Türkiye Halkı ve Türk Milleti
Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ’un son açıklamaları bu alanda yeni bir açılım mı oluşturuyor sorusu şimdilik akıllarda kaldı ve aslına bakılacak olursa her cenahta şüpheyle karşılandı. Yapılan yarım yamalak açıklamalar bu konuda haklılığımızı işaret eder gibidir…
Benzeri açıklamalar daha önceleri de bizzat genelkurmay tarafından dile getirilmiş ve sanırız bu sitede bir tek rahmetli MHP milletvekili Mehmet Gül tarafından paylaşılan benzeri yaklaşımlar hiçbir kesim tarafından yeterince anlaşılamadığı (!) için tartışma konusu bile yapılmamıştı. Bu açılım tek bir sözle ifade edersek, alt-kimlik ve üst-kimlik tartışması veya açılımıdır.
Benzer açılımın tarihi ise 2000 yılının başını işaret etmektedir ve bu tarih ise Öcalan’ın yeni stratejik yöneliminin hemen sonrasına denk gelmektedir. Genelkurmay ve gerici milliyetçiler yeni geliştirilen stratejik yönelimi karşılamak ve buna bir hazırlık yapmak için eski duruşlarını birazcık daha genişletme veya demokratikleştirme (!) gereği duymuşlardır ve yine genelkurmay ikinci defa atağa kalkmış durumdadır. Burada ilk önce yanıtlanması gereken tarih saptamasıdır. Nasıl oluyor da yaklaşık sekiz yıldır bekletilen görüşler tekrar gündeme alınmaktadır? Yakın tarihsel geçmişte önemli olaylar sadece seçim ve ABD başkanı B.Obama’nın Türkiye ziyareti sayılabilir. Yerel seçimler sonucuna bakıldığında bölgede güçlenen özgürlük hareketi her türlü baskıya rağmen geri adım atmamakta ve her ne kadar oy oranı artmasa da bölgede tek güç olmaya devam etmektedir. Olası bir Kürt-Türk çatışması için koşullar oluşturulmakta ve her türlü provakasyona açık bir ortam yaratılmış olmaktadır. Kürtü yok etmek mümkün olmadığına göre o hiç olmazsa bir alt-kimlik olarak kabul edilmektedir.
B.Obama’nın bu açılımda bir payı olduğu ise kesin gibidir. (Obama ardından yapılan “niye geldi?” tartışmaları, GOP açısından bakıldığında anlam kazanabilir.) ABD bölgede şimdilik bir istikrar istemektedir ve Güney Kürdistan bölgesinde oluşturulan yönetimin geleceği açısından olası bir TC baskısı dahası saldırısı bu istikrarı bozacak en önemli bir gelişme olacaktır ve bu nedenle ilk elde Türkiye ziyareti önem kazanmaktadır. Şimdilik öngörülen ittifak “Kuzey Irak” ile Türkiye arasında bir anlaşmadan ibarettir. Talabani ve Barzani ile öteden beri anlaşan TC bu anlaşmayı her nedense resmiyete dökmekten imtina etmiştir ve artık bu bir resmiyet kazanmalıdır. ABD’nin amacı her iki devlet açısından budur. Bu adımı atmakta zorlanan Türkiye ilk önce mevcut kürt düşmanlığına bir gem vurmak zorundadır. Türkiye bölgede emperyal bir güç oluşturmak için dahi kürdü yanına kazanmak zorundadır ve ilk elde Türkiye’deki Kürtlerle arasını açan gerici milliyetçilikten kurtulmak istemektedir ama bunu kendi ritmi ve tarzıyla yapmak istemektedir. Elbette ki TC’de en etkin siyasal erk TSK olduğundan ritm ve tarz bu olmaktadır bunun biraz karşısında olan liberal burjuvazi ise daha atak davranmak için cılız da olsa elverişli şartlar yakalayabilmektedir. Belki de çok daha yakında (Özalvari açılımlar ya da ikinci cumhuriyet taraftarları) daha güçlü bir koro veya siyasal güç kazanabilirler.
Millet ve Halk Hangi Anlamda Kullanılmaktadır?
Millet evvel eski bir soyu çağrıştırdığından ve bu anlamda kullanıldığından milliyetçilik karşıtları daha çok halk kavramını sahiplenmişlerdir. Halkın bir soy değil, toplumsal bir varoluş olduğu ifade edilmektedir. Hemen tahmin edileceği gibi ne sosyalistlerin ne de liberallerin doğru dürüst bir millet ve halk tanımı bulunmaktadır. Yapılan tanımların hepsi de politik olarak kalmakta ve sosyolojik bir tanım yapılmadığından herkes durduğu yerden bir anlam çıkarmaya çalışmaktadır. ‘Türkiye Halkı’ ifadesi şimdiye değin sosyalist veya devrimcilerin kullandığı bir kavram iken bu ifade bizzat genelkurmay tarafından yapılmakta ve bu durum hiçbir şey olmamış gibi geçiştirilmek istenmektedir.
Genelkurmay bizzat Atatürk’e başvurarak şöyle demektedir: “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkına, Türk Milleti denir”.
İşte açıklanması gereken bu cümledir. Demek ki Türk Milleti bir soya dayanmamaktadır. Bir soya dayanmadığına göre bir tarihi de yoktur. Onun tarihi Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmakla başlamaktadır. Bu durumda Türk Milleti bir üst-kimliktir. Türk adına ne kadar yazılan söylenen varsa yanlıştır ve bunlar tekrar yeni bir gözle okunmalıdır. İşte söylenmek istenen budur. Ve yine söylenmek istenen şey, Türkiye bir ulus-devlettir ve bu anlamda ulus veya millet bölünmez bir üst-bütündür veya üst-kimliktir.
Peki Türkiye Halkı kimdir? Bu soru ise kısaca Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halk olarak açıklanmaktadır. Soru tersinden de sorulduğunda açıklamanın kısırlığı görülebilir; Türkiye Cumhuriyeti nedir? Cevap Türkiye Halkının kurduğu ulus-devlettir… Bu kısırlık genelkurmay başkanlığı tarafından yaşanılsa iyidir ama en babayiğit sosyalistler dahi bu kısırdöngü içindedirler ve bu sorunun kıyısına dahi gelinemediğinden gündeme düşen konularda hiçbir söz söylenmemekte ve günden geçiştirilmektedir.
Halkın sosyolojik bir topluluk olduğunu söyleyen sosyalistlerimiz milletin sosyolojik bir topluluk mu değil mi sorusunu dahi yeterince soramamakta ve hiçbir açıklama yapılamamaktadır. “Batı cephesinde yeni bir şey yok” tavırlarıyla “yola devam” edilmektedir.
Kısaca ifade edelim, genelkurmay açılımları hem iç hem de dışta yeni politik açılımlar demektir en azından yeni bir hazırlık anlamına gelen bu açıklamalar Türkiye ve bölgede ciddi anlamda politika yapmak isteyen veya bu alanda duran herkes açısından ciddi bir değerlendirmeyi hak etmektedir. Ve ezberleyelim: düşmanını ciddiye almayanı hiç kimse ciddiye almaz.
- Ali Ekber Güler ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
