arp eskizleri

kulağımda doğunun o meşhur bülbüllerinin nağmeleri ruhuma huşu veriyor, alnımın ortasında belirsiz bir uzak noktaya dikkat kesmiş pencerelerim, göz pınarlarımda damlayan kutsiyet katreleri birikiyor gülücüğümün deltasında çünkü sevmek tanrı’dan bulaşmış bir hastalıktır insanlara…

ona bıraktım…

min şaşiyên dûayê xwe pejirand
(duamın yanlışlarını kabullendim)

ve döndüm

art su kavmime damlayan bulut
ab-ı hayatı dirilten sıcak göz yaşları
tirana yaklaştıran selin uğultusuyla
bir an ki
varoluşumu soluyan lahitin daveti
kahramanlık yoktu hikayemizde

êşeke bêarz dorbêçdikî asiman
wext diniguti avê
(arsız bir hastalık sarar gökyüzünü
zaman suya damlar)

uzun uzun bakardık okunmuş kuyulara
kar indi tahta savaş arabalarına
köhneleşen tekerleklerinde ete bürünen terk ediliş
katlin edatlarında gözükmüyor elleri
orada beyazlar içinde …

uçurumlar sevmez suyun gölgesini unutma…

tansık ve kırılgan bir şarkı
geceye düşen şebnem
dil vermez
devriye sirenlerinde
eğerek gururlu başını yere/ kantaşı
kesiklerime yamadığım papatyalar
kimse neden söylemedi bu arpta bir ikizim olduğunu

maddenin manevi cevherini keşfetmiş soylu gezginlerdir onlar, bu yüzden sevdikleri kadının ruhunu tanrı’yla ve bedenini toprakla paylaşmazlar…

anekreon’duk sefil gül yığınlarının eğnisinde
kutsalı şehvete değiştirmeyen yetinmenin
ilk apsisi karşılamanın gözbağında
hiçbir parmak izi bulunmaz bu şiirde

göğün her bir kapısını gönül rahatlığıyla ardımda bırakıyorum.hayalimizdeki gibi yıldızlara dokunuyorum.gözlerin gibi ışıltılı ve ellerin kadar soğuk …

gökkürenin yırtığı kelebek kanadındaki ibre
orfik ruhanilerinin korosu
senin de sesin vardı içinde …
artık bir derinliği var bileklerimin
lavtayla alınmış
acı ve irin meneviş yaprağında

hayal mahsulü umutlar topluyorum bölünmüş uykularda
müneccim gözlerle sığınırım yıldızlara
yüreğim suyun parsellediği tarih atlası
şamandıra hattı ruhumun kil yalnızlığı
bir kuşun burnundan soluyorum hayatı

xwe nesipêre kevirê gora min
kirasê jiyanê li mirina min tangê
(dayanma benim mezar taşıma
yaşamın giysisi ölümüme dar gelir)

– sema güler- musa bilik ( diyarbekir – ankara) 2009