Teorik ve Politik Evrimim (6) - Toplum (Evrim ve Yapı)
Buraya kadar ele alınan konular esas olarak varlık ve düşüncenin genel hareket yasaları hakkında genel bir fikir sahibi olmaya yönelikti. Bu genel yasalar kavranır, daha derin bir anlayışa ulaşılırsa bunun Toplumun Hareket Yasalarını daha iyi kavramak için bir mantık ve metot temeli veya yatkınlık sağlayacağı, böylece daha derin ve daha dakik olarak kavranmış toplumsal gerçeklik ve hareket sayesinde sosyalizm mücadelesinde daha az yanlış yapılacağı varsayımından hareket ediliyordu. Yani önceki bölümdeki çalışmaların hepsi Toplum'u daha derin ve doğru kavramaya hizmet edeceği için yapılıyordu.
Ama bu yetmezdi. Bir devrimci olarak toplumu değiştirme mücadelesini daha doğru ve başarılı yapabilmesi için de öncelikle toplumun Hareket Yasaları ve Yapısının daha derin ve doğru kavranması gerekiyordu. En azından böyle bir varsayımdan yola çıkılıyordu.
Varlık ve Düşüncenin genel yasalarından çıkan mantık ve metot, toplumu kavramakta bir uygunluk, bir yatkınlık sağlayabilirdi ama bu yetmezdi. Toplumun kendi özgül yapısı ve hareket yasları vardı, esas bunları bilmek; yani esas Tarihsel Maddeciliği iyi ve doğru kavramak gerekiyordu.
Tarihsel Maddeciliği iyi kavramak için de, tıpkı düşüncenin hareket yasalarını bilmek için düşüncenin tarihini ve evrimini; varlığın hareket yasalarını kavramak için varlığın tarihini ve evrimini bilmek gerektiği gibi, toplumun hareket yasalarını daha iyi kavramak için öncelikle toplumun tarihini bilmek gerekiyordu. Bu nedenle tarih okumaları ve çalışmaları bir yandan sürüyordu.
Ama toplumun hareket yasalarını anlamak için, onun Yapısını da bilmek gerekiyordu. Toplumun yapısı, eğer onu bir organizmaya, bir canlıya benzetirsek, onun anatomisiydi, Marks'ın da kullandığı bir eğretilemeyle. Ama toplumun anatomisi hakkında pek az yol kat edilmiş görülüyordu.
Daha önce bilimlerin evrimi üzerine çalışmalar göstermişti ki bilimler de eşitsiz gelişiyordu ve Tarihsel Maddecilik tam da bu eşitsizlik nedeniyle daha doğarken evrim fikrine dayanarak doğmuştu. Ama bu, toplumun Yapısı söz konusu olduğunda ciddi bir eksikliğe de yol açıyor görünüyordu. Onun evrim fikriyle doğmuş olması, yapı konusundaki, toplumun anatomisi konusundaki geriliğinin görülmesini de engelliyor gibiydi.
Örneğin bir biyoloji, bir evrim fikrine ulaşmadan önce, binlerce hayvanın ve bitkinin yapısını, anatomisini; organlarının fizyolojisini analiz etmiş; onları birbiriyle ilgisiz, ayrı varlıklar olarak incelemişti. Ancak bilgilerin birikiminin belli bir noktasında, bu birbirinden ayrı gibi görünen canlıların, aslında aynı evrim sürecinin farklı momentlerinin, farklı aşamalarının karşılığı olduğu görülmüştü.
Benzeri cansız doğayı inceleyen bilimler için de geçerliydi. Önce tek tek elementler bulunmuş, sonra bunlar belli bir bağlantı içinde, periyodik sistemde ifadesini bulduğu gibi, sınıflanmış, ancak yirminci yüzyılda, bu farklı elementlerin, varlığın evriminin belli aşamalarının karşılığı olduğu; onun evriminin belli aşamalarına karşılık düştüğü görülmüştü. Hidrojen ve helyum, Big Bang sonrasında oldukça geç bir noktada oluşuyordu. Ancak yıldızlar oluştuktan sonra, Demir'e kadar olan elementler o yıldızların içindeki termonükleer reaksiyonlarla oluşuyordu. Daha ağır elementler ise o yıldızların patlamalarında[1]. Yani atomlar ya da elementler evrenini evriminin farklı momentlerinin ifadesiydiler.
Tarihsel maddecilik ise, farklı toplumların yapılarını ayrı ayrı inceleyip, geniş bir bilgi birikiminden sonra bunların aynı tarihsel gidişin, aynı evrimin farklı aşamalarının karşılığı olduğunu bulma şeklinde bir yol izlememişti. Onun hareket noktası, doğa bilimlerinin sonradan vardıkları yerdi. Tarihsel Maddecilik, daha doğarken evrim fikriyle doğmuştu. Bu evrim fikriyle doğuş, bir bakıma şu hipotezi ortaya koymuş oluyordu: farklı toplumların yapıları incelendiğinde, onların farklılıklarının aslında aynı evrimin farklı aşamalarının, momentlerinin karşılığı olduğu görülür.
Tarihsel Maddeciliğin evrim fikriyle doğmuş olması, bu doğumun toplumların yapılarına ilişkin gelişkin analiz araçları; zengin bir bilgi ve veri yığını birikimi üzerinde gerçekleştiği anlamına gelmiyordu. Aslında diğer bilimlerin henüz evrim fikrine ulaşmadan kat ettiği yolu, Tarihsel maddecilik, evrim fikrinden hareketle tersine kat etmeliydi. Yani farklı toplumların yapısı incelenmeliydi. Bu yapıları incelemek için kavramsal araçlarını geliştirmeli ve derinleştirmeliydi. Ama ortada bunun yapıldığına veya epey bir yol kat edildiğine dair bir işaret görülmüyordu. Sonra gelen Marksistler bu eksikliği giderecek, somut toplumların yapılarını analiz edecek, inceleyecek yerde, Marks'ın dediklerinden skolastik çıkarsamalarla toplumların yapısını anlamaya çalışıyorlardı[2].
O toplumu kavramak için, tarihin yanı sıra, tıpkı bir biyologun canlıların anatomisini (yapısını) incelemek için geliştirdiği kavramsal araçlar gibi (Örneğin anatomi, fizyoloji; organlar, dokular; sinir, sindirim, solunum, hareket, dolaşım, boşaltım, üreyim sistemleri vs. gibi) toplumun yapısını, bu yapının öğelerini, bunların karşılıklı ilişkilerini, buna ilişkin kavramları iyi anlamak için daha gelişkin ve dakik kavramsal araçlar geliştirmek gerekiyordu. Sonra bu kavramsal araçlara dayanarak hem genel olarak toplumun, hem de tek tek somut toplumların yapısının ve işleyişinin nasıl olduğuna bakmak, sonra bunun sonuçlarına göre tekrar kavramsal araçları dakikleştirmek ve derinleştirmek gerekiyordu.
Bu çalışmaya girilince, tıpkı diyalektik metot ve mantıkta karşılaşıldığı gibi, öğretinin kurucuları tarafından bu teorinin büyük harflerle kurulmadığı; bu yapının öğelerinin yeterince dakik tanımlanmadığı görülüyordu. Sonra gelenlerin, el kitaplarının ise, yine Diyalektik Mantık ve Metotta olduğu gibi, her şeyi iyice karıştırıp anlaşılmaz kıldığı görülüyordu.
Örneğin, Alt yapının üzerinde bir üstyapı yükselir deniyor ve üstyapının da Din, Dil, Ahlak, Hukuk, Politika, Devlet, İdeoloji, Bilinç biçimleri vs.'den oluştuğu söyleniyordu. Ama o vs.'nin ne olduğuna dair hiçbir yerde bir açıklama bulunmuyordu. Kimisi Aile ve ulusu bunun içine koyuyor, kimisi nereye koyacağını bilemiyordu.
Bu durumda öncelikle söyle bir sorun ortaya çıkıyordu, bu "üstyapı" tam nelerden oluşuyordu. Öyle görülüyordu ki, çok farklı kategorilerden kurumlar veya "Şeyler" bu üstyapı içinde sayılıyordu, örneğin politika ve devlet deniyordu. Politika devlet iktidarını ele geçirme veya onu yönetme sanatıydı. Devlet ise bir sanat değil, polisi, ordusuyla bir organizma, bir araçtı. Bir sanat ve bir organizma, üst yapının öğeleri olarak aynı kategoriden şeylermiş gibi, hiç düşünmeden yan yana kullanılabiliyordu. Ya da örneğin din, ideoloji, bilinç biçimi çoğu kez birbiri yerine kullanılıyordu. Din eğer bir ideoloji veya bilinç biçimiyse niye ayrıca belirtiliyordu? Kimileri Aileyi örneğin üstyapı arasında sayıyordu. Peki Ailenin olmadığı toplumlar bu üstyapıdan yoksun mu oluyordu?
Bütün bunlar ortada üstyapının neleri kapsadığı ve nelerden oluştuğu konusunda ciddi ve dakik tanımlama bulunmadığını gösteriyordu. Marks, Engels bizlere, nasıl büyük harflerle bir Mantık bırakmayıp "Kapital'in mantığını" bıraktılarsa, aynı şekilde büyük harflerle, doğru dürüst bir Toplumsal Yapı ve Üstyapılar Teorisi de bırakmamışlardı. Bunu onların değinmeleri, eserleri içinden çıkarmak gerekiyordu. Bu gizil teori ortaya çıkarılmayı bekliyordu.
O halde Marksizm'in kurucularının, Kıvılcımlı ve Lenin gibi otantik uygulayıcılarının eserlerini okurken, bu teorinin unsurlarını çıkarmak üzere de okumalı ve sonradan gelen Marksistlerden bu alanlarda katkılar varsa onlar öğrenilmeliydi. Yani sadece bir genel bir Üstyapılar teorisi değil, sanat, din, devlet, ahlak, hukuk, ideoloji teorilerinin, bunların spesifik sosyolojilerinin ne olduğu da biraz olsun anlaşılmaya çalışılmalıydı.
Dolayısıyla toplumsal yapının unsurları, bunların neler olduğu, karşılıklı ilişkileri hakkında en azından genel bir kavrayışa ulaşmak için bir yandan bizzat olgulardan yani verili toplumlardan yola çıkmak onun yapısını anlamaya çalışma; diğer yandan ustaların eserlerindeki büyük harflerle pek ifade edilmemiş fiili uygulamayı anlama ve sistemleştirme ve son olarak da sonra gelen Marksistlerin, çoğu kez bir sürü yanlışlarla da bir arada bulunan katkılarını öğrenmek, bu çalışmaların üç ana kulvarını oluşturuyordu.
Daha başta sorunu böyle koymak ve bu yola girmek bile Türkiye'deki sosyalistlerin ortalama şekillenmesinden sapmak ve onlardan bambaşka bir anlayışla işe koyulmak anlamına da geliyordu. Onlara göre bütün bu alanlarda teori zaten en mükemmel şekilde tanımlanmış bulunuyordu. Öte yandan onlar, o en mükemmel şekilde tanımlandığını düşündükleri teoriyi de kurucuların yazılarından ve fiil uygulamalarından değil, Stalin ve Mao'lardan, çoğu kez ikinci el kitaplardan, üstüne üstlük, toplumlar ve tarihleri hakkında lise yurttaşlık bilgisi veya tarih kitaplarındaki kadar bile olsun bilgileri olmadan öğreniyorlardı. Sonra da Marksizm'le hiç ilgisi olamayan bu skolâstik her kapıyı açan anahtarlar haline gelmiş sonuçlara dayananlar şu veya bu toplumsal akımın yükselişinin üzerine oturarak, binlerce insanı etkileyebilir hale geliyorlar ve kendi görüşlerini de Marksizm diye yayıyorlardı. Böylece Marksizm'le ilgisi olmayan politikalar ve düşünce akımları Marksizm diye yayılıyordu. Bunlar çoğu kez büyük hareketler olduklarından, geçici kısmi başarılarının, görüşlerinin Marksizm'e uygunluğundan değil, çok başka nedenlerden olduğunu bunlara anlatma olanağı da kalmıyor ve bunların bildiklerinin Marksizm olmadığını anlama şansları kalmıyordu. Zaten bir süre sonra bunlar kendi içine kapanıp kendi yarattıkları dünyada yaşamaya başlıyorlardı. Kıvılcımlı'nın antik uygarlıklara ilişkin söylediği taşlaşma başlıyordu. Bir bakıma tüm tarlayı yaban otları sarıyordu.
*
.
Bütün belirsizliklere ve eksiklere rağmen yine de, Tarihsel Maddecilik ilk orijinal ifadelerinde, Yapı ile Hareketi (evrimi) harika bir biçimde bir tek kavram sistemi içinde toplamış bulunuyordu. Toplumsal veya Tarihsel hareket, bu Yapının içindeki çelişkiler ve bunların çözülmesi biçiminde sıçramalar ve birikimlerle gerçekleşiyordu. Katkı'ya Önsöz'deki satırlarda bu çok açıktı.
O zaman kadar bu yapı hakkında öğrendiklerimize göre, en temelde Üretici Güçler bulunuyordu, bunun üzerinde Üretim İlişkileri, bu ilişkilerin üzerinde ise buna denk düşen bir Üstyapı. Bu üstyapı da din, ideoloji, sanat, hukuk, ahlak, gelenekler, vs.den oluşuyordu. Sınıflı toplumlarda bunlar ayrıca sınıfsal konum ve çıkarların ifade eden farklı ideolojiler biçiminde bulunuyorlardı. Keza sınıflı toplumla birlikte, ayrıca devlet gibi yeni unsurlar ortaya çıkıyordu.
Nasıl üst yapı bir kere ortaya çıkınca alt yapı üzerinde bir karşı etkide de bulunuyorduysa; üstyapının elemanlarının her birisi de birbiri ve temel üzerinde bir karşılıklı etki tepki ilişkisi içindeydiler. Bu ilişkiyi tüm karmaşıklığı ve gidişi içinde anlamanın olanağı yoktu. Bunun için ister istemez, her somut toplumda, her birini soyutlamak, dondurmak, öldürmek ve anatomisini incelemek de gerekiyordu. Ancak ondan sonra bu karmaşık yapı ve gidiş kafada yeniden kurulabilirdi. Buradan da tarihsel gidiş daha dakik olarak yeniden tanımlanabilirdi.
O halde tarihsel maddeciliği anlamak, sadece onun kendisinden çıktığı toplumun tarihsel gidişini bilmeyi değil; onun yanı sıra, bu toplumsal yapıyı oluşturan her bir kavramının alanını; bunların karşılıklı ilişkilerini, bunların her birinin bağımsız kendine has yasalarıyla evrimini de bilmeyi gerektirirdi.
Devlet, Sanat, Partiler, İdeoloji, Kültür, Hukuk, Din, Ahlak vs. gibi "üstyapı kurumları"; Sınıflar; ekonomi temeli; ekonomi temeli içinde Meta ve onun yasaları (Ekonomi Politik) ve en temeldeki Üretici Güçler, hem tek tek, hem karşılıklı ilişkileri içinde ve hem de evrimleriyle araştırmaların konusu oluyordu.
1974-1978 arasını kapsayan bu çalışmaları, tıpkı bundan önceki bölümdeki gibi, o zamanki okumaların ve araştırmaların tüm karmaşıklığı içinde ele alıp anlatmaya imkan yok. Bunun nasıl bir karmaşık yol izlediği hatırlanmıyor bile. Ama bu çalışmalar ayrı başlıklar altında, en önemli değişim noktaları ve sonuçlarıyla bir ölçüde olsun anlatılabilir. Anlatılacaklar ne mantıki çizgiyi izlemektedir ne de tarihsel. Paralel ve karşılıklı ilişkileri içindeki gerçek hareketin ölmüş, dondurulmuş, birbirinden soyutlanmış bir anlatımı olacaktır bu ister istemez.
Gerçi o dönem yazılmış yazılarda kullanılan kavramlar, tartışılan sorunların izi sürülerek, bir arkeolojik kazıyla, bu gidişin nasıl gerçekleştiği hakkında belli bir fikir de edinilebilir. Ama tarih ve olaylarca aşılmış bu süreç için bir kazı yapmaya değmeyeceği açıktır.
Bundan sonraki bölümlerde, toplumsal yapının tek tek öğeleri ve bunların karşılıklı ilişkileri hakkında o sıralar oluşturulan görüşler, sorular ve verilen cevaplar kısaca özetlenmeye çalışılacaktır.
[1] Sadece elementler veya atomlar için de geçerli değildi bu, bütün parçacıklar aslında evrimin belli anına karşılık düşüyorlardı. Keza teleskoplarla görülen yıldızlar, galaksiler, atarcalar, beyaz cüceler, kara delikler vs..
[2] Bu en açık biçimde örneğin Asyatik, Germanik, Slavik gibi üretim biçimleri üzerine tartışmalarda görülüyordu. Bunların hiç birisinin yapısı incelenmemişti. Marks'tan alıyorlar ve oradan ne oldukları anlaşılmaya çalışılıyordu. Bunların Marks'taki isimleri bile, onların birer yer veya kavim adıyla anılmaları bile, onların henüz tarihsel evrimin farklı momentleri olarak tanımlanmadığını gösteriyordu. Bunların tarihsel sürecin farklı anları ve aşamaları olduğunu söyleyen ve bunu onların yapısından hareketle belirten tek Marksist neredeyse Kıvılcımlı'ydı.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

sosyalizmin inşası ve sorunları
sosyalizm ve tek ülkede sosyalizm(bölgeseldevrim ve sosyalizm) sorunu
sosyalizm ve dünya devrimi sorunu
sosyalizm ve nüfus sorunu
sosyalizm ve istihdam sorunu
sosyalizm ve meslekler işbölümü sorunu
sosyalizm ve üretim, dağıtım, bülüşüm yönetimi sorunu
soyalizm ve teknoloji üretimi sorunu
sosyalizm ve işsizlik sorunu
sosyalizm ve sağlık sorunu
sosyalizm ve eğitim sorunu
sosyalizm ve yabancılaşma sorunu
sosyalizm ve konut sorunu
sosyalizm ve ithalat-ihracat sorunu
sosyalizm ve devlet sorunu
sosyalizm parti ve devlet sorunu
sosyalizm küçük ve orta esnaf sorunu
sosyalizm kır küçük ve orta ölçekli işletmeler sorunu
sosyalizm ve ulaşım sorunu
sosyalizm ve çevre sorunu
sosyalizm ve bölgeler arası ekonomik eşitsizlikler sorunu
sosyalizm ve elektirifikasyon,petrol doğalgaz ve yenilenebilir enerji sorunu
sosyalizm ve kadın sorunu(yönetim ve üretim)
sosyalizm ve kültürel devrim sorunu
sosyalizm ve sanat sorunu
sosyaliz ve partiler ve seçimler sorunu
sosyalizm ve para banka altın sorunu
sosyalizm ve enflasyon sorunu
sosyalizm ve fiyat sorunu
sosyalizm ve iç ticaret sorunu
sosyalizm ve din sorunu
sosyalizm ve laiklik sorunu
sosyalizm ve özgürlükler sorunu(başörtüsü vd.)
sosyalizm ve ücretler sorunu
sosyalizm ve dinlenme tatil spor sorunu
sosyalizm ve sendikalar sorunu
sosyalizm ve dernekler sivil toplum örgütleri sorunu
sosyalizm ve düşünce özgürlüğü sorunu muhaliflerin örgütlenmesi üzerine
sosyalizm iletişim ve bilişim sorunu
sosyalizm kafa emeği ve kol emeği ve yabancılaşmanın kalkması sorunu
sosyalizm ve aile sorunu
sosyalizm ve aşk sorunu
Bu Sorunlar Bizlerin Sorunları Değildir
Sayın Soykan'a ,
Usenmeyip bir sürü sorun yazmışsınız ama bence boşuna bir iş. Çünkü bunlar bizlerin sorunları değildir. Meta ilişkilerine son vermiş ve üzerleinde yükselen baskıcı bir devlet olmayan toplumun insanları bu sorunlarla kendileri karşılaşacaklar ve onları tartışarak, deneyerek, yanılarak, sermayenin ve devletin baskısı olmadan çözebilecekler veya çözemiyeceklerdir.
Bizim görevimiz bunun koşullarını yaratmaktır. Yani Önce Devletlere ve ulslara sun vermek, Paris komünü tipi bir dünya Cumhuriyeti yaratmak ve meta üretimine son verip değer yayasının bir doğa yasası gibi tüm toplumsal ilişkileri egemenliği altına almasına son vermektir. Bunları halletmek sorunları halletmek anlamına gelmez. Sorunlarla gerçekten toplumun yüzleşme, denemeler, yanılmalar yapma olanağını yaratmak anlamına gelir.
Bir bakıma hala partinin toplumu ve devleti yönettiği bir anlayışın izleri, yani stalinizmhala egemen yazdıklarınıza.
Saygılar
demir
Demir Küçükaydın
http://www.demirden-kapilar.net
demiraltona@hotmail.com
Stalin ne menem bir şeydir?
sorun tek ülkede sosyalizmin zaferinin sorunu değil elbette paris komünü tipi bir dünya cumhuriyetine elbetteki ulaşmak için elden gelenin yapılması gerekiyor o da tek ülkede başlamış bir hareket değil mi paris komünü ilgili kitapları okuyacağım elbette yani marksın kendi özeleştirileri var sanıyorum
alman ideolojisini okuyorum notlar alıyorum dünya devrimi sorunu eş zamanlılığı içer miyor mu?benim aklımın yettiği bölgesel devrimlerin eş zamanlılığı ve sürekliliği bağlantılılığı ve dünya devrimi ve paris komünü gibi bir dünya cumhuriyeti(paris komününü okuyup notlar alacağım)stalini ulusal sorun konusunda biraz araştırmıştım ve bazı hatalı noktalar olduğuna karar vermiştim ama bir ülkedeki komünistler öncelikle ilişkide oldukları ulusların işçi sınıfını örgütlemek durumunda ama bunu enternasyonal devrimin bir gücü olrak organize etmeliler
sizin söylediğiniz bir ülkede sosyalizmi inşa etmeye girişmek doğru değildir sürekli devrimleerle dünya devrimine varılmalıdır gibi bir sonuca ulaşıyorum yanlış mı anladım?
ayrıca şu sorunun da anlamı kalmıyor sanırım
-kapitalizm ve devlet biçimleri
-tc devlet biçimi nedir?
a-asker sivil bürokratik diktatörlük
b-kemalist diktatörlük(parlementoyu reddetmiyor)
c-faşist diktatölük(parlametoyu reddetmiyor)ama darbe yapıyor
d-oligarşik cumhuriyet
ve bunların örgütlenişlerinin devrim sorunuyla bağlantısı veya devrimcilerin devrimi örgütlemelerinde stratejik taktik etkisi
ve elbette programatik etkisi nedir sorularının anlamı kalıyor mu sizce?