Komün Üzerine-4

n/a
Tarihin İlk Proleterleri Erkekler

Bundan önceki yazılarda komünün hiç de öyle eşitlikçi, kadınlar-erkekler-çocuklar birliği anlamında yekpare, ilkel sosyalist bir toplum olmadığına değinmiştim. Bu yazıda “Tarihin İlk Proleterleri Erkekler” dir şeklinde bir iddia öne süreceğim.

Bu yeni bir iddia değil, daha önce içinde benim de bulunduğum başka tartışma platformlarında, başka temel konular dolayımında ek bir konu olarak şekillenmişti. Ama konuyu kendi başlığı altında derli toplu bir hale getirmek mümkün olmamıştı.

İlkel toplumlar söz konusu olduğunda, bilindiği gibi, hem olguları adlandırmada, hem de onları tarihlemede neredeyse bir kaos söz konusu. Bundan dolayı bu yazıda olguların biribirin peşi sıra veya biribirin yanısıra ortaya çıkışı takip edilecek ve günümüzün kavramlarıyla adlanırma yapmaktan sakınılacak.

İlkel komünal toplumlar, hominidlerden bir kümenin veya bazı kümelerin, günümüzden kabaca 2,5 milyon yıl önce alet üretmeye başlamalarıyla başlatılır. Artık onlar, hominidler(insanımsı) değil, Homolar (insanlar) olarak tarihte yerlerini alırlar. Üretilen ilk aletin ne olduğu, ateşin nasıl üretildiği hakkından çeşitli tezler var. Ben, üretilen ilk aletin, topraktan bitki kökleri çıkartmaya yarayan, aynı zamanda savunma ve saldırı silahı olararak da kullanılabilen ucu bilinçli olarak sivriltilmiş bir kazma çubuğu, ateşin de bu kazma çubuklarının biririne sürtülmesinden üretildiği tezlerinden yola çıkıyorum. İkisi de dişilerin işi.

İnsan komünlerini insanımsı sürülerinden ayıran temel özellik, alet ve ateş üretmenden öte, insanların besinsel ya da cinsel dürtüleri dolayımında doğal olarak birarada bulunmaları değil, kendi koydukları, doğal-biyolojik olmayan besinsel ve cinsel kurallar dolayımında örgütlenmiş olmalarıdır.

İnsanımsıları buna iten temel neden, maddenin kararlılık eğilimi denen fizik yasasının hayvanlarda somutlaşmış biçimi olarak, “hayatta kalma dürtüsü”dür. Bu hayatta kalma dürtüsü , temelde, kendini beslenme ve cinsel ilişki edimleriyle dışa vurur.

İnsanımsı denen canlı türü hayatta kalabilmek için sürü yaşamından çıkıp toplum yaşamına geçmek zorunda kalmıştır. Bu uzun geçişte başrolü oynayan doğal biyolojik donanımından dolayı dişiler olmuştur. Yaklaşık 6,5 milyon yıl önce primatlardan otobur bir kolun, ekolojik değişikliklerden dolayı arka ayakları üzerine dikilmesiyle başlayan süreçte, özellikle de alet ve ateşin üretilmesi ile birlikte , birbirini karşılıklı determinize eden/koşullayan organik, bilişsel, besinsel ve cinsel edimlerde değişiklikler olmuş, bu değişikliklerden dolayı artık, dişi insanımsılar sürü koşulları içinde, gittikçe daha fazla yaşamlarını sürdüremez hale geldikleri için, “hayatta kalma dürtüsü” gereği kendilerine daha güvenli bir yaşam alanı bulmak amacıyla komünleşme yoluna girmişlerdir.

Sözkonusu değişikliklerin başlıcası gebelik, lohusalık ve çocuk bakım süresinin oldukça uzaması ve buna paralel olarak dişilerdeki cinsel isteksizlik mevsiminin de gittikçe uzamasıdır. Bu, gebe, lohusa veya yavrulu dişinin ve yavrunun, sürünün diğer üyelerine nazaran oldukça uzun bir süre daha güçsüz, yardımlaşmaya daha zorunlu ve içerden, yani sürünün erkeklerinden ve dışardan, yani diğer hayvanlardan gelecek besinsel ve cinsel saldırılara daha açık, daha güçsüz oldukları anlamına gelir. Ergin erkek cinsinin böyle bir doğal dezavantazı yoktur. Bu anlamda insanımsı sürülerindeki dişiler, “hayatta kalma dürtüleri” gereği sürüden çıkıp kendilerine daha güvenlikli bir örgütlenme kurmak zorunda kalmışlardır. Bu bir ölüm kalım meselesidir.

Dişilerin aldıkları ilk önlem, primat ve hominid aşamasındayken yaptıkları gibi, belli bir yaşa gelmiş erkek çocuklarını ana ve kızlarından oluşan kümelenmenin dışına bırakmak/atmak ve herhangi bir nedenle, onların izni olmadan bu kümeye girmeye çalışanlara toplu halde saldırmak olmuştur. (Aşağı yabanıl Komünler)

Kurulan ilk komünler dişinin ve onun yavruların cinsel ve besinsel ihtiyaçlarını güvenlik içinde giderip, türün hayatta kalma dürtüsünü gerçekleştirmeye yönelik örgütlenmelerdi. Erkek, bu uzun geçiş döneminin başlangıcında, analar ve yavrulardan oluşan ilk komünal kümelenmelerin tamamen dışında idi. Ve bu dışlanmışlık çeşitli evrelerden geçerek yüzbinlerce yıl sürdü.

Bu yüzbinlerce yılın sonunda, orta yabanıl kömünler öncesine gelindiğinde erkek cinsi artık, komünal kümenin periferisinde konuşlandırılıacak kadar evcilleştirilmiş,toplumsallaştırılmış hale gelmişti. Uzayan çocuk bakım süresi demek, kendi başına yaşamını idame ettirebilmesi için, doğumdan sonra çocuğa öğretilmesi gereken bilgilerin giderek artmış olması demektir. Aynı zamanda, bu uzayan çocuk bakım sürecinde çocuğa, kendi komümal kümesi içinde nasıl davranacağı, kimlerle nasıl ilişki kuracağı da öğretilir. Erkek çocuğa öğretilen, içselleştirilen, beynine kazınan kurallardan en asal olanı: Kendi Komününden Olanı Yemeyeceksin, Kendi komününden Olanı Öldürmeyeceksin’dir. Yani Yamyamlık Yasağı.

Yamyamlık Yasağı: Aslında komünün, dolayımında örgütlendiği iki temel hayvani ihtiyacı; beslenme ve cinsellik ihtiyacını, artık insan gibi karşılamaya yarayan iki temel komünal kuraldan ilkine, beslenme kuralına tekabül eder. Beslenmek için kendi komününen olanı yemeyeceksin. Kendi komününden olan her türlü canlı ve cansız varlık sana yasak. Kendi komününden olmayan her türlü canlı ve cansız olan varlığın dişi olanları da sana yasak. Ama erkek olanlarını öldürebilir, yiyebilirsin. Kısaca bu.

Bu yamyamlık yasağı, ilkel erkek çocukların beynine,doğduğu andan itibaren analar tarafından, çocuk bakım süresindeki toplumsallaştırmada öyle bir kazınıyordu ki, artık ergin bir erkek olduklarında,kendi komünal kümesindekileri katiyyen öldürmeyen, yemeyen, yani kendi komünal kümesine karşı yamyamlık etmeyen, komünün periferisinde konuşlandırılılabilen, dış düşmanlardan korunmak için işbirliğine gidilebilen, ama hala dikkat edilmesi gereken, pek güvenilmez dostlar durumuna geliyorlardı.

Bu pek de güvenilmez dostlar, ilk komünal kümelenmelerde, henüz erkek kardeşler olmaktan çok uzak, komünün pek güvenilmez damızlıkları durumundaydılar. Esas olarak avcılıkla geçinen, çoğunlukla avdan eli boş dönen, komünün periferisinde beslenme ve çiftleşme rekabetlerinde birbirlerini boğazlayıp duran bir cinstir erkek cinsi, o zamanlar.

İlkel komünal kümelenmelerde, (yabanıl komünlerin ilk aşamasında) Analar ve yavrular komünde esas olarak toplayıcılıkla ile yaşarlarken, erkekler komünün etrafında esas olarak avcılıkla geçiniyor, cinselliğin dışında komünle hiç bir şekilde ilişkilenmeden, yaşamlarını sürdürüyor ve sözcüğün tam anlamıyla damızlık muamelesi görüyorlardı.

Kızana gelmiş dişi, periferideki erkeklerden en uygun olanını seçip onunla çiftleşiyordu. Bu ergin erkek, dişinin bizzat kendi doğurduğu, ergenlik çağına girmiş bir erkek ya da aynı anadan doğdukları bir başka erkek olabilirdi. (Bugünkü dilde dişinin özoğlu veya öz erkek kardeşi olabilirdi) Bu konuda hiç bir tabu yoktu.

Cinsellik Yasağı: Yamyamlık yasağından sonra çıkmış ve onun tamamlamıştır. İlk başlarda “hamile, lohusa ve emziren kadına yaklaşmayacaksın, bunun cezası ölümdür” şeklinde iken zamanla (yabanıl komünlerin orta aşamasına gelindiğinde) kendi klanından olanla hiç bir biçimde cinsel ilişki kurmayacaksın şekline dönüşmüştür. Ve konulabilmesi, uygulanabilmesi için çevrede başka klanların varlığını gerektirmektedir.

Başlangıçta küçük komünal kümeler (oymak) halinde, birbirinden bağımsız ve uzak yerlerde yaşanmaktayken, zamanla gerek ana komünal kümeden çeşitli nedenlerle, örneğin yeni besin alanları bulmak için kopan ve ama ana komünal küme ile totemik bağlarını yitirmeyen başka komünal kümelerin oluşmasıyla, birbiri ile ilişkili daha büyük klanlar örgütlenmesine geçilmiştir.

Erkek ve kadın cinsel ihtiyacını kendi komünal kümesinde değil, başka klanlardan insanlarla (düşmanlarla) karşılamak durumundadır artık. Ve bu özellikle erkekler için tehlikelidir. Gerçi erkeklerin ana klana yönelik, kendi aralarındaki cinsel rekabetin getireceği yıkım tehlikesi ortadan kaldırılmıştır ama, düşman topraklarda çiftleşecek dişi aramak ölümcül tehlikeler taşımaktadır. Bu kadınlar için o kadar tehlikeli değildir. Hem dişi cinsi genel bir dokunulmazlık taşımakta, hem de erkek kadar sık çiftleşme durumunda kalmamakta, hem de etrafta “çiftleşmek için dişi arayan” gereğinden çok erkek bulunmaktadır. Ama yine de bu sorun, çiftleşme klanları/dünür klanları yaratılarak çözülmüştür, yine kadınlar tarafından.

Klanlar, besinsel ve cinsel kural ve yasakların komünal kümelere göre çok daha kesin ve açık olduğu komünal topluluklardır. Kadın egemen komünlerdir. Erkek, artık periferideki damızlıktan, güvenilmez dosttan, erkek kardeşliğe terfi etmiştir. Ama hala komüne dahil değildir. Klanın çevresindeki erkek veya bekar evleri denen evlerde kalmakta, kendi yemeğini kendi pişirip yemekte, komündeki ana ve kızkardeşlerine karşı korku ve saygı karışımı bir mesafeyle davranmaktadır. Arada katı bir beslenme ve cinsellik kuralı var. Anaerkil klanla çevresindeki erkek topluluğu arasındaki ilişki, örneğin bir gezegenle onun etrafında dönüp duran uydusu gibi bir görünüm sunmaktadır. Peki nedir aradaki ilişki ?

Buna açıklık getirmek için önce, artık küçük bir komünal küme olmaktan çıkmış, klan haline gelmiş komünal toplulukla, çevredeki diğer klanların ilişkisinden başlamak daha kolay olacak. Bu komünler İki temel tabu etrafında örgütlenirler.

Kendi klanından olanı öldürmeyeceksin/yemeyeceksin, kendi klanından olanla çiftleşmeyeceksin.

Bu aşamada birbiri ile ilişkisi bağlamında üç tip klan söz konusudur.

a-Kardeş klanlar: Birbirlerine yamyamlık ve cinsellik tabusu ile bağlı. Birbirlerine kardeş. Birbirlerini öldürmeyen, yemeyen ve birbirleri ile cinsel ilişkileri olmayan klanlar. Bunlar birbirlerini korumak, başka düşmanlara karşı savunmakla yükümlüdürler.
b-Çiftleşme klanları: Birbirlerine yamyamlık tabusu ile bağlı, birbirlerini öldürmeyen, yemeyen ve birbirleri ile çiftleşme alışverişi içersinde olan klanlar. Aralarında bir saldırmazlık anlaşması vardır ama bu anlaşma her an bozulabilir
c-Yukardaki iki özelliğe de sahip olmayan öteki klanlar. Onlar, insan değildir. İnsan katagorisine girmezler. Dar ül harp kapısıdır onlar.

Kadın gezegeni ile onun erkek uydusu arasındaki ilişkinin bir yönü yukardakiler ışığında kolayca anlaşılıyor: Ana Komünün Güvenliği. Bundan erkek kardeşler sorumlu değil. Sorumlu olan denetleyen ve yöneten kadınlar. Erkek kardeşler yalnıza ana komünün askerleri. İlkel insan anlayışında doğal ölüm diye bir şey olmadığından, onlara göre her ölüme bir düşman neden olduğundan, her komün üyesi kadın ve onun uydusundaki erkekler kendi klan kardeşlerinin öcünü almakla mükellef olduklarından, hep bir savaş hali söz konusudur ilkel klanlarda. Bu savaş yalnızca dar ül harp kapısındaki klanlarla değil, dar ül sulh kapısındaki çiftleşme klanlarıyla bile söz konusudur.

Her ne kadar bu öç alma, öç almak için karşı tarafın kanını akıtma zorunluluğu uzun bir süreç içinde yerini danışıklı döğüşlere,kurban vermelere, kan bedeli vermelere, kendini yaralamalara, yas tutmalara, hakaretlere katlanmalara, armağan vermelere, barış anlaşmalarına bırakmış ise de, her zaman bu komünün güvenliği için öç alma işine karar verip yönetenler, denetleyenler kadınlar; bu işin savaşçılığını yapıp, anaları ve kız kardeşleri uğruna, gerek gerçek savaş alanlarında, gerek danışıklı döğüş alanlarında döğüşüp kelle alıp kelle verenler hep erkekler olmuştur.

Ana komünü ile uydusu erkek kardeşler topluluğu arasındaki ilişkinin ikinci yönü ise cinsellik: Etrafta başka “çiftleşme klanları”nın ortaya çıkmasıyla kadın, çiftleşeceği erkeği uydudaki erkek evlerinde, kendi erkek kardeşlerinin denetiminde konuk etmeye başlamıştır. Kadın hiç bir biçimde çiftleşme için başka klanlara gitmez. Bu işi yapan erkeklerdir. Çiftleşme adayı olarak gelmiş erkek, yani cinsel konuk, burada bu komünün erkekler evinde, bu komünün erkeklerinin denetimi altında, gelip kendini beğenecek ve kendisiyle çiftleşecek bir kadını uslu uslu beklemektedir. Seçme hakkı olmayan, seçilme hakkı olan, bir süpheli şahıstır o.... Erkek kardeşleri yeri ve zamanı geldiğinde bu dışarlıklı cinsel konuğu geldiği yere göndermekle yükümlüdürler. O halde ana gezegenle uydunun ilişkisinin ikinci yönü kadının güvenlik içinde çiftleşmesini sağlamaktır ve bu görevde kardeş erkeklere düşer.

Burada kadının durumu çok açık ve bütünlüklüdür, huzurlu ve güvenlidir. Kendi klanının kapısına gelip, önce genel armağanlar, sonra kişisel hediyeler vs. getiren erkeklerden canının istediği ile cinselliğini tatmin etmektedir. İlkellerde çocuğun cinsel ilişki ile oluştuğu bilinmediği için, kadının çocuk sahibi olmak için çiftleşmez ve çiftleştiği erkeğe karşı hiç bir maddi veya manevi sorumluluğu yoktur. Doğruduğu çocuklar kendinindir. İlklellerde biyolojik babalık bilinmez. (Sosyolojik babalık ise sonradan, biyolojik babalık bilinmeden çok önce, cinsel konuğun “çocuk bakıcısı” haline getirilmesi ile başlar ilkin.) Burada İki parçaya bölünmüş olan erkelerdir. Kendi klanına cinsel konuk olarak gelmiş bir erkeğe, kelimenin tam anlamında dayılanan (ki gerçektenden dayıdır, ve dayılığın hakkını vermek için epey ter dökmektedir.) erkek kardeş, kendisi öteki klana, cinsel konuk olarak gittiğinde süt dökmüş kedi gibi davranmak, kendisine yapılan, eşşek şakalarına ve hatta hakaretlere katlanmak zorundadır. Yoksa bir ton sopa yiyip, eli boş olarak kendi ana klanına geri dönmesi işten bile değildir.

Erkeklerin çiftleşebilmek için katlanmak zorunda oldukları yalnızca bunlardan ibaret değildir. Yalnızca bunlarla kalsa şükretmelidir erkek. Bunların bir öncesi vardır, bir de sonrası.

Ama daha önce şunu bağlayalım. Ne barbar klanlarında, ne de ondan önceki bir 2,5 milyon yıla yayılmış yabanıl klanlarda cinsel ilişki ile keyfiliğin, kuralsızlığın, fuhuşun vb aşağılayıcı tanımlamaların hiç bir lakası yoktur. Tam tersine cinsellik sıkı sıkıya uygulanan ve denetlenen kurallar içinde yaşantılanmaktadır. Onların kuralları başkadır, hepsi bu.

Çiftleşme klanlarının ortaya çıkmasından önce kardeş klanlar ortaya çıkmıştır. Bu klanlar, çeşitli vesile ve rituellerle birbirlerini kardeş ilan etmiş, saldırmazlık anlaşması imzalamış klanlardır. Kadın cinsi kendi etrafındaki öteki yabanci kadın klanları dostluk anlaşması ile kendisine bağlamayı ve onlar bağlanmayı becerebilecek doğal ve toplumsal yetilere sahip olan cins olduğundan bu iş, klanlar arası barış anlaşmaları onun eseridir, taa başından beri. Ataerkil klanlara geçildiğinde bile kadının barıştaki yeri her zaman takdir edilmiştir.

Yalnız, kadının çevredeki klanları ha bire kardeş klan haline getirmesi, bir yandan sürekli kendi içinde kalabalıklaşan, bir yandan da çevredeki kardeşleşmiş klanlarla kardeş ilişkisi içine giren klanda çiftleşme sıkıntısı çıkmasına neden olmuştur. Bunun çözümü ise çevredeki bazı klanlarla kardeş klan, bazılarıyla ise çiftleşme klanları olarak ilişkilenmek olmuştur. Gerektiğinde kardeş klanların birbirlerini kardeş klan olmaktan azledip, çiftleşme klanları olarak ilan etmeleri de görülmektedir.

Bu çiftleşme klanları arasındaki cinsellik alışverişi çok sıkı denetlenen kurallara bağlıdır. Hele kardeş klanların kendi arasında birleşip Fratrileri oluşturduğu ve iki ayrı Fratrinin bir araya gelerek Tribüleri, hatta tribülerin bir araya gelip Ekürileri oluşturduğu aşamda kurallar daha karmaşıklaşmıştır. En yalın anlatımı şöyle olabilir.

Bir Tribu, iki, bazen üç yarımdan (Fratri) oluşur. Fratriler ise üç ila beş arasında kardeş klanlardan. Kardeş klanlar arasında yamyamlık ve cinsellik yasağı olduğu için, bu klanların kadınları çiftleşmek için karşı yarımdan(fratri’den) gelen çiftleşme adayları arasından hoşlarına gideni kısa veya uzun vaadeli olarak seçerler. Uygulama yer ve zamana göre değişmesine rağmen başlarda karşı yarımın bütün klanları da cinsellik alınıp verilen klanlar değildir. Bir yarımdaki ancak bir klan, öteki yarımdaki bir klanın çiftleşme klanıdır ancak. Yalnızca bu değil, bir de yaş grupları sınırlaması vardır buna ek olarak. Aslında tribülerde cinsel eş bulma imkanı oldukça sınırlıdır. Zamanla bu uygulama değiştirilmiş, Çiftleşme serbestisi aynı fratrinin kardeş klanlarına kadar genişlemiştir.

Komünal toplumların örgütlenmesinin en üst, en açık, en doruk noktasına ulaşmış olduğu Tribü örgütlenmesinde erkeğin çiftleşmek için katlanmak olduğu şeyler yalnızca yukarda kısaca değindiğim “şüpheli şahıs”, muamelesi görmek değildir. Deminde dediğim gibi bunun öncesi ve sonrası vardır.

Öncesi şu: Erginleme sınavları: Erkek çocuk kendi ana klanında klanın üyesi “insanı” ünvanını almak için,hayvanlıktan kurtulup insan olmak için, çok zor, bedensel dayanıklılık gerektiren, bazen açık açık bedensel işkence olan erginleme sınavlarından geçmekte, bu sınavlardan geçen erkek çocuk,sembolik olarak ölmekte/öldürülmekte ve klanın insanı olarak yeniden doğmaktadır. Bu sınavdan sonra, sınavı kazandığını gösteren, kolye, bilezil, küpe, yüze ve vücuda yapılan çeşitli boyamaları taşıma hakkını kazanmaktadır. Bu işaretler artık onun toplumsal rütbesidir. O artık kendi klanının bir insanıdır, ve çifteşme klanında kendisi ile çiftleşecek (evlenecek) birini arama hakkına sahiptir. O, bu acılı sınavlara dayanarak, öteki klana gittiğinde, o klanın üyelerine saldırmayacağını, kendisinden beklenen uysalllık ve terbiyeyi göstereceğini, eşşek şakalarına, hakaretlere katlanabileceğini, kendisinden isteneni yapabileceğini ispatlamıştır artık. Kendi ana klanı arkasındadır artık, çiftleşmek(evlenmek) için gittiği klanda başına bir iş gelirse kendi ana klanı bunun hesabını soracaktır. Ergenlik sınavlarına dair tartışmalarda işin bir yanı hep gölgede kalmıştır.
Hep erkeğin kendi klanına rüştünü ispatladığı, yetişkin erkek, klanın tam haklara sahip üyesi filan olduğu söylenmiştir. Aslında dikkatle bakılırsa kazın ayağı iç de öyle değildir.

a-karşı klandaki hiç bir kadın üzerinde ergenlik sınavlarından başarı ile geçtiğinin işaretleri olmayan erkeğe dönüp bakmazlar bile.

b-Erginleme sınavları anaların denetimi ve kontrolü altında olmakla kalmamakta, çiftleşme klanlarındaki analar da bu törenleri sıkı sıkıya denetlemekte, olandan bitenden emin olmak istemektedirler. Çünkü erginlenen erkek, gelecekte kendi klanına gelip çiftleşme dileğinde bulunacaktır. Yani erginleme sınavları yalnızca klanın iç meselesi değildir, Çiftleşme klanları arasındaki bir meseledir. Çocuk iki taraf içinde erkek yapılmaktadır.Bir taraf için erkek kardeş, öteki taraf için cinsel konuk. Bazı ilkel topluluklarda zaten bu sınavlara ERKEK YAPMA sınavı denmektedir. Erkek doğulmaz, yapılınır.

Bu bağlamda erginleme sınavları esas olarak erkek çocuğun karşı çiftleşme klanının nezdine çiftleşme adayı olabilmek için geçmek zorunda olduğu acılı, işkenceli sınavlardır. Erkeklerin sünnet edilmesi bile tek başına erkek cinselliğine yönelik saldırının ulaştığı noktayı göstermektedir. Bunun daha korkunç uygulaması derinden yarma denen sınavlar yüzünden bazı tribüler ortadan kalkmıştır. Bu bu sınavları erkeğin erkeğe uyguladığı vahşi rekabet saldırı olarak görmek yanlış. Bu sınavlar da erkeği “insanlaştırmaya” çalışan kadının eseridir. Erkek her türlü insiyatiften yoksun bir piyon olarak cinsdaşını doğramıştır, anası ve kız kardeşi için. Tabii zamanla bu uygulamanın ölçüsü ve biçimi değişti. Ama orjini bu, ve bunu bilmekte fayda var, herkes için.

Buraya kadar anlattıklarım tribü aşamasındaki anaerkil komünlerde erkeğin, eşitsiz durumunun öncesiydi. Bitmedi, bunun sonrası da var. Ve bu sonrası aslında anaerkilliğin sonunun başlangıcı.

Ama ona geçmeden önce bir ara saptama yapmak gerek: “Yabanıl toplumun, en ilk birimi olan ilk oymaktan, toplumsal gelişmesinin doruk noktası olan tam örgütlü tribüyü oluşturmasının evrimi” (E. Reed) konusuna, bu gelişmenin devindirici unsuru nedir sorusuyla yaklaştığımızda, alacağımız yanıt, Üreyim İlişkileri olacaktır. Buraya kadar toplayıcılık ve avcılıkla geçimini sağlayan anaerkil komünal toplulukların Oymaktan Tribüye uzanan değişimlerinin altında yatan, o zamanlar zaten olmayan bir üretimin ilişkileri değil, Üreyim İlişkileridir. Üretimin başladığı yerde işin rengi değişmektedir, göreceğiz.

Sonrası şu: iç güveyisi: Aslında konuyla ilgili günümüzün kavramlarını, adlandırmalarını kullanmayacaktım, ama bu adlandırma çok uygun düşüyor.Bir ara “erkek gelin” diyecektim, çünkü erkeğin “erkek ana” diye adlandırıldığı durumlar da var, ama vazgeçtim. Şimdilik iç güveyisi diyelim. Görülecek, bu iç güveyileri tarihin ilk proleterleridirler.

İnsanlar kabaca neolitik devrime kadar üretmeden beslendiler. Yani toplaycılık ve avcılıkla geçindiler. Esas olarak da toplayıcılıkla. Klanlar ancak tüketebilecekleri kadarını toplayıp avlıyabiliyorlardı. Neolitik devrimden sonra ise üreterek beslendiler. Önce tarım, arkasından tarımın olanaklarında faydalanıp hayvancılığı keşfettiler. Yani neolitik devrimden öncesi toplayıcılık, sonrası üreticilik olarak adlandırılır.

Ama bu ikisi arasında kısa bir dönem var, üreticilik aşamasına dahil edilmesine rağmen, tarım ve hayvancılık gibi devasa bir adım değil, yabanıl komünlerin son evresinde ortaya çıkıyor, sık sık göz ardı edilen, aslında neolitik devrimin hazırlayıcısı olan Bahçecilik-Bostancılık devresi. Artık az da olsa tüketilenden daha fazlasının üretilmeye başladığı dönem. Artı-Ürünün ortaya çıkmaya başladığıdönem. Bir çok anlamda zurnanın zırt dediği yer burası.

Artı-ürünün, evlilik kurumunun, iç güveyilerin yani tarihin ilk proleterlerinin, artı-ürün sömürüsünün, komünün ortak arazisinde her evin önünde ufak ufak bahçe-bostan sınırlarının belirmeye başladığı yer. Erkeğin tam anlamıyla, evcilleştirilip, artık eve alındığı an. Erkeğin evlenip iç güveyisi gittiği, tam siper köleleştiği aşama. Ana erkil kömünler döneminin en doruk noktasında örgütlendiği, en olgunlaştığı ve aynı zamanda çürümeye başladığı yalnıza erkeğin değil, kadının da parçalandığı, erkek kardeş(dayı) ve koca hukuku arasında kalacağı parçalanmış,iki başlı ana ailesinin arifesi.

Komünlerde toplayıcılık ve avcılığın yanı sıra bahçe-bostanların da ufak ufak, evlerin önünde boy göstermeye başlamasıyla, çiftleşme ilişkilerinde, (aslında üreyim ilişkillerinde ) de bir değişiklik gündem geldi. Eskiden çiftleşme adayları, cinsel konuklar olarak gittikleri klanın erkek evlerinde, klanın erkek kardeşleri ile birlikte istihdam edilirken, burada uslu uslu oturup, kendisini beğenip, onunla çiftleşecek, kısa ya da canı istiyorsa uzun süreli çiftleşme ilişkisi kuracak bir kadını beklerken...Şimdi onu beğenen kadının evine çağrılıyordu, yani evleniyordu. Eskiden kendi ana komünal kümesinde bile tehlikeli sayılan, periferide sürünen, komünün kolluk gücü, şüpheli şahışa ne olmuştu da, şimdi komşu köyün evlerine iç güveyisi gidiyordu ?

Aslında ona pek fazla bir şey olduğu yoktu. Ona olan olmuştu zaten olacağı kadar. Doğduğu andan itibaren kendi anası ve kız kardeşleri tarafından uygulanan sıkı toplumsallaştırma ve onun arkasında cinselliğine ve hatta cinsel organına yönelik ergenlik sınavından(saldırılarından) sonra ona yapılacak bir şey kalmamıştı artık. Erkek toplumsallaştırılmıştı.Aslında erkek “anaeril toplumsallaştırılmıştı” demek daha doğru olur. Ne yamyamlığı, ne saldırganlığı, ne de toplum dışılığı kalmıştı. Şimdi sıra “evcilleştirilmesine” gelmişti. Artık, değil klana, evlere konuk ediliyordu.
Yalnızca iç güveyisi gittiği klanda koca olarak değil, kendi ana klanında da erkek kardeş (dayı olarak) sorumlulukları artmış, ananın yanında boy göstermeye, kız kardeşinin çocuklarına karşı sorumluluk almaya, özellikle kız kardeşinin erkek çocuğunun eğitiminde emek ve “söz” sahibi olmaya başlamıştı. Erkeğin uslanmasımıydı onun toplumdaki konumunun değişmesinin nedeni ? Aslında yakından bakılınca bu toplumsal konum değişikliğinde, erkeğin hem erkek kardeş(dayı), hem de iç güveyisi olarak eskisinden daha beter hale geldiği görülür. Cinsel sömürüye, bu sefer bir de artı-ürün sömürüsü eklenmiştir. Sömürü katmerlenmiştir. Ataerkil antik uygarlıklardaki kadının aşağılanmış konumunun aynadaki yansımasıdır, onun hal i pür melali.

Olanın ne olduğunu anlamak için aslında E. Reed’in...... den aktardığı “bir ilkel evlenmesi”ne göz atmak yeter. “Düğün gelinin köyünde yapılmaktadır. ‘Gelin’ ve ‘Damat’ yan yana oturmaktadırlar.Bütün köy halkı toplu halde gelip, onların karşısında yerlerini alırlar. Hepsi birden gözlerini onlara, özellikl erkeğe dikip, hiç bir şey demeden uzun uzun bakarlar. Onu tanımak belleklerine kazımak isterler adeta. Sonra birden hepsi sessizce çekip. Erkek ve gelin kalır. Sonra gelin de gider. Erkek kalır bir başına. Sonra gelinin anası elinde bir çapa ile gelir. Çapayı içgüveyisine verir. Hadi doğru bostana, der”. Çalışmaya, diye eklemesine gerek yoktur. İçgüveyisi bilir ne yapacağını. Aslında olan, erkeğe hangi evin bostanında çalışacağının belletilmesidir. Düğün, bu iş mukavelesinin herkese duyurulmasından başka bir şey değildir. Evlenen erkek için tek değişiklik hangi ev için bahçe-bostanda çalışacağının tespit edilmesidir. Yalnızca bununla kalsa olmaz. Zamanının diğer yarısını da kendi ana komününde, önce bütün kız kardeşlerinin , zamanla yalnızca kendi öz kız kardeşinin bahçesinde çalışmak zorundaydı. İki camii arasında kalmış beynamaz gibi, bir oraya bir buraya koşturup duruyordu. Erkek bu anaerkil komünlerden birinde, kendi öz anaerkil klanında analık ve kızkardeşlik haklarını ödemek için çalışıyor, savaşıyordu, iç güveyisi gittiği klanda ise gidereceği cinsel ihtiyacının karşılığını ödemek için çalışıyordu. Yani işgücünü cinsel ilişki için satıyordu. Evlendiği kadının kendisine karşı hiç bir cinsel sorumluluğu olmadığı gibi, canının istediği gibi başka erkeklerle çiftleşmesi çok normaldi. Bu erkeğin de hakkıydı. Alan memnun veren memnun. Yani evlenmiş olmak kadına da erkeğe de 3.şahıslarla cinsel ilişki kurmak anlamında o zamana kadar olandan başka hiç bir cinsel kısıtlama getirmiyordu. Çok kısa sürebildiği gibi, uzun da sürebilirdi. Evlilik cinsellik anlaşması değil, işçi-işveren anlaşmasıydı.Evlilik bittiğinde iç güveyisi, pılısını pırtısını toplar, getirdiği çeyizini koltuğunun altına koyar basar köyüne giderdi, o kadar.

Lakin zamanla kadın, evine işçi-koca olarak alacağı erkeğin işgücünü kiralamakla yetinmez oldu, ondan gelirken, klanlar arası barış ve saldırmazlık anlaşmasının nişaneleri olarak, kılanlar arasında dolaşa dolaşa şeklini şemalini kaybetmiş, yüzük, küpe vb. genel armağanların dışında, “ev ekonomisine katıkı”da bulunacak, sebze, meyve, tahıl, hayvan filan da istemeye başladı. Önce cinsellik verip işgücü alıyordu, şimdi cinsellik verip hem işgücü hemde çeyiz alır oldu. Tarihte ilk çeyiz böyle ortaya çıktı. Öteki klana iç güveyisi olarak gidecek erkek, kendi ana komününde harıl harıl çeyiz hazırlıyordu artık.

Anaerkil klanın ortak arazisi gittikçe küçülürken, ana ailelerinin bahçe-bostanları gittikçe büyüyordu. Ana aileleri bu bahçe bostanların tasarruf hakkına sahiptiler, ürünlerine sahiptiler önce, önce taşınır malların mülkiyet ve devir hakkı vardı ve anadan kıza geçiyordu. Bu ana ailesinde iki işçi vardı biri koca, diğeri dayı. Aynı erkek burada koca, öteki klanda dayı olarak çalışıyordu. Sorumlulukları vardı. Hakları yoktu. Haklar anaların, kızkardeşlerindi. Kadınların kocalarının ana yanlı klanına veya erkek kardeşlerinin çocuklarına vb karşı hiç bir sorumlulukları yoktu. Ekekler iki klanda da işçi ve ana kalanlarında ek olarak da savaşçıydılar. Bu ana ailesi iki erkekli bölünmüş bir ana ailesiydi. Ana ailesinin bölünmüşlüğü duygusal bir bölünmenin öncesinde ekonomik bir bölünmüşlüktü.

Bahçe-bostan ekonomisinde mayalanan bu nifak tohumları, anaerkil klanı bölüp parçalamak için esas olarak neolitik devrimi beklemek zorundaydı hala. Neolitik devrimle birlikte toplumsal artı-ürün fazlası ana aileleri arasında ekonomik sınıflaşmayı,getirmiş zengin ana aileri, yoksul ana aileleri ortaya çıkmaya başlamıştı. Tabii ki zengin ana aileleri bilge,rahip, yönetici ana aileleriydi, onlar henüz tamamen özelleşmemiş toplumsal artının tasarrufunu komün adına doğal olarak üstlenmişlerdi. Bal tutan parmağını yalardı. Eskiden bütün öteki kız kardeşlerine aktardıkları bilgeliklerini, bilgilerini ve iktidarlarını artık kendi karnından çıkan kızlarına aktarıyorlardı. Kadın kardeşliği yerini ana-kız ilişkisine bırakıyordu. Toplumsal artı-ürün bir kaç soylu, bilge, rahip, yönetici ana ailesinin elinde, sözüm ona toplum adına olsa da birikmeye başlayınca, bunların iç ve dış düşmanlara karşı korunması ve kollanması için erkek kardeşin toplumdaki rolü daha bir artmaya başladı.
Erkek kardeş anaerkil orduların komutanı oldu. Çünkü savaşan oydu.

Çelişki yalnızca yönetici ana aileleri ile yönetilen ana aileleri içinde değil, aynı zamanda ve aslında bundan da önemlisi ana ailesinin kendi içindeydi. Neolitik devrimle birlikte artık erkek, yalnızca çeyiz olarak bir tavuk, bir kaç patates götürmekle işi kurtaramıyordu. Bazen erkeğin götürdüğü çeyiz bir sürüye bile ulaşabiliyordu. Alması kolay olan bu çeyizin, evlilik bitince geri verilmesi neredeyse imkansızdı. Bundan dolayı ya evlilik bitirilmiyor, ya da bitirildiği halde geri verilemeyen çeyizin yerine kadının çocukları isteniyordu.Verilmezse klanlar arasında kan çıkıyordu. Çeyiz yerine istenen çocuk, babanın çocuklarını sevdiğinden filan değildi. Neden gayet ekonomikti. Baba, evlilik bittiğinde babası haline getirilidiği çocukları, yani karısının doğruduğu çocukları işgücü oldukları, olacakları için isteyip, alıp kendi ana yanlı klanına katıyordu. O esas olarak önceleri bütün klan kızkardeşlerinin sonra yalnıyca kendi ana bir kızkardeşlerinin çocuklarından sorumluydu, kişisel mirası onlara kalıyordu. Özellikle yönetici zengin aileler arasında alıp verilen çeyiz çok çok yüklü ve geri verilmesi neredeyse imkansız olduğundan, bu türlü evlilikler yapacak kız çocuklarına gençlik evlerinde, evlilik öncesi özgürce yaşadıkları cinsellik oyunları yasaklanır oldu. Bir kızın iki de bir de cart diye evliliği bitirmesi artık özellikle zengin ailelere pahalıya malolmaya başlıyordu. (Tarihte dişi cinsine gelen ilk cinsel yasak, işte bu yönetici ana ailelerinin kızlarına getirilen cinsel yasaktır. Sebep, bol çeyiz getirmiş olan evliliği bozulmasını engellemektir. Bunun için önce bu tür evlilik yapacak kız çocuklarına evlilik öncesi cinsel oyunlar yasaklanır oldu.)Bir taraftan artık büyük çeyizle gelmiş baba eskisi gibi palas pandıras geri gönderilemiyordu, çocuklar üzerinde hak iddia ediyordu. Öte taraftan, kendi klanında dayı olarak üstlendiği sorumlulukların altında eziliyordu erkek. Kadın yerli/oturumlu ana ailesinden, erkek yerli7oturumlu ana ailesine geçilmesi ile de durum değişmedi. Bir ailede, hem koca hem erkek kardeş otorite durumundaydı. Miras anasoylu devam etitiği için dayı olmak baba ve koca olmakla çatışma halindeydi.

Ataerkil ailelere geçiş, babanın dayıyı yenmesi ile değil, ordu komutanlığına kadar yükselmiş dayının anasını öldürüp dayılığın bukağılarından kurtulmasıyla geldi.

Ataerkil devrim asillerin asil ana ailelerinin saraylarında gerçekleşti. Reaya takımı, yoksul ana aileleri kolayca kendilerini uydurdular gelişmelere. Zaten neolitik devrimden beri tarımda, çobanlıkta erkek işiydi, ama miras anayanlı idi. Yapılan devrim, artık hiç bir anlamı kalmamış, tersine sürekli sorunlar yaratan anayanlı miras sisteminin baba yanlı miras sistemine dönüştürülmesi, yani toprak hala ortak mülküyet olduğundan, toplumsal artı-ürünün tasarruf hakkının el değiştirmesiydi, şimdilik . Bu dönüşümü hem koca, hem de erkek kardeş olarak ikiye parçalanmış erkek yapmak durumundaydı. Bu erkek, yoksul ana ailelerinin değil, yönetici ana ailelerinin erkekleri oldu. Çünkü ortada dönen, üç beş öküzün miras hakkı değil, toplumsal artının tasarruf hakkının mirasıydı. Bu miras, ilk başlarda klanın aynı yerde olan, ortak ibadet ve ortak tahıl ambarının toplum adına da olsa ,yönetimi ve kullanımı idi. Zamanla, köy kente dönüştüğünde, ibadet yerleri ve tahıl ambarları epey büyümüştü. Erkek, özellikle de soylu ailelere ait dayı olarak erkek, artık anasının ve kız kardeşin koruyucusu olarak bu ibadet yerlerinin ve tahıl ambarlarının bekçiliğini yapmak değil, onlara sahip olmak istiyordu. Bunun için anasını öldürürken, aslında dayılığın bukağılarını kırdı ve sahip oldu. Eski Yunanda, Akhilles’un Orestes adlı trajedisi bunu anlatır. Ondan sonra kadın yalnızca kendi kocasına değil, bütün erkeklere “sahip” olarak hitap etmek zorunda bırakıldı.

Yani anaerkilliğin defteri yönetici ana ailelerindeki “aile içi komplolarda dürüldü”. Bu komplonun ekonomik, alt yapısal koşullarını hazırlayanlar ise, iç güveyisinin artı-ürününe tamah eden kadınların kurduğu ana ailesidir.

Bundan önce, bahçecilik dönemine yenilginin arifesi dedik. Kadın arifeyi gördü, bayramı göremedi. Hiç bayram görmedi artık. Değil bayram, gün yüzü bile göremez oldu. Miras hakkını, mülkiyet hakkını ele geçiren erkekler, bunu tekrar kaptırmamak için iflahını kestiler kadınların. Onların kendilerine uyguladıkları “doğal,ilkel,kendiliğinden, zorunlu baskıya; toplumsal, kurumlaşmış, nefret ve hepsinden önce korku dolu bir şiddetle karşılık verdiler. Antik Uygarlıklar kadına uygulanan toplumsal şiddetin tarihidir aynı zamanda.

Bazılarının iddia ettiği gibi kadın, erkeğin teknikte vs ileri geçmesinden önce başka bir yerde, artı-ürüne tamah edip komün kollektivizmine ihanet ettiği yerde kaybetti aslında.

“Yaşadığımız tarih, ille yaşamak zorunda olduğumuz tarih değildir.”
Eğer.......................................olsaydı, bu tarih başka türlü de yaşanabilirdi.

Ama ne olsaydı ?

anaerkil komünalitenin eşitlikçiliği mi yoksa erkek cinsin e

sevgili celali,bütün bölümleri nefesimi tutup pür dikkat okudum,bunlar doğrulanmış ve bilim çevrelerinde kabül görmüş müdür bilemiyorum ama eğer doğruysa bu aktarılanlar çok şeyi yanlış biliyor muşum gibi geldi bana yani anaerkil toplumun anlatılırken muhteşemliği ananın eşitlikçiliği,bölüştürmedeki adilliği ve komün dendiğinde mutluluğun ilkel halinin eşitlikçiliğinin anlatılışı ve anaerkil komün ile ataerkil komün ayrıştırmasını bilmiyordum,ailenin,devletin ve özel mülkiyetin kökeni adlı eserde cinselliğin yasaklanmasına engels yanıtı tam veremiyordu sanırım orada kitabı bırakmıştım ; sitedeki yazan bir arkadaşlada bu konuda yazıştık bu tür bir yasaklama yoktu diyordu;yani bu yasaklamanın gerekçesi tam belli değildi sizin yazdıklarınızı çok daha sakince çözümlemek gerektiğini anlıyorum;yalnız bazı noktalar var ki sizin yazdıklarınızdan aktarayım:
yaklaşık 6,5 milyon yıl önce primatlardan otobur bir kolun, ekolojik değişikliklerden dolayı arka ayakları üzerine dikilmesiyle başlayan süreçte, özellikle de alet ve ateşin üretilmesi ile birlikte , birbirini karşılıklı determinize eden/koşullayan organik, bilişsel, besinsel ve cinsel edimlerde değişiklikler olmuş, bu değişikliklerden dolayı artık, dişi insanımsılar sürü koşulları içinde, gittikçe daha fazla yaşamlarını sürdüremez hale geldikleri için, “hayatta kalma dürtüsü” gereği kendilerine daha güvenli bir yaşam alanı bulmak amacıyla komünleşme yoluna girmişlerdir.

coğrafi değişiklik ve arka ayakları üzerine dikilmenin tam analamıyla maddi nedenselliği ortaya konulmalı diye düşünüyorum;

yaklaşık 6,5 milyon yıl önce primatlardan otobur bir kolun, ekolojik değişikliklerden dolayı arka ayakları üzerine dikilmesiyle başlayan süreçte, özellikle de alet ve ateşin üretilmesi ile birlikte , birbirini karşılıklı determinize eden/koşullayan organik, bilişsel, besinsel ve cinsel edimlerde değişiklikler olmuş, bu değişikliklerden dolayı artık, dişi insanımsılar sürü koşulları içinde, gittikçe daha fazla yaşamlarını sürdüremez hale geldikleri için, “hayatta kalma dürtüsü” gereği kendilerine daha güvenli bir yaşam alanı bulmak amacıyla komünleşme yoluna girmişlerdir.

burası çok önemli sözü edilen değişiklikler nelerdi ve dişi insanımsılar sürü içinde yaşamlarını sürdüremez hale nasıl geldiler? bu süreç kanıtlı olarak anlatılmalı çünkü bu dişi komünün kurulmasının maddi nedensel temeli;bunlardan sonraki bölümlerde erkeğin geçirdiği aşamalar anlatılmış yamyamlık yasağı ve cinsel yasak bu dişi komünalitesinin konuşma ,düşünme aşamasına denk düşüyor olabilir mi acaba? yani bu dönemle dil'in varlaşması arasında bağ kurarsanız çok daha açıklayıcı olur bu benim bildiğim bir konu değil ve ilk kez komünün bu kadar açık olarak maddi temelleri konularak anlatılışını okuyorum;

evet cinsel yasak sorununa geliyorum diyorsunuz ki:

İlk başlarda “hamile, lohusa ve emziren kadına yaklaşmayacaksın, bunun cezası ölümdür” şeklinde iken zamanla (yabanıl komünlerin orta aşamasına gelindiğinde) kendi klanından olanla hiç bir biçimde cinsel ilişki kurmayacaksın şekline dönüşmüştür. Ve konulabilmesi, uygulanabilmesi için çevrede başka klanların varlığını gerektirmektedir.

(buradan cinsel yasağın dişinin biyolojik yapısının zorlanması haline karşı ve çocuğu emzirme durumuyla ilgili olduğu görülüyor bu mantıklı da duruyor sanırım o dönem dişisinin neler düşündüğünü analamk elbette zor ama kendi koruma güdüsü gibi geldi bana)ilk toplumsallaşmada sanırım bu yasaklama ile başlıyor çünü kural koyma var.

Başlangıçta küçük komünal kümeler (oymak) halinde, birbirinden bağımsız ve uzak yerlerde yaşanmaktayken, zamanla gerek ana komünal kümeden çeşitli nedenlerle, örneğin yeni besin alanları bulmak için kopan ve ama ana komünal küme ile totemik bağlarını yitirmeyen başka komünal kümelerin oluşmasıyla, birbiri ile ilişkili daha büyük klanlar örgütlenmesine geçilmiştir.(bu tür bir kopma yapılabilir miydi ana komünal kümeden yani ana komünalitenin yaşama durumu ve davranışı buna izin veriyor muydu?)bunların açıklanması gerekir diye düşünüyorum

bunun dışında çiftleşme klanlarının oluşturulması çok ilginç bu mekanizmanın oluşturulmasının daha detaylandırılması çok daha açılayıcı olurdu aslında anlaşılır bir şekilde yazılmış ama yinede daha açıklamalarla desteklense kavranması açısında iyi olurdu

erkeğin anaerkillikte bu kadar dışrak tutulduğunu ilk kez okuyorum,belkide bundan önceki okumalarımı bitirmediğimden kaynaklanabilir bu bilgisizliğim,ama sizin yazdıklarınız anaerkil komünün durumunun erkekler açısından pek de içaçıcı olmadığını söylüyor hatta acı verici olduğunu da;yani kulaktan dolma anlatılarda anaerkilliğin yüceltildiği eşitlikçi bir yaşamın sürdüğü,adilliğin olduğu gibi çizilen kompozisyonun olmadığı görülüyor;erkeğin bu koşullarda ve sizin anlattığınız koşullarda yaşayarak bu süreçlerden sosyal psikolojik olarak,dişiye karşı sevgiyle bakma durumu sanırım oluşamazdı,üretim süreci içindeki hali eğer buysa;ne olabilirdi ki anaerkiliğe karşı bir öfke (buna cinssel ezilmişliğin öfkesi diyebiliriz )biriktirmesi doğal gibi görünüyor,artı üründe emeğiniz olacak ama bölüşümde dışrak kalacaksınız helede ayrıcalıklı anaailesininde bir üyesi olacaksınız;

Anaerkil klanın ortak arazisi gittikçe küçülürken, ana ailelerinin bahçe-bostanları gittikçe büyüyordu. Ana aileleri bu bahçe bostanların tasarruf hakkına sahiptiler, ürünlerine sahiptiler önce, önce taşınır malların mülkiyet ve devir hakkı vardı ve anadan kıza geçiyordu. Bu ana ailesinde iki işçi vardı biri koca, diğeri dayı. Aynı erkek burada koca, öteki klanda dayı olarak çalışıyordu. Sorumlulukları vardı. Hakları yoktu. Haklar anaların, kızkardeşlerindi.

burada da anaklan ve anaaile arası ilişkideki çatırdamayı görüyoruz

aşağıdada aktardığım bölümse bunca yıldır çözmeye çalıştığım sorunun yanıtı

İLK GÜNAH NEYDİ Kİ KOMÜNAL ŞEKİLDE YAŞANIRKEN SINIFLAŞMA OLDU:(şunuda belirteyim komünü yanlış biliyormuşum bu soruyu onun için soruyormuşum)

Bahçe-bostan ekonomisinde mayalanan bu nifak tohumları, anaerkil klanı bölüp parçalamak için esas olarak neolitik devrimi beklemek zorundaydı hala. Neolitik devrimle birlikte toplumsal artı-ürün fazlası ana aileleri arasında ekonomik sınıflaşmayı,getirmiş zengin ana aileri, yoksul ana aileleri ortaya çıkmaya başlamıştı. Tabii ki zengin ana aileleri bilge,rahip, yönetici ana aileleriydi, onlar henüz tamamen özelleşmemiş toplumsal artının tasarrufunu komün adına doğal olarak üstlenmişlerdi. Bal tutan parmağını yalardı. Eskiden bütün öteki kız kardeşlerine aktardıkları bilgeliklerini, bilgilerini ve iktidarlarını artık kendi karnından çıkan kızlarına aktarıyorlardı. Kadın kardeşliği yerini ana-kız ilişkisine bırakıyordu. Toplumsal artı-ürün bir kaç soylu, bilge, rahip, yönetici ana ailesinin elinde, sözüm ona toplum adına olsa da birikmeye başlayınca, bunların iç ve dış düşmanlara karşı korunması ve kollanması için erkek kardeşin toplumdaki rolü daha bir artmaya başladı.
Erkek kardeş anaerkil orduların komutanı oldu. Çünkü savaşan oydu.

Çelişki yalnızca yönetici ana aileleri ile yönetilen ana aileleri içinde değil, aynı zamanda ve aslında bundan da önemlisi ana ailesinin kendi içindeydi. Neolitik devrimle birlikte artık erkek, yalnızca çeyiz olarak bir tavuk, bir kaç patates götürmekle işi kurtaramıyordu. Bazen erkeğin götürdüğü çeyiz bir sürüye bile ulaşabiliyordu. Alması kolay olan bu çeyizin, evlilik bitince geri verilmesi neredeyse imkansızdı. Bundan dolayı ya evlilik bitirilmiyor, ya da bitirildiği halde geri verilemeyen çeyizin yerine kadının çocukları isteniyordu.Verilmezse klanlar arasında kan çıkıyordu. Çeyiz yerine istenen çocuk, babanın çocuklarını sevdiğinden filan değildi. Neden gayet ekonomikti. Baba, evlilik bittiğinde babası haline getirilidiği çocukları, yani karısının doğruduğu çocukları işgücü oldukları, olacakları için isteyip, alıp kendi ana yanlı klanına katıyordu. O esas olarak önceleri bütün klan kızkardeşlerinin sonra yalnıyca kendi ana bir kızkardeşlerinin çocuklarından sorumluydu, kişisel mirası onlara kalıyordu. Özellikle yönetici zengin aileler arasında alıp verilen çeyiz çok çok yüklü ve geri verilmesi neredeyse imkansız olduğundan, bu türlü evlilikler yapacak kız çocuklarına gençlik evlerinde, evlilik öncesi özgürce yaşadıkları cinsellik oyunları yasaklanır oldu. Bir kızın iki de bir de cart diye evliliği bitirmesi artık özellikle zengin ailelere pahalıya malolmaya başlıyordu. (Tarihte dişi cinsine gelen ilk cinsel yasak, işte bu yönetici ana ailelerinin kızlarına getirilen cinsel yasaktır. Sebep, bol çeyiz getirmiş olan evliliği bozulmasını engellemektir. Bunun için önce bu tür evlilik yapacak kız çocuklarına evlilik öncesi cinsel oyunlar yasaklanır oldu.)Bir taraftan artık büyük çeyizle gelmiş baba eskisi gibi palas pandıras geri gönderilemiyordu, çocuklar üzerinde hak iddia ediyordu. Öte taraftan, kendi klanında dayı olarak üstlendiği sorumlulukların altında eziliyordu erkek. Kadın yerli/oturumlu ana ailesinden, erkek yerli7oturumlu ana ailesine geçilmesi ile de durum değişmedi. Bir ailede, hem koca hem erkek kardeş otorite durumundaydı. Miras anasoylu devam etitiği için dayı olmak baba ve koca olmakla çatışma halindeydi.

Ataerkil ailelere geçiş, babanın dayıyı yenmesi ile değil, ordu komutanlığına kadar yükselmiş dayının anasını öldürüp dayılığın bukağılarından kurtulmasıyla geldi.

Ataerkil devrim asillerin asil ana ailelerinin saraylarında gerçekleşti. Reaya takımı, yoksul ana aileleri kolayca kendilerini uydurdular gelişmelere. Zaten neolitik devrimden beri tarımda, çobanlıkta erkek işiydi, ama miras anayanlı idi. Yapılan devrim, artık hiç bir anlamı kalmamış, tersine sürekli sorunlar yaratan anayanlı miras sisteminin baba yanlı miras sistemine dönüştürülmesi, yani toprak hala ortak mülküyet olduğundan, toplumsal artı-ürünün tasarruf hakkının el değiştirmesiydi, şimdilik . Bu dönüşümü hem koca, hem de erkek kardeş olarak ikiye parçalanmış erkek yapmak durumundaydı. Bu erkek, yoksul ana ailelerinin değil, yönetici ana ailelerinin erkekleri oldu. Çünkü ortada dönen, üç beş öküzün miras hakkı değil, toplumsal artının tasarruf hakkının mirasıydı. Bu miras, ilk başlarda klanın aynı yerde olan, ortak ibadet ve ortak tahıl ambarının toplum adına da olsa ,yönetimi ve kullanımı idi. Zamanla, köy kente dönüştüğünde, ibadet yerleri ve tahıl ambarları epey büyümüştü. Erkek, özellikle de soylu ailelere ait dayı olarak erkek, artık anasının ve kız kardeşin koruyucusu olarak bu ibadet yerlerinin ve tahıl ambarlarının bekçiliğini yapmak değil, onlara sahip olmak istiyordu. Bunun için anasını öldürürken, aslında dayılığın bukağılarını kırdı ve sahip oldu. Eski Yunanda, Akhilles’un Orestes adlı trajedisi bunu anlatır. Ondan sonra kadın yalnızca kendi kocasına değil, bütün erkeklere “sahip” olarak hitap etmek zorunda bırakıldı.

Yani anaerkilliğin defteri yönetici ana ailelerindeki “aile içi komplolarda dürüldü”. Bu komplonun ekonomik, alt yapısal koşullarını hazırlayanlar ise, iç güveyisinin artı-ürününe tamah eden kadınların kurduğu ana ailesidir.
birde sizin verdiğiniz şu bilgi önemli:Toplumsal artı-ürün bir kaç soylu, bilge, rahip, yönetici ana ailesinin elinde, sözüm ona toplum adına olsa da birikmeye başlayınca, bunların iç ve dış düşmanlara karşı korunması ve kollanması için erkek kardeşin toplumdaki rolü daha bir artmaya başladı.
Erkek kardeş anaerkil orduların komutanı oldu. Çünkü savaşan oydu.

evet burada toplumda erkeğin rolünün artışını görüyoruz yani fiziksel-gücün ve savaşçılığın önemi artıyor

evet İLK GÜNAH:iç güveyisinin artı-ürününe tamah eden kadınların kurduğu ana ailesidir.

TABİ DİĞER önce yaşanılan süreçleri erkek cins açısından iredeleyip bununla birleştirdiğinizde erkeğin anaerkillikle çatışması gayet doğal görünüyor

teşekürler ediyorum bu bilgiler için yeni bilgi ,belge ve bulguları paylaşmak dileğiyle

coşkun edip SOYKAN

Değerli Edip

Değerli Edip arkadaş

İlginç sen yukardaki yazıyı astığın sıralarda ben de "komün üzerine -5" adlı yazıyı asmışım. Senin bu yazını görmemiştim. Tesadüf, yazında değindiğin bazı noktalar benim yeni astığım 5. yazıda var. ben yine de elimden geldiği kadar açmaya çalışayım.

- Yazdıklarımın doğrulanıp bilimsel çevrelerce kabul görüp görmediğini ben de bilmiyorum. Bilimsel Çevrelerden kasdın ne onu da bilmiyorum. Ve bu çevreler beni pek fazla ilgilendirmiyor. Ben ortaya atılan ya da ortaya attığım görüşlerin, sorulan sorulara ya da yaşamdaki o zamana kadar açıklananamayan olaylara açıklama getirip getirmediğine bakıyorum.
Kafama basıyorsa alıp kabul ediyorum, ve geçersiz hale geldiklerini düşündüğümde değiştirmekte bir sakınca görmüyorum.

"coğrafi değişiklik ve arka ayakları üzerine dikilmenin tam analamıyla maddi nedenselliği ortaya konulmalı diye düşünüyorum;" demişssin

-Bu konudaki birbiri ile çelişkili olmadığını düşündüğüm iki sav var. Biri, "aleti/sopayı/lobutu savunma aracı olarak kullanmak zorunda kalmak onları gittikçe daha fazla ayakta kalmaya zorladı, şeklinde. Diğeri, "savana teorisi": Bundan 6-7 milyon yıl önce tropik ormanların gittikçe azalmaya/daralmaya başlamasıyla iki ormanlık saha arasında çayırlık ve çalılık alanlar oluşmaya başladı. İki ormanlık alan arasındaki mesafe gittikçe uzamaya başladı. Bu çayırlık, çalılık alanı aşmak için insanımsılar her seferinde daha fazla mesafe katetmek ve her seferinde çevreyi kollamak için daha fazla ayakta kalmak zorunda oldular.

Benim kafam savan teorisine daha çok basıyor. Hem bu teori, aleti de dışlamıyor. akarsuya indiklerinde sık sık ayağa kalma zorunluluklarını da.

"burası çok önemli sözü edilen değişiklikler nelerdi ve dişi insanımsılar sürü içinde yaşamlarını sürdüremez hale nasıl geldiler? bu süreç kanıtlı olarak anlatılmalı çünkü bu dişi komünün kurulmasının maddi nedensel temeli;"

-Bence komünün merkezinde dişi ve çocuklar, periferisinde erkeklerden oluşan parçalı bir örgütlenme olmasının temel nedeni bu değil.Temel nedenin ne olduğu Komün-5 adlı yazımda var. Bir zahmet bakıver. Ayağa kalkmak leğen kemiklerinin konumunu değiştiriyor, zamanla döllenme mevsimsel olmaktan çıkıyor. En önemlisi kafatası, ense kaslarının pençesinden kurulup, gittikçe daha çok sağa sola dönebiliyor. Bu kafatasının öne dogru büyüyebilmesini, yani önbeyinin gelişmesini olanaklı kılıyor. Bu konuda, Hikmet Kıvılcımlı'nın Komün Gücü adlı kitabına bak, derim.

Komün denince durağan sabit bir yapı anlaşılmamalıdır. Bu bir süreç, her aşama farklı. Paleolitik, mezolitik, neolitik diye adlandıranlar da var. Yabanıl Komünler ve Barbar Komünler diye adlandırıp, bunları da kendi içinde aşağı, orta ve yukarı yabanıl komünlerleri ve aşağı, orta ve yukarı barbar komünleri diye adlandıranlar da var. İkincisi bana daha uygun düşüyor. Komünler konusunda , özellikle çiftleşme klanlarının ortaya çıkışı ile ilgili olarak E.Reed in 'Kadının Evrimi' adlı iki çiltik eserini öneririm. Tabii ki L. Morgan ve Doktor da. Çeyiz meselesinde W. Reich'ın 'Cinsel Ahlakın Boy Göstermesi' adlı kitabı var. Beni Morgan'ın, Engels'in ve Doktor'un çelişkisinden o kurtardı, E. Reed'le birlikte, özel mülkiyetin kökenine dair daha berrak bir bakışa ulaşmama yardım etti.

Erkeğin anaerkil komünlerdeki, özellikle de ilk aşamadaki "rezil, kepaze" durumuna değindiğim her yerde, ilk başta olumsuz tepkiler alıyorum: Gizli Kadın Düşmanlığı, Maçoluk, Homongolosluk..... Aslında ben bu rezil, kepaze sıfatlarını erkek egemen kafa yapısına sahip erkekleri provoke etmek için kullanıyorum. Biliyorum sosyolojik olarak bir değerleri yok, ama işe yarıyor. Ya da kadının hamilelik, lohusalık, emzikli durumdayken ki "güçsüz" halini anlattığım zaman, kadın egemen kafa yapısına sahip kadın arkadaşlarımız celalleniyorlar. Ben tam da bu "güçsüzlüklerinin" onların gücü olduğunu, kendi aralarında dayanışmaya, örgütlenmeye ve onlar dolayımında bütün insanımsıları komüne yönelttiğini anlatıyorum. Ama olmuyor, kadın şak şakçıları kızıyor.

Neyse, sen merak ettiğin konular için yukarda adlarını yazdığım kitaplara bak. Paslaşalım. Komün Üzerine-5 adlı yazıda da değindiğim gibi bu kitaplarda benim birinci ve ikinci geçişe dair iddialarımı bulamayacaksın, ama beni bu iddialara götüren olguları bol bol bulacaksın, diye düşünüyorum.

Komün benim için önemli. Nerede hata yaptık, diye soruyordum. Yolum W. Reich'a, oradan politik Psikoloji'ye, oradan da Komüne düştü. Asıl derdim Politik Psikolojiydi. Komünden çıkıp politik Psikolojiye bir türlü dönemediğim için neredeyse psikolojim bozuldu:-)Ama "Bilimsel Sosyolojinin Kayıp Halkası Komün", Alternatif Bir Uygarlık Projesi olarak Sosyalizmin peşinde olanlar için aydınlatılması mutlak gerekli bir alan.

Saygılarımla

sayın celali ve erk-ek mantığı..!!

Öncelikle bu tespitlere zemin olan verileri ve sunma gerekçelerini ve kullanım yanlışlıklarını ele almak isterim..
* yazar.. ilk insanların komünal yapılaşmasını birkaç nedene bağlarken.., bir karışıklık yaratmaktadır..

1- “”İnsanımsı denen canlı türü hayatta kalabilmek için sürü yaşamından çıkıp toplum yaşamına geçmek zorunda kalmıştır. Bu uzun geçişte başrolü oynayan doğal biyolojik donanımından dolayı dişiler olmuştur.””

Hayatta kalabilme dürtüsü tüm canlılar için bir doğal edimdir.. ama bunu tekil anlamda yaşamak olarak algılarsak.., milyon yıl sonrası oluşan ve günümüzdeki mantıkla netleşen bir tanımlama ile açıklamış oluruz ve yanılırız..
Hiçbir canlı türünde.., hayatta kalmak diye bir kavram yoktur.. ölüm kavramı da yoktur.. ölüm onlar için işlevsizleşmektir.. hatta insanlar.., uzun zaman ölüm denilen olguyu da kavramamışlardır.. yani yaşamın bedende son bulmasını…
Hele ki komünal aşamada.., bir üye rahatlıkla kendi bedenini komün için sunabiliyordu.. bunu yaşamdan çıkma olarak da görmüyordu.. canlıların türü devam ettirme anlamında yaşamak anlayışı vardır.. yaşamsal edimleri de bu dürtüler ile yani dürtüsel emek faaliyetleri ile gerçekleşir yada gerçekleşmesi için çözümler üretir.. bu mutasyon ve evrimsel süreçlerle olagelir..
Ve dişilerin bu noktada ilk adımı atması da çok doğaldır.. çünkü türün devamında işlevsellik onların üzerindedir.. erkek canlı bunun farkında bile değildir.. 1800 lü yıllarda afrikada bir çok kabilede dişi ile erkeğin cinsel birleşiminden çocuk olduğu bile bilinmiyordu.. çocuk dişinin bir üretimidir.. meyveyi veren ağaç ve meyve bakışı gibi.. bazı bitki türlerinde örneğin avokado da dişi fide erkek fide ayrıdır.. ikisi yan yana olmaz ise meyve olmaz..

Bu tezi sunarken ardından da….
“””Dişilerin aldıkları ilk önlem, primat ve hominid aşamasındayken yaptıkları gibi, belli bir yaşa gelmiş erkek çocuklarını ana ve kızlarından oluşan kümelenmenin dışına bırakmak/atmak ve herhangi bir nedenle, onların izni olmadan bu kümeye girmeye çalışanlara toplu halde saldırmak olmuştur. (Aşağı yabanıl Komünler) “””
Bu düşünceyi sunuyor…

Bazı şebek türlerinde dişi sürüler ile erkek sürüler ayrı yaşar.. dişi sürülerinde erginleşen erkekler atılır.. sanırım burayı örnek almış.. insan öncülleri de böyle yaşamış olabilir.. itiraz etmiyorum.. ama..; hem kesin değildir.. hem de bu ve diğer karışık sürü biçiminden geçişlerde olmuş olabilir..
Bu teze dayanacak isek.., dişilerin.., sürülerindeki ergin erkeklerin kalabilmesi için bir dizi kurallar koymasını ve nedenlerini de açıklamak gerekir..

“”Yaklaşık 6,5 milyon yıl önce primatlardan otobur bir kolun, ekolojik değişikliklerden dolayı arka ayakları üzerine dikilmesiyle başlayan süreçte, özellikle de alet ve ateşin üretilmesi ile birlikte , birbirini karşılıklı determinize eden/koşullayan organik, bilişsel, besinsel ve cinsel edimlerde değişiklikler olmuş, bu değişikliklerden dolayı artık, dişi insanımsılar sürü koşulları içinde, gittikçe daha fazla yaşamlarını sürdüremez hale geldikleri için, “hayatta kalma dürtüsü” gereği kendilerine daha güvenli bir yaşam alanı bulmak amacıyla komünleşme yoluna girmişlerdir.”””

Elbetteki bu açıklama yeterli olabilir mi..??? dişiler.., aynı dişilerden oluşmuş yapılarını devam ettirebilirlerdi.. halen sürdüren şebek türü gibi.. illaki erkeklere “muhtaç” mı kalacaklardı.. yaşamsal güveni erkek türümü sağlayacaktır..

“”Sözkonusu değişikliklerin başlıcası gebelik, lohusalık ve çocuk bakım süresinin oldukça uzaması ve buna paralel olarak dişilerdeki cinsel isteksizlik mevsiminin de gittikçe uzamasıdır. Bu, gebe, lohusa veya yavrulu dişinin ve yavrunun, sürünün diğer üyelerine nazaran oldukça uzun bir süre daha güçsüz, yardımlaşmaya daha zorunlu ve içerden, yani sürünün erkeklerinden ve dışardan, yani diğer hayvanlardan gelecek besinsel ve cinsel saldırılara daha açık, daha güçsüz oldukları anlamına gelir. Ergin erkek cinsinin böyle bir doğal dezavantazı yoktur. Bu anlamda insanımsı sürülerindeki dişiler, “hayatta kalma dürtüleri” gereği sürüden çıkıp kendilerine daha güvenlikli bir örgütlenme kurmak zorunda kalmışlardır. Bu bir ölüm kalım meselesidir.””

Sanırım yazar.. erkek olduğundan yaşamda kendine ve erkek türüne ilişkin bir “önemli” misyon biçiyor…!!
Bu bilimsel bir bakış değildir..
Doğru sorular şunlardır..
Sürü yaşamı da bir çeşit kolektivizm içerir.. ortak savunma ortak avlanma.. ama iş paylaşıma geldiğinde işin içine çatışma-zor vs. gibi olgular girer.. bence..;
**İlk bu kaldırıldı… ve nasıl kaldırıldı….??
Bunun yanıtı mülkiyet ile açıklanır.. yani bir emeğin yada ortak emeklerin sonucu elde edilene “zor”-“güç” gerekçesi ile el koyamama.. ortak paylaşıma sunma zorunluluğu..
Peki bunu ne sağlar ve sağladı..??

Canlıların temel dürtüsü türün devamıdır.. ve bu anlamda beslenme ve üreme edimi dürtüsel emektir.. canlı beslenmek için bir başka nesneyi(canlıyı) yiyebilmesi için.., ona bir şekilde sahip olması gerekir.. bunu kendi emeği ile de yapar yada bir başka emek sonucuna el koyarak da yapar.. bu ilkel mülkiyettir..
Aynı soydan yani karından yani bir dişinin karnından çıkanların birbirini yememesi ve bu anlamda öldürmemesi yasağı bu el koymayı ve ilkel mülkiyeti bir grup dişi-erkek canlı arasında yasaklamakla oluşturulmuştur.. buna da ilkel mülkiyetsizlik diyebiliriz..
İşin cinsel ilişki yanı ise ayrı bir şey değildir.. yeme ve öldürme eylemleri aynı eylemlerdir.. ilk kelimelerin oluşumunda da aynı kelimeler ile ifade edilirdi.. halende öyle.. cinsel ilişkileri argoda yeme edimleri ile ifade ederler.. yedim onu.. çok tatlı.. ısırayım.. vs.. ve mülkiyet ile..; benim oldu sahip oldum elinden aldım ve tecavüz mantığı..vs..
Kısaca sürü içinde çatışmalı ortam anlamına gelen bu ikili dürtü yemek-üreme yasağı ki.. aynı zamanda öldürme yasağı anlamına da gelir.. bir grup canlı arasında yasaklandı..
Böylece..; bilgi birikim ve deneyimler kuşaklara hızlı ve derinlemesine aktarıldı.. ilkel-kolektivizm bu olgu ile birleşince bu tarz topluluklar daha güvenli, dayanışmacı ortamlarla hızla geliştiler ve müthiş bilinç sıçraması yaşandı.. beyin çeperi genişlemesi değil beyin fonksiyonları daha derinlemesine çalışır oldu..
Bu alayın dişilerin kendilerini besleyecek koruyacak erkek araması olayı olarak görür isek.. aslan ve özellikle gorillerin aile yaşamını kavrayamayız.. yada neden bu şekilde sonuçlanmadı da farklı bir yapı yani ilkel-komünal yapı oluştu anlayamayız.. çözemeyiz…

Gorillerdeki yaşam..;
Goril sürüleri aynı alan içinde yaşayan birden fazla goril ailelerinden oluşur.. bir başka goril sürülerine karşı düşmanca tavır sergilerken kendi sürülerini ayırabilirler.. ama asıl olarak kendi sürüleri içindeki dayanışmadan daha derin dayanışma sürü içindeki aile ile yaşanır.. çatışma zamanları dışında her goril ailesinin yaşam alanı bellidir.. ama sürü ile ortak alanları da vardır ve bunun için birleşirler.. yani başka sürü veya aile bu alana tecavüz ettiğinde ortak davranışlar sergilerler..
Aslanlarda da benzerdir.. birkaç aslan ailesi bir araya gelip ortak avlanabilirler ama paylaşımda tam bir savaş yaşanır.. çünkü etoburlar daha vahşi olurlar..

Kısaca..;
Yazar konuya erk-ek mantığı ile yaklaşmakla kalmamış bilimsel bulgu ve verileri de birbirine karıştırmıştır..

dostlukla

suat

önemli not..;
""Yani anaerkilliğin defteri yönetici ana ailelerindeki “aile içi komplolarda dürüldü”. Bu komplonun ekonomik, alt yapısal koşullarını hazırlayanlar ise, iç güveyisinin artı-ürününe tamah eden kadınların kurduğu ana ailesidir.
birde sizin verdiğiniz şu bilgi önemli:Toplumsal artı-ürün bir kaç soylu, bilge, rahip, yönetici ana ailesinin elinde, sözüm ona toplum adına olsa da birikmeye başlayınca, bunların iç ve dış düşmanlara karşı korunması ve kollanması için erkek kardeşin toplumdaki rolü daha bir artmaya başladı.
Erkek kardeş anaerkil orduların komutanı oldu. Çünkü savaşan oydu.

evet burada toplumda erkeğin rolünün artışını görüyoruz yani fiziksel-gücün ve savaşçılığın önemi artıyor

evet İLK GÜNAH:iç güveyisinin artı-ürününe tamah eden kadınların kurduğu ana ailesidir""" (çoşkun edip soyhan)

komünal yapının çöküşündeki asıl gerçeklik budur.. ve müthiş bir tespittir.. elbette bunun nedenleri ve gelişim süreçleri de vardır.. bu noktada çalışmalarım var.. sunmak isterim.. ama edip beyin bakışına kesinlikle katılıyorum.. ve burtaya gelen sürecinde açıklanması şartı ile elbette..

Erkek egemen mi ?

Değerli Suat arkadaş

Konuya erkek egemen mantıkla yaklaştığımı söylemekte biraz acele etmişsiniz gibime geliyor. Bazı bilimsel bulgu ve verileri birbirine karıştırmış olabilirim. Gösterildiğinde düzeltmeye elbette hazırım.

Ama görülen o ki, anaerkillikten ataerkilliğe 'toplumsal artının tasarrufu dolayımında' geçildiği konusunda anlaşıyoruz. Buna sevindim. Bu noktadan yola çıkıp tarışmayı geliştirebiliriz umarım.

Sanırım biraz acele okuyorsunuz. Örneğin,"evet İLK GÜNAH:iç güveyisinin artı ürününe tamah eden kadınların kurduğu ana ailesidir""(çoşkun edip soyhan)" şeklinde yaptığınız alıntı, ilk günah hariç, harfi harfine bana aittir. Coşkun edip arkadaş, arayıp durduğu ilk günahın cevabını yazımda bulup, olduğu gibi alıntılamıştır. Yanlış anlaşılmasın, kimse bu görüşleri sahiplenemez, diye bir şey söylemiyorum, tersine beni mutlu eder bu. Yalnızca sizin biraz acele okuduğunuza örnek vermek istedim.

Neyse, sanırım birinci geçiş konusunda bir yanlış anlaşılma var. Eğer birinci geçiş, yani sürüden topluma geçiş konusundaki itirazlarınızı ve benim erkek egemen olduğumu söylemenize neden olan şeyleri bir zahmet tekrar yazarsanız tarışmada bir ilerleme kaydedebiliriz.

Sagılarımla

sayın celali.. sizi erk-ek

sayın celali..
sizi erk-ek egemen mantıkla yazdığınız noktasında tanımlamakla acele davrandığımı vurguluyorsunuz..
bu noktada olabilir diyeceğim.. ve sözümü kıyıya bırakacağım..

ama verileri ve bulguları karıştırdığınız noktasında ısrarım sürecektir..
ek olarak da belirteyim.. komünal yapıyı yıkan artı-ürün tespitine de katılmıyorum.. cümlede katıldığım yer iç-güveysi anlatımınaydı.. ve olayda iç-güveysi olayı da değildir..
zaten yaşanan ve yaratılan şey de bir iç güveysi olayı yada bir evlilik yada bir damatlık olayı da değildir..
bu olgunun bir "öncesi" süreçleri vardır..
misyonerlerin gözlemleri veya aynı mantıktan kopamamış tolumbilimcililerin gözlemlerindeki önyargılı, kendi mantıksal algıları temelinde ve kavramları çerçevesinde bakmanın sonuçlarıdır bunlar... yani..,olayı bir cinsel ilişki ve evlilik olarak görmektir..

iki ayrı anayanlı kabilenin eşleşme olayına çapraz yeğen eşleşmesi yarımların eşleşmesi veya fratri denir..
bu ortaklaşma aslında ilk barış anlaşması yada ilk konfederasyon denemeleridir..
çatışmalı yaşayan hatta birbirlerini öldürüp, yiyebilen iki farklı topluluğun öncelikle çatışmasız bir ortam ve yaşam ilişkileri denemesidir bu..

cinsel ilişki boyutu çokça abartılmıştır.. bu zaten olageliyordu.. esir edilen hatta akşama öldürülecek olan bir kişinin komündeki kadınlarla çiftleşmesi teşvik edilirdi.. bu tarz(çapraz-yeğen, fratri) anlaşmalarda bu iş sadece sağlanan çatışmasız ortamda olmayı sağlamıştır.. asıl tarihsel önemdeki katkısı, barışçıl bir ortam sağlamak ve üretim takasıdır..

kanguru topluluğu kendisi için kutsal olan kanguruları eşleştiği diğer yarım için biriktirirdi.. diğeri olan devekuşu toplulukda devekuşlarını eşleştiği diğer yarım için biriktirirdi.. ve bir anlamda kendi etleri(canları) olanı yedikleri halde bu intikam nedeni olmazdı..

elbette verdiğim örnek avustralyada aborjinlerde kalmış bir örnektir.. ama bu tarz ilişkilenmelerin çok değişik biçimleri aşamaları çatışmaları vs. yaşanmıştır..
şunu vurguluyorum..
bu tarz eşleşmelerin temelinde yatan olgu..; farklı ve düşman toplulukların birbirlerini kabullenmelerini, emeklerini paylaşabilmelerini, deneyimlerini aktarabilmelerini, birbirlerinden deneyimler öğrenmelerini sağlamak amaçlıdır..

düşman bir toplulukdan gelen "öteki" sadece, erkek geldiği alandaki kadınla çatışmasız bir ortamda çiftleşmek amacını gütmez.. geldiği alanda bütün gün emek sürecine katılır.. bu çalışması bir cinsel gereksinim için ödenen bedel değildir.. o alandakilere ve özellikle erkelere.., alanlarına girdiği halde.., bir düşmanlığının olmadığını gösterir.. denetlemeyi kadınların yapması doğaldır.. erkeklerin çatışma olasılığı daha faladır.. kadınlar en azından zaten çifleşebiliyorlar.. bunu kaynana denetimi olarak görmek yanlış ve eksik olur.. ilerki aşamalara denk düşen bazı kuralların işleyişini sağlayan denetleyen yaşlı kadınlar anlamınadır.. zaten erkek o alandaki her hangi bir kadınla çifleşebilir..
burada atlanan en önemli olay.. gelen erkeğin hiç bir şey yememesidir.. bütün gün kanter içinde çalışır ama bir şey yiyemez.. aynı durum o alandaki erkeklerin de gelen erkeklerin kabilesine gitmesi ve aynı işlemleri yapması olarak işler..

bu tarz birlikler aynı zamanda başka kabileler karşısında alan denetimi anlamında güç de sağlar..

zaten bu anlaşmalar uzun ve çeşitli kuttörenler(seronomi ve kurallar) çerçevesinde oluşur ve sıkı denetimlidir..

bu olgular..., toplum bilimcilerin gördükleri inceledikleri kabileler ve söylencelerde bolca bulunur..

erkeğin etkin olma süreçleri ise sonraki aşamalara enk düşer.. ne iç güveysi nede bunun art-ürünü bozulmalara neden olmuştur.. ben önemsedim derken bu olgu anlamında söylemiştim.. çünkü bu tarz brlikler ve birlik denemeleri süreçlerinde mülkiyetin daha geniş ortaklaştırılması sağlanamamıştır..

insan topluluklarının birlik deneyimleri-yaratımları sonrasında daha dayanışmacı güvenli geniş topluluklar yaratılmış ise de.. toplumsal-mülkiyet.. sürekli bir alan ile dar kalmış ve bu geniş ortaklaşmalar içinde toplumsal ama özel-mülkiyet olarak var olmuştur.. buradan ise dar aile yapısı ortaya çıkmış ve bu ortak mülkiyet de daralan bu yapı içinden kendisini özel-mülkiyete dönüştürmüştür..

bu süreç ayrıca ve kapsamlı anlatılabilinir.. burada uzun olacağından ayrıca değinmeyi düşünüyorum...
..............................

sayın celali..
sürü yaşamından komünal yaşama geçiş nedenleri olarak bir kaç şey saymışsınız.. bunların ilişkisiz olanlarını yada yanlış ilişklendirilenleri bir önceki yazımda kendimce anlatmıştım...önceki yazımı bir kere daha okumanızı rica edeceğim..

ben size neler olamaz noktasında kendi düşüncelerimi tekrarlayayım.. izninizle...
sürü yaşamından komünal yaşama geçiş gerekçeleri..;
1- kadınların fiziksel zayıflıkları ve erkek emeğine gereksinim duymaları olamaz..
2- lohusalık süreçleri ve doğum-emzirme olayları bir çok canlı için geçerlidir.. onlar erkek olmadan bunu başarıyorlar.. bu zaten doğasal bir olaydır..
sürü içersinde bu sürdürülüyor zaten..

bu olamazların temelinde olabilirliklere de değinmek istiyorum.. sanırım iddialarımı daha iyi aktarmış olacağım..
1- insanda..,türün devamı olayında üreme dişiye aittir..erkek işlevsel olarak vardır ama bilinç olarak bunun farkında değildir.. dişi.., türün sürekliliği noktasında kendinde olan üreme özelliği dışında sürü yaşamını daha etkin ve geliştirici yapma anlamında çözüm arayışlarına girmiş olabilir.. yani üreme(dürtüsel emek) sonucu olan yavrya(ürüne).., daha güvenli bir ortam sağlayıp, türün devamı anlamında sürü yaşamından faydalanma yoluna gitmiş olabilir ve bu işlevde gerekli olan erkek noktasında onu da bu işe farklı biçimde katmak istemiş olabilir.. erkeklerin çatışmasız üreme olayı yaşayamamlarından dolayı bu işi de yasaklamış olabilir.. haliyle buna şiddet de girmiştir..

bir şeyi anımstayım.. canlıların biyolojik kodlamalarında aynı türü yemek diye bir olgu yoktur bu çok istisnai durumlarda ortaya çıkar.. yine canlılar arasındaki çatışmaları izleyin yeme amacıyla yaşanmıyor ise.. genelde güç gösterisi ile biter.. bu anlamda "diğeri" ölmemek için kaçar.. güç gösterisi ve "kaçırtma "olayı uzadıkça çatışma şiddetli yaşanır ve ağır aralardan dolayı ölme gerçekleşir..
bir canlı yaşamı(canı ve elde ettiği ne ise) tehdit altında değil ise saldırmaz.. yada elde etme amacı yok ise saldırmaz..
aynı komündeki bir dişi ile ilişki yasak ise.., o dişi ile çifleşme dürtüsü hakkını kullanma anlamında.., diğer erkeklerle çatışma gereği yoktur.. yine ortak emek ile elde edilene(av-vs) sahip olma hakkı yoksa da diğer erkeklerle çatışmaz..
ve en önemlisi doğal emek sonucu olan yavru tüm topluluğun malıdır.. asla doğuran kadına ait değildir onun tasarrufunda değildir.. hatta komün erkekleri bazı törenlerle ana olarak kabul edilir.. edilmeyen komünal yaşamda vardır ama onların koruması ise erkeklere de.., aittir..
günümüz toplumunda hala adamın dayısı var diye boşuna söylenmez.. yada dayılanıyormusun diye..

söyleyebileceklerim şimdilik bu kadar.. aslında bunların bilimsel bulgu ve verileri de var ama aktarmak için ayrı sayfa da işlemek gerekir.. talep olursa sunabilirim..

dostlukla

suat

Aynen öyle ama !!!!

Değerli Suat arkadaş

"ben size neler olamaz noktasında kendi düşüncelerimi tekrarlayayım.. izninizle...
sürü yaşamından komünal yaşama geçiş gerekçeleri..;
1- kadınların fiziksel zayıflıkları ve erkek emeğine gereksinim duymaları olamaz..
2- lohusalık süreçleri ve doğum-emzirme olayları bir çok canlı için geçerlidir.. onlar erkek olmadan bunu başarıyorlar.. bu zaten doğasal bir olaydır..
sürü içersinde bu sürdürülüyor zaten.."

Benim yazımdaki olmaz dediğiniz şeyleri zahmet edip,yukarda alıntıladığım gibi iki noktada toparlamışsınız. Teşekkür ederim.

Birinci olarak yazdıklarınıza aynen katılıyorum. Ama ben yazılarımda, her hangi bir yerde, "kadınlar fiziksel zayıflıklarından dolayı erkek emeğine gereksinim duyarlar" mı dedim. Dediysem gösterin, yanlışımı düzeltmeye hazırım.Eğer kasdınız ikinci geçişteki bahçe ekimi ve hayvan evcilleştirilmesi dönemine (Mezolitik) ilişkin ise o başka. Orada zayıflıktan dolayı duyulan bir ihtiyaç yok. Düpedüz artı-ürün sömürüsü var. Sömürüyü, zulmü, kadına yakıştırmıyor musunuz yoksa ? Eğer yanıtınız evet ise, söyler misiniz neden ? Bu konuda E. Reed'in o dönemde ortaya çıkan evlilik kurumuna ilişkin yazdıklarından yola çıktım. Bir bakın isterseniz. E. Reed benim vardığım sonuca varmaz. Böyle bir sorusu da yoktur zaten. Çünkü burada bir çok değerli araştırmacı gibi o da "kadın egemen kafaya" sahiptir. Erkek egemenliğe karşı çıkılırken, çoğunlukla olduğu gibi çubuk gereğinden fazla tersine büküldüğü için benim vardığım sonuca varmaz. Bunu düşünmek bile aklına gelmez, çünkü ona göre tarihte kadın, "iyidir, eşitlikçidir, onun otoritesi, anaerkilliği başkadır. Ben de değindim, kadının erki doğal, kendiliğinden, zorunludur.Erkeğin şizofrenik korkularıyla muzdarip bir erk değildir. Ama eninde sonunda erktir. Erk ikitidar demektir ve uymayana müeyyide uygulanır. Uydurmak için gerekirse erkek cinsinin çükünü kesip, ruhsal olarak iğdiş ederler. Bakınız Sünnetin kökeni.

İkinci nokataya gelince: hamilelik, lohusalık, emzirme olayları bütün canlılar için geçerli değildir. Geçerli olan canlılar içersinde, bu dönemi en uzun yaşamak zorunda kalanlar yalnızca insan türüdür.Özellikle de doğum sonrası çocuk bakım süresinde çocuğa öğretilmesi gereken ve onun genlerinde olmayan yaşamsal/toplumsal bilgilerin gittikçe çoğalmasından dolayı sürü ortamı, onların bu süreci güvenlik altında geçirmelerine engeller olmuştur ve başka bir örgütlenme, yani toplum/komün gerekli olmuştur, ve bu konuda Kıvılcımlı'ya katılıyorum. Daha doğrusu ondan öğrendim. Eğer yanlış öğrenmediysem. Bir de siz bakın zamanınız varsa.

dostlukla

Celali

Bence çalışmalarınızı buraya yazmanız için talep gelmesini beklemeyin lütfen. İyilik et, denize at, halik bılmezse balik bilir, demişler.

bilimsel tartışmadan kazanacak olan insanlıktır

sevgili suat,sevgili celali bu tartışma bence çok verimli olacak öncelikle onu söylemek isterim her ikinizinde bilgi üreten emeğinize sağlık ben dünyanın bu konuda tartışmalarda hangi seviyede olduğunu bilemiyorum ama sizlerin tartışması birlikte üretimi,tartışma -ikna-tartışma ile insanlık için bir değer mutlaka taşıyacaktır;

sevgili suat sizinle daha önceden bu tür bir yazışma yapmıştık sitede ve sanırım bu tartışmada bir arkadaş daha vardı safa kaçmaz dı yanlış anımsamıyorsam;o tartışmada da kandaş aile ve cinsel yasaklama konusunda kalmıştık ve sizin bu noktada araştırmalarınız olduğunu biliyorum toparlayıp sunarım demiştiniz;ben orada cinselliğin yasaklanmasının engelste açıklanmadığını yazmıştım,tabi bu birimleri çok bilmediğimden klanda cinsel yasaktan bahsediliyordu sanıyorum engelste ve bunun temellendirilmesi yapılmıyordu sizde tam bu noktada bu tür bir yasağın olmadığı tarzında bir açıklama yapmıştınız ve kendaş aile de kalmıştık öyle hatırlıyorum yanılıyorsam düzeltirseniz sevinirim;

yukarıdaki tartışmada celali arkadaşın bir belirlemesini İLK GÜNAH olarak adlandırmıştım siz bunun müthiş bir tesbit olduğunu söylüyorsunuz ve gerekçelerinide sıralamışsınız yaratılan ürünün fazlasının el konularak özel mülkiyete yol açtığını söylüyorsunuz yani ürünün toplumsallaştılmasının olmadığını yazmışsınız YANILIYOR MUYUM?

ve bu tesbitede bu yüzden önem verdiğinizi yazmışsınız bu doğru alabilir yanlış anladıysam düzeltirsiniz.

celali arkadaş aşağıda yazdıklarında yanlış anlaşıldığını söylemekte haklı çünkü bu türden bir savı yoktu yazılarında
'''Birinci olarak yazdıklarınıza aynen katılıyorum. Ama ben yazılarımda, her hangi bir yerde, "kadınlar fiziksel zayıflıklarından dolayı erkek emeğine gereksinim duyarlar" mı dedim.'''

bu yanlış anlaşılma düzeltilirse ve bilgileri sistematik ve kronolojik olarak toparlayabilirsek ve ayrıca bu tahlillere dilin varlığınıda katarsak çok daha faydalı olacak

bu benim çok merak ettiğim bir konu insan nasıl insan oldu?
ve dillerin bu kadar çeşitliliği neden ortaya çıktı?şimdiden paylaşımlarınız için teşekkürler

sevgili suat siteye araştırmalrınızı pdf formatında koyabilme olanağınız varsa bütünselliğini haklim olabileceğimiz bir başvuru kitabına sahip olmuş oluruz veya siteye yazı olarak ta aktarın biz buradan kopyalarız

ısrarla şunu belirtmeliyim ki bu çok değerli çabalar insanlık için önemlidir marx engels morgan backhofen ve celali arkadaşın kaynak gösterdiği kitapların yazarları birer meşaledirler çabalarınızın devamını diliyor ve saygıyla selamlıyorum

coşkun edip SOYKAN

ÇOK ÖNEMLİ BİR TARTIŞMA

SOYUT GEÇİŞ

BARBARLIKTAN MEDENİYETE KLÂSİK GEÇİŞ

CİNSEL YASAK VE TOPLUM

Toplum içinde ilk yasak, cinsel münasebetler üzerine konmuştur. Bu yasak Tarihöncesinin sosyal hayatında tasavvur edilemiyecek ölçüde büyük ve geniş sonuçlar yaratmıştır. Toplumun bütün üstyapısında insanı insan yapan bu yasaktır denilebilir. Totem ve Tabu gelişirken, insanın içinde: Bir bilinen Şuur, bir de bilinmez Enkonsiyon (şuuraltı) ikiliği ve tezadı yaratarak her türlü Yüceltim (Sublimation)lere imkân verir "Psikoloji" dediğimiz şey, bu sosyal yasağın yaratığıdır. Dinlerden, güzelsanatlara kadar bütün ülkücülüklerin kaynağı da budur. Şuur dışı, şuura rağmen en gerçek etki-tepki yapan mekanizmaların başında gene bu yasak gelir. Bu kadarla da kalmaz. Bütün o yasakların toplum emrine verdiği sosyalize yüceltimler, Toplum'dan kaynak almış dinamizmlerle kişi içine işleyip kişiyi insanlaştırırlar.
Asıl buradaki konumuz, cinsel yasağın, (doğrudan doğruya kişi kaderini de belirlendiren), Toplum içinde yarattığı gelişim ve teşkilâtlanma şekilleridir. Cinsel yasakların en dolaysız, sosyal sonuçları: Aile şekilleri ile sosyal teşkilâtlanmalardır. Aile şekilleri ekonomik temel ve sosyal gelişim basamakları ile en sıkı münasebetli bulunmasına rağmen, o kadar elâstikî müesseselerdirki, Tarihöncesindeki ve Tarihteki Toplum şekillerinin şu veya bu sınırları içinde kesin olarak hapsedilemezler. O yüzden sanki ekonomi ve Tarihten bağımsızmış gibi bir evolüsyon gösterirler.
Oysa bu görünüştür. Üstyapı münasebetlerinin çoğu için de aynı elâstikiyet öne sürülebilir. Hattâ, ekonomik münasebetler bile, sosyoloji tecridinde göründükleri kadar Tarihte: Biri yok olmadan öbürü sahneye çıkmaz değildirler. Sosyalist bir ülkede yalnız kapitalist elemanlar değil, kapitalizm öncesi bezirgân münasebet elemanlarının da, hattâ bezirgânlık öncesi kapalı "Tabiî ekonomi" elemanlarının da bulunması onu gösterir.
Buna karşılık, aile şekilleri: Tarihöncesi toplumunun en önemli sosyal teşkilâtlanmâlarının öbür yüzüdür. Daha doğrusu, aynı sebep (cinsel-yasak) fert hayatı için aile biçimini, sosyal hayat için Kan (Gens) teşkilâtını gerektirmiştir. Bizi burada özellikle ilgilendiren Kan teşkilâtını kavramak için onun ikiz kardeşi Aile biçimleri üzerine bir kaç söz edilmelidir.
Aile şekilleri, her çocuğa ezberlettiğimiz Âdem-Havva fıkralarındanberi söylenir. Fakat, Kutsal kitapların bütün yazdıkları, ya düşünülmeden ezberlenir, yahut gene düşünülmeden masal sayılıp geçilirdi. Derken Bachofen (1861), Ana hukukunu, yani: Babahanlık (patriyarkalizm) çağından önce bir Anahanlık (matriyarkalizm) çağı, bir "Kadınlar saltanatı" (gynecocratie) çağı bulunduğunu antika Grek edebiyatında buldu. Morgan (1871-1877) ilk Aile ve Kan (Gens) teşkilâtları yoluyla bütün Tarihöncesi gerçeklerini aydınlattı. O zaman eski, Âdem, İbrahim, Lut fıkralarının her toplumda görülmüş olaylar olduğu anlaşıldı.
Bugün Tıp bilimi, yakın akraba arasındaki evlenmelerin, çok defa cılız, (dejenere) döl yetiştirdiğini (kapalı yahudi ve hükümdar ailelerindeki örnekleriyle) ispat etmiş bulunuyor. İlk insanın işlek zekâsı da bunu sezmekte gecikmemiş. Sağlam nesil yetiştirmek için, evlenme yasaklarını gittikçe sıklaştırmış. Onun için, Morgan'ın deyimiyle cinsel yasaklar: "Tabiî arınım" (La sélection naturelle) prensibinin tesir ediş tarzını gösteren mükemmel bir misâldir."(1). Bu tabiî arınım prensibi Tarihöncesinden beri başlıca 4 çeşit aile biçimini ortaya çıkarmakta, ekonomi sebepleriyle işbirliği yapmıştır: 1- Kandaş aile, 2 - Ortaklı aile, 3 - Sendiyazmik aile, 4 - Tekkanlı aile.

bu bölüm kıvılcımlıdan okumalarıma başlıyorum,sevgili celali'nin KOMÜN'ÜN GÜCÜ olarak söylediği kitabıda bulacağım ama diğer önerdiği kitapları nasıl bulabilirim bakacağım kırşehirde oturuyorum ve buralarda o tür kitapları bulmak zor en azından yayın evleri ni verebilirse türkçeye çevrilmiş mi?yazarsa sevinirim(GOOGLE DAN ARADIM BULDUM)

yukarıda aktardığım bölümde kıvılcımlı ilk yasak cinsel yasaktır diyor,sevgili celali yamyamlık yasağıdır bunları daha derinliğine inceleyeceğim,

ASLINDA TEMEL SORUN KLANİÇİ-CİNSEL YASAK NEDEN KOYULUYOR?İLK YASAK OLSADA OLMASADA GEREKÇESİ NEDİR?KLAN NEDİR KAÇ İNSANIMSIDAN OLUŞUR BUNLARIN AKRABALIK DERECELERİ NEDİR?bunlara araştırmalarım sonucunda UMARIM ulaşabilirim
SÜRÜDEN KOMÜNE GEÇİŞ'İM TEMEL NEDENİ NEDENLERİ ,BİÇİMİ BİÇİMLERİ
İNSANLAR NEDEN İKİ AYAKLARI ÜZERİNE KALKMA GEREĞİ DUYDULAR
BU İNSANIMSILAR DÜNYANIN HANGİ BÖLGELERİNDE VARDILAR VEYA İNSANIMSILAR SADECE BİR BÖLGEDE Mİ OLUŞTU VE ORADAN GÖÇ EDİP FARKLILAŞTILAR VE IRKLAR OLUŞTU,İLK HECELİ DİLLER VE DÖNEMİ İNSANLIK HANGİ DÖNEMİNDEYDİ O ZAMANLAR DİLİN OLUŞUM GEREKÇESİ VE DİLLERİN OLUŞUMLARININ AÇIKLANMASI,

coşkun edip SOYKAN

Yöntem Üzerine

Araştırma Konusu: İki Geçiş. Konu ile ilgili okuduklarımızı bu iki sorunun ışığında okuyalım derim. Sorulu okuyalım yani. Ne aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz, demişti bir arkadaş bir zamanlar. Sonra bulduklarımızı yine bu başlıklar altında karşılaştıralım. Yoksa tartışma dağılıyor. Ben bunu çok yaşadım, hele sanal alemde çok daha zor.

Evet hangi yasağın önce geldiği konusunda ben Kıvılcımlı'ya katılmıyorum. Bu konuda E. Reed'in yazdıkları daha akla yakın. Aslında Doktor da sözünü ettiğim kitabın sonlarında Animizm ve Tarihsel Maddecilik başlığı altında "ilk komünde cinsel yasaklar olmadığı için şuur-şuuraltı örgütlenişi keskinleşmemiştir"diyor.O zaman ben şöyle düşünüyorum, bu cümle bir gizli varsayımı içeriyor: İlkel komünlerde cinsel yasaklara dayanmayan ve cinsel yasaklara dayanmadığı için de keskinleşmemiş olan bir şuur-şuuraltı örgütlenmesi var. Eğer şuuraltı, içgüdülerin bastırilmasının sonucu ise, bu cılız şuuraltı hangi içgüdülerin bastırılmasından doğmuştur ? Yanıtım beslenme/yamyamlık içgüdülerinin bastırılmasıdır, şeklinde. Bu tespit ise beni doğrudan ilk bastırmaların, yasakların cinsel içgüdülerin, daha doğrusu cinsel dürtülerin değil, beslenme içgüdülerinin, dürtülerinin bastırılmasına yönelik olduğu sonucuna götürüyor. E. Reed bu konuyu açmış ben ondan öğrendim. Uzun bin yıllar boyunca sürmüş aşağı vahşet komünlerinde cinsel yasa(k) yoktur. O halde binlerce yıl süren bu komün hangi yasa(k) etrafında örgütleniyor dersiniz ?

Sevgili Edip
Adını türkçe vermiş olduklarımın hepsi çevrilmiş durumda. W. Reich-Cinsel ahlakın Boy Göstermesi-Payel yayınları, E. Reed-kadının Evrimi-payel yayınları,L. Morgan-Eski Toplum-payel yayınları,S.N.Kramer-Sümerler- kabalcı yayınları,M.İlmiye Çığ'ın Kitapları-kaynak yayınları,Kıvılcımlı- Komün Gücü-tarih Bilimi Kitapları, G. Child-Tarihte Neler Oldu-kırmızı yayınları ve P. Erbil-Kıbeleden Pandoraya-Arkadaş yayınları. Ankara'ya yolun düşerse, Zafer çarşısında ve dost kitapevlerinde bulabilirsin. Dost kitap evi dedim de aklıma geldi. Eskiden Zafer çarşısındaydı. Biz, az mı kitap çaldık oradan. Ben Şnurov'un Türkiye Proleteryası'nı çalmıştım,sanırım Kemalizm tartışmaları içindi, arkadaşım da Lenin'in Grev Üzerine adlı küçük broşürünü. Ne yapalım para yoktu, okumak zorundaydık. Muzaffer amca günahlarımızı bağışlasın. Yıllar sonra Dost Kitabevine gittiğimde acaba kasadaki gence parayı ödesem mi diye aklımdan geçirdim. Zaman aşımına uğramıştır, diye düşündüm vazgeçtim.

Selamlar

araştırmanın mutlaka yöntemli olması gerekiyor

sevgili celali öncelikle merhabalar ankaraya yolum düşmesede bu kitaplar için uğramayı düşünürüm veya bazı arkadaşlar var orada onlardan rica ederim,ayrıca e-kitap olarak oluşturup paylaşılabilir bu kitaplar bende scaner var oradan taratıp word formatına çevirip paylaşıyorum bazı kitapları ama scanerim yavaş oyüzden uzun sürüyor;abby finereader programıyla yapıyorum bu taratıp word formatına çevirmeyi yakında paraya kıyıp hızlı bir scaner alacağım ondan sonra...bakalım artık para yetiştirmek zor benim açımdan,ankarada değilsiniz sanırım,bende kırşehirde kitabevinde çalıştım beş yıl...suat arkadaşın hangi şehirde olduğunuda bilmiyorum ama insan yüzyüze bu tür bilgileri olan insanlarla oturup konuşmak istiyor...neyse sanal iletişimle yetineceğiz anlaşılan o her ikinizede sağlıklar esenlikler diliyorum

yöntem konusunda da benim en büyük problemim bu yöntem konusunda bilgim yoktur ama kafamda çok soru var en azından kitap okuma konusunda engelsin kitabını kurtuluş cephesi sitesinden indirdim,kıvılcımlının da kitaplarının birçoğu e-kitap olarak var onuda okuyayım sonra sizin sözünü ettiğiniz kitaplara başlayacağım;yönten konusunda benim sunabileceğim bir fikir yok açıkçası sizler bu konuda oldukça kaynak okumuşsunuz;suat arkadaşın elindeki bilgileri topluca yayınlamasını bekleyeceğim çünkü bu türden tartışmada bütünlüklü teorik,kronolojik bilgiyi almakta yoğunlaşamıyorum şimdi hem sizin söylediklerinizi hem suat arkadaşın dediklerini karşılıklı değerlendireceğim bunu yaparken

dönemselliği göz önünde tutacağım yani
1*sürü halinde yalşayan insanımsıların yaşadığı çevre şartları,sıcaklık,ağaçların varlığı,suyun varlığı...bitki örtüsü diğer canlılar ve onların popülasyonu...
1-insanımsının sürü halinde yaşaması ve sürüdeki erkek dişi yavru arası ilişkiler
2-sürüde cinsellik
3-sürüde yavru bakımı
4-sürü halindeki insanımsının yedikleri
5-sürü halinde yaşayan insanımsının toplum haline geçişindeki nedenler,biçimler üzerine farklı tezler karşılaştırması(1.geçiş üzerine tezler)
6-insanımsının bunlar olurken hangi tarihlerde yaşadığı;yaşadığı dönemin adı
7-toplumsallaşmada yasağın önemi ve ilk yasak
8-toplumsallaşmanın ilk modeli komün(dişi-komün mü?)
9-erkeğin bu komünle ilişkisi nedir?
10-kadınlar(dişiler arası ilişkinin yapısı nedir)
11-dişi ve yavrular arası ilişki nedir?
12-beslenme nasıldır ,paylaşma var mıdır?hiyerarşi var mıdır beslenme sırası olarak?dişi ve erkeğin etoburluğu otoburluğu sorunu
13-insanımsının ayakları üzerine kalkması ve bunun erkek ve dişi üzerindeki etkileri(özellikle beyinle ilgili ve diğer fizyolojik değişiklikler ve bu değişimlerin ne kadarlık bir süreçte gerçekleşmiş olabileceği)
14-ANAERKİL komünün erkekle ilişkisi(erkeğin içeride mi dışarı da mı olduğu)
15-bir önemli noktada sürü halinde ki insanımsının ve diğer hayvanların veya memelilerin üreme güdüsü ile mi hareket edeceği ile hayatta kalma güdüsü ile mi hareket edeceği sorununu çözmek bunu temellendirdikten sonra sürü halinde yaşayan insanımsının dişisinin ayakta dikilme süresinin uzamasından dolayı(bu savana tezi olabilir koruma amaçlı sopayı kullanma amaçlı olabilir)dişinin fizyolojik evrim veya değişim geçirmesi sonucu hamilelik ,lohusalık ve çocuk bakım sürelerinin uzaması sonucu sürü içinde güçsüz kalma süresinin uzaması ve erkeğin (yamyamlık) halinden kendini ve yavruyu koruma güdüsüyle erkeği periferide tutan bir zorunluluk komünü kurup kurmadığının araştırılması karşı tezle karşılaştırılması

bir bakalım içinden çıkmaya çalışacağım ben 1.GEÇİŞİN ÇOK ÖNEMLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM,sanırım birinci geçişle birlikte tartışılması gereken dişi erkek ilişkisi,beslenme durumları,bu arada çevrelerinde doğanın yapısı diğer canlılar ve çeşitliliği,

ayrıca mağaralara çekilen bir insanımsıdan da bahsediliyor bu mağaralara çekilme dönemi ve neden çekildiler (özelliklede önemli olan bu dünyanın neresinde oluyordu,insanımsılar sadece tek bölgede mi var odular)

insanımsının insanlaşmasında emeğin rolü,aletin rolü

daha çok işim var hoşçakalın

coşkun edip SOYKAN