Ekonomik kriz Kıbrıs’ı da vurdu
Karl Marx esasında sermaye birikimi ve bankalarda meydana gelecek birikimlerin kapitalist sistemde krizlere sebep olacağını 150 sene önce Kapitalin birinci cildinde bize haber vermekteydi:
“Burjuva üretim biçiminin belli bir boyuta ulaştığı ülkeler, bankaların kasa dairelerinde biriken altın ve gümüş miktarını, kendilerine özgü işlevleri, gereği gibi yerine getirebilecekleri asgari ölçüde tutabilmek için sınırlandırırlar. Birikmiş bu miktarların ortalama düzeylerinin üzerine göze batacak derecede çıkmaları bazı istisnalar dışında meta dolaşımındaki bir durgunluğun, başkalaşımlarındaki düzenli akışta kesintinin bir belirtisidir”(Çev. Alaattin Bilgi,sf..159,1978).
Kapitalizmin şimdiki krizinin daha da ilerleyeceği ve yeni patlamaların olacağını söyleyen uzmanlar çok. Marksistler bu krizin artarak süreceğini ve mutlaka bir patlamayla bir değişime neden olacağını iddia etmektedirler. Son zamanlarda Latvia ve Macaristan’da gittik sonra işsizliğin arttığı hükümetlerin ve işverenlerin memur ve işçileri ödeyemeyecek duruma düştüklerini, bunun yanında maaşlarda kesintiye gidildiğini de dıştan gönderilen makalelerde ve dergilerden okumaktayız. Buhran oldukça artmış durumda. General Motors gibi işletmeler de iflasın eşiğine gelmişler. Bazı uzmanlar kapitalizmin bu krizi atlatmaya başladığını söylerken hala daha krizin ve işsizliğin artması da Karl Marx’ın öngörülerini doğrular niteliktedir. Esasında tüketim ekonomileri, aşırı derecedeki üretim ve bunların iç ve dış pazarlarda ekonomik krizden ötürü de tüketilmemesi birçok sorunların kaynağı haline gelmiştir. Bunun yanında global ekonominin global krizinin, doğanın global krizini yarattığı bir gerçek ve bunlar birbirleriyle ilintili konular. Dünyadaki bu genel buhrana dur diyecek bir değişimin olması artık şart.
Kıbrıs'taki Kriz Birçok İşletmeyi Vurdu
Seçim öncesi hükümet olan koalisyon hükümetinden sonra şu anda Kuzey Kıbrıs büyük bir krizle karşı karşıya. Gazeteler birçok işletmenin iflas ettiğini duyuruyor. Pek tabi ki Kuzey Kıbrıs siyasal çözümsüzlüğün de büyük bir olumsuz etkisini yaşamaktadır ve bu siyasal kriz devam ederken, Global krizin de kapıyı çalması bir o kadar daha sorunları artırdı. Örneğin geçen aylarda ABAD kararıyla Orams davası olumsuz sonuçlanınca, inşaat sektörü büyük bir darbe yemiş oldu. Peki ama bu durumların eğer siyasal çözümsüzlük devam ederse böyle olacağı ve inşaat sektöründeki geçici patlamanın Kuzey Kıbrıs gibi bir ülkede kalıcı olamayacağı bilinmiyor muydu? Herkes bilimsel değil ama kendini Poliannacılıkla kandırırsa sorunun bugünkü kriz dönemini andıracağını bilemeyebilir. Fakat kendini daha 2004 yılından itibaren çözümcü olarak tanıtanların da bugünkü durumda büyük bir sorumsuzlukları var. Kuzey Kıbrıs’taki iş ve işveren çevreleri ise dünyada şu anda tartışılmakta ve de uygulanmakta olan birçok ekonomik modelin olduğunu hatta Keynesciliğin bile şu anda tartışılmakta olduğu ve Venezuella’da (Venezuella aynı zamanda İngiliz Marksistlerinin ‘Planlı Ekonomi’ önerilerini de değerlendirip yavaş yavaş yürürlüğe koymaya çalışıyor) ve diğer Güney Amerika ülkelerinde uygulandığını bilmezlikten gelerek hala daha iflas eden serbest piyasacı görüşler öne sürmeleri de oldukça ilginç:
“…Devletin özel sektöre en haksız rekabet şekli olan kamudaki başlangıç maaşları aşağıya doğru yeniden yapılandırılmalıdır…”
“Kurallı Maliye politikasına geçilmelidir. Sendikal haklar günün koşullarına uygun rasyonalize edilmeli ve grevler ‘devletin temel fonksiyonlarını askıya alacak alanlarda kısıtlanmalıdır” Kıbrıs, 2 Haziran 2009, Salı, sf.20), diyerek çalışanlara karşı acımasız ve köhnemiş öneriler yapmaya devam ediyorlar.
Ekonomik Çöküntü
KKTC ‘nin, Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın (KTHY) hisselerini 9 Eylül 2005’te Özelleştirme İdaresi’nden 33 milyon dolara (50 milyon TL) satın almasının ardından, kurum batma noktasına geldi. Gayri safi hasılatı 3 milyar TL olan KKTC’de, bütçe açığının ise 400 milyon TL olduğu belirtildi. “www.ajanskibris.com’a konuşan KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) iktidarı döneminde KTHY’na yapılan aşırı istihdamlar ve ekonomik politikasızlık nedeniyle “milli hava yolu KTHY’nın 100 milyon TL’nin üzerinde borç batağına itildiğini” açıkladı. 900’ün üzerinde çalışanı olan kurumun uçuş filosunda, 3 adet Boeing 737 ve 2 adet Airbus 321 ve 211 bulunuyor”(Afrika Gazetesi, 1 Haziran 2009). 2008’in son çeyreği itibariyle bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4.02 artış gösteren bütçe gelirlerine karşılık bütçe giderleri yüzde 8.23 arttı. 2008 dördüncü çeyreğinde bütçe gelirleri 700.99 milyon YTL iken, bütçe giderleri 793.91 milyon YTL oldu (Yenidüzen Gazetesi,1 Haziran 2009). Bu arada Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu’nun Vakıflar Bankası’na yaklaşık 70 Trilyon (70 milyon TL) borcu var….Kurum’un Kalkınma Bankası’na 17 Trilyon 507 milyon ve beş özel bankaya da yaklaşık 22 Trilyonluk borcu bulunuyor. Diğer borçlarla birlikte toplam borç 179 Trilyona ulaşıyor. Bu borcun nasıl ödeneceğini kimse bilmiyor (Kıbrıs, 1 Haziran, 2009). Elektrik Kurumu büyük bir borç batağına sürüklenirken, özellikle devlet kuruluşlarından alacaklar tahsil edilemiyor. Kıbrıs’ın elde ettiği bilgilere göre Kurum’un 28 Mayıs 2009 tarihi itibarıyla 213 Trilyon alacağı bulunuyor. Ancak bu alacakların çoğu şüpheli. Genel tüketicilerin toplam borcu 38 Trilyon civarında iken, devlet dairelerinin borcu 32 Trilyona ulaştı… Serbest çalışanların ve işçilerin gelecek güvencesi olan ihtiyat Sandığı fonundaki birikimlerin büyük bir kısmının devlet tarafından kullanıldığı ve 1980’den beri devam eden bu uygulama yüzünden fon alacaklarının faizleriyle birlikte 700 trilyona yükseldiği ve devletin bu kadar büyük borcu, İhtiyat sandığına geri nasıl ödeyeceği sorgulanmaktadır (Kıbrıs,4 Haziran 2009, Perşembe).
Sorunun Özü
Kuzey Kıbrıs’ta her seçime katılacak veya hükümet olacak partinin şu gerçeği özellikle kabul etmesi gerekiyor. Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıstürk halkının siyasal iradesi yoktur. Her şey Türkiye Cumhuriyeti tarafından idare edilmekte ve onun onayı olmadan hiçbirşey yapılamamaktadır. Türkiye istediği partiyi, istediği an hükümet de yapar meclis dışına da iter. Türkiye Cumhuriyeti resmi politikalarına ters yapılanma veya söylevler rağbet göremez çünkü müdahaleler artık nüfusun da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çoğunluğuna dayanmasından ötürü bu tip partilerin de pek seçilme olanakları yoktur. Bu tılsımın bozulması için Kıbrıstürk halkının çoğunluğunun baskısıyla bulunacak bir çözüm ve müdahalelerin durması şarttır. Aksi takdirde Kuzey Kıbrıs’ta devralınan yapılanma görüldüğü gibi sol veya sağ olsun hiçbir şey fark etmez, iflasla iştigal etmek demektir. Sorunun özü de bundan başka bir şey değildir.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
