Ne yapardınız?

Bir küçük kız çocuğu ölse yanı başınızda.Düşse kucağınıza minik bedeni ile…Siz onu tanımıyor ve gittikçe beyazlaşıp solan yanaklarını okşuyorken,sıcaklığını kaybediyor olsa vücudu ve bu solmanın yani dünyadan gelip yaşam çemberinden geçişin ürpertisi ile ani bir titreme,beyninizden parmak uçlarınıza kadar bir yıldırım gibi düşse!Ve gözlerinizden üç damla yaş dökülse yanaklarınıza.O yanaklardan süzülen yaşlar onun dudaklarına dökülse,sonra eğilmeniz,öpmeniz,yakalamanız gerekse gitmek üzere olan kaçak canı…Her şey o dudakta salınan gözyaşını derin bir nefesle içe çekip almanın ucunda olsa ve tam cayacakken,birileri çıkıp;

“O sizin kızınız” dese…(?!?!)

Tanrı her annenin kucağına düşen çocuğun cana gelebilmesi için,sadece bir fırsat veriyor olsa!Durmuş,atmıyorken o küçük yürek,sizin bir öpücüğünüzle büyük bir gümbürtüye dönüşecekse minik kalbindeki sessizlik ve tam siz eğilip öpecek,ona can verecekken,birileri çıkıp;

“Ona vereceğin canın diyeti senin canınla ödenecek” dese…(?!?!)

Tekrar bir yüreğin sese gelmesi,karşılıksız bir fedakarlığın kelama kavuşması için kendi kalbinizi sonsuza değin susturmak zorunda kalsanız!Yaşamla ölümün arasında,minik bir bedenle sıkışıp kalmışken,hiç tereddütsüz evet demek üzereyken,birileri çıkıp;

“Göçmenizle virane olacak can;diğer çocuğunuz için aynı şeylerden kocanızda geçecek” dese…(?!?!)

O sıra kocanızın aynı fedakarlığı göstermeyecek olma ihtimali milyonlarca metre yükseklikten düşercesine,tam yüreğinizin orta yerine bir ok gibi saplansa!İki canınızdan öte çocuğunuzun arasında tercih yapmanız gerekse!Gözlerinizden o an oluk oluk gözyaşları akıyor,o minik dudaklara doluyor olsa…Siz kızgın ve yanık acılar içindeyken,yüreğiniz hangi sesi yaşatmak için sessizliğe gömüleceğini bilmezliğin çaresizliğinde sızlarken,birileri çıkıp;

“Sadece on saniyeniz kaldı” dese…(?!?!)

Yıl…Ay…Saat ve dakika…Tüm bu kavramlar bütün yaşamınız gibi şeritlenip gözlerinizin önünde geçse.Zaman kavramının en acılı hali olan “an” diliminin on saniye sonundaki korkunçluğu sizi çıldırtacak gibi olsa!Saniyeler birbirini hızla izlese.Bu saniyelerin bitiminde kucağınızdaki minik bedenin dudaklarındaki damlacıklar dudağından içeri kaçıp,sonsuzluğun kara yüzüne karışacak olsa.Bir ses yükselse,çığlık gibi beyninizde geriden saysa saniyeleri...9..6..5..4..3..2..1…diye!Kahrolsanız,tanrının neden böyle yapıyor olduğuna,neden böyle zalimce bir oyunun kurbanı edildiğinize aklınız bir türlü ermiyor ve “hayırrrrrr!!yeteeerrr “diye haykırmak durumunda kalsanız!Son saniyede eğilip o minik ve solgun dudaktan biriken damlacıkları alacakken,birileri çıksa;

“Uyan!!” diye bağırsa….

Korku ile uyansanız ve güneşin yoğun ve güçlü ışığı gözlerini kısarken, o sıra gözlerinizde bir ıslaklık olduğunu anlayıp gerçekten ağladığınızın ispatı göz yaşlarınızı parmaklarınızla silseniz.Gerçekten iki kızınız ve böyle bir durumda ne yapacağından emin olamayacağını bir eşiniz olsa!!. Çok düşünmeden her şeyin korkunç bir kabus olduğunun ayırdına varıp “kötü bir rüyaydı işte,geçti.Hadi kendine gel ve unut” deseniz!

….Ve akşam sarıp sarmalayıp severken kızınızı,kumanda ile kanalları karıştırırken televizyonlarda;sıska,zayıf zenci bir kadının kucağında çocuğunun açlıktan bir deri bir kemik,ölmek üzere olduğunu görseniz.Ve bu kadın yavrusunun susuzluğunu gözyaşları ile ıslattığı yanaklarını,çocuğun dudaklarına değdirerek gidermeye çalışıyorsa!!

O ekranda yardım için bir telefon numarası verilse, küçükte olsa bir yardımda bulanabilecek durumda olsanız,ben çıksam ansızın;

“Ne yapardınız?” diye sorsam…(?!?!)