Kullanıcı Girişi
Özel Menünüz
Köxüz'den Yazılar E-Grubu'na Katıl!
Üye olursanız yazılar adresinize otomatik olarak gelir.
Üye olmak için aşağıdaki boşluğa mail adresinizi yazın "Tıkla ve Katıl" tuşunu tıklayın.
| koxuzden-yazilara katıl |
| Bu grubu ziyaret et |
''Kimliği yok''

Toplumsal cinsiyet sosyal yönden kadın ve erkeğe verilen roller ve sorumluluklar olarak tanımlanır.
Kız ve erkek olarak doğmak biyolojik varlığımızdır. Ancak daha doğmadan kızlara pembe, erkeklere mavi rengin tercih edilmesi. Yine kız çocukları için bebek, erkek çocuklar için oyuncak silahların alınması ayrım sürecini başlatır. Roller belli olmuştur artık ve oynama zamanı gelmiştir. Egemen ideoloji eğitim ve şartlandırmalarıyla kendini her gün yeniden üretir çocuklar oynayacakları rolleri, toplumun değer yargılarını bu yapı içinde öğrenmeye başlarlar.
Bu verilen roller egemen ideoloji tarafından “doğa kanunu” olarak gösterilmeye çalışılır.
Çünkü ancak böylelikle kadınların ikinci cins olarak kalmasını “sessizce” devam etmesini sağlar.
Bu biçimin devam etmesi için kadının ikinci cins konumunu kabul etmesi, benimsemesi gerekiyor. Bunu benimseyen kadın erkeğine bağlanabilir ve onun egemenliğini kabul edip, sarsmadan davranış biçimi gösterir.
Kadın çocuğunun annesi, kocasının itaatkar karısı, bazen şapşalı oynayan, saçını süpürge etimi makul kadın sayılan olmak durumundadır. Atasözleri bile bu toplumda kadının üzerine bir yük gibi binmiştir.
”yuvayı dişi kuş yapar” gibi..
Yarının yetişkinleri olan çocuklar doğdukları günden itibaren annenin ve babanın rollerine belli yargılar içinde eğitilirler. Erkek çocukları yarının kadınlarının üzerinde hükmedecek yargılar içinde eğitilirken, kız çocukları da cinsel rollerine uygun bir şekilde, hareketlerini kontrol altına almayı öğrenirler. Bu giyim kuşamdan, gülmeye ve oturup kalkmaya kadar birçok şeyi kapsar ve böyle şartlanarak büyürler.
Böylesi bir şartlandırmayla yetişen kız cocukarı yarının kadınları, toplumun önyargılarına ve tabularına boyun eğer.
Ve…
Erkeklerin “namus” kavramı içinde sindirilip yok olurlar. Namus düşüncesinin güçlü olması gelenek ve kültürel öğretilerle yakından ilgilidir. Bu öğretilerden sonra kadın kendi bendenin sahibi değildir artık. Bedeni ona ait olmaktan çıkmıştır. Önce babasına, kardeşine sonrada kocasına ait olmuştur. Kadının kendine ait bir kimliği yoktur.
Bekaretini yitiren bir kadın, kişiliğini yitirmiş gibi görülür. Aşağılanır, yanlızlığa ve hatta ölüme terkedilir. Kadın bu korkuyu evleneceği zamana kadar taşır ve sürekli kontrol içinde yaşar.
Evlenipte bir erkeğin egemenliği altına girdikten sonra bu korkunun ve yerini başka korkular alır.
Şiddet?
Yanı başımızda, belki evimizin içinde!
Herkes şiddetten şikayetçi. Suçu kimse üzerine almıyor, almamakta direniyor. Suç hep başkaların da aranıyor. Peki biz değilsek kimden kaynaklanıyor bu meret?
Şiddet o kadar geniş açısı olan bir olgu ki toplumun her kesiminde görülebiliyor.
Ama en çok şiddet gören ise malesef kadınlar. Bu fiziki, sözlü, ekonomik, cinsel ve psikolojik
şiddet olabiliyor.
Erkek kendine çocuklukta öğretilmiş rolü çok iyi şekilde oynamaya ve uygulamaya başlıyor. Kadın her zaman şiddete maruz kalan taraf oluyor, koca, sevgili, baba, kardeş gücünü ilkel yollarla kanıtlayarak, aşağılayarak gösteriyor. Kadınların tepkileri şiddet karşısında oldukça farklı olabiliyor. Kimi kadın şiddetten sonra ekonomik özgürlüğü olmadığı için yada çocukları olduğu için evinden veya kocasından ayrılamıyor. Kocasına bağımlı olarak yaşıyor. Şiddet, kanıksadığı sıradan bir durum haline geliyor
Kimi kadın ise ekonomik özgürlüğü olduğu halde yaşadıklarını kimseyle paylaşmıyor. Çünkü kariyerinden ve prestijinin azalmasından korkuyor.
Her konuda birbirini tamamlayan erkek ve kadın neden sorunları konuşup çözümleyemiyor. Bir şeyleri kabul ettirebilmek için illa şiddete mi ihtiyaç duymak gerek. Şiddet bir zayıflıktır. Şiddete başvuran erkek kendisini haklı, kadınında buna onu teşvik ettiği görüşündedir. Bunların hiçbir mantıklı açıklaması yoktur.
Daha vahim olan erkeğin şiddeti uyguladıktan sonra, hemen affedilip herşeyin unutulmasını beklemesidir.
Unutmayın ki uyguladığınız şiddet sonucu eşiniz, sevgiliniz, kızınız sizi bir daha
gönülden sevemeyecektir .
Bu yaşanan ve uygulanan şiddet “öğretilmiş” bir şiddettir. Çocuklar kız ve erkek olarak doğar. Onlara yaşamda oynayacakları rolleri biz öğretiriz. Şiddeti olağan gösterdiğimiz ve sen erkeksin uygularsın diye büyüttüğümüz erkek çocuğumuz bunu çok rahat uygular ve bizde gazetelerin üçüncü sayfalarında okuruz.
-
- Dilek Jiyan ağ günlüğü
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
