Sevgili Hrant,

19 Ocak 2007'de sen yeniden doğmustun. Bir yıl sonra 19 Ocak 2008 günü, tüm yakınların, dostların seni, yeniden doğuşunun birinci yılında ziyaret edecekler. Ben yine çok uzaklardan sana el sallayacağım. Biraz utanç, biraz eziklik, toplumsal suç ortaklığının gölgesinde. Vurulmadan önce sana sahip çıkamayışımızın suçunu bir yıldır içimde taşıyorum. Ben mensup olduğum toplum adına ve kendi payıma 1915 yılından bu yana utanıyordum. 1 milyon beşyüzbinbirinci utancımla senin gibi güvercinlerin yüzüne nasıl bakacağım. Bu suçun ağır vicdani baskısının altından nasıl kalkacağim, bu benim mantık sınırlarımı zorluyor. "Sen ölmedin, hepimizin yüreğinde ve beyninde yeniden doğdun. Sen vuruldukça çoğaldın, Seni üç hain kurşunla arkadan kalleşçe vuranlar, vurduranlar bin kere ölüyorlar. VE onlar öldürdükçe tükeniyorlar, ve tükenemeye devam ediyorlar" demeyi ne çok isterdim. Ne yazık ki; henüz bu umut ışığını göremiyorum. Karamsar olmak istemesem de, senden sonra gördüklerimiz, duyduklarımız, okuduklarımız ve yaşadıklarımız bize umutlu olmak için şimdilik bir olanak tanımıyor. Agos gazetesinde senin yazdıklarını okuyorum. Okudukça sana karşı utanç duygumuz daha bir büyüyor. Bir o kadar da sana olan saygı ve sevgim artıyor. Seni tanıdıkça senin yokluğun bizi biraz daha yalnızlaştırıyor.

 Senin kendi sesinle video görüntülü haber-yorum yazılarını dinledim. O duru ve içten sesinle, o güzel telaffuzunla Türkçe dili ne kadar da güzelleşiyor. Senin dilinde kelimeler, cümleler ne kadar da değerleniyor. İnsan sevgisi, halklar arasında kardeşlik duyguları, senin Türkçenle ne kadar anlamlı oluyor. Ne yazık ki; bunu senin aramızdan ayrılışından sonra anlayabildim. Senin duruşuna duyduğum hayranlığı kelimelerle ifade etmekte zorlanıyorum. Yüreğindeki sevgi ve barış, Ermeni diliyle Türkçe dilini ne kadar da güzel kaynaştırmış ve kardeşleştirmiş. Türkçe ne kadar da güzel yakışıyor diline. Senin deyiminle söylersem "Su çatlağını buldu" hem de yüzlerce yıldır bulmuştu. Bu su çatlaklarını genişletmek, büyütmek, suyun derinliklere doğru akıp tüm Anadolu toprağını beslemesine katkıda bulunmak en başta benim ait olduğum köklerimin insani borcudur.

 Zengin ve bereketli Anadolu toprağının yürekleri sevgiyle dolu insanları, ey sevgili Hrantlar, ey özgür güvercinler; size güvercinlik çok yakışıyor. Sizin gibi güvercinler çoğaldıkça, akbabalar, şahinler, kartallar, bilumum vahşi ve yırtıcı yaratıklarla aramızdaki uçurum büyüyor. Kendine insanım diyenler yırtıcılara bakarak sizden insanlığı, insan sevgisini ve sıcaklığını öğreniyorlar, öğrenmeye devam edecekler. Şimdi güvercinlerimizi çoğaltma zamanıdır. Yırtıcı öldürücü katil yaratıklara inat.

 Sevgili kardeşim Hrant, senin içten sesini, dostça gülümseyişini, tekbaşına kalmışlığında bile eğilip bükülmeyen dimdik duruşunu unutmayacak, unutturmayacağız. Bize insanlığımızı yeniden anımsattın. Sana kendi adıma teşekkür borçluyum.

 Uzaktan seslenen yakın bir dost Bahar Öztürk