Skip to the navigation
.
Skip to the content
.
Köxüz Sitesi bundan sonra http://www.koxuz.net/anasayfa/ adresinde devam edecektir.
Anasayfa
Son Gelenler
Köşe Yazıları
Bloglar
Forumlar
Yorumlar
Kitaplar
Galeriler
Kontak
Linkler
Ana Sayfa
»
Anasayfa
Teorik ve Politik Evrimim (4) - Psikoloji Üzerine Çalışmalar
Görüntüle
Düzenle
links
Konu:
*
Kategoriler
Forumlar:
*
- Lütfen seçiniz -
Sosyalizmin Sorunları Forumu
Tarihsel Maddeciliğin Sorunları Forumu
İşçi Hareketinin Sorunları
Kürt Ulusal Hareketinin Sorunları
Alevi Hareketinin Sorunları
Kadın Hareketinin Sorunları
Çevre Hareketinin Sorunları
Demokrasi Mücadelesinin Sorunları
Demokratik Cumhuriyet Forumu
Köxüz'ün Sorunları
Bölümler-Konular:
*
Gündem
-"Barış Süreci"
-"Kürt Sorunu"
-Anayasa Tartışmaları
-Avrupa Birliği
-Çatı Partisi Tartışmaları
-Büyük Ortadoğu Projesi
-İnsan Hakları
Politika
-Türkiye Politikası
-Ortadoğu Politikası
-Dünya Politikası
Ekonomi
-Dünya Ekonomisi
-Türkiye Ekonomisi
Sınıflar ve Partiler
Sosyal Hareketler
-Ulusal Hareketler
-Barış Hareketi
-İşçi Hareketi
-Çevre Hareketi
-Kadın Hareketi
-Gençlik Hareketi
Kültür ve Sanat
-Plasitk Sanatlar
-Sinema - Tiyatro
-Edebiyat
-Müzik
Dosyalar
-Hrant Dink Cinayeti
-Şemdinli
Linkler
Bilim ve Teknik
-Doğa Bilimleri
-Toplum Bilimleri
Yaşam - Günlük Hayat
-Medya
-Spor
Felsefe
Köxüz'den Yazılar
-Köxüz'ün Temel Metinleri
-Köxüz'den Mektup
-Köxüz Redaksiyonundan
-Köxüz'den Yorumlar
-Köxüz'ün Künyesi
Okurladan Yankılar
Lütfen yazınızın yer alacağı bölümü seçiniz.
Gölge kopya bırak
Eğer bu konuyu taşırsanız, eski forumdan yeni foruma bir bağlantı bırakabilirsiniz.
Gövde:
*
<p> Buraya kadar "Diyalektik Materyalizm" veya "Marksist Felsefe" denen bağlamda ele alınan konuları, diğer Politik ve Tarihsel Maddeciliğe ilişkin çalışmaların yanı sıra, bir tür hobi gibi, bir tür yan uğraş gibi götürüyordum. </p> <p> Tarihsel Maddecilik ve o çalışmaların motoru olan Politik sorunlar konusundaki evrime geçmeden önce Doğa ve Toplum arasında geçiş karakteri taşıyan iki konu ayrı birer başlık altında ele alınabilir. Çünkü bunlar o zamanki çalışmalarım ve kavrayışım içinde de böyle bir yerde bulunuyorlardı. Bu iki konu: Psikoloji ve Ekolojidir </p> <p> Üniversite'de Psikoloji ile ilk ilişkim, Sosyoloji'de okuduğum ilk yılda, J.L. Moreno'nun Sosyometri'si aracılığıyla oldu. Moreno tedavi için, bir tür kolektif psikanaliz yöntemi geliştirmişti. Bir de savaşta ya da iş yerinde etkinliği ve verimliliği arttırmaya yönelik küçük grupları analiz etmeye yarayan teknikler üzerinde yoğunlaşmıştı. Örneğin insanlarla anketler yapılıyor bir grup içindeki liderler ve gizli liderler belirleniyor, diyelim bir savaş timi bu ilk bakışta görülmeyen gerçek ilişkilere göre şekillendiriliyor ve böylece tim içindeki kişisel sürtüşmeler azaltılıyor ve daha etkili sonuç alınıyordu vs.. </p> <p> Tabii burada bir teknik söz konusuydu. O aralarında daha az çatışan pilotlar veya timler örneğin daha iyi ve daha çok Vietnamlı öldürüyorlardı. Ya da bir fabrikada daha üretken oluyorlar karlılığı arttırıyorlardı. Psikoloji'nin bu anlamda kullanılışının bizim için hiçbir ilgi çekici yanı yoktu. </p> <p align="center"> * </p> <p> Politikada ise esas sorun, toplumu insan psikolojisiyle açıklayanlardan çıkıyordu. Bunlar, örneğin "insanların bencilliği" gibi tarih ve toplum üstü bir insan özünden hareketle tarihi ve toplumu açıklamaya çalışıyorlardı. </p> <p> Toplumun insan psikolojisinden hareketle değil, insan psikolojisinin toplumdan hareketle anlaşılabileceğini düşünüyordum. Psikoloji, toplumu açıklama iddiasında olmadığı sürece bir bilim olarak görülebilirdi, ama toplumu açıklamaya kalktığı an, bir gerici ideoloji, Marksizm'e karşı bir ideolojik mücadele aracı haline dönüşüyordu. </p> <p> Bu nedenle psikolojiden hareketle, toplumu açıklama iddialarına karşı daha iyi daha iyi ideolojik mücadele verebilmek için, üniversitede ikinci senede, zaman buldukça Genel Psikoloji sertifikasının derslerine de katılıyordum. Bu bağlamda, Freud, Jung, Adler vs. hakkında, daha kısa ifadeyle Psikanaliz hakkında, bir asgari bir bilgi ediniyordum. </p> <p> Bu derslerin sonucunda, konu üzerinde kısmen de okumayla<a name="_ftnref1" href="#_ftn1" title="_ftnref1">[1]</a> ama daha ziyade, gözlemler ve iç gözlemler düzeyinde yoğunlaşarak ve düşünerek, Psikoloji ve Psikanaliz hakkında kendi kendime bazı sonuçlara ulaşmıştım. Bunlar şöyle özetlenebilirdi. </p> <p> Freud'un büyüklüğü, Güdük Filler, (dil sürçmeleri, unutmalar vs.) Rüyalar ve Nevrozların ardında bir <strong>neden</strong> aramasında ve bu nedenin insanın <strong>bilinçaltında</strong> bulunduğunu söylemesinde ve bu bilinçaltının oluşmasında <strong>cinsel içgüdünün</strong> ve <strong>bastırılmasının</strong> tayin edici önemini ileri sürmesindeydi. </p> <p> Ama Freud'un bunun ötesinde söylediklerinin neredeyse hepsi yanlıştı ve önünde sonunda <strong>tarih ve toplum ötesi bir insan özü</strong> fikrine geliyordu. Bu tarih ve toplum üstü insan özü de son duruşmada Viyanalı veya orta Avrupalı bir küçük burjuva veya burjuvadan başka bir şey değildi. Sonra gelenler, ondaki devrimci, derinleşmek gereken yanı değil, yanlış yanı alıp bir ur gibi geliştirmişlerdi<a name="_ftnref2" href="#_ftn2" title="_ftnref2">[2]</a>. </p> <p> Örneğin "Oudipus Kompleksi", en azından, babanın bilindiği bir toplumu ve bir çekirdek aileyi var sayar. Hâlbuki insanın binlerce yıllık tarihinde, bir belirli baba oldukça yeni bir fenomendir. O insanlar belirli bir baba kavramı bile olmadan nasıl Oudipus Kompleksi içinde olacaklardı ki? Viyanalı bir küçük burjuvada bu kompleks olabilir, ama bu da bu kompleksin tarihsel ve toplumsal olarak ortaya çıkabileceğini ve anlaşılabileceğini gösterir. Yani toplumu insanlardan hareketle değil, insanları toplumdan hareketle anlayabilirdik. </p> <p> Bunun yanı sıra daha önce Engels'in "<em>Ailenin Devletin ve Özel Mülkiyetin Kökeni</em>"ni okuduğumuzdan beri, cinsel yasaklarla akrabalık sistemlerinin biri olmadan diğerinin olamayacağı sonucuna ulaşmıştık. Akrabalık sistemi ise, evrenseldi ve <strong>toplumun örgütlenmesinin temelini</strong> oluşturuyordu. Yani <strong>akrabalık sistemi</strong> demek, Soyu, Gens'i, Komün'ü, yani<strong> toplumu</strong> sembolize eden<strong> Totem</strong> demekti. Ve bir akrabalık sistemi bir <strong>cinsel yasak olmadan var olamazdı</strong>. </p> <p> Buradan da şu sonuca ulaşıyordum: <strong>Cinsel yasak</strong> hem <strong>insanın toplumsal örgütlenmesinin</strong> <strong>temelinde </strong>vardır hem de <strong>insanın bilinçaltının, ruhunun temelinde</strong>. Aslında bir bakıma, eski toplumlar üzerine araştırmalar, soruna böyle yaklaşıldığında Freud'un bu teorisinin dolaylı bir doğrulanışı olarak görülebilirdi. Böylece gerek <strong>Toplumun</strong>, gerek <strong>İnsanın</strong> kökenini, çıkışını anlamak için cinsel yasakların tayin edici olabileceğini, bunu araştırmak gerektiğini düşünüyordum. Burada <strong>Freud'un teorisiyle, Marksizm'in bir buluşma noktasını</strong> bulduğumu düşünüyordum. </p> <p align="center"> * </p> <p> Psikolojiden hareketle toplumu açıklamaya kalkanlarda hep şöyle bir yaklaşım, bir gizli varsayım görülmekteydi: "<em>Nasıl madde atomlardan oluşuyorsa, toplum da bireylerden oluşmaktadır. Nasıl biz atomu anladığımızda maddenin sırrına varabilirsek, bireyin sırrına vardığımızda da toplumun sırrına varırız. Bireyi anlamak ise her şeyden önce onun psikolojisini anlamaktan geçer. İnsanlar düzeldiğinde toplum da düzelir. İnsanları düzeltmek için de psikoloji bilmek gerekir vs.."</em> </p> <p> Bu görüşteki yanlışı seziyor ama yanlışın nerede olduğunu bir türlü çıkaramıyordum. Sonra bunu şöyle çözdüm. Bu benzetme analojiyi saçma kuruyordu. "Bireyler" "toplumun atomları" değildi. Toplum <strong>bambaşka bir var oluş ve hareket tarzıydı</strong>. Tabiri caiz ise, onun kendisi, çekirdeğinde üretici güçler veya üretim ilişkileri bulunan bir tek atom gibiydi. </p> <p> Toplum bambaşka hareket yasalarına dayanan, başka bir var oluş tarzıdır. Nasıl atomlar canlının en küçük parçaları değilse, bireyler de toplumun en küçük parçaları değildi. Böylece, en kabadayı Marksistlerin bu gün bile yaptığı temel metodolojik yanlışlara karşı şerbetlenmiş oluyordum. </p> <p align="center"> * </p> <p> Elbette insanın tarih ve toplum üstü denebilecek sabit bir yanı vardır. Örneğin bütün insanlar yaşayabilmek için yemek, içmek, barınmak zorundadır. Bütün insanların kalbi, midesi, beyni vardır. Ama bu sabit yan, tam da sabit olduğu için, bütün insanlarda aynı olduğu için, toplumdaki değişmeleri açıklamaz. </p> <p> Her insanda, insan türünde, diğer hayvanlardan ayrı olarak bulunan bilinçaltı, eğilimler, "ruh" vardır. Ama bu ruh, tıpkı konuşma yetisi gibi her insanda var olan, toplumsal değişimleri açıklayamayacak bir "tarih ve toplum üstü" değişmez özelliktir. Bütün insanlarda bir omurga olduğu gibi bir bilinçaltı da vardır. Bu bir canlı olarak insanın özüdür, toplumun değil. Psikolojinin konusu da bu ruhu incelemektir. Tam da bu nedenle psikoloji toplumu açıklayamaz. Ama bu "Ruh"un ortaya çıkışı ve evrimi, toplum olmadan açıklanamaz. </p> <p> Yani Psikoloji, bir tür olarak insanın ve toplum denen şeyin ortaya çıkışı ile ilgiliydi esas olarak. Nasıl dünyanın jeolojik evrimi hala devam etmekle birlikte, biz onu bu gün sabit kabul edebilirsek, insan psikolojisini de sabit kabul edebilirdik. Psikolojinin esas konusu, bu gün sabit kabul edilenin insanın oluş sürecindeki ortaya çıkışını ve evrimini ortaya çıkarmak, bu özün nasıl oluştuğunu bulmak olmalıydı. </p> <p> Ama sorunu böyle ele alarak, aslında <strong>Psikolojinin konusunu</strong>, bir <strong>canlı türü olarak insanın</strong>, "<strong>ruhunun" bilinçaltının oluşması, yani insanın insan olarak oluşması dönemine,</strong> yani Homo Sapiens ile onun maymun benzeri atası arasındaki döneme; yani <strong>toplumun ortaya çıkış sürecine</strong> taşıyorduk. Bu anlamda Psikoloji, <strong>sosyoloji ve biyoloji arasında bir geçiş bilimi </strong>özelliği taşıyordu. </p> <p> Nasıl her insan, örneğin memeli bir canlıysa; aynı şekilde, bilinçaltı da olan bir canlıdır. Biyoloji nasıl bu memelerin ortaya çıkış ve gelişimini incelerse, psikoloji de "ruhun", bilinçaltının ortaya çıkış ve evrimini incelemelidir. Bu anlamda, "Ruh" ya da "Bilinçaltı" bir sabit, değişmez insan özü gibi kabul edilebilir, tıpkı bir omurganın, omurgalıların "özü" olması gibi; bir tür olarak insanın bir "özü" de bir "ruhun", bilinçaltının varlığıdır. </p> <p> Bu ise insanın <strong>insan oluş sürecinde</strong> ortaya çıkmıştır ve bu gün için sabit kabul edilebilir. Toplumun hareketini anlamak için psikoloji bir araç olamaz, ama toplumun, dolayısıyla insan türünün ortaya çıkışı psikolojisiz anlaşılamaz. Ama öte yandan, Psikolojinin konusu olan ruhun, yani insan türünün ortaya çıkışı ve gelişimi de Toplum olmadan anlaşılamaz. </p> <p> Maymundan insana geçiş sürecini anlamak bir iki milyon yılı kaplıyordu belki ama bu döneme ilişkin veriler, yüz milyonlarca yıl önce yaşamış türler kadar bile değildi. Çünkü bilinçaltının fosilleri yoktu. Belki bunlar çok dolaylı biçimlerde, belli organik özelliklerin belli psikolojik özelliklerle ilişkili olması bağlamında çok ilerde çıkarılabilirdi<a name="_ftnref3" href="#_ftn3" title="_ftnref3">[3]</a>. </p> <p> Canlıların ortaya çıkışı ve evrimi ile ruhun ve insan türünün ortaya çıkışı ve evrimi arasında bir paralellik kurulabilirdi. Doğada ontojenez ve filojenez yasası vardı. Canlılar milyonlarca yıllık organik evrimi, minyatür ölçülerde, sadeleşmiş bir biçimde ana karnında veya yumurtada yaşıyorlardı. Bu embiryonal evrim, tarihsel evrimin genel gidişi hakkında bir ölçüde çıkarsama ve genellemelere olanak sunuyordu. İnsan doğduğunda toplumun rahmine düşen bir embiryon olduğundan, benzer biçimde sadece düşüncenin değil, ruhun oluşumu ve evrimini doğumdan sonra minyatür ölçülerde ve sadeleşmiş bir biçimde yaşadığı düşünülebilirdi. </p> <p> Bu bakımdan çocukluktan erişkin insan olmaya geçiş, bir bakıma bizlere bu evrimin izlediği yol hakkında bir fikir verebilirdi. Nasıl bir çocuğun iyi gıda almaması onun organizmasında zayıflıklara, hastalıklara yatkınlığa ve çarpıklıklara yol açarsa; toplumsal çarpıklıklar, sağlıksız bir toplumsal rahim anlamına geleceğinden, bir çocuğun ruhunun gelişim sürecini de etkileyerek; hastalıklı ve zayıf bir ruhun ortaya çıkmasına da yol açabilirdi. </p> <p> Bu bakımdan bizlere bilinçaltının evriminin fosillerini bırakmamış o çağlar hakkında bir fikir sahibi olabilmek için, bebeğin gelişimi önemli ipuçları sağlayabilir. Freud'un açıklamaları yanlıştı ama çocukluğun önemini fark etmesi önemliydi ve esas devrimci yanını bu oluşturuyordu. </p> <p> Ayrıca nasıl büyük gerilimler fay hatlarında, eski çağların birikimlerinin parçalanmış bir doku gibi kat kat görünmesine yol açarsa; insan üzerindeki benzer gerilimler de, ruhta ve bilinçte derin fay hatları yaratıp, psikolojik hastalarda, nevrozlularda olduğu gibi, o derin katların görülebilir olmasına yol açabilirdi. </p> <p> İşte psikanaliz bu ruhun derinliklerine sondajlar, faylardaki kırılmaları açıklamalar olmalıydı. Ama bunların gerçekten açıklayıcı olması için, Oidipus kompleksleri veya hadımlaşma korkuları gibi kavramları bir yana atması gerekiyordu. </p> <p> Jeoloji nasıl, var olan yeryüzü şekillerini açıklamak için, dünyanın merkezindeki yoğun ve sıcak magma tabakası ve soğuyan kabuk arasındaki gerilimlere dayanan bir teori oluşturmak zorunda kaldıysa; psikanaliz de karşılaştığı bu fenomenleri açıklayabilmek için, toplum, cinsel içgüdüler ve bilinçaltı çelişkilerine dayanan bir teori oluşturmak zorunda kalmıştı. </p> <p> Bu anlamda Psikanalizin yaptığı, bir jeologun, yerin derinliklerine sondaj salıp dipte neler olduğuna veya büyük kırılmalarda, dağ veya faylarda (örneğin ruhsal kırılmalarda, nevrozlarda vs.) açıkça görülen şekillere ve özelliklere bakarak, yeryüzünü evrimi anlamaya çalışmasına benzetilebilirdi. </p> <p> Kıtaların hareketleri vs. doğrudan fizik yasaların sonucuydu. Dünyanın kabuğunun altındaki sıcak çekirdek ve sıvı magma tabakası kıta hareketlerini, yanardağ patlamalarını, zelzeleleri vs. yaratıyordu. Bütün bunlar bir bakıma insanın biyolojisi, içgüdüler gibiydi. </p> <p> Tıpkı memelilerin psikolojisinin biyolojik evrim yasasıyla açıklanabilmesi gibi, hayatın olmadığı katı gezegenlerdeki bütün şekiller bu fizik yasalarla açıklanabilirdi. </p> <p> Ama dünya gibi, canlı hayatın olduğu bir gezegende, yeryüzünün şekillerini açıklamakta, bu fizik açıklama yetersiz kalır. Orada canlılar, atmosferi değiştirir. O değişik atmosfer başka bileşikler kullanan canlıların ortaya çıkmasına yol açar. Bu da örneğin kimi canlıların daha başarılı olmak için kabuklar veya kemikler geliştirmesine, sonra bu ölen canlıların çökeltilerine yol açar. Keza değişen atmosfer karalarda bir hayata, bitkilere, bunların fosillerine, petrollere, kömürlere, gazlara, kalkerlere, mermerlere; bu çökeltilerin kıta plakalarının birleşme yerlerinde eriyip sonradan püskürmesiyle bambaşka yapıda lavlara vs. sebep olur. Pratik olarak neredeyse bu gün yeryüzündeki bütün karalar, bu canlı hayatın sonucu olarak şekillenmişlerdir. Yanardağların püskürdüğü lavlar bile, bir anlamda erimiş çökeltilerdir. </p> <p> Yani yeryüzünün jeolojisini, dağları, kayaları anlamak için, biyoloji ve canlıların evrim tarihini bilmek gerekir. Bu tarih bilinmeden yeryüzünün yapısı kavranamaz. Canlı hayatın olduğu gezegenlerde, biyoloji olmadan jeoloji olamaz. Öte yandan, jeolojinin verileri olmadan da, canlıların nasıl ortaya çıktığı ve evrimi anlaşılamaz. Bu gün bu süreç devam etmekle birlikte, biz jeolojiyi sabit kabul edebiliriz. Çünkü jeolojik zamanlar çok uzundurlar bizim hareketimizin zaman ölçülerine göre. </p> <p> Benzer şekilde de, hayat olmayan başka katı gezegenlerde, sırf fizik yasalara dayanan bir jeolojik hareketler gibi, elbette başka ve özellikle yüksek memelilerde de, biyolojik yasalara dayanan ve insanda görülene benzer kimi psikolojik özellikler bulunur. Ama nasıl üzerinde hayat olan dünyanın jeolojisini açıklamak için fizik yasalar yetmez, biyolojik evrimin yasalarını bilmek gerekirse ve bu biyolojik evrim ve fiziksel evrim birbirini karşılıklı olarak belirleyip etkiledilerse ve jeoloji tam da bu kesişme noktasını inceliyorsa; benzer şekilde, insanın psikolojisini açıklamak için, biyolojik yasalar ve evrim yetmez. Toplumsal evrim bilinmeden, psikolojik evrim, psikolojik evrim bilinmeden de toplumsal evrim anlaşılamaz. </p> <p align="center"> * </p> <p> Bu evrimin mekanizmaları hakkında da aşağı yukarı şöyle bir "Teori" geliştirmiştim. </p> <p> İnsanın bütün tanımlarını göz önüne getirelim: Alet yapan hayvan, konuşan hayvan, sosyal hayvan, düşünen hayvan vs.. Bütün bu tanımlar insanın sosyal yanıyla ilgilidir. Ama insanın bir de hayvan temeli vardır. Nasıl olmuştur da bu ayırıcı özelliklere sahip olmuştur. Nasıl olmuştur da bir <strong>Sürü</strong>, giderek bir <strong>Toplum, </strong>bir<strong> Gens, </strong>bir<strong> Komün</strong> haline gelebilmiştir? </p> <p> İnsan'ın en doğru tanımlarından biri elbette düşünen, yani akıllı hayvan olmasıdır. </p> <p> Ama insan <strong>akıllı</strong> veya <strong>düşünen hayvandır</strong>, önermesinin zıttı olan <strong>insan çıldıran hayvandır</strong> önermesi de en azından onun kadar doğrudur<a name="_ftnref4" href="#_ftn4" title="_ftnref4">[4]</a>. </p> <p> Yani insanın çıldırması ile akıllı olmasın arasında diyalektik bir ilişki, bir birliktelik vardır. İnsan çıldıran hayvan olmasaydı, akıllı bir hayvan da olamazdı; ya da tam da akıllı ve düşünen bir hayvan olduğu için çıldırmaktadır. Yani bilinçaltı olmadan bilinç de olamazdı, ya da tersinden, tam da bilinçli, akıllı bir yaratık olduğumuz için bilinçaltımız vardır. O bilinç ile bilinç altı arasında bu insanı çıldıran-düşünen hayvan yapan korelasyon, diyalektik birlik olduğuna göre, insanın sırrına ermek: toplumun nasıl ortaya çıktığını, sürünün nasıl toplum olduğunu anlamak, tam da bu bilinçaltını ve onun varlığını ve ortaya çıkışını anlamakla olabilir. </p> <p> Sürüden çıkış ve Toplum oluş ile insan oluş, yani bilinçaltı ve toplum arasında cinsel yasaklarla ilgili bir bağlantı bulunmaktadır. Bunu sadece psikanaliz değil, ilkel toplumlara ilişkin, komüne ilişkin bilgiler ve araştırmalar da göstermektedir. Morgan'ın ya da Beachefon'un ele aldığı toplumlar, akrabalık sistemlerinin toplumsal örgütlenmeye ve bu toplumsal örgütlenmenin de cinsel yasaklara bağlı olduğunu gösteriyordu. Yani cinsel yasaklar hem toplumun örgütlenmesini yaratmaktadır; hem de bilinçaltını, yani bastırmayı. </p> <p> Peki, <strong>neden cinsel içgüdüdür bastırılan</strong> ve toplumsal örgütlenmede temel olan? </p> <p> Buna da kendime göre şöyle bir açıklama getiriyordum. </p> <p> Elbet her canlı, yaşam kavgasında ona üstünlük sağlayacak bir takım içgüdüler, yani sonradan öğrenilmeyen yetenekler geliştirmiştir. Örneğin tehlikeleri görüp onlardan kaçma, acı duyma, ölüm tehlikesini görüp kaçma vs. gibi. Ya da aç kalınca saldırganlık gibi. Öte yandan her canlı, canlı olarak var oluşunu sürdürmek için yemek, içmek, soluk almak ve nihayet tür olarak çoğalmak zorundadır. Doğa cinsleri keşfettiğinden beri çoğalmanın, geni aktarmanın, tür olarak devamı sağlayan en temel güdüsü cinsel içgüdüdür. Cinsel içgüdü olmadan canlı çoğalamaz ve genini aktaramaz. </p> <p> Ne var ki, cinsel içgüdü aynı zamanda bir çelişkiyi içinde barındırır. Yaratılan yeni canlı aynı zamanda rakiptir. Hayvanlar âlemi sürekli kıtlık içinde yaşar, ne engelleyecektir yavruyu ana ya da babasının aç kaldığında yemesini. Doğa buna dişilerdeki analık içgüdüsüyle cevap vermiştir. Çocuklarını yiyenler döllerini aktaramadıkları için yok olmuş, yemeyenler, bakanlar koruyanlar yaşayabilmiştir. </p> <p> Ama bu örnekte, farklı içgüdüler arasındaki çelişkiler yine içgüdüler aracılığıyla çözülmektedir. Örneğin "Yüksek" memelilerde, cinsel içgüdünün yanı sıra, yeni doğmuş yavruyu, bağımsız bir hayvan oluncaya kadar kollamak, beslemek yönünde bir analık içgüdüsü de gelişmiştir ve bu yaşam savaşında onlara türün devamı bakımından bir avantaj sağlamıştır. </p> <p> Keza sürü halinde yaşama da öyledir. Her canlı öncelikle kendini korumak içgüdüsüne sahipken, diğer hemcinsleri onun rakibi iken, nasıl olur da sürü halinde yaşar? Doğa sürü halinde yaşamayı mümkün kılan ve sürü yaşamına zıt olan içgüdüleri dengeleyen içgüdüler ortaya çıkarmıştır. Bunlar muhtemelen ilerde insanın ortaya çıkmasını sağlayacak temelleri sağlamıştır. Ama bütün bu çözümler henüz içgüdüseldir, biyolojiktir, türlerin oluşum ve gelişimini belirleyen Darvin'in bulduğu yasalara tabidirler dolayısıyla da bunlar sürüdürler toplum değil. </p> <p> Bir sürü basit bir aritmetik toplama gibidir. Bir toplum ise, cebirsel bir toplama benzer. Hiçbir sürüde, sürünün bir ferdi, sürü için bilerek kendini feda etmez. Parça hiçbir zaman bütüne tabi değildir. Sürüde bir arada bulunmak bütün bireylerin çıkarınadır. (Parçayı bütüne tabi kılmaya en yakın içgüdü anaların yavrularını korumasında görülür. Toplumun ortaya çıkışında kadının bu içgüdüsü ilk katalizatör olabilir.) </p> <p> Ama insan toplumunda, parçanın bütüne tabi olması temeldir. Sürüyü toplumdan ayıran, sürünün basit aritmetik toplam gibi olmasıdır. Toplum bir cebirsel toplum gibidir. Onda eksilerin eksilerle çarpımı artı sonuç verir. Sürüde ortak çıkar vardır; ama Toplumda genelin çıkarı için parçayı feda vardır. Yani ölümden kaçma, acıdan kaçma, yiyeceği önce kendi yeme ve açlığını giderme içgüdülerini baskı altına alıp, bir tür "Süper ego", bütün uğruna, toplum uğruna ölmek veya acı duymak veya aç kalmaya katlanmaktır insan olmak. Diğer bir ifadeyle düşüncenin, toplumun iç güdülere üstünlük kurmasıdır. </p> <p> Bu da içgüdüsel değil, öğrenilen bir özellik olabilir. Bu yaşam savaşında bir üstünlük sağlıyorsa, bu canlı varlığını sürdürebilir. Ama bu nasıl bir mekanizmayla ortaya çıkabilir? </p> <p> Akıl demek içgüdüleri baskı altına almak demektir. Nasıl oldu da bir canlı, bu eşiği aşabildi? Bu nasıl bir mekanizmayla oluşabildi. </p> <p> Kullanılmaması ve baskı altına alınması, canlının varlığını tehlikeye atmayacak tek içgüdü cinsel içgüdüdür. Bir tehlike karşısında kaçmayan, açlığını gidermeyen, tehlikeden kaçmayan, susuzluğunu gidermeyen, bu içgüdülerine uymayan canlı ölür ve genlerini sonraki kuşağa aktaramaz. Ama Cinsel içgüdüsünü bastıran canlı ölmez, sadece erteler. Yüksek memelilerde, sürünün en güçlüsü erkek tüm tohumu verir, diğerleri filen bir cinsel perhiz yaşarlar. Ama bu henüz toplum değildir. Ama bu bir ipucudur. </p> <p> Peki nasıl oldu da, bu içgüdüyü toplum adına bastırmak noktasına gelinebildi. </p> <p> Elleri kavramaya uygun ve ayağa kalkabilen maymun benzeri canlı, sürekli olarak bir taş veya bir sopa kullanmaya başladığında, kendini besleyen bir süreç yaratır. Ellerinde alet olduğu için ellerini harekette değil aleti kullanmak ve taşımakta kullanmak yani dik durmak zorundadır, dik durdukça da aleti daha iyi kullanacak, yaşamı için ona bağımlılığı artacaktır. </p> <p> Hele o alet taşlar birbirine sürtülerek üretildiğinde, bu artık bu aleti üretmek ve kullanmak içgüdülerle olamayacağından, onu öğrenmek ve öğretmek gerekir. Bu ise başlangıçta taklitle bile olsa daha uzun bir çocukluk ve bakım dönemini gerektirir. </p> <p> Ama aletin esas açtığı yol, insanın alet aracılığıyla Ateş'i kontrol altına alabilmesidir. Bu günkü insan tümüyle ateşin çocuğudur. Ama ateşin kendisini yakmak, korumak da ekstradan bir eğitim ve bilgi gerektirir. Keza ateş, dik durmanın yanı sıra, pişmiş yiyecekler vs. aracılığıyla daha küçük bir çene ve çene kaslarına olanak sağlayarak, dik durmanın yanı sıra ek bir olanak daha da sunar beynin gelişmesi için. </p> <p> Ama bütün bunlar çocukluğun ve gebeliğin uzamasını getirmiş olmalıdır. Bu ise, sürüdeki dişi erkek ilişkilerinde köklü dönüşümleri mümkün ve gerekli kılmış olmalıdır. Örneğin dişiler daha uzun bir dönem hamile kalıp çocuk baktıkları için muhtemelen en güçlü değil, kendilerine daha çok yiyecek getirebilen erkekleri seçmeye başlamış olabilirler. Yani insan oluş, sonuçları bizzat birbirini ve kendini besleyen bir süreç olmalıdır. </p> <p> Bütün bu gelişmeler sonucunda bir noktada, muhtemelen öğrenilen şeylerin artması ve bunun hamilelik ve çocukluğu uzatması nedeniyle her hangi bir yasak gelmiş olmalıdır. Yasak ortaya çıktığı an, otomatik olarak, toplum da ortaya çıkar, çünkü bir yasak, bir kavrama dayanmasa, dorudan bir gözleme dayansa bile. Yani örneğin aynı anadan doğan kardeşler uzun beraber çocukluk nedeniyle birbirlerini tanısalar bile. Bunların arasında bir yasak ortaya çıktığında otomatikman o kardeşleri diğerlerinden ayırır. Bu toplumsal bir örgütlenme demektir. Öte yandan, birbirine yasaklı olanlar aynı zamanda en yakın, birbirine yükümlü olanlardır. </p> <p> Yani yasak ve yükümlülük, yani parçanın bütüne tabi olması birbiriyle ilişkili görülmektedir. Bu otomatikman bir akrabalık sistemi demektir. Örneğin, bir anadan doğan kardeşler birbirileriyle ilişki kuramayacaklardır, başka analardan doğanlarla kurabilirler. Kardeşler kendi soylarını koruyacaklardır. Ama bu mekanizmanın çalışabilmesi için, müthiş bir baskı gerekir cinsel içgüdüye karşı. </p> <p> Ama bu sadece burada da kalmaz, bir kere bastırma olanağı ortaya çıkınca, bu ölüm ve acıdan kaçma güdülerinin bile baskı altına alınmasını da hem mümkün hem de gerekli kılar. Kardeşleriyle cinsel ilişkide bulunamayacak ama onlar için aç kalacak, ölecektir. Yani cinsel baskı ile birlikte, toplum, yani parçanın bütünü tabi olması, bununla birlikte de bu bastırılan cinsel enerjiyi süblime etme, örneğin acılara, ölüme, açlığa dayanma da mümkün ve gerekli hale gelir. Ölüm ve açlığın olmadığı noktada bu süblimasyon bir sanat olarak ortaya çıkar. </p> <p> Cinsel içgüdü, dünyanın orta sıcak çekirdeği gibidir. Onun bastırılması muazzam bir enerji birikimine yol açar. Bastırma yıldızların ortaya çıkışındaki termonükleer reaksiyonların başlaması gibidir. Bu süreç, tıpkı bir yıldızın kendi ağırlığı altında merkezinin çok ısınması ve bunun termonükleer reaksiyonlara yol açması gibidir. Bastırılması, bir tür ısınma ve nükleer reaksiyonlar yaratır. Hem toplumsal olanı (Parçanın bütüne tabi olması, açlık ölüm içgüdülerini bastırmak); hem toplumsal örgütlenmeyi (Akrabalık sistemleri), hem dini (Totem), hem ruhu (bilinçaltını), hem bilinci (aklı), ham sanatı (süblimasyon-yüceltim) mümkün ve gerekli kılar. </p> <p> Ama toplum gibi doğa da hiçbir şeyi karşılıksız vermez, bütün bunların bir de karşılığı vardır. Bu insanın <strong>çıldıran hayvan</strong> olmasıdır. </p> <p> İşte bu bastırmanın ortaya çıkardığı bilinçaltıdır, nevrozları; rüyaları, güdük fiilleri mümkün kılan, insanı "Ruhu" olan bir varlık yapan, onu çıldıran hayvan yapan. İnsanın ruhu olduğu için aklı vardır. Ruh olmadan akıl da olamazdı. Metafiziğin birbirine karşı olarak koyduğu akıl ve ruh; akıl ve eğilimler, aslında diyalektik olarak birbirinden ayrılmaz bir bütün oluştururlar. Bu anlamda insanı ruhun yarattığı bile söylenebilir<a name="_ftnref5" href="#_ftn5" title="_ftnref5">[5]</a>. </p> <p> İşte aşağı yukarı böyle düşünüyordum ve konusu ve insanın insan oluşuyla ilgili; psikolojinin konusunun ortaya çıkışını ve evrimini açıklayan böyle bir teori geliştirmiş bulunuyordum. Kendime göre bir aydınlığa kavuştuğumu düşünüyordum. </p> <p> 12 Mart döneminde Kıvılcımlı'nın eski kitaplarını kütüphanelerde okurken, onun kitaplarından birinde, <em>"Diyalektik Psikoloji, Psikanalizin Tenkidi Geliştirimi"</em> adlı bir kitabının yayınlanacak kitaplar listesinde adını görmüştüm. Kendisini aynı zamanda "ruh doktoru" da olduğunu da biliyordum<a name="_ftnref6" href="#_ftn6" title="_ftnref6">[6]</a>. Kitabının adının verdiği izlenime göre demek ki o da psikanalizi reddetmiyor, ama eleştirel bir şekilde geliştirmek gerektiğini söylüyor diye düşünüyordum. Demek ki pek yanlış yolda değilim diye düşünüyor ve Kıvılcımlı'nın kitabının içeriğini çok merak ediyordum (Hala da ediyorum)<a name="_ftnref7" href="#_ftn7" title="_ftnref7">[7]</a>. </p> <p> Bu kitap hiçbir zaman yayınlanmadı ve bunu bilmedim. Ama 1974 yılında tam hapse girdiğim sıralarda, TSİP'i kuracak olanlar ellerinde kalan malzemelerden birini, Kıvılcımlı'nın <em>Tarih Öncesi, Tarih, Devrim, Sosyalizm</em> adlı eserinin, Kıvılcımlı'nın yayınlayamadığı "<em>Tarih Öncesi</em>" bölümünü, başka bir iki yazıyla birlikte "<em>Tarih Tezi" </em>adıyla yayınladılar<a name="_ftnref8" href="#_ftn8" title="_ftnref8">[8]</a>. </p> <p> Bu kitapta çok daha net olarak Kıvılcımlı'nın psikolojiye ilişkin değinmeleri bulunuyordu. Kıvılcımlı da, cinsel yasakların önemini vurguluyordu. Totem ve tabu konusuyla ilgileniyor ve insanın insan oluş sürecinde totemin önemini açıklıyordu. Ama işte her şey yerli yerine de oturuyordu. Totem bir tür "Süper Ego", Toplum ve Toplumsal örgütlenmeydi. Çünkü kandaşlar o totemden geldiklerinden bu aynı zamanda akrabalık sistemi, din ve toplumsal örgütlenmenin kendisi anlamına geliyordu. </p> <p> Kıvılcımlı ayrıca insanın bilinçli olduğu kadar aynı zamanda bilinçsiz varlık oluşuna bu diyalektiğe de dikkati çekiyordu. Bu harika bir buluşmaydı. Böyle mükemmel biçimde değil ama çocuksu ve ilkel de olsa, aşağı yukarı benzer sonuçlara ulaşmış onları sezmiştim. </p> <p> Kıvılcımlı'nın şu satırlarında adeta kendimi buluyordum: </p> <p> <em>"diyebiliriz ki, ilk toplumcul düzen: İnsanı insan, topluluğunu toplum (cemiyet) yapan güç Cinsel yasak'la başladı. Âlet nasıl hiç bir hayvanda görülmeyen sonsuz gelişimli uzuv olduysa insanı bir anda bütün öteki uzuvlu hayvanların üstüne çıkardıysa, tıpkı öyle, cinsel yasakta insanı hiçbir hayvanda görülmeyen sonsuz gelişimli ruha kavuşturdu. Sürüyü toplum yapan madde âletse, ruh da cinsel yasaktır. Cinsel yasağın toplum içindeki etkisi, Totem teşkilâtı; kişi içindeki etkisi, bütün toplumcul heyecanların gergin yayı olarak pusuda yatan ŞUUR-ALTŞUUR tezadıdır. İnsanda kişiyi haberi olmaksızın iteleyen o yaman dinamitli ve inanılmaz patlangıçlı Alt şuur (inconsieent), her hayvanda kişi ölçüsünde israf edilen nev'i yaran (döl yetiştirme) içgüdüsünü toplum yararına yöneltti. Cinsel yasak yüzünden, Totem teşkilâtı su sızdırmaz çelik bir kap, alt şuur o kabın içine hapsedilmiş barut oldu. Böylece hem hayvan cinsel içgüdüsünden, toplumcul TEŞKİLÂT ve ÜLKÜ sentezleri doğdu. İlk insanda, bugün toplumcul psikoz sanılacak kesinlikte aşırıca etkili bulunan TOTEM İNANÇLARI ancak cinsel yasakla izah edilebilir."</em> (Dr. H. Kıvılcımlı, <em>Tarih Tezi</em>) </p> <p> Benzer birçok satır bulunuyordu Kıvılcımlı'da<a name="_ftnref9" href="#_ftn9" title="_ftnref9">[9]</a>. Sonraki yıllarda Kıvılcımlı'nın bu harika satırlarının hiç dikkati çekmemesi ve tartışılmaması beni çok düşündürdü. Bunun elbette metafizik sosyolojilerle, burjuvaziyle, sınıfsal çıkarlarla ilişkisi olduğunu düşünüyor ve seziyordum. Bu elbette, bilimlerin tarihi, düşüncenin tarihi bağlamındaki çalışmalarımın da konusuydu. Ama bu somut tarihle ilgiliydi. Yani gerilemelerle, çarpılmalarla gerçek tarih, kavramların hareketi olarak soyut tarih değil. </p> <p> Psikoloji ve psikanalizin tarihine de bu bağlamda bir ölçüde yönelmiştim. Erik Fromm'da bu konuda ipucu olacak, ilham verici satırlar bulunuyordu özellikle Psikanalizin ABD'deki durumuyla ilgili olarak. Ama bizzat kendisi de aynı mutlak insan özü yanlışını yapıyor görünüyordu. Psikanaliz ve Marksizm'i birleştirmeye yönelik bütün girişimler, eninde sonunda bu temel yanlışı yapıyor görünüyorlardı. Bunun karşı ucunda da Psikanalizi tümden bir reddediş bulunuyordu. Psikolojik süreçler tümüyle fizyolojik süreçlere indirgeniyordu. Bu süreci de incelemeliydi. </p> <p align="center"> * </p> <p> Bir bilim olarak Psikolojinin evrimi bağlamında, Psikoloji'nin ortaya çıkışı da kafamı epey meşgul ediyordu. </p> <p> Psikolojinin ortaya çıkışı biraz bulutsuz gökte çakan bir şimşek gibiydi. Bütün bilimler bağımsız bir bilim olmadan önce, felsefe biçiminde bir şekilde var oluyorlar, çocukluklarını yaşıyorlardı. Tarih ve toplum felsefeleri bir bakıma sosyolojinin atalarıydı. Ama psikolojide böyle bir durum görülmüyordu. Psikolojinin atası olacak bir ruh felsefesi yoktu. Felsefede Ruh, eğilimler değil, akıl anlamına sahipti. Okuduğum geçmişe ait orijinal metinlerde de, yani edebi eserlerde de bugün bizim psikoloji dediğimiz anlamda pek bir şeyler bulunmuyordu. </p> <p> Modern roman bir bakıma, bireyin psikolojisini anlatıyordu. Ama eski destanlarda, lirik şiirlerde insanların bu günkü gibi bir psikolojileri yoktu. Onlarda gerçekten bu olmadığı için mi yoktu, yoksa vardı da bunu görecek bakış tarzı mı yoktu? Niye böyleydi? </p> <p> Bunun cevabını daha sonra Roman kuramı ve sanat, estetik üzerine vs. okunanlarımda bulduğumu düşünüyordum. Bu son duruşmada Marks'ın Kapital'deki çözümlemesi ile ilgiliydi, özgür, her türlü "Feodal" bağdan özgür, işgücünün varlığındaydı, birey'in ortaya çıkışındaydı bu sır. </p> <p> Roman denen tür, Birey ile birlikte ortaya çıkmıştı. Ama birey de, "Feodal bağların" çözülmesiyle. Roman sanatı bir bakıma Psikolojinin atası gibi görünüyordu. Paralellikleri en kör göze bile batacak kadardı. Bu da ortak kökenleriyle ilgiliydi zaten. Nasıl kapitalizm öncesinde birey olmadığı için Roman yoktuysa, aynı şekilde Psikoloji de yoktu. İnsan ancak, tüm toplumsal bağlarından koptuğu için, bir birey olarak var olabildiği için psikoloji ortaya çıkıyordu. Bu anlamda muhtemelen en sağlıklı görünen modern birey bile ruhsal bakımdan patalojik bir vakaydı muhtemelen. Ama kapitalizmle birlikte bütün insanlar patalojik bir vaka olduğundan, kapitalizm öncesinin insanlarını kendimiz gibi sanıyorduk muhtemelen. </p> <p> Kapitalizm öncesinde, roman yoktu, çünkü romanın konusu yoktu, birey yoktu, dolayısıyla onun dramı yoktu. Psikoloji de muhtemelen tam bu nedenle yoktu muhtemelen. Bu nokta derinliğine incelenmeliydi. Bu gün de epik sanat, lirik sanat yoktur, çünkü kapitalizm öncesinin insanı yoktur. Buradan giderek Tarihi Roman olamayacağı, çünkü tarihte romanın konusu olacak insanlar olmadığı, tarihi romanın aslında bu günün insanlarını tarihe taşımak, bir tür onları başka bir dekor içinde yaşatmak olduğu sonucuna ulaşıyordum. </p> <p> Bütün bu akıl yürütmelerden şöyle bir sonuç da çıkıyordu. Bu günün insanı muhtemelen eski çağların insanından çok daha fazla psikolojik olarak hastaydı. Yani insanın insan oluş sürecinin, yani bilincin ve bilinç altının oluşum sürecinin çocuklukta embiryonal boyutlarda tekrarlanması için, kapitalizm hiç de elverişli bir rahim oluşturmuyordu muhtemelen. Bu nedenle ruhlar kapitalizm öncesi olduğundan daha çarpık oluyordu büyük olasılıkla. Psikanalizin orta çıkışının bir nedeni bireyin varlığı ise, bir diğer nedeni de, modern toplumun insanı olan bireyin ruhunun çocukluktaki şekillenmesinin sağlıklı bir ruhsal oluşuma olanak vermeyen bir ortamda gerçekleşmesi olmalıydı. </p> <p> Soruna böyle bakınca, toplumun birey atomlarından meydana geldiği şeklindeki anlayışın da, ancak kapitalizmde var olabilecek bir anlayış olduğu; bunun aslında kapitalist toplumun örgütlenmesinin, kapitalist toplumdaki bireyin zihinde bir yansıması olduğu görülüyordu. </p> <p> Dolayısıyla, hep bu anlayışa dayanan psikanaliz aynı zamanda doğrudan savunmasa bile, hep bireye yönelerek, onu anlamaya çalışarak, ondan hareketle toplumu anlamaya çalışarak, tıpkı romanın kapitalist toplumun sanatı olması gibi; en antikapitalist gibi görünen şekillerinde bile varlığıyla, bireyi ele alarak kapitalizmin ideolojisini yeniden üretmesi gibi<a name="_ftnref10" href="#_ftn10" title="_ftnref10">[10]</a>, ideolojik bir işlevi bulunuyor ve bireyin olmadığı bir tarih ve toplumu kavrayış dışında tutuyordu. </p> <p> Bu konular üzerine yoğunlaşmayı düşünüyordum ilerde. Ama hiçbir zaman buna fırsat olmadı. Ne var ki özellikle romanları okurken hep kafamın bir kenarında bu sorular olarak okudum. Bu birikimler ilerde, dinin tümüyle üstyapı olduğu; dinin dışında hiçbir "üstyapı kurumu" bulunmadığını görmeyi kolaylaştırdı muhtemelen. </p> <p align="center"> * </p> <p> Daha sonra Troçki ile karşılaşıp onu öğrenmeye çalıştığım dönemlerde Psikoloji ve psikanaliz ile ilgili değinmelere Troçki'de rastladım. </p> <p> Troçki'nin Freud ve Pavlov'un yöntemleriyle ilgili olarak yaptığı kuyunun ağzından bakma ve onun dibinde araştırma benzetmeleri tıpkı benim jeologların sondaj benzetmesine benziyordu ve o da üstte toplumun altında organik ve fizyolojik süreçlerin bulunduğu bir geçiş alanı olarak görüyordu psikolojinin konusunu. Şöyle yazıyordu: </p> <p> <em>"İdealistler Ruhu bir dipsiz kuyuya benzetirler. Hem Freud hem de Pawlow kuyunun dibinde fizyolojinin olduğuna inanırlar. Pawlow dalgıç misali daha derinlere dalar ve kuyuyu dipten yukarı doğru titizce tarar ve araştırır. Freud ise yukarda kenarda durur ve suları delercesine bir bakışla dipteki olayları ve objeleri araştırmaya çalışır.<a name="_ftnref11" href="#_ftn11" title="_ftnref11"><strong>[11]</strong></a>"</em> </p> <p> Troçki'nin Kıvılcımlı gibi psikanalize olumlu yaklaşması ve onu biyoloji ve sosyoloji arasında bir geçiş bilimi olarak görmesi hiç de rastlantı olamazdı: bu onların birbirilerinden bağımsızca benzer yaklaşım ve sonuçlara sahip olduğu şeklindeki düşüncemin yeni bir desteğini oluşturuyordu. </p> <p> Stalinizmin Psikanalizi reddederken Troçki, Kıvılcımlı gibilerin onu eleştirel olarak sahiplenmesi ve geliştirmeye çalışması veya geliştirilmesi gereğinden söz etmesi bir rastlantı olamazdı. </p> <p> Daha sonra batı Marksizm'i ile özellikle Frankfurt Okulu veya Eleştirel Teori ile tanıştıktan Onların Freud ve Marks'ı bir teorik senteze kavuşturma çabalarının varlığını ve Reich ve Fromm gibilerinin bile bu gelenekle bağları olduğunu öğrendikten sonra, Kıvılcımlı, Troçki ve Eleştirel teori arasındaki bu ortaklığın hiç de rastlantısal olmayacağı sonucuna ulaştım. </p> <p> Ne var ki, kimi sonuçları okudukça Troçki ve Kıvılcımlı'daki doygunluğu bulamadım. Onlarda eksik ve yanlış olan bir yan vardı. İster istemez, modern toplumun bireyini evrensel bir insan gibi anlama hatasına düştüklerini düşünüyordum. </p> <p align="center"> * </p> <p> Ulusların ruhsal durumları üzerine, özellikle Avrupa'da yaşayıp farklı ulusların ortak ve farklı özelliklerini gözledikten sonra daha fazla düşünmeye başladım. Burada kastedilen gelenekler, tarihsel gelişimin yarattığı farklar, mentalite farkları değildir. Örneğin İngilizlerin ve Fransızların Irkçılığı ile Almanların ırkçılığı oldukça farklıdır. Onlar büyük sömürge imparatorlukları olduğu için çok rafine bir ırkçılıktır, ama Alman büyük sömürge imparatorluklarına sahip olmadığından ve hep bunun için savaşlara girdiğinden çok kaba ırkçıdır. Kastedilen böyle farklar değildir burada. </p> <p> Ama bu farkları yaratan süreçler, aynı zamanda başka mekanizmalar aracılığıyla muhtemelen koca bir ulusu psikolojik olarak da hastalıklı bir hale getiriyordu, kapitalizmin zaten yarattığına ek olarak. </p> <p> Özellikle Almanya'da kapitalizme geç girme, bu nedenle sermayenin ihtiyaçlarına uygun insan yetiştirmek için yeni kuşaklara korkunç bir yüklenme, bunun çocukların ruhunda yaptığı tahribat, sonra bu ruhsal bakımdan sakat bırakılmış kuşakların aynı sakatlığı kendi çocuklarına devretmeleri tarzında bir fenomenin varlığını sezdiriyordu. </p> <p> Bir ulusal devlette yaşayanlar, aynı tarzda eğitim görüyorlardı. Bu eğitim, çocuğun ruhsal şekillenme döneminde, çocuğun ruhunda büyük tahribatlar yapıyordu. Böylece koca bir ulus, hastalıklı ruhlardan insanlardan oluşuyor ve bunlar da çocuklarını kendileri gibi hastalıklı eğitiyorlardı büyük ölçüde. </p> <p> Benzeri Türk ulusunda da görülüyordu. Türkler, hafıza kaybına uğramış bir ulus görünümü arz ediyorlardı. Kültürel ve Genetik olarak büyük ölçüde Ermeni, Rum, Kürt, Kafkaslı ve Balkanlı olmalarına rağmen, kendilerini tanımlamaları bütün bu gerçeği unutma ve reddetmeye dayanıyordu. Bu da koca bir ulusun tıpkı bir insanda olduğu gibi, ruhsal bakımdan sakat olmasına yol açabiliyor. Bu sakatlık da büyük ölçüde en kanlı gericiliğe uygun bir bitek toprak oluşturuyordu. </p> <p> Bu "Uluslar psikolojisi" denilebilecek alan gerçekten incelemeye değer bir alan oluşturuyordu. Bunu mümkün kılan Ulusal devletlerin standartlaşmış eğitimi ve insan tipleri yaratmasıydı. Bu kapitalizmin sakatlamasına ek bir sakatlamaydı. Diyelim ki, demokratik bir ulusçuluğa dayanan ülkelerin insanlarında böyle ek bir sakatlama bulunmayabilirdi. Bu aynı zamanda, kapitalizmin de insanı oluşum sürecinde psikolojik olarak sakatladığı gerçeğiyle birlikte, akıl almaz gibi görünen birçok fenomeni açıklıyor olabilirdi. </p> <p> Eğer bu toplum hala tümüyle hastalardan oluşmuyorsa, bunu büyük ölçüde hala kapitalizm öncesinin kalıntısı olan, ailelerdeki geleneklere, yeterince kapitalizme geçememiş köy topluluklarına, eskinin kalıntısı başka geleneklere borçluydu. </p> <p> Bütün bunlarda sorun, şöyle anlaşılabilirdi. Örneğin ana karnındaki embiryon yeterli gıda alamaması gibi durumlarda nasıl hastalıklı ve güçsüz hatta sakat bir organizmaya sahip olursa; benzer şekilde toplumun rahmindeki çocuk da yeterince sevgi, ilgi görmemişse onun ruhu de hastalıklı, güçsüz hatta sakat olur. </p> <p> İşte kapitalizmin ruhun böyle sağlıklı bir gelişiminin koşullarını ortadan kaldırdığı noktasındaydı sorun. Buna ayrıca kapitalizme geç girişlerde; gerici ulusçuluğun ekstradan bu sakatlıkları etkilemesi söz konusuydu. Sonra da bu ruhsal olarak sakatlanmış nesillerin kendi çocuklarına da bu sakatlığı aktarmaları söz konusu oluyordu. </p> <p> Psikoloji ve Marksizm'in bu anlamda bir sentezinden söz edilebilirdi. Yani sadece insanın değil, modern insanın ruhunu anlayacak anahtarı bize yine Marksizm verebilirdi. Çünkü modern insanın çarpık ruhunu yaratan bireyi ve ulusları açıklayacak kavramları Marksizm verebilirdi. Böylece psikoloji de, her zaman kendisini baştan çıkarmış, psikolojik süreçlerle toplumu açıklama tuzağından kurtulup, toplum aracılığıyla psikolojiyi anlama olanağına kavuşabilirdi. </p> <p align="center"> * </p> <p> Elbette bütün burada anlatılan Psikoloji hakkındaki görüşler her zaman spekülatif ve daha ziyade araştırmalara yol gösterecek teorik önermeler olarak kaldı ve hiçbir zaman çalışmalarımda pratik bir sonuçları olmadı. </p> <br /> <hr width="33%" size="1" /> <p> <a name="_ftn1" href="#_ftnref1" title="_ftn1">[1]</a> Örneğin Freud'un Totem ve Tabu'sunu Engels'in Kökeni'ni okuduktan sonra acaba benzer sonuçlar var mı diye merakla okumuş ve hiç tutmamıştım </p> <p> <a name="_ftn2" href="#_ftnref2" title="_ftn2">[2]</a> Niye böyle olmuştu bunun açıklaması gerekirdi ama bu açıklama Psikoloji'nin kendisinde değil, bütün bilimlerin somut gelişiminde olduğu gibi, bizzat toplumsal koşullarda araştırılmalıydı. </p> <p> <a name="_ftn3" href="#_ftnref3" title="_ftn3">[3]</a> Örneğin kafatasının gelişiminin hangi yönlerde ve bölgelerde olduğunun haritası çıkarılarak, bu günkü gelişmiş tekniklerle beynin hangi bölgelerinde hangi işlevlerin yoğunlaştığı belirlenerek, bu ruhun oluşumu ve evrimi hakkında bazı ön görülerde bulunulabilir diye düşünüyorduk. Benzeri sadece fosillerde değil, bizzat bebeklerin beyninde de incelenebilirdi mesela. Bu da bir fikir verebilirdi. </p> <p> <a name="_ftn4" href="#_ftnref4" title="_ftn4">[4]</a> Hegel'in <em>"Bütün insanlar iyi doğarlar onların bazılarını toplum kötü yapar</em>" önermesinde ifadesini bulan gizli tarih ve toplum üstü insan özü anlayışının bayağılığını göstermek için yaptığı itirazda <em>"bütün insanlar kötü doğarlar onların bazılarını toplum iyi yapar"</em> demesi gibi, insan çıldıran hayvandır önermesi de akıllı veya düşünen hayvandır önermesi kadar doğrudur. </p> <p> <a name="_ftn5" href="#_ftnref5" title="_ftn5">[5]</a> Felsefede Ruh aklın karşılığı olarak kullanılır. Örneğin Hegel'in Ruhu gibi. Ya da Felsefedeki Ruh mu önce gelir Madde mi tartışmasında olduğu gibi. Bu akıl karşılığı Ruh ile, Psikolojinin konusu olan, Eğilimler, bilinçaltı, nefis anlamındaki ruh farklıdırlar. Almanca'da Akıl anlamında Ruh için <em>Geist</em>; Eğilimler, Nefis anlamında ruh için<em> Seele</em> kavramı vardır. Türkçede Ruh daha ziyade Seele karşılığı olarak kullanılmaktadır. Geist karşılığı olarak ise Akıl kullanımı yaygındır. </p> <p> <a name="_ftn6" href="#_ftnref6" title="_ftn6">[6]</a> Sanırım bu Türbe'nin oralardaki Fahrettin Kerim Gökay kütüphanesinde bir kitaptaydı ve kitap galiba el yazısıyla Kıvılcımlı tarafından F. K. Gökay'a ithaf edilmişti. F. K. G'nin daha sonra Kıvılcımlı'nın bir çalışmasını alıp kendi adıyla yayınladığını Kıvılcımlı anılarında bir yerde anlatır. </p> <p> <a name="_ftn7" href="#_ftnref7" title="_ftn7">[7]</a> 2000 yıllarını başında Kıvılcımlı'nın <em>Komün Gücü</em> adlı bir kitabı yayınlandı. Kitabın orijinal metinlere dayanıp dayanmadığı belli değil. Kitabı yayınlayan ısrarla orijinalleri sunmaktan kaçınıyor. Ama kitabın Kıvılcımlı'nın bir kitap hazırlığı olduğu düşünülebilir. O daha ziyade serbest notlar tarzında bir kitap. Orada Kıvılcımlı tam da bu topumun ve İnsanın ortaya çıkışıyla ilgileniyor ve bu bağlamda birkaç kez Freud'u ele alıp eleştiriyor. </p> <p> <a name="_ftn8" href="#_ftnref8" title="_ftn8">[8]</a> Dr. Hikmet Kıvılcımlı, <em>Tarih Tezi</em>, 1974, Tarih ve Devrim Yayınları:1 </p> <p> <a name="_ftn9" href="#_ftnref9" title="_ftn9">[9]</a> "<em>Aşağı Vahşet konağında ilksel lobut ve kaba çakmak taşından âletler insanın <strong>bedenini</strong> (iki ayak üstüne dikleşip, iki el sahibi: Aygıt kullanıcı organ sahibi olmak üzere) maymundan ayırırken, ilk cinsel yasakların yarattığı Tös (<strong>TOTEM</strong>) ayırdı insan beyninde "<strong>RUH</strong>" denen ENKONSİYAN'ı (insanın içinde ikinci kişiliği), ve insanla insan arasında <strong>LİSAN</strong> dediğimiz "soyut dilleşme = Langage abstrait"yi geliştirir. <br /> Klâsik bilim Totemin hangi toplum konağında çıktığını belirtmez. Yerinde göreceğiz. Toplum varlığının gelişiminde Totem, insanın hayvanlar âleminden ayrılışında, insan oluşunda en az aygıt kullanış kadar önemli rol oynar. Bugün maymunlardan ve başka hayvanlardan gelişi güzel sopa, taş vs. cansız nesne kullananlar görülüyor, Totem görülmüyor. Totem cinsel yasağa dayanan ilk <strong>sosyal düzen</strong> kuralıdır. Totemin temsil ettiği yasaklar, toplum içinde bölünmeleri ve örgütlenmeyi yarattığı gibi, kişi içinde de birbirinden habersizmişce iki ayrı dünya kurar; Cinsel arzuların içe püskürtümü ile doğan bilinmez <strong>enkonsiyon</strong> dünyamızla, yüzeyde görünen bilinir ve bildirir <strong>şuur</strong> (konsiyan) dünyamız... <br /> Hiç bir hayvanda bulunmayan bu ikilik tezaddı: İnsan kadar aydın şuurlu bir varlıkta şuursuzluğun (enkonsiyanın) örgütleşmesi, insan davranışlarında şuur dışı, elde olmayan güçlerin rol oynadığını insana sezdirmekte gecikmedi. İlk insanda bedenden ayrı bir ruh düşüncesi bu mekanizmanın yaratığıdır. Klâsik bilimin "ikilik" gibi gördüğü ve bu vüzden binyıllardır içinden çıkamadığı, "muamma" saydığı problem, insan varlığının iç dinamizmindeki o tezatlı birliğin metafiziğe sığmayışından ileri gelir. Onun için bedenle ruh tezaddını ölüm veya rüya ile izaha kalkmak, netice ile sebebin karşılıklı bağıntılarını unutmak olur. <br /> Düpedüz ölüm olayı, hiçbir hayvanda bedenden "ayrı" bir ruh sezişi yaratamaz: Tersine insan, hayvanlar âleminden uzaklaştıkça, ölüm olayına daha büyük önem verir. Ölüm, bedenden ayrı ruh sezisi vermemiş; tersine,daha önce insanın: kendi içinde ve toplum içinde bilinirle bilinmezin, konsiyanla enkonsiyanın örgütlendiğinin görmesi, ölümün de başka bir yaşantıya diriliş olabileceği kavramını ortaya çıkarmıştır. Rüya ise, psikanalizin belirttiği gibi, enkonsiyanın sembolü ve işidir. İnsanda ölüm gibi rüyanın da sosyal ölçülerde önem kazanması, ancak enkonsiyanın örgütlenmesiyle şuura çıkabilir. <br /> Ancak insanda enkonsiyanı, Freud'un yaptığı gibi, mutlak ve bağımsız bir zat, bir tek başına "Entite" saymak yanlıştır. Enkonsiyan bir <strong>tabii cevher</strong> değil, <strong>tarihi olay</strong>'dır. Doğrudan doğruya tabiattan değil, toplumdan gelir. Toplumda ilk cinsel yasaklarla birlikte, kişinin kafası, şuurun eremiyeceği bir enkonsiyan dünyasının etkileri altına girer. İnsanın içinde şuura zıt ama onsuz olunmaz bir enkonsiyanın, insanlar arasında kişiye zıt ama onsuz olunmaz bir toplumun doğmaları, birer sözcükle: İnsan RUH'unun ve insan TOPLUM'unun örgütleri TOTEM'in ürünleridir. <br /> İnsanın <strong>düşünen</strong> varlık oluşu da böyle başlar. Düşünce: Yanlışa karşı savaş demektir. İnsanın bütün hayvanlardan farklı olan bu savaşı, düşüncenin zekâ (intellekt) ve akıl (raison) ile işlemesinden ileri gelir. Zekâ, Tezatları kuran, akıl o tezatlardan ister istemez çıkacak sentezi, gerçek sonucu bulan bir çabadır. İnsanın kendi içinde Şuur-Enkonsiyan örgütlenmemiş olsa, tezatları kurma görevi, yâni zekâ bulunmaz ve bu görevin gerçek sonucunu çıkaran akılın sentezleri imkânsız kalır. Onun için ilk insanın o sapsağlam zekâsı, dürüst aklı, binlerce yıl boyu totemden kopuşamaz. <br /> İnsanın <strong>konuşan</strong> varlık oluşu daha başka türlü mekanizmaya dayanmaz. Freud, "<strong>Soyut dil</strong>" sayesinde insanın "<strong>iç proseterini verbal tasavvurların kalıntılarına bağlamaya müsteit</strong>" (F. TT) bulunduğunu yazar. İçimizde geçenleri "sözcük" biçimine sokup kendimizden dışarıya, bağımsız varlıklar gibi fışkırtmamız, ilksel yasakların (cinsel elemanla enerji kazanıp elektrikleşmiş sosyal yasaklar bütününün; yoksa, Freudizmin metafızikçe soyutlaştırdığı mutlak cinsel yasakların değil) içimizde yarattığı (Konsiyan - Enkonsiyan) tezatlı oluşların kişileşerek dış dünyaya çıkmalarıdır. Demek konuşma (Dil=Lisan) zekâmızın kurduğu Bilinir-Bilinmez (Konsiyan Enkonsiyan) zıtlarını, aklımızın ulaştırdığı düşünce sentez sonuçlarına verilmiş sezilir totem biçimleridir. Söz, Duygu, düşünce, dileklerimizin bir çeşit totemleşmesidir. Sosyal yasaklar kişi içinde (Konsiyan-Enkonsiyan) zıtlıklarını, toplum içinde Kan=Gens zıtlıklarını yarattığı gibi, o tezatlı RUH ve TOPLUM örgütleri içindeki insanla insan arasında da kişi ruhunun totemleşmesi, biçimleşip, kişileşmesi demek olan DİLİ (lisanı) yaratmış olur. <br /> O zaman, sürüden ayrı örgütlü-<strong>toplum</strong>, bütün öteki hayvanlardan bambaşka davranışlı - <strong>insan</strong> ortaya çıkar."</em> </p> <p> <a name="_ftn10" href="#_ftnref10" title="_ftn10">[10]</a> Yani "Medyum Mesajdır". Yani Roman'ın savunduğu ideoloji ne olursa olsun, o var oluşuyla kapitalist toplumun ideolojisini yeniden üretir. </p> <p> <a name="_ftn11" href="#_ftnref11" title="_ftn11">[11]</a> Keza şu satırlar da bu bağlamda ele alınabilir: </p> <p> "<em>Antropoloji, biyoloji, fizyoloji ve psikoloji, tüm kapsamıyla vücut ve ruhu geliştirmek ve mükemmelleştirmek görevini insanoğlunun önüne koymak için dağlarca materyal biriktirdi. Psikanaliz, Sigmund Freud'un ilham veren eliyle, şiirsel olarak "ruh" diye adlandırılan kuyunun kapağını kaldırdı. Ve ortaya ne çıktı? Bizim bilinçli düşüncemiz, karanlık psişik güçlerin işinin yalnızca küçük bir parçasıymış. Bilgin dalgıçlar okyanusun derinliklerine indiler ve orada esrarengiz balıkların fotoğraflarını çektiler. Kendi psişik kaynaklarının derinliklerine inerek, insan düşüncesi ruhun esrarengiz itici güçlerini aydınlatmalı ve onları akıl ve iradeye tâbi kılmalıdır.</em> </p> <p> <em>Bir zamanlar kendi toplumunun anarşik güçleri için yaptığı gibi, insan bir kimyagerin havan ve imbiğinde kendi üzerinde çalışmaya koyulacaktır. İlk defa insanoğlu kendisine bir hammadde veya en iyisi yarı bitmiş bir fiziksel ve psişik ürün olarak bakacaktır. Sosyalizm, zorunluluk aleminden özgürlük alemine bu anlamda da bir sıçrama anlamına gelecek, tüm çelişkileri ve uyumsuzluğuyla birlikte bugünün insanı yeni ve daha mutlu bir ırkın yolunu açacaktır.</em>" </p>
Girdi biçimi
Filtered HTML
Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Full HTML
Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi
Attached Images
Existing Image:
None
"Over troubled water..." (Açılış)
"Sussss.."
"Unut"
090908-Güler Zere-vm.widec.jpg
0je.png
1.jpg
1.jpg
1.jpg
105-141.jpg
11 Eylül vePolitik İslamÜzerine Kapak
1234r.jpeg
15- 16 Haziran.jpg
155.JPG
16.jpg
166137_1_Gorzfrei.jpg
1960-che-1.jpg
19ocak2010s.jpg
1mayis77_(1).jpg
200-386.jpg
2000degundem-kapak200.jpg
2009-12-04---Kapak---Sosyal.jpg
2010-09-12 - Kapak- 12 eylul uzerine yazilar v2.jpg
21 İtfaye.jpg
250-369.jpg
250-392.jpg
26.JPG
2_temmuz_2009_istanbul.jpg
4- ikinci kapıdan mezarlığa giriş yapılıyor.JPG
400px-Krähe_65(loz).JPG
41e591d8-yilmaz-guney.jpg
490-250.jpg
6-7 eylül.jpg
6-7_eylul_1955.jpg
6-7_eylul_55_tank.jpg
800px-Ziggurat_of_ur.jpg
Abdullah Öcalan - Kapitalist Modernite ve Demokratikleşme - Kapak
abidin'in...jpg
abidin-dino.jpg
abidin-he...jpg
abidinözp...jpg
abidinözp...jpg
acilim_aydinlar_yorum.jpg
afganistan_secimsandik_essek_asker.jpg
afis-kumkapi-14mart2010.jpg
afis_cozum.jpg
ahmedarif_nazimhikmet.jpg
ahmed_arif_1.jpg
Ahmet Türk.jpg
ahmetaltan_hasancemal.jpg
ahmetarif.jpg
ahmetturkemineayna.jpg
ahmet_turk_3_kongre.jpg
ahmet_turk_grup_toplantisi5.jpg
Akatça dilinde çivi yazısı ile yazılmış olan 282 maddelik Hammurabi Kanunları...
AKP ve güleni bitirme planı.jpg
Albayrak
albayrak1200.png
Aleviler-kapak400.jpg
Ali Yetkin
alidehri.jpg.jpg
alidehri.jpg.jpg
alter-eco-ekim2010.jpg
Amatör Kalem Vuruşları (1)
Amatör Kalem Vuruşları (2)
Amatör Kalem Vuruşları (3)
amedkadin_forumuleyla.jpg
ankkongre.jpg
anneannem.jpg
apo_aturk_talabani.jpg
ara-gazetesi-çžktž.jpg
arac_er_asker.jpg
aram_tigran_cumbus.jpg
Arif Damar.jpg
arif+damar.jpg
Asiti-Baris.jpg
asiye-turhalli.jpg
asker_yuruyus_jandarma.jpg
avni-ozgurel-01.jpg
AVrupa Birliği Üzerine Yazılar - Demir Küçükaydın - Derleme - Kapak
Avrupa Merkezcilik Üzerine Yazılar
avrupabarisgrubu_basin.jpg
aydinlar_liberal.jpg
aydin_erdem.jpg
Aydın Dinçoğul
Ayhan Bilgen.jpg
ayhanbilgen_barismeclisi.jpg
ayna_turk_1eylul.jpg
Ayrılık-kuytu
Az Kaldı! - Türkiye'nin Linç Yapılmış ya da Linç'e Kalkışılmaş İdari Bölgeler Haritası
azizvatanresmi.jpg
azizvatanresmi.jpg
Azınlıklar Konusundu Yazılar
Aşiti - Barış
Çatı Ankara.jpg
Çatı Partisi Tartışmaları.jpg
Çtı Partisi Girişimi.jpg
Ömrümüzün taş çicekleri resim sergisi.jpg
Özgür Basın Susturulamaz.jpg
Özgür Gündem'e Yazılar (1992-92) Kapak
Özgürlük(Korkoro).jpg
Üçüncü Köxüz Sitesi
özgürlük ne zaman anne.jpg
Banksy!.jpg
Bansky'den
baris guvercini.jpg
barisgrubu_karsilama_ani.jpg
barisgrubu_otobus2.jpg
baris_kizi.jpg
Barış Gurubu.jpg
Barış İçin Vicdani Red Platformu.jpg
Barışın Tarihi.jpeg
basbug_dursuncicek.jpg
Bayram Balcı-Livan.jpg
bayramlar-kapak200.jpg
başkan ve hatice ana.JPG
büyük ortadoğu projesi ve sosyalist strateji
BDP'ye operasyon.jpg
bdp_logo.jpg
Belalı sularda: Ship to Gaza, sizi gözüm gibi sakınırım.
Berivan.jpg
Beşikçi Eleştirisi - Kitap Kapağı
Bill Of Rights
Bir Özgürlük Tutsağı Manuşyan.jpg
Bir Devrimcinin Teorik ve Politik Otobiyografisi
Bir yaşam.jpg
Birinci Dünya Barış Günü.jpg
Birlik mi Rekompozisyon mu Kapak
birlik-mi-kapak-on-yuz.jpg
Bizim Köy
bop-on-kapak.jpg
Buzu Kıran Yolu Açan
bıji kürd u kurdistan
canli_bomba_pelsin.jpg
canyucel.jpg
catipartisiilktoplantisi.jpg
catipartisiilktoplantisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi_girisimi.jpg
Celali Söylenceler Kapak
Celali Soylenceler Kapak.jpg
Celali Soylenceler Kapakv2.jpg
Celali-Soylenceler-Kapak400.jpg
Celali-Soylenceler-Kapak400.jpg
cerkesler_kitap.jpg
Ceylan'dan Bize Kalan: Şahmeran
CHP-logo.jpg
chp_meclis_pankart2.jpg
Cingeneler.jpg
cizre-bohtan-beyi-bedirhan-direnis-ve-isyan-yillari-onkapak.jpg
Cumhuriyet_LR.jpg
Dağların ezgileri.jpg
Dönüşü olmayan yol.jpg
Dün Halep'çe, Bugün Kelepçe
Dünyanın Halleri Üzerine Denemeler
Demokratik Cumhuriyet.jpg
demokratik_acilim_kapatma.jpg
Denemeler
denemeler-kapak.jpg
denizesaldiri.jpg
denizesaldiri.jpg
Derleme 2009 - Murat Çakır
Dersim+ Barajlar.jpg
Dersim- Sabiha Gökçen.jpg
dersim-zorunlu iskan1.jpg
dersim-zorunlu iskan1.jpg
dersimkatliami1.jpg
devletulus.jpg
devletulus.jpg
Die Linke: Bir Başarı Hikayesi mi? kapak
Dikilmesi mümkün "İzmirli ırkçılar" heykel tasarımı
dilacarKucuk.JPG
dilekkurban.jpg
Dilsiz dengbej.jpg
dink_goktas_kitap.jpg
Dipnot Dergisi Üçüncü Sayı Kapak
Dipnot.jpg
Dipnot.png
disk_suleyman_celebi.jpg
Diyarbakır -TÜYAP.jpg
diyar_demokrasi_platformu1.jpg
Djembe
DK_MME_KapakKucuk.jpg
DK_MME_KapakKucuk_0_0.jpg
dogan-akhanli.jpg
Doğan Akhanlı
DSC04737.JPG
DSC04737.JPG
dtp_eylemi.jpg
dtp_logo.jpg
dtp_operasyon_tepki1.jpg
ecevit_baykal_ataturk.jpg
ecevit_baykal_ataturk.jpg
edip_cansever.jpg
ejder-kapani-46.jpg
ekinbelleten-1991.jpg
emmeline-pankhurst1.jpg
emper ve ırak umut.jpg
emperyalizm ve dünyanın katli
emperyalizm ve dünyanın katli(ırak)(yağlıboya resim)
emperyalizm ve umut(yağlıboya resim)
erdogan_akhanli_yazar.jpg
ergani.jpg
ermenhaf.jpg
Ermeni Sorunu Üzerine Yazılar - Kapak
Ermeni Soykırımı ve Toplumsal sorumluluk - Broşür Kapağı
Ermeni-Soykirimi-Koln.jpg
ermeniler_goc_tren.jpg
ermeniler_goc_tren.jpg
ermeniler_soykirim_ciftciyan.jpg
ermeni_saykirim1.jpg
ermeni_tehcir.jpg
ermeni_tehciri_tren.jpg
ermeni_tehcir_TE.jpg
ernesto_che_guevara_x1.jpg
etha-20100708-envali-metruke-00_ext.jpg
Evrim ALATAŞ..jpg
evrim_alatas.jpg
evrim_alatas_amed.jpg
Eyüp Sultan Konuşması
Ezidilik.jpg
Ezidilik.jpg
Ezilenlerin Pedagojisi.jpg
fahri petek.jpg
fahri-pet...jpg
Ferhat Tunç-söyleşi.jpg
Ferit öngören.jpg
fft23mm135497.jpg
fileme.jpg
filizkocali_gunluk.jpg
friedrich-nietzsche-paul-ree-lou-andreas-salome.jpg
Gayda-Istanbul-Gayda-Istanbul-CD__20246271_0.jpg
GÖÇMENLER.jpg
gösteri.jpg
gözler bakışlar
Gözler ve Bakislar(yağlıboya resim)
güler zere.jpg
Günay- Gerilla.jpg
Günay-Murat Karayılan.jpg
Günümüz anti-demokrat kemalist evlerini bu kadar farklı ve bu kadar baştan çıkarıcı yapan nedir?
Günlük Gazetesi Çok Dilli Manşet
Geçiş Programı Üzerine Kapak
Gece Kelebeği.jpg
gecmisle_hesaplasma_kitap.jpg
gencaygursoy_husnuondul.jpg
gencdal_ceber_kursun.jpg
gerilla_bahar.jpg
gerilla_cozum_avrupa.jpg
gerilla_durbun.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
Globalızatıon
grupyorum.jpg
guler-zere.jpg
GulerZere-hstn20090708-51.jpg
guler_zere_afis.jpg
gunluk_22agustos.jpg
gunluk_24_04_2010_s.jpg
gunluk_kapatma_kocali.jpg
gunluk_logo.jpg
gzerehapis.jpg
Hafız Esad.jpg
Haiti.jpg
Hakan Akçura-söyleşi.jpg
hakantahmaz_ayseltugluk.jpg
hakkari_cumhuriyet_yuruyusu.jpg
Halil Savda
Halil Uysal.jpg
Halil Uysal.jpg
haliluysaldag_1_.jpg
haliluysaldag_1_.jpg
Hasan_Cami_-_Fas.jpg
hasan_cemal_apemusa.jpg
hasan_cemal_ismetb.jpg
Hatalı Mantık
Hayat Atölyesi.jpg
Hüseyin Çelebi.jpg
Hüznün Akordu
hdinkcadde.jpg
Her dağın gölgesi Deniz'e düşer.jpg
Hevjin.jpg
hewler_gazeteci_osman.jpg
hicri_arapfoto.jpg
Hikmet Kıvılcımlı Elazığ Cezaevinde Mahalli Kürt Kıyafetiyle
Homofobi.jpg
honduras.jpg
Hrant için.jpg
Hrant ve 1915.jpg
Hrant- Doğum günü.jpg
ibadet_inanc.jpg
idamlar-iran.jpg
ihd_tihv_fincanci_turkdogan.jpg
ihsanfetahiyan_iran_idam.jpg
ihsanfetahiyan_pjak_iran.jpg
ilan.jpg
ilkmeclis_anayasa.jpg
ilmanifesto_manset.jpg
images.jpg
imrali_salon.jpg
ingmar_bergman_yonetmen_s.jpg
islam ve sol.jpg
istanbul_baris_mitingi_kitl.jpg
işçiler ve önderleri-1(yağlıboya resim)
işçiler ve önderleri-2(yağlıboya resim)
işçiler ve önderleri-2.jpg
işçiler ve önderleri.jpg
Jamanak.jpg
James_Joyce.jpg
James_Joyce.jpg
Jan Valtin.JPG
Jan Valtin.thumbnail.JPG
Jî bo Hefîz Ebdûlrıhman û rojmanegeriya cîhané/ Hefiz Abdulrahman ve Dünya basın emekçileri için
jitem_belge_jandama.jpg
Jı bo bıdarvekırına xortên Kurd...( İdam edilen Kürt gençleri için...)
Jın,Jiyan,Azadi/ Nisa,Heyat,Hürriyet/ Kadın,Yaşam,Özgürlük
Kadri Gökdere
Kadın Soruşturması.jpg
Kadın Soruşturması.jpg
kadına bakış
Kadına Bakış(yağlıboya resim)
Kapak - Emvali Metruke
Kapak---Ocalana-Mektuplar.jpg
kapak-onyiloncesi400.jpg
kapak.jpg
kapak.jpg
kapak300.thumbnail.jpg
kapaksanat.jpg
kapak_0.jpg
karayilanbasin5.jpg
karayilan_filizkocali.jpg
kardelen.jpg
kardesist.jpg
Kasabalılar-Kapak
katliam_halepce.jpg
kawa-nemir.jpg
kayit-olunmamis-soykirimistanbul-eylul-1955-vasilis-kiratzopulos.jpg
Kaypakkayakapak
Kayıt dışı bir isyan.jpg
kazimkoyuncu.jpg
Küçük İskender.jpg
Kültür Üzerine Yaazılar - Kapak
Küreci Anması Afiş
kürt'lük
KCK-Karayılan
Kelepce.jpg
kelepce1.jpg
KemalistEvler.jpg
Kemalizm Stalinizm ve Türk Solu - Kapak
Kemalizm Stalinizm ve Türk Solu - Kapak
Kemalizm ve Askeri Bürokratik Oligarşi Üzerine Yazılar Kapak
keyman_gulec.jpg
kilaman.jpg
kilisecami.jpg
komplokapakkucuk.jpg
koxuz-duz-golgeli.gif
kresim.jpg
kultur-kapak.jpg
Kurban.jpg
kurdocul1.jpg
Kurt-Hareketi-kapak200.jpg
kurttvleri_medtv.jpg
Kıvılcım Gazetesinde Yayınlanmış Yazılar
Kıvılcımlı Üzerine YŞazılar Kitabı Kapağı
Kıvılcımlı Sempozyumunda Servet Ziya Çoraklı Bildiri Sunarken
Kızıl Afiş
La prison.jpeg
latchodromez01.jpg
Latin Amerikanın Kesik Damarları.jpg
Lawij / Hida/ Ağıt
Lawij.JPG
Lenin
levi_straus.jpg
Levon Ekmekciyan
lewis_hine_phot_nyc_empire.jpg
liberation_tigers_of_tamil_eelam.gif
logo.gif
logo.png
louise-michel.jpg
Ltte_emblem.jpg
luqman_ahmed_.jpg
LWtc0504.jpg
maden-iscileri-destek.jpg
maden_iscileri_yeralti.jpg
Madimak.jpg
Madteos Sarkisyan.jpg
Mahmut Baksi.jpg
Manifesto_benedict_xvi.png
Manukyan
manusyan kitap.jpg
manusyan.jpg
manusyan_resim.jpg
Marksisit Demokrasi Teorisine Katkı
Marksizm 2010 Afis
Marksizmde Yapı ve Özne Sorunu - Kapak
Marksizmin Marksist Eleştirisi Kapağı Küçük
Marksizmin Marksist Eleştirisi İkinci Basık - Kapak
Marksizmin ve Sosyalizmin Sorunları Üzerine Yazılar - Kapak
Mascha kaleko.jpg
Matruşka'larda Tarih Bulmak..
mayin.jpg
mayin.jpg
mayžs68-a...jpg
Medya.jpg
Mehmet Güler-KCK.jpg
mehmet_uzun.jpg
mehmet_uzun.jpg
Mem û Zîn
Metin Küreci anması
metin2.jpg
metinyegin_01.jpg
Mevsimlik işçiler.jpg
michel_foucault.jpg
mindit.png
MSF+Logo.jpg
msf.jpg
msflogo.jpg
muma.jpg
Mumia Ebu Cemal
musa_anter.jpg
Musa_anter_.jpg
muzsesleri.jpg
muzsesleri.jpg
Necdet Adalı.jpg
Newroz
Newroz.jpg
Newroz.jpg
Newroz.jpg
newroz_250x0.jpg
news.gif
newspapers_medya.jpg
nisanyan1.jpg
nisanyanevi.jpg
nobel_liderler_s.jpg
Nure- Nora.jpg
olume-kil-payiermeni-soykirimindan-kurtulmus-birinin-anilari-hampartsum-citciyan.jpg
Omayra.jpg
Ongözlü Köprü.jpg
Onnik ve oğlu ara.jpg
op-denklem.jpg
Orhan Pamuk
Oscar Wilde.jpg
otekitarih-seyhsait1.jpg
Otobiyografi-Kapak.jpg
otobiyografik-yazilar-kapak.jpg
ozevin_ozdemirler.jpg
ozgurgundem_site_sansur.jpg
Paramaz Darağacında
Penguen'in yaptığı ve -ne yazık ki- asla yapmayacağı kapak
Penguen- Irkçı Kapak.jpg
pera_spor_klubu_taksim_standinda.jpg
Perperok.../ Kelebek...
Perperok.jpg
peternorman_atlet.jpg
picasso.jpg
picture-1
picture-10
picture-11
picture-12
picture-13
picture-14
picture-15
picture-16
picture-18
picture-19
picture-2
picture-20
picture-21
picture-22
picture-24
picture-25
picture-26
picture-27
picture-28
picture-29
picture-3
picture-30
picture-31
picture-32
picture-33
picture-4
picture-5
picture-6
picture-7
picture-8
picture-9
pinar.png
PKK.jpg
Porén te/ Saçların
Poren te- Saçların.jpg
Q04.jpg
qijikares2ğğ.jpg
Qijıka Reş.jpg
qırıka reş.JPG
reklamin_dili_b.jpg
Rekompozisyonkk.jpg
Rekompozisyonkk.jpg
resim.jpg
Resim2.png
Roj TV.jpg
Roj Tv.png
roni.jpg
Rosa - Özgürlüğün Bedeli
Rosa Luxemburg, Özgürlüğün Bedeli
Rosa Luxemburg.jpg
Sacayak dergisi Sayı 8
Sacayak dergisinin 11. sayısı
Sacayak, Sayı 3
Sacayak, Sayı 4
Sacayak, Sayı 6
sacayak2.jpg
Sacayak_Sayi10_Sayfa 1_5cm.jpg
Sacayak_Sayi12_Kapak.jpg
Sacayak_Sayi_05_Kapak.jpg
Sacayak_Sayi_09_Kapak.jpg
Saidi Kurdi-Son Derviş.jpg
saitfaik.jpg
sakine ana.jpg
salihzezgin.jpg
Sarkis Çerkezyan.jpg
Sarkis H-1.JPG
Sarkis ve Doğan
sarkis.jpg
Sarmaşık.jpg
sartre.jpg
savunma_kapitalistuygarlik.jpg
Sayı 54
sazai sarıoğlu.jpg
Sazak'ın Dikenleri
süryaniler.jpg
senci.jpg
senci.jpg
Serhedo ve Gerilla
serif_gencdal_kandil_s.jpg
serturkm.jpg
sevahir_bayindir_yarali.jpg
Sevan nişanyan.jpg
seyit rıza.jpg
Sezen Aksu-Kürt Açılımı.jpg
Shantel.jpg
Ship to Gaza: I have eyes only for you!
sol_cati_partisi2.jpg
Sor (kırmızı)
sorayayi_taslamak.jpg
Sosa.jpg
Sosyalizm Nedir? Kitap kapağı
stalin.jpg
Surp Giragos Ermeni Kilisesi.jpg
SURP%2~1.JPG
suryaniler_toplumu.jpg
sylvia-plath.jpg
Sırrı Süreyya Önder.jpg
taraf-gazetesi.jpg
tas-atan-cocuk.jpg
Taş Atan Çocuklar
Taşhoran Kilisesi.jpg
Türk Solu'nun İzinden Gittiği Gelenek: Naziler
Türkiye: 98 - Almanya: 0
tbmklein2.jpg
Tehcir.jpg
tersinden kemalizm.jpg
Teslim Ol!
thumb4073.jpg
Tigran Zaven photo.jpg
Tigran Zaven photo.jpg
Tigran Zaven, Digran Zaven
Toplum ve Kuram.jpg
Toplum_ve_Kuram.jpg
toprak_empati.jpg
Troçki.jpg
tuncboyaciyan.jpg
Turkey-ruins-FE05-wide-horizontal.jpg
Uçurtma Gerilla.jpg
ucuncu-koxuz1024.jpg
ugurkaymaz_cocuk.jpg
uludere-8mart.jpg
Unbenannt-2.jpg
van_mazot_iskence.jpg
Varlik Vergisi Kitap Kapagi
varlikver400.jpg
Vedat Kurşun.jpg
vedatturkali.jpg
vedat_kursun_azadiya_welat.jpg
Veysi sarısözen.jpg
Walter Benjamin.jpg
wwwresimmaxnet-top-oynayan-horozlar.jpg
x-golgeli
Xmas beginning and traditions
Yabancı
Yanılsama(yağlıboya resim)
Yargıtay neden mi Pınar'a düşman?
Yargıtay Neden mi Pınar'a Düşman?
yasamagaci136.jpg
yasamagaci136.jpg
yasarjem1.jpg
yasarkemal.jpg
yazar_migirdic.jpg
Yaşam Ağacı Derneğinin Afişi
Yeni Kıbrıs Partisi.jpg
yilmaz-guney-.jpg
yilmaz-guney.jpg
yukselgenc_nukhetsirman.jpg
yusuf.jpg
zarakolu_onderoglu.jpg
Zeki_Okten_by_ozgurcanakbas.jpg
Zeyneb_Celaliyan.jpg
Zeyneb_Celaliyan.jpg
Zeynel Ergin.jpg
zeynep_celaliyan2.jpg
zeynep_celaliyan2.jpg
Ziya gökalp lisesi.jpg
Şerzan Kurt.jpg
Şivanê_Kurmanca_kapak_as.jpg
İçerden.jpg
İdam Edilen Ermeni Sosyalistler
İHD ve TİHİV.jpg
İHD.jpg
İkince Köxüz sitesinin görünüşü
İkinci Köxüz Sitesi
İlk Köxüz sitesinin görünüşü
İslamda Kayıp Gerçek - Kapak
İttihat et.jpg
Choose an image already existing on the server if you do not upload a new one.
-or-
Upload Image:
Image title:
The title the image will be shown with.
Related Links
Links are stored as part of the
links management feature
. Monitoring and dead link detection are centrally managed from there.
To add more links, just click "Preview" to add another blank row. To remove a link from this article, just blank out its URL field or check the Delete box.
If you blank out the title but leave the URL, then the system will suggest a title for you. The Weight allows you to determine the order in which links are displayed; lower numbers float to the top.
URL
Başlık
Ağırlık
Sil
-5
-4
-3
-2
-1
0
1
2
3
4
5
-5
-4
-3
-2
-1
0
1
2
3
4
5
Günlük iletisi:
Diğer yazarların sizin düşüncelerinizi anlaması için burada yaptığınız eklemelerden veya değişikliklerden bahsedin.
Yazarlık seçenekleri
Yazan:
Misafir
için boş bırakın.
Yazıldığı tarih:
Biçimi:
2008-01-21 16:13:57 +0000
. Zaman olarak gönderme zamanını kullanmak için boş bırakın.
Yayınlama seçenekleri
Yayında
Ana sayfaya yükselt
Listelerin üzerinde kalıcı
Yeni sürüm yarat