Sorunu ben çözerim

Başbuğ'un Türkiye halkı ifadesi ile kendisini yanıtladığını kaydeden Öcalan, 'Sorunu cesurca dile getiren siyasetçiler yok. Kiminle çözecekler, kim bunu cesurca dile getiriyor? Kim bu çözümü ertelenemeyeceğini söylüyor. Ben söylüyorum. Ben söylediğim için haliyle muhatap ben oluyorum.' dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgiye göre görüşmede Türkiye'nin siyasal yapısına değinen Öcalan, 'Türkiye'de sorunlar ağırlaşmış. Türkiye'de sorunu Teorik olarak çözememişler. Siyasetçiler, yöneticilerin algılayacak teorik düzeyleri yok. Teorik olarak sorunları anlamaktan uzaktırlar. Bu nedenle Teorisi oturmayanın pratiği de hiç bir işe yaramaz. Son savunmalarım bu temelde değerlendirilebilir.' dedi. Yazdığı savunmalarına değinen Öcalan, şunları söyledi: 'Savunmalarımın özelikle Ortadoğu bölümünde çok geniş açımlamalar, çok derin çözümlemeler var, dünya sistemine yöneliktir. Dünyada bu kadar çözümsüzlük var, bu kadar sorun var. Bu sorunların hepsi kapitalist sistemden kaynaklanıyor. Kapitalizmin meydana getirdiği birey, iflas etmiştir, insan olmaktan çıkmıştır. Ekonomik kriz kapitalizmin krizidir.'

Kapitalizm dünyanın krizidir

Öcalan, şöyle devam etti: 'Ben savunmalarımda da kapitalist sistemi kriz sistemi olarak nitelendirmiştim. Kapitalizmin kendisi kriz sistemidir. Kapitalizm dünyanın krizidir. Kapitalizm insanlığın kanseridir. Buna toplumun kanserleşmesi de diyorum. Kapitalizm insanlığın kafasını uçurmuştur, beyinleri patlatmıştır, zihinleri felç etmiştir. Nietzche ta o dönemde kapitalist sistemin tehlikesine işaret etmişti. Foucault bu sistemi çözmeye çalıştı, ancak hepsi birçok yönüyle sisteme bağlıydılar. Özellikle Finans Kapital dönemi bunun en korkunç boyutudur. Mısır dönemindeki Firavunlar bunlar kadar değildi. Ben bunlara çağın firavunları diyorum. Hatta Mısır dönemindeki Firavunlar bunların yanında yedi kat daha yıkanmış melekler gibidir. Fernand Braudel kapitalist sistemi iyi çözümlüyor, bu tehlikelere işaret ediyor. Bunlar dünyanın her tarafını çöplük haline getirmişler. Çevreyi de tahrip ettiler, tarımı bitirdiler. Tarım bitirilmişse insanlık da bitirilmiştir. Kapitalizm döneminde Reel Sosyalizm'de iflas etti. Dünyayı her türlü tehlikeye açık hale getirdiler. Cinsiyetçilik, bilimcilik, dincilik, milliyetçilik bu dört tehlikeyle dünyayı yönetmeye çalıştılar. Akademiye bile ilgi bu kadar zayıfken benim savunma yazmam boşuna bir çaba olur. İlk üç cilt ana fikri veriyor. Şimdilik yeterlidir. Türkiye'de de yeterince anlaşılacağını sanmıyorum. Bunları tartışabilecek, algılayabilecek durum yoktur.'

Ergenekon'u şimdi daha iyi anlıyorum

'Ergenekon' yapılanmasına da değinen Öcalan, şu hususlara dikkati çekti: 'Ergenekon'u iki aşama olarak ele almak lazım: Birincisi 1925'ten '50'lere kadarki dönem. Bir de 50'lerden sonraki dönem. 1925'lerden '50'ye kadarki dönemde asıl rol oynayan Fevzi Çakmak'tır. Bu dönemde Recep Peker, İsmet İnönü '50'lere kadar rol oynamışlardır. Ben buna ideoloji demiştim, daha doğrusu teoloji demiştim. Mustafa Kemal'in etrafını kuşatmışlardır. Bu dönemdeki devlet anti-Kürt, kısmen de anti-İslam şeklinde yapılandırılmıştır. Bu dönemde bu şekilde bir teoloji geliştirdiler. Mustafa Kemal 1925'lerde İngilizlerin siyasi oyunlarını, planlarını bilmesine rağmen etrafındaki kuşatmayı kıramamıştır. Mustafa Kemal son aylarda da İsmet İnönü'nüyü görevden aldı. Hatta bir ara öldüğünü biliyordu. Yani büyük oyunlar vardı. Hiç bir tarihçi Mustafa Kemal'in etrafındaki kuşatmayı tam olarak çözememiştir. Ergenekon'u şimdi daha iyi çözümlüyorum, anlıyorum. Özel Harp Dairesi Ergenekon'un küçük bir birimidir. Asıl Ergenekon siyasi alandaki Ergenekon'dur ve askeri Ergenekon'dan çok daha derin ve daha tehlikelidir. Yani asıl büyük ergenekon siyasidir, askeriyedeki Ergenekon küçük ve onu yürüten çekirdek kadrodur. Cossiga, Türkiye'deki Ergenekon'un daha özgün olduğunu söylüyor. Zaten Avrupa'daki Nato-Gladio örgütlenmeleri daha çabuk çözüldü. Avrupa'da bu işler daha kolay çözülüyor.'

ABD ve NATO eskisi gibi Türkiye'ye destek olmayacak

Öcalan, şöyle devam etti: 'Asıl Ergenekon siyasal alanda yapılandırılmış. Cossiga, Türkiye'deki Gladio'nun daha özerk olduğunu söylüyor. Buna izin vermişler. Bunlar sistemi de anlamıyorlar. Bugüne kadar devletten faydalanmışlar. Devletten herşeyi almışlar. Bundan sonra da bunun hep böyle devam edeceğini sanıyorlar. Bugüne kadar el-bebek, gül-bebek büyümüşler. Bunlar ellerinden gidince de sinirleniyorlar. Doğu Perinçek gibiler Kapitalizme, ABD'ye karşı mücadele ettiklerini sanıyorlar! Aslında tam da bunlara hizmet ediyorlar. ABD'nin kuklaları durumundalar hatta kuklaları bile değiller! Bu Ergenekoncular Amerika'ya ne kadar hizmet ettiklerinin farkında bile değiller. Muhsin Yazıcıoğlu bu olayları farketmişti biraz. Ergenekon'dan çıkmak istiyordu, gırtlağına kadar içindeydi ama nereye gideceğini, nasıl çıkacağını bilmiyordu. Gitmek istediği yer de Ergenekon'dan farklı değildi. Ama bunu anlamıştı, bunun çabasını veriyordu. Burada önemli olan husus şudur. Amerika Özel Harekat-Ergenekon'u bundan sonra nasıl yapılandıracaktır? a da yerine neyi ve nasıl inşa edecektir? Rasmussen'in Nato Genel Sekreterliği'ne getirilmesi önemli bir konudur. Türkiye'nin itirazlarının reddedilmesi önemli bir konudur. Roj tv falan bahanedir. Türkiye'nin itirazları yerini bulmamıştır. Sistem daha önce kurulmuş, Türkiye bunu anlayamıyor. On kere de ititraz etse itirazı bu nedenle yerini bulmaz. Rasmussen'in NATO'nun başına getirilmesi özel harekatın geri çekilmesidir. Yeni yapılanma için onu seçtiler. Bu, ABD ve NATO'nun Türkiye'ye desteğinin eskisi gibi olmayacağı anlamına geliyor.'

Başbuğ bana cevap verdi

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un açıklamalarını da irdelene Öcalan, şu görüşleri dile getirdi: 'Başbuğ'un konuşmalarını gazete başlıklarından dinledim. Konuşmasında 'Türkiye Halkı'ndan bahsediyor. Bunu Mustafa Kemal'in sözü olarak belirtiyor. Ben daha önce bunu söylemiştim. Başbuğ'un söyledikleri benim söylediklerime bir cevaptır. Ama eksik ifade ediyor. Bunun devamında Kürtlere muhtariyetten bahsetmesi gerekirdi. Bu da Mustafa Kemal'in sözüdür. Asıl önemli olan Mustafa Kemal'in Kürtlere ilişkin muhtariyet fikridir. Ben Başbuğ'un Mustafa Kemal'in muhtariyet fikrini de dile getirmesini bekliyordum. Bunu neden söylemiyor! Anlayamıyorum. Başbuğ'un bu açıklamaları önemlidir, bir kapı açmıştır, ancak hepsi o kadar. Ordu bu kadarını söyleyebilir. Gerisi siyasilerin işidir.'

Siyasetçiler ideolojiye batmış

'Türkiye'de siyasetçilerin hepsi ideolojiye batmışlar. Sonuna kadar ideolojinin içindedirler. Bir türlü bu bataklıktan çıkamıyorlar. Türkiye'de Mustafa Kemal'den sonra sadece Özal sorunları biraz anlıyordu. Özal'ın en önemli yönü pratik politikayı iyi biliyordu, pratik bir adamdı. Sorunları da çözmek istiyordu. En azından sorunları çözmenin yollarını arıyordu. Ben sorunlara ciddi yaklaşabilecek bir politikanın gelişmesi gerekir diyorum ama Türkiye'de Mustafa Kemal gibi Özal gibi sorunlara yaklaşabilecek politikacılar yok. Mevcut politikacıların hiç bir politika üretemiyor, sorunları çözemiyor. Bunların hepsi zavallıdırlar. Sorunları algılayabilecek zihniyetleri de yok. Ben Yavuz dönemindeki, Alparslan dönemindeki ve Mustafa Kemal dönemindeki Kürtlerle işbirliğini önemli buluyorum, bunları teker teker açtım, daha önce de defalarca da dile getirdim. Kürt sorununun tam olarak algılanması lazım.'

Türkiye İngiltere olabilir

Öcalan, Kürt sorunu bağlamında şu hususlara dikkat çekti: 'Kürt sorunu çözülürse Türkiye, Ortadoğu'nun en önemli ülkesi haline gelir, dönemin İngilteresi gibi olur. 19. Yüzyılda İngiltere ne idiyse Türkiye bu sorunu çözerse o dönemin İngilteresi gibi olur. Ortadoğu'da demokrasinin gelişmesinde Kürtler anahtar rolündedir. Ortadoğu'da Kürt Sorununu çözümü katalizör görevini görecektir. Kürt Sorununun demokratik çözümü Ortadoğu'da demokrasinin yayılmasında katalizör rol oynar. Bu demokrasiyle çözülürse Ortadoğu'ya da demokrasi yayılır. Ben Erdoğan'dan da Gül'den de bunu talep ediyorum. Ancak bilemiyorum Ama Erdoğan, Abdullah Gül, bunlar ideolojik adamlardır. Çözüm geliştiremiyorlar, siyaset üretemiyorlar. CHP de MHP de bunlar da siyaset yapamıyor. Bunların hepsi ideolojiye batmışlar. Aslında yaptıkları ideoloji de değildir. Bunlarda cesaret yok, feraset de yok. Bunların ne cesareti var, ne feraseti var ne de zihniyeti. İdeolojik sınırlar içerisinde kalıyorlar. Peki bunlar ne yapacaklar? Peki sen çözemeyeceksen kim çözecek? İngilizler yüzyıldır çözümsüzlük siyaseti yürütüyorlar. Sen de çözmezsen o zaman İngilizlere hizmet ediyorsun demektir.

Bunlar Ebu Cehil'den daha cahildirler

Menderes'i astılar, kimse niçin asıldığını bilmiyor. '70'lerde Sağ-Sol kavgası oldu, binlerce insan bu kavgalarda, çatışmalarda öldüler. Kimse bunların niçin yapıldığını bilmiyor. Türkiye'de bunları algılayacak zihin yok. Bunların yaptıkları İslamiyetle de alakası yok. Çünkü tarihi de bilmiyorlar, İslamiyeti de bilmiyorlar. Bunlar Ebu Cehil'den daha cahildirler. Ebu Cehil, döneminde Mekke'nin sahibidirler ama biliyorsunuz Mekke fethedildi. Bunlar da hepsi cahildirler. Bu kadar cahillikle hiç bir şey savunulamaz. İttihatçılar bir imparatorluğu yıktılar. Bir imparatorluğun yıkılmasına sebebiyet verip, bir imparatorluktan geriye bunu bıraktılar.'

Türkiye'yi İsrail'e basamak yaptılar

'Siz Türk Türk Türk Türk derseniz, Türkü de tecrit etmiş olursunuz. Siz hep bunu derseniz, Türkün de anlamını boşaltmış olursunuz. Ben yedi bin yıllık Türk tarihini iyi çözümlemişim, biliyorum. Son yüz yılda yeni bir Türk kavramı inşa ettiler. Önemli olan bunu iyi anlamaktır. İyi incelenmesi gerekiyor. Ben yüz yıllık bu tarihi de iyi kavramış durumdayım. Bu son yüzyılda asıl Türk olmayan yeni bir Türk kavramını inşa ettiler. Ben buna Türk olmayan Türk diyorum. Türk kavramının içi boşaltılmıştır. Bunu yapanlar Türk de değiller. İsrail'i inşa etmeden önce Türkiye'yi hazırladılar. Türkiye'yi İsrail'in kurulmasına basamak olarak kullandılar. Böyle bir kukla gibi. Ulus-devletin inşa edilmesinde Yahudiler rol oynadı. Büyük bir hamle başlattılar ulus-devlet konusunda. Avrupada 2 kişi vardı. Bunlar ulus-devletin kurulmasında rol oynadılar. Bunlar Yahudiydiler. Almanya'da bunlar en iyi Almandılar. Bir Alman'dan daha çok Almandılar. Aynı şekilde İngiltere ve diğer ülkelerde de öyleydiler. Aynı şekilde Türkiye'de de Türkçülüğü onlar geliştirdiler. Bir Türk'ten daha Türktüler. Türkçülüğün teorisyenleri de Yahudilerdir. Önce Alman milliyetçiliğini geliştirdiler sonra İngilizlere destek verdiler. Ben bunlara hayret ediyorum. Nasıl bunu yapıyorlar. Alman olmayan Almanlar, aynı şekilde daha önce de buna Türk olmayan Türk demiştim. Ben Yahudi halkına saygılıyım. Ortadoğu'da Yahudilerin bu sorunlardan çıkışı ancak bizim öne sürdüğümüz demokratik ilkelerle mümkündür. Ben Yahudilerle ilgili bilgimi daha arttırdım.'

Çözüm için çalışıyorum

Öcalan, şöyle devam etti: 'İlter Türkmen, Kürt sorununun çözümünün ertelenemeyeceğini söylüyor. O, bunu biliyor, iyi anlıyor. Erdoğan, bunu anlıyor mu? Anlayamıyor. On beş yıldır bu sorunun Kürt sorunun demokratik yollardan çözümü için çaba sarfediyorum. Özal, biraz bunu biliyordu. Özal, çözmek de istiyordu. Pratik-politik bir adamdı, pratik çözümler geliştiriyordu. Erbakan da olumluydu. Ben bunları sadece burda değil dışarıdayken de defalarca dile getirdim. Bu sorunun çözümü için '90'lı yıllarda siyasilere, Genelkurmay'a mektuplar gönderdim. O dönem bana gelen bilgi notunda eğer bu sorun çözülmezse çatının çökeceğini hepimizin de bu çatının altında kalacağını belirtiyorlardı.

Patlama olur

İran, Kürt sorununu kendine göre en iyi kullanan devletlerden birisidir. Öyle sorunun çözülmesini istemezler. Üçlü zirveden bahsediyorlar. Bu üçlü zirveden bahsedilmesi bile bu üçlünün ne kadar aciz olduğunu gösteriyor. Bu üçlü zirve, sorunu da çözemez. Şimdi sen Güney'den de sıkıştırırım dersen bunlar nereye gider? Onlarca yılın patlamaya hazır, birikmiş öfkesi var. Esas patlama budur. İşsizliğin yüzde kırk olduğunu söylüyorlar. Burada yüzde kırk ise orada yüzde seksendir. Bunca yıldır savaş eğitimi görmüş, tecrübesi olan savaşçılarla birleşmesi durumunda gelişecek patlama bir iki değil kırk patlama olur.'

Sorunu ben çözerim

'1 Haziran'a kadar süre verdiklerini söylüyorlar. Mesele 1 Haziran süresi de değil, bu süreyi de ben vermedim, bu PKK'nin kendi kararıdır, süresidir. Onbeş yıldır Kürt sorunun demokratik yoldan çözümü için çaba sarf ediyorum. Mesele öyle 1 Haziran'a kadar süre değil, bu sorunun çözümsüzlüğünün yol açabileceği meseledir, esas tehlike, esas patlama buradadır. İlla da benimle görüşsünler demiyorum. Ama bu sorunları cesurca dile getiren siyasetçiler yok. Kiminle çözecekler, kim bunu cesurca dile getiriyor? Kim bu çözümü ertelenemeyeceğini söylüyor. Ben söylüyorum. Ben söylediğim için haliyle muhatap ben oluyorum. Keşke benim dışımda bir muhatap olsaydı ama yok işte! Ben yine vurgulayarak söylüyorum; Kürt sorunun çözümü ertelenemez. Ordu içinden de mutlaka anlayanlar vardır. Salim Dervişoğlu onlar gibileri anlıyor, bunu iyi biliyorlar. Burada çözüm için üzerime düşeni yaparım, diyorum. Ben onbeş yıldır demokratik çözüm için çaba gösteriyorum. Rasmussen'in Nato'nun başına gelmesiyle Nato'da yeni bir dönem başlayabilir. Rasmusen özel olarak seçilmiş biridir. Nato, yeni bir döneme girecektir. Rasmussenli Nato'nun PKK'ye yaklaşımı da eskisi gibi olmayabilir, daha esnek, daha ılımlı da yaklaşabilir, PKK'yi anlayabilir. Bu da yeni bir döneme işaret edebilir. Buradan Sayın Erdoğan ve Sayın Gül'e sesleniyorum: Bu sorun ertelenemez. Kürt sorunu bir an önce çözülmelidir. Demokratik Toplum Kongresi hızlı bir şekilde toplanabilir, çalışmalarına başlayabilir. Demokratik Toplum Kongresi işler hale getirilebilir.'

KCK'nin merkezi dağdır

'Ben daha önce toplumun şu anki durumunun Fransız ve Rus Devrimiyle ilgili benzetme fikrimi halen koruyorum. Demokratik seferberlik ruhuyla gece gündüz çalışılmalıdır. Özgürlük Mücadelesi ekmek peynir kadar önemlidir. Ben Akademilerin bir an önce kurulması gerektiğinden bahsetmiştim. AKP'nin bile üçyüz, dörtyüz, beşyüz tane akademisi, akademisyeni var.' diyen Öcalan, DTP'ye yönelik düzenlenen operasyonu değerlendirdi, şunları söyledi: 'DTP'ye operasyon yapılmış. Bunu da KCK sistemine dayandırıyorlar. KCK sistemi öyle değildir. KCK'nin merkezi dağdadır, Kandildedir. Buradaki yapılanma KCK değildir. İki yıldır takip ettiklerini söylüyorlar. Ben, boşuna Akademi'den bahsetmedim. Her tarafta Akademi kurabilirler. Böyle küçük bir yerde bile üç beş kişi bir araya gelip bir akademi kurabilir. Bütün sorunları tartışırlar. AKP'nin bile bir sürü akademisi var, akademisyeni var. Ben Demokratik Toplum Kongresi'nin de faal hale getirilmesinden bahsetmiştim. Demokratik Toplum Kongresi ne istediğini, ne talep ettiğini, nasıl bir siyaset yürüttüğünü apaçık bir şekilde ortaya koyar. Bunu yönetmeliğinde, tüzüğünde açıkça belirtir, buna göre de mücadelesini yürütürler. Bütün diğer kurumlar da bu şekilde çalışmalarını yürütürler. Ben defalarca Demokratik Siyaset Akademisi kurulmalıdır.'

Obama nabza göre şerbet verdi

Öcalan, sözlerini şöyle tamamladı: 'Amara'da bizim şehitlerimizin olduğu yerde taş yığını yapabilirler, yerleri belli olsun, kaybolmasın diye. Hayatını kaybeden iki gencin ailesine taziye dileklerimi iletiyorum. Tatvan'a, Norşin'e ve kazanılan diğer bütün belediyelere selamlarımı iletiyorum. Kaybedilen belediyelere Ergenekon belediyeleri diyorum. Ağrı, Bingöl, Bitlis gibi Ergenekon belediyeleridir. Nereden biliyorum, kendi ilçemden Halfeti'den biliyorum. Yıllardır Halfeti/Urfa oraları tutmuşlar. Urfa, dünyanın en eski ve en büyük zulmünün yapıldığı yerdir. Obama'nın konuşması önceden hazırlanmış, nabza göre şerbet veriyordu. Neyi duymak istiyorlarsa onu söyledi. Geçmişte bana da şöyle şöyle konuşursan ABD ile aran iyi olur diyorlardı ama ben bu oyunlara gelmedim.

Cezaevinden gelen mektuplar var. Hepsine tek tek cevap veremiyorum. Erzurum, Siirt, Muş, Adıyaman, Kırıklar cezaevlerine selamlarımı iletiyorum. Cezaevidekiler bol bol yazabilirler. Avrupa'daki aydınlara selamlarımı iletiyorum. Roj tv çalışanlarını tek tek selamlıyorum. Sanatçıları selamlıyorum. Tüm halkımıza selamlarımı iletiyorum.' İSTANBUL - ANF

15 Nisan 2009 tarihli Görüşme Notu'dur