Türk rejimi ve halkı da "Evet, yanlış yapılmış, özür dileriz." diyor. Ve Yüz yıl sonra hayatta olan Kürtler de "Tamam biz de sizi affettik" diyorlar. Ve bu mesel böylece kapatılıyor. Şimdi sana soruyorum, tarihi bu şekilde temize çekmek mümkün müdür? Ya da şöyle sorayım, yüz yıl sonranın Kürt kuşakları, bugün bu acıları çeken Kürtler adına tarihi temizleme hakkına sahip midirler? Ben diyorum ki hayır!
İki nedenden dolayı hayır diyorum. Birinci neden şudur: Hiç kimse bir başkasının yaşamış olduğu acı adına, ona acı çektirmiş olanların mirasçılarını affetme hakkına sahip değildir. İkinci neden ise şudur: Tarih bu şekilde temize çekilemez.
Özür dilemenin olmasa da, geçmişte işlenmiş olan suçların ortağı olmamanın yolu, geçmişten devralınan mirası (devlet, ülke, mülk, tarşh vs. vs.) reddedip, başka bir uygarlık kurmaktır.
Hatırlarsın, geçtiğimiz yıllarda gerek Kanada, gerekse de Avustralya devletleri, bir grup yerliyi parlamentolarına davet edip, geçmişte yapılanlardan dolayı özür dilediler. Biz de bunu mu istiyoruz?
Ne garip değil mi, Beyazlar, yerli nüfusun %90'ını yok etmişler ve coğrafyanın bütün zenginliğini gap edip, bütün dünyanın egemeni olmuşlar ve bugün bu egemenliklerini devam ettirebilmek için katliamlar yapmaya devam ediyorlar, ama aynı zamnda da bir grup yerliden özür dileyerek tarihi temize çekmeye çalışıyorlar. Milyonlarca insan da bu şaklabanlığı 'ileri bir adım" diye alkışlıyor.
HAyır, hiçbir şeyin özürü olmaz. ama işlenmi bir suçun ortağı olmayı reddetmek mümkündür. Bunu yoluise özür değil, işlenmiş olan suşların sonucu olarak kurulmuş uygarlı reddetmektir.
Sevgiyle kal.
Rozsa
tarihsel sorumluluk nedir?
sevgili rozsa...
yazdıklarım çok açık ve net idi...
tarihsel sorumluluklar ile organik(kişisel-grupsal-etnik) sorumlulukları karıştırılmamalı.
"""asıl suçlular işlenen suçun karşısında sessiz kalan yada gerekçe uyduranlardır....aslında mağdurdan fazla vede önce bu suçu ortaya koyup yargılamayı beceremeyenlerdir...bulunduğun alanda bir sosyal-siyasal-kültürel suç işleniyorsa.. bunu engelleyecek ortamı yaratamadığın, için sorumluluk duymak devrimciliğin gereğidir. örneğin bir yere kürtlerle ilgili bir linç olayı yaşandığında ben buna karşı çıkamamışsam, yada orada olup dikilememişsem yada hesabını soramamışsam bunun ezikliğini hep yaşarım bu anlamda zaten bir özür borçluyumdur...çoğaltılır..."""
"""yaşatılanları teşhir öncelikle bulunduğun toplumsal yapı adına özürle başlar yani bunu hissettiğini göstermekle..bu işlev senin suç ortağı olduğun anlamına gelmez..
sen insani tavrını gösterip, mazluma empeti adımı atıyorsundur""
açık değilmi sevgili rozsa.. ayrıca......
""HAyır, hiçbir şeyin özürü olmaz. ama işlenmi bir suçun ortağı olmayı reddetmek mümkündür. Bunu yoluise özür değil, işlenmiş olan suşların sonucu olarak kurulmuş uygarlı reddetmektir."""
ben sisteme karşıyım demekle.. sistemin yaptıklarından sorumlu olamayacağını nasıl söyleyebilirsin...
kişiye gruba sorarlar.. sen bunlar olurken nerdeydin, ne kadar karşı çıkabildin, karşı çıkıpda bir bedel ödedin mi.. hadi o tarihte fiziki olarak yoktun, o dönem yaşayanları, övünçle anıyorsan, takip ediyorsan onların tarihsel sorumluluklrındaki eksikliklerede sahip çıkman gerekir ve ayrıca.. ne kadar dillendirildi teşhir edildi.. bu topraklarda kimin derdi oldu..
kısaca sevgili rozsa belki size kişisel olarak bir şey diyemem ama türkiye de sol bu anlamda sürekli sınıfta kalmıştır. bu anlamda büyük sorumlulukları vardır. sisteme karşıyım, deyip sıyıramaz.
halende öyle..
burnunun dibinde yaşananları görmeyip, elini taşın altına sokmayıp(gerekçe yine aynı ben sınıfçıyım!!)olana çamur atmakla meşkulken filistinle yada marsdaki ezilenlerle uğraşıyor!!
"""bu kampanya ve katılımlarla ilgili eleştirileri anlayabilirim ama ben özür dilemem mantığı ve gerekçeleri bence dolaylı sahiplenmeye giden ilk basamaktır. madem hiç bir şeyin sorumluluğunu kabul değil, toplumsal anlamda hissetmiyorsun.. o zaman bir çok sorun senin sorunun da değildir.
ben mazlum olsam böyle anlardım..."""
keşke mazlum olsaydım da.. bu tarihsel vebali boynumda taşımasaydım.. buna razıyım inan...
saygılarımla
suat
sayın rozsa,
sanırım yazdığım yorum tarafınızdan anlaşılmıyor ve belki de dil farklılığı var. mümkün olduğu kadar açık bir yorum yapmakta fayda görüyorum ve siz de buna dikkat ederseniz çok sevinirim çünkü amaç tartışarak öğrenmek...
ben pratik olarak ulussuz olunamayacağını anlamanız için bir soru sormuştum; "kimliksiz ve pasaportsuz gezebiliyor musunuz?" diye... sizse anlamadığınızı ifade ediyorsunuz, bunda anlaşılmayacak ne var? eğer siz bir ulusal kimliğe ihtiyaç duymadan gezebiliyorsanız pratik olarak çok şeyi aşmışsınızdır. ya da başka bir örnek vereyim; siz hiç vergi vermiyorsanız, askere gitmiyorsanız, eğitim almıyorsanız ya da zorunlu olarak bir ulus-devlete çalışmıyorsanız o zaman pratik olarak sizin ayrıcalıklarınız var demektir. bense bu saydıklarımın pratik olarak mümkün olmadığını o yüzden pratik politika veya program ortaya koymak gerektiğini söylemekteyim.
bakınız şu sitede böyle bir program vardır ve o temel belgeler arasında yeralmaktadır; "ortadoğu için demokratik manifesto". bu metin bir program ve politik hat içermektedir. sizse yazdıklarınız içinde tek bir politika önermemektesiniz sadece "reddetmek gerekir" türünden sözler etmektesiniz. bir komünist olmak için verdiğiniz örnek alakasız bir örnektir. çünkü "ailesiz" olmak mümkün değildir. siz zannederim "karı-koca evliliğinden" sözetmektesiniz. ama bu türden evliliğe karşı koyanlar sadece komünistler değildirler... ve bunu pratik olarak gerçekleştirenler komünist sıfatına layık olamazlar... siz işe en sondan başlamışınızdır eh bu da fena bir durum değildir ama ilk iş şu devletin nasıl sönümlendirilmesi ve ondan önce de "babil artığı tc. militarizm ve bürokrasisi"ne karşı nasıl politikaların hayata geçirilmesine dair olmalıdır. bu konuda ortada tartışılan bir "demokratik cumhuriyet" meseli vardır.
sanırım ben nasıl bir program veya politik hattı savunduğumu söylemiş oldum, şimdi sıra sizdedir.
selamlar
ali ekber
Bir kez dah Xebar'a cavaben!
Tabii ki yazdığını anladım, ama vermiş olduğun örnekle tartıştığımız mesele arasında bir bağ kuramadım.
Şöyele ki; birincisi, insanlar bir ulus devletin kimliğini taşımak zorunda kalabilirler, tıpkı bugün Kürtlerin TC ya da Suriye kimliği taşımak zorunda kaldıkları gibi, ama bu, onların bu ulus devletlerin ya da ulusların bir parçası oldukları anlamına gelmez. Keza bir ulus devlete vergi vermek zorunda kalabilir ya da onun için askerlik yapmak zorunda kalabilirsiniz, ama her iki durumda da bu, sizin bu ulusun bir ferdi olduğunuz anlamına gelmez.
Bir başka yerde ise, benim bir politika ya da program önermediğimi iddia ediyorsun. Bununla da yetinmeyip, tarafı olduğun ve ne anlama geldiği önerenler tarafından bile anlaşılamayan; özünde mevcut burjuva devletini rehabilite etmeye ve gerek Kürtleri, gerekse de diğer merkez dışı dinamikleri sisteme(merkeze) entegre etmeye hizmet etmeyi hedefleyen "Demokratik Cumhuriyet" projesini bana örnek gösterek, hodri meydan diyorsun.
Sevgili kardeşim, bir program tartışmasını bu kısa yaışmalar çerçevesinde yüürütmek sağlıklı bir yaklaşım olmasa gerek.
Ama bu meseleyi bir başka yazıda ele almayı çok istiyorum.
Ek olarak, ben bu yazımda esas olarak "Ermeni kardeşlerimden özür diliyorum" kampanyasını ele almış ve bu kampanya çerçevesinde savunulanların sakıncalarına dikkat çekmiş, yanı sıra da bu husus üzerine kendi düşüncemi ortaya koymuştum.
Eğer söz konusu yazıyı dikkatlice okursan, göreceksin ki, yalnızca karşı çıkmamış, aynı zamanda tarih anlayışının, tarihsel olaylara bakış açısının ve olaylar karşısındaki politik tutmun ne olması gerektiğini de ortaya koymuştum.
Aile meselesine gelince, kastettiğim karı-koca ilşkisi değil, bir bütün olarak kan başına dayalı ilşikilerdir. Bu ilişkiler ırkçı ve ayrımcıdır. Bu ilşiki, aileden olanı ayrıcalıklı ve öncelikli kılmamızı gerektirir. Dolayısıyla da toplumcu değil, bölücüdür.
Segiyle kal.
Rozsa
""Bir başka yerde ise,
""Bir başka yerde ise, benim bir politika ya da program önermediğimi iddia ediyorsun. Bununla da yetinmeyip, tarafı olduğun ve ne anlama geldiği önerenler tarafından bile anlaşılamayan; özünde mevcut burjuva devletini rehabilite etmeye ve gerek Kürtleri, gerekse de diğer merkez dışı dinamikleri sisteme(merkeze) entegre etmeye hizmet etmeyi hedefleyen "Demokratik Cumhuriyet" projesini bana örnek gösterek, hodri meydan diyorsun.""
sayın rozsa..
bir derdiniz varsa doktora o konu ile ilgili açıklamalarda bulunursunuz.. yok ben her şeyi ele alırım diyorsanız bunu da usüle uygun yapmalısınız.
"demokratik cumhuriyet" önermesi elbette mevcut sistemin yıkılması ile ilişkili değildir. bunu kimse de iddia etmedi..
ayrıca sizin anlayış eksikliğinizi ve bunu gidermek için okuma zahmetine girmemenizi anlayabilirim ama bunu genelleştirmeniz ahlaki değildir. önerenlerin anlamadığına nerden vakıf oldunuz.
üstelik,,merkez dışı dinamikleri merkeze enteğre etme hizmeti gibi suçlamalarda bulunuyorsunuz.. olumsuz da olsa ne anlama geldiğini siz bile anlamışsınız bak!!??
kısaca bu anlatım tarzınızın ne olduğunu kendiniz biliyormusunuz...!!??
ayrıca ülkede merkez dışı dinamikler varda ben mi göremiyorum acaba.. alanlarda, varoşlarda, serhildanlarda, dağlarda mı bu merkez dışı dinamikler.. olanları "zorunlu" olarak görüyorum. onlarda demokratik cumhuriyet diye ne olduğunu bilmedikleri ama sizin çok iyi bildiğiniz bir şeyin peşindeler.. öylemi...
siyasi litaratüre katkı sunuyorsunuz..
gerilla savaşı ile merkeze eklemlenme.. çok ilginç tarihte ilk defa olacak galiba..
merkezde hayır olmaz eklemlenemezsin bana tabi olamazsın, üstelik yanında adamda getiremezsin diye 30 yıldır savaşıyor.. gerçekten çok ilginç...
yaşanan süreçte etken olmak için emek harcamayan, bedel ödemeyen yada ödediği bedelin değerini anlamını bilip de bir şeyler yaratmamanın nedenlerini sorgulamayan ödenen bedellerin hakkını veremeyen.....vs.
siz hangisindenseniz bilemem ama..tarzınız hiç doğru değil..
en azından 30 yıldır sisteme(merkeze!!) direnen ve sistemin(merkezin!!) ezberini bozan bir süreci ve ödenen bedelleri ve harcanan emekleri bir kelime ile silebileceğinizi sanıyorsunuz. güneş büyüktür sayın rozsa çamurlarınız kapatmaya yetmez...
ülkenin gerçekliklerinden bi habersiniz. ortada ciddi tek dinamik kürt ulusal direnişi ve onun ulusalcılıkla sınırlı olmayan önderliğidir. ben diğer kesimleri yapıları asla küçümsemek için bunları söylemiyorum. küçük kalmaktaki ısrarlara tepkiliyim. bu ülkenin devrimci bir tarihi var. eksik-doğru ama var. 68-70 den bir çıta daha yükseğe çıkılabildi mi? 74-80 arası buraya(bir üste)yaklaşıldı ama orada kalmayı da beceremedik.
birileri orayı da aştı ise saygı duyarım karalamam. varsa eleştirim ona göre yaparım. yapıcı olurum. itici değil. üstelik boylu boyunca serilmiş vaziyette isem..
bu ülkede kürtler tek başına devrim yapamaz. tek başlarına da özgürleşemezler. "diğerleri" de tek başına devrim yapamaz ve kürtler olmadan özgürleşemezler.
bu ülkede; kürt direnişi ile diğer toplumsal dinamikleri birbirine eklemleyecek ne gerekiyorsa o yapılır.. önce bunu görün sen kürtleri tu kaka diye it ve sonra da suçla "merkeze" eklemleneceklermiş. olurmu böule kardeşlik??
bu ülkede bu durumlar yaşanıyorsa, bu konjoktür varsa.. kürtlerde gerekeni yapmıştır. gidip abd ile anlaşıp, barzaniyle birlikte abd yapımı sırça köşke oturacaklarına.. çarmıha gerilmeyi yeğlemişlerdir. değer biç lütfen..??
yani bu ülkede öncelikle kürt sorununun demokratik çözümü ile ülke demokratik açılımlarını birleştirmişlerdir. bu ne kadar başarılırsa.. "diğer dinamikler de o kadar ayağa kalkma olanağı bulur.
sistem(senin deyiminle merkez) bunun farkında bu olmasın diye içerden dışardan elinden geleni yapıyor..
bunu da gör...!!!!
saygılarımla
suat
Bizim bir birimiz anlamamız mümkün değil!
Evet, bir birbirimiz anlayamayız. Dolaayısıyla da şu saatten sonra yazılacak her şey kırıcı olur.
Hele hele sen benim yazdıklarımdan Kürt ulusal hareketini küçümsediğim sonucunu çıkartmışsan, söylenecek söz kalmamış demektir.
Bu sayfada dah önce yayınlanmış yazılarımı okumuşsan ve buna rağmen benimle ilgili böyle düşünüyorsan, bu demktir ki senin maksadın bağcıyı dövmektir.
Evet, Demokratik Cumhuriyet projesi sistemi rehabilite etmeye dönük bir projedir ve ulusal hareket tarafından savunulabilir. Nihayetinde ulusal hareketler kendisini düşmanına kabul ettirmeye endeksli hareketlerdir. Ve bu maksatlarına ulaştıklarında "devrimci" dinamiklerini tüketmiş olurlar.
"Gerilla savaşı ile merkeze eklemlenme.. çok ilginç, tarihte ilk defa olacak galiba.." diye yazmışsın. Bunun örnekleri bolca mevcuttur. Örneğin Nikaragua'daki Sandinist hareket bunun bir örneğidir. En son örneği ise Nepal'dir.
Merkeze eklenmemenin garantisi bir hareketin silahlı olup olmaması değildir.
Ama ben Kürt hareketinin merkeze eklenme isteğini yadırgamıyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi, ulusal hareketler doğaları gereği buna uygun hareketlerdir.
Eğer bunu savunan ya da yapan sosyalist bir hareket olsa idi, o zaman yadırgardım.
Kürt hareketinin önderliğine gelince, istersen oraya hiç girmeyelim.
Kürt hareketinin ve onun önderliğinin bütün paradigmaları nasıl sarstığını biliyorum. Ama son on yılda, Kürtler için belkide tarihlerinin en unutulmaz sayfaları olan Cumhuriyet döneminin, yine aynı önderlik tarafından temize çekildiğini de biliyorum.
Kütlerin tarihlerinde belki de ilk kez bu kadar yok sayıldığı ve inkar edildiği dönem olan 1923 sonrası, yani Mustafa Kemal dönemi aynı önderlik tarafından son on yıldır aklanmaya çalışılmaktadır.
Aynı şekilde, aynı önderlik, Şeyh Said'i İngiliz ajanı, Seyh Sait İsyanı'nı ise, Kürtlükten uzak, gerici bir ayaklanma olarak Kürtlerin tarihine nakşedmiştir.
Senin sözünü ettiğin önderlik, Mustafa Kemal'i iyi niyetli, Kürtler konusunda samimi ama "İngiliz ajanı Kürtler"in oyun bozanlığı sonucu istemeden de olsa, "genç cumhuriyeti korumak için" Kürtlere karşı sert davranmış bir mazlum olarak ilan edilmiştir.
Yine aynı önderlik, Mustafa Kemal'i, "etrafı İttihatçi kadrolar tarafında kuşatıldığı için", yapmak istediklerini yapmaktan yoksun bir zat olarak Kürtlere kabul ettirmek uğraşı igayreti içindedir.
Ama bütün bunlara rağmen, bütün bunların hesabını sormak sosyalistlere düşmez, bu hesap Kürt halkının kendi hesabıdır.
İmam kim olursa olsun, sosyalistleri ilglendiren, Kürt halkının haklılığı ve meşru mücadelesi olduğu için, sosyalistler, imama rağmen Kürt halkının yanında saf tutarlar.
En başa dönecek olursak, bundan sonra ne yazarsan yaz, san cevap vermeyeceğim, çünkü bu tartışma bizi bir yere götürmeyecek. Ama sen yine de istediğin kadar yazabilirsin.
Sağlıcakla kal.
Rozsa
gerçek nedir??? adı konsun?????
sayın rozsa..
birbirimizi anlamadığımıza nereden "hükmettin" senin asıl mantığını ortaya koyduğum için ise bu bana haksızlık, değil gerçeğe haksızlıktır.
""Hele hele sen benim yazdıklarımdan Kürt ulusal hareketini küçümsediğim sonucunu çıkartmışsan, söylenecek söz kalmamış demektir.""(rozsa)
evet küçümsemiyorsun zaten..ben böyle bir şey de demedim.. sen aslında işbirlikçi olarak görüyorsun ben bunu iddia ettim.. bence bu iddiama değin...
Kürt hareketinin önderliğine gelince, istersen oraya hiç girmeyelim.
""Kürt hareketinin ve onun önderliğinin bütün paradigmaları nasıl sarstığını biliyorum. Ama son on yılda, Kürtler için belkide tarihlerinin en unutulmaz sayfaları olan Cumhuriyet döneminin, yine aynı önderlik tarafından temize çekildiğini de biliyorum."""
"""Ama bütün bunlara rağmen, bütün bunların hesabını sormak sosyalistlere düşmez, bu hesap Kürt halkının kendi hesabıdır.""
başka yazılarını da okudum..
hesap kimden sorulur sayın rozsa ihanetçiden.. sen 3.000.000 kişinin irademizdir dediği ve direnen bir örgütünde önderimiz dediği bir kişiyi bu konuma sokuyorsan.. bu saydıklarım ya salak yada aynı şekilde işbirlikçiliğe yatmışlardır.
kimse aptal değil.. hakaret ve ithamların anlamı bilinir. ikinci bir beşikçi mazlumu olmana gerek yok...
yazdıkların ortada ara nağmeler ise işi değiştirmez.. bu anlamda benimle anlaşıp anlaşmaman senin kararındır. ben anlaşmaya çabalarım ama sendeki bu
gizli "duyguları" "hezeyanları" da belirtirim.
gerçek bu.. yazdıklarındır.. bu anlamda sen..
pkk ve önderliğini ve var oalan direnişin çizgisini işbirlikçilik olarak görüyor üstelik göstermek içinde ve de soldan dışlamak için de çabalıyorsun... bir çok kendine sol diyen çizginin tarzı ve işlevi de budur. ne elde edilecek...
bu dinamik kürt halkından ne koparabilir kendi küçük işletmeme katarım...sizlere katılanları da biliyorum.. bence onlarla yetinin...
sorununuz gerçekten üzüm yemek olsa idi asıl siz bağcı dövmeyi bırakır, bağcı ile ortaklaşmanın yollarını yaratırdınız. itelemenin değil. elbette eleştiri gereklidir ama yoldaşca(hewal ce)
sizin yoldaş(hewal) olmaya niyetiniz yok.
diğer teorik sözlerin ise ayrı bir karmaşadır...
1- sayın öcalanda bir kemal güzellemesi yoktur. kemalist veya anti-kemalist olmanın teorik karmaşasına vurgu vardır.
özellikle..1920-23 ve 25 süreçlerinde inönü-çakmak grubunun ingiliz politikalarını anadoluda etken kılma süreçleri olduğu vurgulanmaktadır. gerek kemalin gerekse i.terakki kalıntılarının tasfiyesini anlatmaktadır. kemal burada güdük bir cumhur-padişah konumuna düşürülmüştür. anlatmak istediğini anlamamış olabilirsiniz ama sormanıza engel bir şey de yokken kendi algılarınız üzerinden haksız eleştiri etik ve bilimsel değildir.
2- ""Aynı şekilde, aynı önderlik, Şeyh Said'i İngiliz ajanı, Seyh Sait İsyanı'nı ise, Kürtlükten uzak, gerici bir ayaklanma olarak Kürtlerin tarihine nakşedmiştir.
Senin sözünü ettiğin önderlik, Mustafa Kemal'i iyi niyetli, Kürtler konusunda samimi ama "İngiliz ajanı Kürtler"in oyun bozanlığı sonucu istemeden de olsa, "genç cumhuriyeti korumak için" Kürtlere karşı sert davranmış bir mazlum olarak ilan edilmiştir."" (rozsa nın kendi algıları)
hele bu bazı cümleler asla sayın öcalanda yokken var gibi sunmak nasıl bir ahlaka sığar...konuyu asli açıklamalar dışına çıkarttığınız yetmiyormuş gibi bazı söylenmemiş cümleleri de söyletmişsiniz.. çok ayıp!! bile az gelir
3-""İmam kim olursa olsun, sosyalistleri ilglendiren, Kürt halkının haklılığı ve meşru mücadelesi olduğu için, sosyalistler, imama rağmen Kürt halkının yanında saf tutarlar.""
(rozsa)(bu konuda daha önce yanıt vermiştim bknz)
kısaca kürt meselesindeki yaklaşımınız ve tarzlarınız bunlardır.. gerisi hikayeden destektir. olmayana destek yada dolaylı olarak, sisteme destek..
..........................................
1-""Evet, Demokratik Cumhuriyet projesi sistemi rehabilite etmeye dönük bir projedir ve ulusal hareket tarafından savunulabilir. Nihayetinde ulusal hareketler kendisini düşmanına kabul ettirmeye endeksli hareketlerdir. Ve bu maksatlarına ulaştıklarında "devrimci" dinamiklerini tüketmiş olurlar""
demokratik cumhuriyet sistem içi demokrasi mücadelesidir ve sadece ulusalcılara ait falan da değildir. bu marks dan beri söylenir. devrim ile karıştırmayın..
ayrıca...ulusal bir hareket bağımsızlık için savaşır. yoksa merkeze endekslenmek için değil..yada federasyon bunlar ulusal etkinlik ile sınırlı işlerdir. onlara devrimci misyon yüklemek, 3.enternasyonalin hatasıdır. tüm komünistlerin değil. bu anlamda devrimci(sosyalist) dinamik aramak zaten abestir. elbette bununla sınırlı bir ulusal hareketin bu burjuva-demokratik yanı şartlara göre desteklenir-desteklenmez. çağımızdaki geçerliliğine hala inanıyorsanız gidin barzaniyi destekleyin.. yada ülkedeki uzantılarını. emperyalist bir güce dayanmadan bağımsız yada federasyon hedefine varabilecek bir ulusal hareket tarihte yoktur. olanlar ise sosyalistlerdir.
sandinistlere de haksızlık yapıyorsunuz. onlar merkeze eklemlenmedi devrim yaptı. iktidarı aldı. ama seçimlere gittiler ve kaybettiler. yani gerilla ile iktidara geldiler merkeze eklemlenmediler ama sonra seçim ile verdiler bu ayrı tartışmadır. kısaca tarihi bile kendiniz "yazıyorsunuz" olup-bitmiş ve gerçekken.
önderliğe imam demeniz ve çözümlemelerini itham ve olmayan cümleleri ile eleştirmeniz ayrı bir garabet..
ama ...siz ulusalcılık nedir-ulusal mücadele nedir, çağımızda anlamı ve işlevi nedir. kürt sorunu bu anlamda nasıl ele alınmalıdır bi habersiniz...
dilimi beğenmeyebilirsiniz.. ama..
artık yeter.. edı bese...
boş ve anlamsız, geçmiş dönemsel argüman ve yönelimleri kabaca ele alan ve hatta o dönemi bile doğru açımlamayan ve günümüze ışık tutacak-çözüm üretecek bir tarzı tutturamayan, bir mantığa ne kadar tahammül etmeliyiz.
bu mantık ve işlev sisteme yaramaktadır. bundaki objektif ve subjektif yan ayrı tartışılır. seçimlerle birlikte her yerde her alanda aynı tarz gırla gidiyor. "işlevler" kürtlerle sol arasına kan doğrama kampanyasına(beşikçi olayı) bile dönüştürülmek istendi
ben yaşananları, yaşatılmak istenenleri ve bu tarz yaklaşımları, dikkatle ve üzülerek izliyorum.. türkiye sol hareketi bu değildir.. olmamalıdır..
not; sizin benimle bir şeyleri paylaşıp-paylaşmamanız sizin kararınızdır. ama ben bu tarz yazıları teşhir etmeyi sürdüreceğim..
saygılarımla
suat