Tarih ve Demokrasi

Tarih'in geçmişle değil bugünle ilgili olduğu; Tarih üzerine tartışmaların aslında geçmiş üzerine değil bu güne ve geleceğe ilişkin programlarla ve tasavvurlarla, dolayısıyla da bu program ve tasavvurları şekillendiren, onların ardındaki sınıfsal konum ve çıkarlarla iligili olduğu bir "Lapalis hakikati"dir.
Ama sadece bu kadarı eksik bir doğrudur. Bunun daha da doğrusu, bugünün ve geleceğin aslında geçmişte şekillendirildiğidir. Geçmişi başka türlü ele alıp anlatmayan hiçbir hareket bugünün mücadelelerini ve geleceği başka türlü şekillendirememiştir ve şekillendiremez.
Bu geçmişte böyleydi, bugün de böyledir ve gelecekte de böyle olacaktır.
Her mitolojik hikaye bir tarihtir. Ve bugün bilinen bütün mitolojiler, aslında artık bilinmeyen veya unutulmuş tarihlerin yerine başka bir tarih yazımlarından başka bir şey değildir. Örneğin Kadınların ezilmesi için önce tarih yeniden yazılmıştır; ana tanrıçalar birer meduza yapılmıştır. Tanrıların kavgaları ve ilişkileri toplulukların ve toplumsal sınıfların kavgaları ve ilişkilerinden başka bir şey değildir.
Akdeniz ve Ortadoğu havzasında, dünyanın en elverişli ulaşım koşulu olan denizin (Akdeniz) sağladığı müthiş ticaret olanağının mümkün ve gerekli kıldığı tek tanrılı dinlerin kitapları, aslında, aydınlanma tarihçiliğince mitoloji diye

Velensinli Rigas

tanımlanacak, tarihlere karşı başka bir tarih yazımından, dolayısıyla başka toplumsal ilişkilerin örgütlenmesinden başka bir şey değildi.

Klasik Akdeniz uygarlığının tek tanrılı dinleri, önceki tarihleri ("mitolojileri") yok edip, örneğin "klasik Greko Romen mitolojisinin", yani tarihinin yerine "Peygamberler Tarihi"ni; Kaos, Kozmos, Kronos vs. yerine Allah, Adem ve Havva'yı; Tanrılar yerine Peygamberleri anlatırken sadece başka bir tarih yazmıyor; bu tarih aracılığıyla başka bir topluluk tanımlıyor, başka bir toplumsal düzen kuruyor, yani geleceği geçmiş aracılığıyla şekillendiriyordu.
Aydınlanma da, yani şu modern toplumun din olmadığını söyleyen dini de, kutsal kitapların tarihine karşı kendi tarihini yazdı. Bu tarihi yazarken kutsal kitapların anlattığı tarihi "İnanç" sorunu olarak akıl dışına sürdü ve karanlık bir ortaçağ kavramıyla bu tarihi cehenneme  yolladı.
Sosyalist hareket de bu yasanın dışında değildi, daha doğarken, aslında farklı bir tarih anlayışını taslaklaştırarak (Tarihsel maddecilik) geleceği şekillendirmeyi deniyordu. O  gelceğe ilişkin bir program olarak aslında başka bir tarih anlatarak yola çıktı.
Aydınlanma humanizmi karşısında ulus gericiliği de aynı şekilde tarihi birer uluslar tarihi olarak yazarak ulusları kurdu ve geleceği şekillendirebildi. Örneğin bir Türk tarihi yazılmadan bir Türk Devleti ve Türk Ulusu olamazdı.
O halde, Türkiye'de demokratik hareket eğer gelişmek ve bir başarı kazanmak, bu günü ve geleceği şekillendirmek istiyorsa, önce demokratik bir tarih yazmak zorundadır. Tarih demokratik olmadan bugün ve gelecek demokratik olamaz.Tevfik Fikret
Demokratik hareketin zayıflığı aynı zamanda demokratik bir tarih olmamasında yankısını bulmaktadır ya da tersinden demokratik bir tarihçiliğin yokluğu demokratik hareketin zayıflığının en önemli nedenlerinden biridir.
*
Demokratik bir tarihi yazabilmeye en yatkın güçlerin işçi hareketi ve sosyalist hareket olması gerekir.
Ama bu hareketler Demokratik bir tarih yazmamışlar ve yazamamışlardır. Bırakalım demokratik tarihi kendi kendi sosyalist tarihlerini bile Türk ulusçuluğunun tarih kavramı içinde tanımlamışlar; Türk tarihi ile bir mücadeleye girmemişlerdir.
Örneğin Türkiye sosyalist hareketi ve işçi hareketi hep Müslümanlarla ve Türklerle başlatılmıştır. İstisnasız Türkiye'deki bütünsosyalist akımlar, Türkiye'de sosyalist hareketi TKP ve onun Bakü kongresiyle başlatırlar. Osmanlıdaki sosyalist akımlar ve hareketler birer tarih öncesi olarak bile pek ele alınmaz. bunlar birkaç akademisyenin ilgi alanı dışında yer bulamazlar. Türkçeyle ve Türklükle tanımlanmış bir ulusla kendini başlatan bir sosyalist hareket, en gerici ulusçuluğu yeniden üretmekten başka bir şey yapamazdı. Bırakalım sosyalisti bir yana, demokratik bir tarihçilik ise, bu tarihi ulusu Türkyük, vs. ile tanımlayan tarihçiliklere karşı hareketlerle tanımlar ve başlatırdı. yani örneğin, Türkiye Komünist Partisi'nin Bakü kongresi değil, Komünist Manifesto'nun ilk Ermeniceye çevrilişi bu modern sosyalist hareketin başlangıç noktası olurdu. Böyle bir başlangıç noktasının kendisi bile var olan Türk devletine ve ulusçuluğuna karşı bir mücadele anlamı taşır; sosyalistler gerici ulusçuluğun yeniden üreticileri olmazlardı.
En tutarlı demokrat olan ya da olması gereken sosyalist ve işçi hareketi, demokratik tarihi de örneğin Mithat Paşa veya İkinci Meşrutiyet ile değil; Selanikli işçilerle, Balkanlardaki devrimci demokrat ve sosyalist akımlarla ve köylü çetelerle, Ermeni sosyalist hareketiyle, Velestinli Rigasla, Tigran Zaven'le, Tevfik Fikret ile başlatırdı.
Böyle bir tarihe dayanan bir sosyalist ve Demokratik hareket, mitinglerde, anma toplantılarında, bu cılız ama nitelik bakımdan son derece önemli demokratik öncülerin isimlerini ve resimlerini taşır, onların unutulmasına karşı anmalar yapardı. Bu takdirde anma toplantıları birer Pazar vaazı, birer ruhsuz seremoni olmaktan çıkar her biri demokrasi mücadelesinin bir savaşı olurdu.
Böyle bir tarih, Balkan uluslarının kuruluşunu, Ermeni katliamlarını, Mübadeleleri, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu birer "ilerici" demokratik dönüşüm veya devrim değil, aydınlanmanın demokratik ideallerinin terki ve gerici ve karşı devrimci hareketler olarak anlatırdı.
Böyle bir tarih içinde, Mustafa Suphi'lerin kurduğu Türkiye Komünist Partisi, Ulusu Türklükle tanımlayan bu gericiliğin ve karşı devrimciliğin sosyalist harekete sızması ve ele geçirmesi olarak görülürdü.
Böyle bir tarih, İkinci Meşrutiyet için yapılan askeri ayaklanmayı, Osmanlı devlet sınıflarının demokratik harekete karşı bir manevrası; bütün balkanları sarmış devrimi bastırmak için onun başına geçme ve daha sonraki İttihat Terakki'nin darbesini bunun sonuca ulaşması ve karşı devrim olarak anlatırdı.
Sosyalist ve Demokratik hareketin böyle bir geleneğe dayandığı yerde, Kürtler üzerindeki baskıya karşı demokratik ve devrimci direniş, devrimci ikonografisini, Ergenekon benzeri  Kava efsaneleriyle değil, bu topraklardaki Demokratik mücadelenin ilk başlatıcılarıyla, yani Velensinli Rigaslarla, Tigran Zaven'lerle kurardı. (Kürt hareketinin zaten Kemal Pir'ler aracılığıyla bu eksikliği bir parça olsun gidermeye çalışmaktadır ve bu çabalar o demokratik karakterin bir yansımasıdır.)
Bir insan hem Demokrat hem de Türk, Kürt vs. olamaz. Demokrat her şeyden önce, bir ulusun bir dille, bir tarihle, bir soyla, bir etniyle tanımlanmasını reddeden; bunların bütünüyle özele ilişkin olmasını savunan olabilir.
Türkiye'nin demokratları, Türkiye'nin laikleri gibidirler. Laikler nasıl Diyanet işleri, İmam hatipler, din dersleri vs. gibi gerici ve anti laik bir kurumların varlığı ile laiklik arasında bir sorun görmeyen ve hatta bunu laiklik olarak tanımlayan anti laiklerse; Türkiye'nin demokratları da ulusun ve devletin, Türklük ile tanımlanmasında, resmi dilinin Türkçe olmasında, Türk tarihi okutulmasında sorun görmeyen kendini Demokarat sanan anti demokratik Türklerdir.
Türklüğü (ya da Kürtlüğü veya başka bir soyu, tarihi, dili vs.) kişinin bütünüyle özel sorunu yapmayı hedeflemeyen, ulusu bir dil, bir tarih, bir din, bir etni vs. ile tanımlamayı reddetmeyen bir demokratik hareket olamaz.
Demokratik bir devlet Türk Devletinin, Demokratik bir ulusçuluk gerici ulusçuluğun yerini; demokratik bir ulus Türk ve Kürt uluslarının yerini ancak, Tarihi Türklerin, Kürtlerin, Ermenilerin değil; Demokratlarla, Türklerin, Kürtlerin, Ermenilerin mücadelesinin tarihi olarak yazdığında, alabilir.
Bunun haricindeki bütün değişimler, demokrasi değil, bu günkü gericiliğin kendini zamana uydurmasından ve ömrünü uzatmasından başka bir anlama gelmez.
17 Mart 2009 Salı
Demir Küçükaydın

 

Tigran Zaven photo.jpg

Demir Kucukaydin yazisi uzerine mumkun oldugu kadar sabirla , ve

(Aşağıdaki yazıya "Antiemperyalist Halk Cephesi" Başlıklı sitede rastladık. Aktarıyoruz. D.K.)
http://gazete.halkcephesi.net/gazete//article.php?story=2009032601073954...
Tarih ve Demokrasi - Demir Kucukaydin yazisi uzerine mumkun oldugu kadar sabirla , ve kisaca
Erdogan Ahmet
Yazilarini cogunluk okuyucunun duymadigi yazarlardan, okunacak daha onemli yazilar varken reklamini yaptigi "mitolijilerden" alintilarla susleyen, sayin kucuk aydin gene marksizme ve sol a olan dusmanligini, halklar arasi dusmanligin ve nefretin gundemde kalmasi ve artmasi cabalarinda noktaliyor.

Ne anlatmak istiyor Sayin kucuk aydin bu ici celiskilerle dolu, emperyalist halklar arasi dusmanlik korukleyici bol-parcala-yonet politikasina , Kurt burjuva ve kucuk burjuvalarinin milliyetci duygularini oksayan ve buna bagli olarak da Turk milliyetciliginin kemiklesmesine hizmet eden yazisinda?

Demogoji ve entellektuel ukelalik hemen her satirinda kendisini gosteriyor..

“”Tarih'in gecmisle degil bugunle ilgili oldugu; Tarih uzerine tartismalarin aslinda gecmis uzerine degil bu gune ve gelecege iliskin programlarla ve tasavvurlarla, dolayisiyla da bu program ve tasavvurlari sekillendiren, onlarin ardindaki sinifsal konum ve cikarlarla iligili oldugu bir "Lapalis hakikati"dir.”’

Simdi “La Palisse gercegi” nin ne demek oldugunu bilmeyen (ki cok dogal) , sanki tarihin sinifsal cikarlarla ilgili oldugu teorisi ve gercegini one suren La Palisse gibi algilayacak… La Palisse gercegi denen ‘kendince asikar olan gercek , gercektir ve delile ihtiyaci yoktur” yaklasimi, gerceklerin en basite indirgenmis teorisi/yaklasimi dir.. Yani sayin entellektuel Kucuk Aydin , bu gercegin “asikar” oldugunu vurgulamak istiyor. Yoksa” tarihin Marksist bir anlamda sinifsal bir catismadan ibaret oldugu teorisiyle” La Palisse nin hic bir iliskisi yok.

“Ama sadece bu kadari eksik bir dogrudur”

Bunun eksik oldugunu zaten “La Palisse gercegi” diyerek belirtilmis..Yoksa la Palisse gerceginin” de anlami bilinmeden ezbere oraya koyuldu?

Hegel'e göre, gerçek-lik, hiçbir şekilde, her koşulda ve her zaman, şeylerin belirli bir siyasal ya da toplumsal duruma uygun gelen bir yakistirma değildir.

Engels in aciklamasiyla “….insan tarihi alanında gerçek olan her şey, zamanla, akla aykırı olur, demek ki, gelecek, yazgısı gereği, daha önceden akla aykırıdır, önceden akla aykırılıkla lekelenmiştir: ve insanların kafasında ussal olan ne varsa gerçek olmaya adaydır -görünüşe göre var olan gerçek-likle ne kadar çelişik olursa olsun.”

“Bunun daha da dogrusu, bugunun ve gelecegin aslinda gecmiste sekillendirildigidir.”

Yanlis, Bu gun gecmiste sekillenmistir ama gelecek , bugunden sekillendirilmekte ve sekillendirilecektir. Trockist “nasil olsa olacak bir gun” Evrimci teorinin bir ornegi olmasi yaninda tam Anti marksist bir yaklasim.

Modern tarih , siyasal bir savasim olan sinif savasimlarinin –ekonomik kurtulusun mucadele tarihidir. Gelecegi belirleyici olan bugunun yasami, sartlari, uretici gucler arasindaki iliskiler ve degisimler, ve buna bagimli olarak bu gunun insanlari ve onlarin mucadeleleridir, gecmis bu gelecege yon vermede ders cikarilacak ," La Palisse gercegi degil”, Marksist Diyalektik tarihi materyalizm gercegidir. Belirleyici olacak olan uretim gucleri ve uretim iliskilerindeki degisimler olacaktir..

“”İnsanlar, herbiri bilinçli olarak istedikleri kendi amaçlarını izleyerek, bu tarih nasıl bir biçim alırsa alsın, kendi tarihlerini yaparlar, ve işte bu başka başka doğrultularda etki yapan sayısız iradenin ve bunların dış dünya üzerindeki çeşitli yankılarının bileşkesi, tarihi oluşturur” Engels

Sayin kucuk aydin, bugunun ve gelecegin de aslinda gecmiste sekillendirildigini soylerken o fazla okuyup ezberledigi Mitolojilerin fazla etkisinde kalmis galiba. Ve ne ilginctir ki “Allah yazmis iste , gesmisde gelecekte “ “kader” dir gibi bir anlayis a yoneliyor.

“””Bilgi kadar tarih de, insanlığın ülküsel olarak eksiksiz bir durumu içinde son ve kesin tamamlanışa varamaz…. tam tersine, tarih içinde ardarda birbirini izleyen durumlar, insan toplumunun aşağıdan yukarıya doğru giden sonsuz gelişmesi içinde ancak geçici birer aşamadırlar””” Engels

Sayin kucuk aydin “Sosyalist hareket de bu yasanin disinda degildi, daha dogarken, aslinda farkli bir tarih anlayisini taslaklastirarak (Tarihsel maddecilik) gelecegi sekillendirmeyi deniyordu. O gelcege iliskin bir program olarak aslinda baska bir tarih anlatarak yola cikti.”” sozleriylemarksizm dusmanligini ve marksizmden ne kadar anladigini ortaya koyuyor.

“La Palisse gercegi”nden farkli olarak tarihsel maddecilik, Tamamen bilimsel ve, bilimsel olduğu gibi, kanıtlarını somut olgulardan alan marksist bir felsefedir.

Diyalektik materyalizm “bir program”, “tarih anlatimi” degil, bilimsel Marksist bir dunya anlayisidir, bir felsefedir. Tarihsel materyalizm, diyalektik materyalizmin ilkelerini topluma uygular. Ve bu dunya anlayisi isigi altinda diyalektik materyalizm ve tarihsel materyalizm, bilimsel sosyalizmin ve bunun sonucu olarak komünizmin teorik temelini oluştururlar.

Stalin “DİYALEKTİK materyalizm denmesinin nedeni, doğa olaylarını ele alış biçimi, araştırma ve tanıma yöntemi diyalektik, ve doğa olaylarını yorumlayışı ve anlayışı, teorisi materyalist olduğu içindir." der.

Yani doga ve tarihi olaylar “Mitolojik, metafiziksel, gokten inme degil, yerden goge, bilimsel olarak aciklanir. Hegel ci idealizmle arasindaki farki Marks; “"Benim diyalektik yöntemim, hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtıdır da. Hegel için insan beyninin yaşam süreci yani düşünme süreci 'Fikir' gerçek dünyanın yaratıcısı ve mimarı olup, gerçek dünya, yalnızca 'Fikir'in dışsal ve görüngüsel biçimidir. Benim için ise tersine, fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir”” diyerek aciklar.

Uzatmayalim bakalim Tarihsel materyalizmin ozunu Marks nasil ozetlemis”

“ Gökten yeryüzüne inen Alman felsefesinin tam tersine, burada, yerden gökyüzüne çıkılır. Başka deyişle, etten ve kemikten insanlara varmak için, ne insanların söylediklerinden, imgelerinden, kavradıklarından ve ne de anlatıldığı, düşünüldüğü, imgelendiği ve kavrandığı biçimiyle insandan yola çıkılır (yani hayalde onceden yazilan tarihi senaryolar dan degil) ; gerçek faal insanlardan yola çıkılır ……. Bu bakımdan ahlak, din, metafizik, ve ideolojinin tüm geri kalan kısmı ve bunlara tekabül eden bilinç biçimleri, artık o özerk görünümlerini yitirirler. Bunların tarihi yoktur, gelişmeleri yoktur; tersine, maddi üretimlerini ve karşılıklı maddi ilişkilerini geliştiren insanlar, kendilerine özgü olan bu gerçek ile birlikte hem düşüncelerini, hem de düşüncelerinin ürünlerini değiştirirler. Yaşamı belirleyen bilinç değil, tersine, bilinci belirleyen yaşamdır. Birinci durumda, sanki canlı bir bireymiş gibi bilinçten yola çıkılmaktadır; gerçek yaşama tekabül eden ikinci durumda ise, gerçek yaşayan bireyin kendisinden yola çıkılır ve bilince de o bireyin bilinci olarak bakılır.”

Tarihi Diyalektik maddeciligin o kadar basit bir “tarihi farkli anlatim “ olmadigini Engels

“”…..idealizm, son sığınağından, tarih anlayışından kovulmuş; tarihin materyalist bir anlayışı ortaya çıkmış ve şimdiye değin yapıldığı gibi, insanların varlığını bilinçleri aracıyla açıklamak yerine, insanların bilincini varlıkları aracıyla açıklamak için yol bulunmuş “””sozleriyle net vurgular..

Yani sorun tarihi yazanlar anlatanlar , mitoloji vb sorunu degil, Tarih e ve dunya ya bakis sorunu, metafizikle mi, idealism lemi , yoksa bilimsel diyalekti materialist yaklasim lami sorunu…

“Aydinlanma humanizmi karsisinda ulus gericiligi de ayni sekilde tarihi birer uluslar tarihi olarak yazarak uluslari kurdu ve gelecegi sekillendirebildi”

Ne kadar ilginc bir teori.. Klasik anlamda uluslarin kurulusundan mi bahsediyor belli degil? Eger feodaliteye karsi Burjuva demokratik devrimleri yapanlardan bahsediyorsak, kim bu ulus gericileri? Topraklari ellerinde tutan krallar, kiliseler , papazlar mi yoksa onlari deviren Burjuva Demokrat larmi?

“”Ornegin bir Turk tarihi yazilmadan bir Turk Devleti ve Turk Ulusu olamazdi.””

Ne kadar bilimsellikten uzak bir yaklasim , yani fikir/bilinc, yasami ve var-ligi belirliyor, yasam ve “var-lik “ bilinci/fikri degil......Dogru adamlar oturdular Fransa nin tarihini yazdilar daha Fransa Devleti ortada yokken, sonra , (ne ilginctirki) bu ulus-gericileri feodal imparatolugu yikti Fransa Devleti ni kurdu...yani bunlar onceden (tarihi) yazmasalardi Fransa devleti olmayacakti????

Ne diyelim, Aslinda gunumuz icin gecerli bir teori olabilir. Emperyalistler dunyayi en kucuk ulusal parcalara bolup ( Lubnanlastirma diyorlar galiba onun adina) nasil kolayca hakimiyetlerini ve varliklarini uzatma cabalari icinde, oturduklari yerden “tarih?” yaziyorlar, yani “planlar yapiyorlar. Devaminda bu planlarini hayata gecirerek, yapabildikleri yerlerde ‘ ulusal devletler” yaratiyorlar, digerlerinde bu hayallerle “ anti emperyalist mucadeleleri “ bolup birbirine dusuruyorlar...Sayin Kucuk aydin bu Lubnanlastirma yi yazilarinda acik kapali savundugu na gore , belkide soylemek istedigi budur..da ancak o 1900 lere uyan bir teori degil....

“”O halde, Turkiye'de demokratik hareket eger gelismek ve bir basari kazanmak, bu gunu ve gelecegi sekillendirmek istiyorsa, once demokratik bir tarih yazmak zorundadir. Tarih demokratik olmadan bugun ve gelecek demokratik olamaz””

Tarih gecmisle ilgili bir olaydir sayin kucuk Aydin..Bu nedenle onun adina TARIH denilir… gelecek icin nasil tarih once yazilir? Bu kadar safsata bir yaklasim olamaz.

Turkiyede gelecegin tarihini siz belki onceden mitholojilerle , falcilikla yazarsiniz, ama gelecegin Turkiye tarihini Turk Kurt tum emekci halklar BIRLIKTE , gelecekte bir gun , YARATACAKLAR, o zaman “sizin laPassile gercegi” olacak olan ,yani en basit haliyle gercek olacak olan , Turkiye tarihi yazilacaktir….

Devam edecektim ama , bukadar safsatalara cevap vermenin bir anlami yok sanirim.

Sayin Kucuk aydin yazisinin sonunu bir onceki yazisinda reddedilmesi gereken “devlet “ve “ulusu “ onermekten de geri kalmamis.. Ve her zaman oldugu gibi, sinifsal hic bir ozelligi olmayan “Turk, Kurt, Ermeni” lerin mucadelesi!! nin tarihi olarak yazildiginda “demokratik bir devlet” kurulabilecegini onermis..(umarim dogru anladim..soylem o kadar suslu ki anlamak icin mitolji okumak gerek galiba).

Bir ulusun ve onun halkının iyi yada kötü tarihi özelliklerini, solcu yada sagci, marksist ya da anti marksist tarihi kisiliklerini, sanki o ulusun ve onun halkinin doğal özellikleri imiş göstermeye calismak milliyetçi şövenizm batağına düşmeden ileri sürülemez. Ne yazikki sayi Kucuk aydin bu konuda tarihi ornekler vermekten hic bir zaman kacinmamistir.

Marksist in on kisiligi Marksist dir. Onun sorunu Turk, Ermeni Kurt, devleti degil , Turk emekcisi/koylusu, Kurt emekcisi/koylusu ve Ermeni emekcisi/koylusu nun Devleti ya da devletleridir (bunu da gene gelecegin varligi-yasami belirleyecektir, onceden kaleme alinan Tarihi senaryolar degil)..

Saglicakla

Erdogan

not: konuya kisisel bir ornek olarak sunu belirtmem gerekirki ben , Marksizmin bir Marksist 'i aciklamasi cercevesi icinde, bir Marksist degilim. 70 lerde bu anlamda Marksist oldugumu savunabilirim. O tarih , yani gecmis. "Onceden yazilan" degil, bu, o azaman ki varligin ve yasamin bende olusturdugu bir bilinc sonucuydu. Gene ayni sekilde , varligin ve gercek yasamin olusturdugu bugunki "bilinc", inanc a ragmen, (yani kafamda kendi gelecek tarihimi yazabilmeme ragmen) Marksist anlamda bir "Marksist " degilim.......
Yani belirleyici olan senaryo gibi kaleme alinmis (bilincin/fikrin) "Tarih" in gelecek tarihi belirlemesi, yonlendirmesi, degistirmesi degil, hic bir zaman (koklu) olamaz, en olasi kisa ve gecici bir "gelecek tarih" olabilir. Bu nedenledirki , somut verilere, pratiklere ve pratiklerin sonucu dogrultusunda teorilerin dogrulugununun onaylanmasi islevlerine dayanan Diyalektik tarihi Materyalizm bakis acisi bilimselligini her gun onlarca defa kanitlamakta.

Birakin su mitolojileri, La Passi leri, aynaya bakip kendilerini ustun irk olarak goren (ve bu gorusu hic de yadsimayan) euro komunist, neo-kon trockist, globalist evrimci yeni trockist , Batili liberal, Demokrat filizof!!!! ve yazar!! lari...Dunyaya , olaylara ve gelecege bakis acisinda yuvaya donun..her ne kadarda anlamasi zor gorunsede , etnik kucuk burjuva duygusallik, cikarcilik, ezbercilik birakildiginda , la pasise degil, marksist gercekler gun isiginda, bilimsel ,gercek yonlenderdirici olacaktir.

"Bilmem soylesem mi, soylemesem mi" misali...

Erdogan arkadasin "elestirisi"ne dair...

Genellikle ve hakikaten bir metnin elestirisi o metnin kendisinden daha zor ve daha karmasiktir, bunun nedeni, metnin sundugu onermelerin ve bu onermelerinin icerdikleri disinda, hengi varsayim ve mantiki olasiliklari icerebilecegi ve hangi nedenlerle disladigi meselesini de analiz etmek zorunda olusundan gelir. Herhangi bir sanatsal metin ya da eser karsisinda bu durum daha da zorlasmaya baslar, ve sarfedilen sozlerin metnin kendisini elestiri nesnesi yaptigi icin, cok daha dikkatli ve ozenle secilmesine dikkat edilir, ozen gosterilir. Ancak tabii ki bu, elestiri metnini kaleme alanin gercekten meseleye hakim olabilecegini varsayan bir iyimserliktir. Her ne kadar "elestirilen olcut, elestirinin olcutu olmak zorunda degil" se de, en azindan davet edilen yere davet edenin davet ettigi yere uygunluguna bakilir. Ornegin her hangi bir kisiyi yuzme havuzuna yuzmek icin davet ettiginizde, oncelikle sizin yuzmeye hazir olmaniz ve o'na uygun bir konum sergilemeniz gerekir, aksi taktirde takim elbise giyerek havuz basinda yuzmeye hazir oldugunuzu ileri surerek baskalarini davet ettiginizde, bu durum en azindan "komik" olarak kabul edilir...

Yukarida ki elestiri yazisini okudugumda bu sekilde dusunmekten kendimi alikoyamiyorum, isin dogrusu, "elestirmen" arkadasimizin! neyi nasil elestirdigi, ya da elestirdigi karsisinda gelistirdigi argumanin ne oldugunu anlayana ask olsun, ben boyle bir salatayi ilk defa goruyorum...
Tesadufen elestirmen arkadasimiz, materyalizm ya da marksizm adina Emile Durkheim'in "Sosyalizm Nedir" makalesini okumus olsaydi sanirim bugun bu sayfalarda Marksist elestiri adina Durkheimci incileri okuyor olurduk. Ne diyelim, tesaduf iste.

Elestiriye dayanak olarak sundugu alintilarin dahi kendi yaklasimini ve soylediklerini curuttugunu farkedemeyen birinin, neden bu alintilara basvurdugu ise teorik olmaktan cok psikolojik bir sorun olusturmakta kanimca. Cunku arkadasimiz eline sopayi almis, cok hiddetli oldugu da belli, ama gerekcesini bir oturtabilse cidden is gorecekte... Bir turlu tutturamiyor iste, takdir-i ilahi mi demeli?

Aslinda, belki de bu elestirmen arkadasimizin yazisi vesilesiyle uzun bir yazi kaleme alinabilir, skolastik felsefenin squar"indan baslayip quark'lara kadar fizik felsefe tarih vs. kisacasi "ne bilmediklerini dahi bilmeden" ahkam kesenlerin bilgi ihtiyaclarini giderebilecek bir kac ansiklopedi de yazilabilir diyecegim ama, zaten aslinda bu ihtiyaclari giderebilecek cok sey yazili durumda duruyor, sadece birazcik zahmet edip okumalari, ve lafi anlamadan sopaya sarilma aliskanliklarini birakmalari gerekiyor, cunku her seferinde o sopayi da kullanabilme bilgisinden mahrum olduklari icin kendi yuzleri gozleri sismekte, bu da uzucu bir durum olmaktan oteye gidemiyor ne yazikki.

Velhasil, hic bir sekilde ciddiye dahi alinmamasi gereken bu yaklasima neden cevap yazdigimi dusunuyorum... Abdurrahman Celebi'ye olan hasretimden midir, yoksa koyunlarin kurban edilip kecilerin Rektor kesilmelerinden mi?

Helenofil Demir

Demir,

Kendi kırık dökük bilgilerini yine sorumsuzca -sanki bunlar derin araştırmaların sonucu imiş gibi- ortalığa saçmaya devam ediyorsun:

"Akdeniz ve Ortadoğu havzasında, dünyanın en elverişli ulaşım koşulu olan denizin (Akdeniz) sağladığı müthiş ticaret olanağının mümkün ve gerekli kıldığı tek tanrılı dinlerin kitapları..."

Ayrıca bir başka makalende de bununla bağlantılı olarak "dünya ticaretinde hızlanma olmasaydı, o ilk yunan filozoflarının görüşleri ortaya çıkamazdı" türünden bir şeyler söylüyorsun...

Ticaretin hızlanması ile felsefi birikim/algı arasında varlığı bilimsel olarak kanıtlanmış bir korelasyon mu bulunuyor???

Hele ki eşi benzeri görülmedik bir ticari hızlanmanın yaşandığı günümüzde bilimsel aklın yerlerde süründüğü konusunda mutabıksak nereye koyacaksın bu işkembe-i kübra'dan tespitini?

Ayrıca o senin ilk peygamberler dediğin Helenler'in düşünsel atası kadim Mısırlılardır, bundan Herodot'ta dahil olmak üzere sonradan o toprakları gezmiş bir çok Helen yazar bahseder...

Zahmet edip bir kaç kaynak karıştırırsan o [sözümona] Yunan dehasına esin olan Mısır'ın kadim Teolojisi'nin hiçte Mısır'ın dış dünya ile ticaretini hızlandırdığı Orta Krallık döneminde değil, bilakis içine kapalı Eski Krallık döneminde olduğunu görürsün...

Ama bunun için sorumluluk ve asıl önemlisi etik gerekir, sizin derdiniz bu değil tabii, tıkandığınız yerde dişçinin dolgu malzemesini kullandığı gibi yazın gitsin...

İlerlemeci, Avrupa Merkezcinin daniskaları sizlersiniz...

Naslarla, dogmalarla eleştiri kolaycılığı artık para etmiy

Sayın Erdoğan Ahmet ve Sayın Sargon sözde eleştirileriniz gerici ulusçulauklarınızı gizleyebiliyor mu sanıyorsunuz? Daha tarihsel maddeciliğin felsefe olmadığını bilmeyenler bir sürü laf kalabalığıyla olsa olsa birilerini bir süre kandırırlar oda kısa bir süre sonra açığa çıkar. Daha adını soyadını doğru bilmediğiniz, yazılarındaki özü kavramadığınız bie şahsı sözde eleştirilerinizle nereye varabileceğinizi sanıyorsunuz? Bu ülkedeki sosyalist mücadale tarihininde Ermeniler'in de yer alması hatta öncülük etmeleri mi sizi üzen?

Safa Kaçmaz'ın Yazısı

Bu yazıda ve dinin ne olduğuna ilişkin diğer yazılarda ifade ettiğimiz bir çok fikri Safa Kaçmaz da kendi ilgi alanı açısından somutlamaktadır. Bir örnek olarak aşağıdaki yazıya bakılabilir:

http://www.koxuz.org/anasayfa/icerik/tarih-turuva-ve-mitoloji

Demir Küçükaydın

Kişisel sayfa: Demir'den Kapılar

http://www.demirden-kapilar.org/anasayfa

demiraltona-at-hotmail-dot-com