İttihatçı Gelenekten Cumhuriyet’e Siyasi Cinayetler

Türkiye’de neden bu kadar çok siyasi cinayet oluyor? Her siyasi cinayet ardından, katillerin yakalanması için seferber olunuyor! , tüm ekipler gece gündüz çalışıyorlar! Evet mükemmel çalışıyorlar! Ama delillerin üstünü örtmek için. Eğer bir an önce delillerin üzeri örtülmezse kendilerinin de suçlu olduğu ortaya çıkacağını biliyorlar. Sadece tetikçinin yakalanması ya da sadece tetiği çekenin peşine düşülmesi ve tetikçi bulunduktan sonrada konunun kapatılmak istenmesi başka bir siyasi cinayetin öncülüğünü yapıyor aslında.

Beyaz berelilerin artmasında, polislerle O.S nin video görüntülerinin hiç mi etkisi olmadı? Polislerle birlikte çekilen görüntüler izlendiği zaman, ‘vatan için’ öldürmenin nasıl desteklendiği görülüyor.

‘Vatan’ için ‘ölmek ve öldürülmek’ özendirilen bir şeydir. Ve bunun kökleri yüzyıl kadar gerilere gidiyor. Siyasi cinayetlerin böylesine meşru olması ittihatçı gelenekten gelmektedir. Aslında bu veri bile Cumhuriyetin köklerinin nereden geldiğini gösteriyor. Bu veri bize, Cumhuriyetin aslında eskinin devamı olduğunu gösteriyor.

‘Kutsal devlet’ anlayışının geçerli olduğu bir toplumda hukuktan, adaletten, hukukun üstünlüğünden, demokratikleşmeden, vb. söz etmek abestir. İttihatçı gelenek ‘vatan’ dediği zaman bir coğrafya ve coğrafyada yaşayan bir halkı değil, devleti, yani kendini kasteder… Bu yüzden ‘vatan ihanetin’ ne olduğuna da, nasıl cezalandırılması gerektiğine de kendi karar verir. Orada siyasi cinayet son derece ‘olağan’ bir şey sayılır ve hesap sormak diye bir şey de yoktur… Cumhuriyet bu geleneğin devamı olarak var oldu ve var olmaya devam ediyor.[1]

Sorunlar sonuçlar üzerinde tartışıldığı için hiçbir delil bulunamıyor. Bizler sorunların sonuçlarından çok nedenlerini tartışmalıyız. Nedenleri tartışılmadığı sürece her sorunun, her cinayetin, her patlayan bombanın devamı gelecektir. Bunu görebilmek çok zor değil. Eğer Hrant Dink cinayeti aydınlatılsaydı hemen ardından Malatya’daki katliam olabilir miydi? Ya da Susurluk, Şemdinli olayları aydınlatılsaydı Hrant Dink öldürülebilir miydi?

Bugün gayrimüslimler bu kadar tedirgin olabilir miydi? Türkiye de yaşayan 7-8 yaşındaki Hristiyan bir çocuk ‘anne büyüyünce beni de öldürecekler mi? ’yi düşünebilir miydi?

Onlarca siyasi cinayet oldu, hangisinde hesap verildi. Hangisinin gerçek faili belli… Bunlardan herhangi birisi ele alınsa bile tüm sistem anlaşılabilir.

Ahmet Samim, Mustafa Suphi, Sabahattin Ali, Abdi İpekçi, Turan Dursun, Vedat Aydın, Musa Anter, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Metin Göktepe, Ahmet Taner Kışlalı... uzayan bir liste. Bunların ortak özellikleri, aydın kimlikleriyle tanınmaları. Bunlardan kimisi sosyalist, kimisi Kürt politikacı, kimisi burjuva liberal, kimisi devlet yanlısı… birbirlerinden farklı olmalarına rağmen katilleri aynı. Bir başka ortak yönleri de, faili meçhul cinayetlerle katledilmeleri. Ve en önemlisi, bu cinayetlerin hepsinde de devletin parmağının olması. Bunlardan herhangi biri aydınlatılsaydı ardından başka bir cinayet olabilir miydi?

İşte Hrant Dink de seri cinayetin son kurbanı... Bugün Hrant Dink'in öldürülmesi, eksik olan bir halkayı tamamladı. Artık kontrgerilla cumhuriyetinin kanlı listesinde bir Ermeni aydın da var. [2]

Hrant Dink ’i uğurlayanların ‘Hepimiz Ermeniyiz’ , ‘Hepimiz Hrant Dink’iz’ pankartlarını taşımaları çok anlamlaydı. Bu kadar kitlenin bir arada olması aslında değişimin başlangıcı niteliğindeydi… Bir şeyler tartışılıyor gibiydi. Ama sanki artık ses sönük çıkıyor.
‘Hepimiz Ermeniyiz’ i farklılaştıranlar oldu. Sonraki süreçte işin korkunçluğuna daha çok tanık olduk. Aslında her şey nasıl da istenildiği gibi algılanıyor. Kendilerini haklı çıkarmak için iş nasıl da korkunç bir şekilde meşru zemine konulmaya çalışılınıyor.

Bursa’da açılan bir pankart haykırıyor, cinayetlerin, katliamların, linçlerin, linç girişimlerinin gerisindeki apaçık, buz gibi mantığı: “Bir Ermeni öldü, ‘Hepimiz Ermeniyiz’ dediler; Bir Hristiyan öldü, ‘Hepimiz Hristiyanız’ dediler; on iki Mehmetçik öldü, ‘Hepimiz Mehmetçiğiz’ diyemiyorlar!” [3]

“Katil de bir zamanlar bebekti” bu söz bize sorunun nedenlerini tartışmamızı sağlayacak kilit noktadır aslında. Bir insanı öldürebilecek kadar bir kin nasıl bir insanda olabilir. Bu nefret nasıl ortaya çıkıyor, bir insan eline nasıl silah alabiliyor… Bunları tartışmadan bir adım ilerleyemeyiz.

Buradan çok vahim sonuçlara ulaşanlar da oldu. Rakel Dink’in “Katil de bir zamanlar bebekti” demesi üzerine bazı ‘yorumcular’ tartışma programlarında annelere seslendi, ‘bebeklerinize iyi bakın’. Yani bir insanın katil olması sanki sadece aile terbiyesiyle ilgili bir şeymiş gibi sunuldu. Sanki tamamen yoksulluktan dolayı olduğunu düşünenler oldu… Sanki bir insanın katil olmasında sistemin hiçbir alakası yokmuş süsü verildi. Aslında bu da bir bakıma “Kutsal devleti” korumaktı. “Kutsal devleti” korumak adına her şeyin üstü örtülebilir, her şeyi devlet istediği gibi anlayabilir ve bunu da herkes kabul etmek zorunda gibi bir izlenim var burada.

Burada anlaşılması gereken çok önemli bir nokta da, bir insanın kişiliği çevresindekilerle birlikte şekilleniyor. Bu bebeklikten itibaren geçirdiği sosyal çevreyle şekilleniyor. Yani sadece tetiği çeken katil olamaz. Tetiği çekeceği ana kadar geçirdiği yaşantısı itibariyle aslında çevresindekilerde katildir.
Bunun suçlusu salt bir kişi değildir, bir sistemdir.

Ölmeyi ve öldürmeyi seven ve bunu meşru gösteren bir sistem var...
‘Türk olmakla gurur duymak’ o kadar benimsetiliyor ki, farklı düşüneni, ‘Türklüğü aşağılamak’ olarak algılanıyor. Bunun anayasada bir maddeyle desteklenmesi, 301’le desteklenmesi, ‘vatanı savunmak için öldürmeyi’meşrulaştırıyor.

Evet 301 ‘kimseyi hapse atmıyor, kimse mahkum olmuyor’ insan öldürtüyor.

notlar:

[1]Bir Cinayetin Anatomisi, Fikret Başkaya
[2http://www.atilim.org/haberler/2007/01/20/Hepsi_aydin__hepsi_faili_mechul.html
[3]BİZDEN BİRİ. AHBARİK HRANT, Sibel Özbudun- Temel Demirer

18 Ocak 2008
fikriye

XORTO

Aslında parçada en can alıcı yane olayı anlatan cümle şu bence:"Sorunlar sonuçlar üzerinde tartışıldığı için....." dir. Fikriye arkadaşa teşekkür ederim yazı bir özet olma özelliği taşıyor. Bu açıdan çok iyi kendi görüş aralığımda bakınca özenle hazırlandığı şayan. Başarılar dilerim.