Demokratik Cumhuriyet

“Demokratik Cumhuriyet” Üzerine Bir Çift Söz,
Tayfun İşçi

Kürt özgürlük hareketinin benimsediği “Demokratik Cumhuriyet” üzerine bir çok şey yazıldı çizildi. Birçok kesim, bu tespiti Kürtlerin, Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim olması ve sosyalizmden uzaklaşması olarak yorumladı. Çoğu kez bunu kanıtlamak içinde Kürtlerin ayrı bir devlet kurmaktan vazgeçmesini, ve reel sosyalizmin yanlışları üzerinden sosyalizmin iktidar-devlet- ve ulus anlayışına getirdiği eleştirileri gösterdi.

Kürt hareketinin “Demokratik Cumhuriyet” tespitlerini alkışlayanlar da oldu . Bu alkışlayanların büyük bir bölümü de aslında eleştirenlerle aynı tespiti yapıyordu. Kürtlerin sosyalizmden ve devrim fikrinden vaz geçtiği sonucunu çıkarıyor, buna bağlı olarak ta Kürt hareketinin liberalleştiği sonucunu varıyor ve kendi liberalizmlerinin doğruluklarını kanıtlamak için kullanıyorlardı. Bir kısmı ise Türk şovenist etkilenmeden kaynaklı olarak Kürtlerin ulus devlet fikrinden uzaklaşmasını alkışlıyordu.

Demir Küçükaydın gibi bir kısım gerçek sosyalist iseezilen kürt ve türk halkının kurtuluşu ve sosyalizmin sorunlarını aşma yolunda geliştirilmesi gereken bir belirleme olarak algılayıp gerekli güç ve desteği vermeye çalışıyor.

Kürt hareketinin ulus devlet kurma hedefi olmadığı doğrudur. Yine klasik sosyalizmi birçok bakımdan eleştirdiği de doğrudur. Ama Kürt hareketinin bu tespitlerle sosyalim den uzaklaştığı veya teslim olduğu gibi sonuçlara ulaşmak büyük haksızlıktır.

Demokratik cumhuriyet Öncelikle oligarşik cumhuriyete karşı bir başkaldırıdır. Bu yönü ile bir teslimiyet değil gerçek anlamda alternatifini de ortaya koyan bir karşı koyuştur.

Demokraik Cumhuriyet esas olarak farklılıkların özgür iradesi ile oluşmuş katı merkezi ve tekçi bir yönetim anlayışına karşı çoğulcu ve demokratik katılımcı bir devlet olarak tanımlanmaktadır. Demokratik cumhuriyet yerel özgünlüklerin siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel olarak korunmasını ve geliştirilmesini hedeflemektedir.

Demokratik Cumhuriyet merkezi hiyerarşik bürokratik bir devlet yapılanması yerine komünal toplum biçiminde kendi içinde iç işleyiş özgürlüğü olan konfederal bir toplum yapılanmasını onaylayan bir devlet biçimi olarak tanımlanmaktadır.

Demokratik cumhuriyet soy esaslı ulus tanımına karşı demokratik yurttaşlık esasına dayalı demokratik ulus anlayışını esas almaktadır. Bu yönü ile her türlü milliyetçiliğe karşı halkları kardeşçe bir araya getirmeyi hedeflemektedir.

Yetkileri ve kapsamı azaltılmış bir anlamda yarı devlet olan bu “Demokratik Cumhuriyet “ devlet biçimi de kalıcı olarak görülmemekte, demokratik uygarlık hedefine bağlı olarak devletlerin süreç içerisinde demokratik konfederal bir biçime dönüştürülerek sönümlenebileceğini ileri sürmektedir. Böylece dünya insanlığı arasına çizilmiş olan sınırların ulusal ayırımların gereksizleşeceğini göstermektedir.

Demokratik Cumhuriyet projesiyle sosyalizmin proletarya diktatörlüğü şeklinde bir devlet biçimi olarak başarı şansının olmayacağını iktidarın veya yetkinin tek merkezde toplanmasının demokratik olmadığını ve bürokratikleşmeye hatta diktalaşmaya varacağı vurgulanmaktadır. Reel sosyalizminde devleti küçültme veya yarı devletten sönümlenmeye gitmek yerine, devleti büyütüp emperyal bir güç haline gelmesine hizmet ettiğini bir kez daha vurgulanmaktadır.

Sosyalizmi devlet biçimi olarak yorumlamak yerine komünal bir toplumsallık olarak algılamaktadır. Yetkinin merkezden yerele kaydırılmasını devletin küçültülmesini ve komünal birlikler şeklinde toplumun şekillenmesinin gerçek ve demokratik sosyalizm olduğunu ileri sürülmektedir. Bu tespitleri de “Ne kadar devlet, O kadar az demokrasi” fikriyle ifade etmektedir.

Kürt hareketi iktidar eksenli örgütlenmelere karşıdır. Bununda nedeni iktidar olgusunun İktidarda kim olursa olsun eşitleştirici olamayacağını özde iktidarın bir egemenlik aracı olduğunu her durumda ayrıcalıklı olacağı gerçeği ile örtüşmektedir. Reel sosyalizmin kaybetmesinin özünde bu anlayışın yattığı, hiçbir iktidarın kendisini iktidardan düşürmek istemeyeceği yaşamdan örneklerle somut olarak gösterilmiştir.

Her iktidar bir egemenliktir. Egemenlik ise belirli değerlerin gasp edilmesinden başka bir şey değildir. İktidarın olduğu yerde mülkiyetin toplumsallaşamayacağı Mülkiyetin toplumsallaşması içinde iktidarın paylaşılarak yok edildiği komünalizm savunulmaktadır.

Kürt hareketi milliyetçi ve soy esasına dayalı bir ulus tanımının çatışmalar ve felaketlerden başka bir kazanım sağlamayacağını maalesef sosyalizmin de bu kapitalist ulus anlayışını aşamadığını bu nedenle de kapitalist sisteme yöneldiğini açıklamaktadır.

Ayrıca diyalektiğin temel yasasının zıtların mücadelesi fikrinde bir yanlışa sürüklendiğini bu mücadelede zıtlardan birinin kesin hakimiyetinden çok bu zıtların bir noktada buluştuğunu açıklanmaktadır “Tez –antitez= sentez” tespitleri zıtlar arası mücadelede, karşıtların da bir birinden etkilenip dönüşüp bambaşka bir noktada buluşabileceğini açıklamaktadır. Bu tespitten hareketle diyalektiğin tekdüze bir değişim göstermeyeceğini, sürekli ileriye doğru bir gidiş veya ( köleci, feodal,kapitalist ,sosyalist) toplum sıralamasının kadir-i mutlak olamayacağını bu toplumsal dönüşümün olasılıklar biçiminde gerçekleşebileceğini açıklamaktadır. Bu toplumsal biçimler arasına kesin çizgiler koymanın sosyalizme de aykırı olacağını ileri sürülmektedir. Bu ilerlemeci mantığın yanlışlığının aslında sosyalistler tarafından da fark edildiğini ve aşılmaya çalışıldığı bilinmektedir.

Kürt hareketinin devrimci mücadeleden kopup evrimci bir konuma getirildiği eleştirilmektedir.

Kürt hareketi , inkar ve imhayla yok edilmek istenmiş üzeri betonla örtülmüş varlığı ret edilmiş bir Kürt gerçekliğini tüm dünyaya kabul ettiren devrimci bir çıkışla (cebirsel olarak) ortaya çıkarmış ve bu devrimci mücadelesini başarıya ulaştırmıştır.. Böylece red ve inkar temelinde oluşmuş bir devletsel zihniyeti yıkılmış, kürt gerçekliğinin kabul edildiği bir resmiyeti sağlamıştır. Bu olay devrimlerin karşı devrim tarafından teslim alındığı bir dönemde devrimsel bir olgudur. Varlık ve yokluk çelişkisi varlık lehine devrimci bir çıkışla başarılmıştır. Kürtler açısından antagonist olan bu çelişki devrimci bir temelde çözülmüştür.

Şimdi ise bu var olanların konumlandırılması süreci başlamıştır. Bu süreç ise devrimci bir şiddete gerek kalmaksızın çözülebilecek çelişkilerin yaşandığı bir süreçtir.. Sorunun İkna yöntemi ve diyalog ile çözülebileceği bir noktaya ulaşılmıştır. Yani bu sürecin evrimsel çözümü mümkün hale getirilmiştir. Bu durumda gereksiz bir şiddeti uygulamak sosyalist devrim anlayışı değildir. Bu anlamda sorunun evrimsel bir çözümü gündemdedir. Bu nedenle barış ve diyalog çağrıları yapılmaktadır. Ancak sistem bütün kabulüne rağmen bunun aksi bir yönelime girme durumundan da tüm den vazgeçmiş değildir. Bu durumda Halkın devrimci korunma refleksi terk edilmemiştir.

Siyaset ve ideoloji toplumsal ihtiyaçtan doğar. “Demokratik Cumhuriyet” tespiti durup dururken ortaya atılmamıştır. Demokratik Cumhuriyet projesi Dünyanın bütün ülkeleri için önerilmiş bir proje değildir. Küreselleşmenin sınırları ve ulus devletleri zorladığı bir dönemde Türkiye’de iktisadi siyasi ve sosyal dengelerin tahlili üzerinden hazırlanmış bir projedir. Bu nedenle dünyanın bütün ülkeleri için uygulanacak bir reçete değildir.

Demokratik cumhuriyet projesinin sistemi yıkmayı hedeflemediği aksine sistemle uzlaşma ve anlaşma temelinde gerçekleşeceği ileri sürülmektedir. Kürt hareketinin Bu gelişmelerden sonra demokratik cumhuriyet hedefinde devletle cepheden bir şavaşı ön görmediği doğrudur. Ancak oligarşik bir cumhuriyetin demokratik bir cumhuriyete dönüşmesi için bu cepheden savaş verilmiş ve inkar kavramı yıkılmıştır. Şimdi ise ortaya çıkarılmışların konumlanışı aşamasında cepheden bir savaş gerekli görülmemektedir. Ama cebirsel güç te tedbir olarak terk edilmemiştir.

Demokratik Cumhuriyet projesi sınıf karakterli ulusal bir hareketin sosyal yönünü öncelemesidir. Yaşanmışlıklar göstermiştir ki Kürt hareketi oluştuğu günden buyana sosyal bir hareket olmayı başarmış bir harekettir. Ancak Demokratik cumhuriyet, bu hareketin belirtilen devrimsel başarısından sonra ulusal yönünün önüne sosyal –sınıfsal yönünü çıkarılmasını zorunlu kılmıştır. Zira devrimsel süreç yok sayılanların var edilmesini sağlamış var olanların yeniden konumlanmasını gündeme getirmiştir. Demokratik Cumhuriyet bu konumlanışı açıklayan bir projedir. Bu nedenle sosyal, sınıfsal ve siyasal mücadelenin öne çıkmasıdır.

Demokratik cumhuriyet Projesi Hareketin özünde bir değişiklik yaramamıştır. Başından beri soy esasına dayalı bir örgütlenme ve hedefinden uzak olan Kürt hareketinin yeni döneme kendisini uyarlamasından başka bir şey değildir.
Kaldı ki demokratik Cumhuriyet Projesi Kürt hareketinde detaylı bir netleşme durumunda da değildir. Önderlik olarak bir netleşme olsa da kadro ve kitle açısından henüz netleş ildiği söylenemez. Bu nedenle bu konuda yapılan bazı açıklamaların bir biriyle uyumlu olmadığı da doğrudur. Bu netleşme sürecinde Demokratik Cumhuriyetle ilgili yapılan bu dostça ve geliştirici tartışmalara büyük ihtiyaç vardır.

TAYFUN İŞÇİ AĞABEYİME İŞÇİCE SAYGILARIMLA

FİKRET BİLANIN 2 KASIM 2007 YAZISI
DTP'nin bildirgesi ve Öcalan tezleri

DTP'nin öncülüğünde Diyarbakır'da toplanan, "Demokratik Toplum Kongresi" sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirge Öcalan'ı, "Kürt Halk Önderi" olarak tanımlıyor. Kamuoyuna açıklanan talepler, Öcalan'ın DTP üzerindeki etkisini ve kontrolünü de gösteriyor. DTP dahil kongreye katılanların gerçek liderleri olarak Öcalan'ı gördükleri de anlaşılıyor. DTP'nin Öcalan ve PKK ile arasına mesafe koymasına ilişkin taleplerin karşılık bulmadığını da gösteriyor.

Talepler
DTP'nin öncülük ettiği kongrenin taleplerini bakalım:
1- Anayasa'da Kürtlerin temel haklarının, bütün kültürlerin varlığının ve kendini ifade etmesinin güvence altına alınması (Öcalan'ın İmralı'dan ilettiği son talep)
2- Kürt ulus devleti yerine ortak devlet (Öcalan'ın demokratik cumhuriyet talebi)
3- Kürtlere özerklik verilmesi (Öcalan'ın özgür parça tezi)
4- Özerk bölgeye bayrak ve sembol kullanma hakkı tanınması
5- "Türk" yerine "Türkiyelilik", "Türk ulusu" yerine "Türkiye ulusu" kavramının kullanılması, (Öcalan'ın ulus tezi)
6- Bölge meclislerinin kurulması (Öcalan'ın halk meclisi tezi)
7- Özerk Güneydoğu bölgesine pozitif ayrımcılık uygulanması,
8- Özerk bölge(ler)nin başkenti olması (Diyarbakır'ın başkent kabul edilmesi)
9- Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılması, etnik kimlikle siyaset olanağı (etnik parti hakkı) tanınması (Öcalan'ın talebi)
10- Türkiye için önerilen bu modelin Irak, İran ve Suriye'de de uygulanması (Öcalan'ın dört ortak devlet tezi)

Öcalan'ın tezleri
Bildirgenin talepleri, Öcalan'ın İmralı savunmalarındaki analiz ve taleplerinin küçük bir özeti niteliğinde.
Öcalan, bu savunmalarında, bağımsız Kürt devleti yerine Türkiye, Irak, İran ve Suriye'de dört "ortak devlet" önerir.
Bağımsız Kürt devleti veya federasyon talebi olmadığını söyler. Kendine göre bir özerklik tanımı yapar. Bildirgede bağımsız devlet yerine özerklik talebini gündeme getiriyor.
Öcalan'ın ek savunmasına göre, "Devlet varsa, demokrasi, özgürlük ve eşitlik yoktur."
Öcalan'a göre, dört ülkedeki Kürtlerin temsilcileri bir üst kurul olarak halk meclisi (KOMA-GEL) kurmalı; Türkiye, Irak, İran ve Suriye'den nüfuslarına göre gelen temsilciler bu kurulda taleplerini gündeme getirmeli, alınan kararları kendi ülkelerine götürmeli ve Kürtlerin hakları için mücadele etmelidir. Devlet yerine, "devlet olmayan böyle bir meclis'in" bulunması yeterlidir.
DTP bildirgesi, Öcalan'ın, devlete yer vermeyen bu ütopik tezine uygun ilk adım olarak tanımlanabilir. Bu adım Güneydoğu'da özerk bir yönetim kurulması talebidir.
Diyarbakır'da toplanan ve daha genişinin Ankara'da toplanacağı açıklanan kongre, Öcalan'ın KOMA-GEL modelinin Türkiye ayağını oluşturuyor.
Dört ülkedeki "parça"lar birleştirildiğinde de ortaya "Büyük Kürdistan" çıkıyor.
Kürtler, Kuzey Irak'ta devletleşmeyi tamamladı. Bağımsızlık ilanı bekleyen bir devlet hazır.
Türkiye ayağı ise henüz "özerklik talebi" aşamasında. Bildirgeden, yerel yönetimlerdeki DTP iktidarının hazır bir altyapı olarak görüldüğü anlaşılıyor. "Bölgesel bayrak, başkent, meclis" de kabul edilirse, özerklik tamamlanmış olacak.
Bu girişimin arkasında silahlı güç olarak PKK'nın (İmralı ile Kandil'in) ve DTP'nin bölgedeki siyasal gücünün bulunduğu, Kuzey Irak'taki devlet oluşumunun ve ABD varlığının da destek ve moral unsurlar olarak görüldüğü söylenebilir.
Türkiye fotoğrafın bütününe bakmak zorundadır.

fbila@milliyet.com.tr
milliyet

FİKRET BİLAnın milliyetteki köşe yazısı aktüel bakış sitesine alınmış BİLA nın devlete yakınbir köşe yazarı olduğu biliniyor ve sorunu bu şekilde dile getirmiş
özellikle önemli olan bölümü aşağıya aldığım bölüm bence
[[ Diyarbakır'da toplanan ve daha genişinin Ankara'da toplanacağı açıklanan kongre, Öcalan'ın KOMA-GEL modelinin Türkiye ayağını oluşturuyor.
Dört ülkedeki "parça"lar birleştirildiğinde de ortaya "Büyük Kürdistan" çıkıyor.
Kürtler, Kuzey Irak'ta devletleşmeyi tamamladı. Bağımsızlık ilanı bekleyen bir devlet hazır.
Türkiye ayağı ise henüz "özerklik talebi" aşamasında. Bildirgeden, yerel yönetimlerdeki DTP iktidarının hazır bir altyapı olarak görüldüğü anlaşılıyor. "Bölgesel bayrak, başkent, meclis" de kabul edilirse, özerklik tamamlanmış olacak.
Bu girişimin arkasında silahlı güç olarak PKK'nın (İmralı ile Kandil'in) ve DTP'nin bölgedeki siyasal gücünün bulunduğu, Kuzey Irak'taki devlet oluşumunun ve ABD varlığının da destek ve moral unsurlar olarak görüldüğü söylenebilir.
Türkiye fotoğrafın bütününe bakmak zorundadır.]]

bu bakış açısı ile bakıyorlar diye düşünüyorum
yukarıdaki talepler ise artık belirli bir netleşmenin olduğunu gösteriyorsorun şu bunu devlet kabul edecek mi ne kadarını edecek ve talepleri kabul ettirmenin yolu yöntemi nedir ?

[[Ancak sistem bütün kabulüne rağmen bunun aksi bir yönelime girme durumundan da tüm den vazgeçmiş değildir. Bu durumda Halkın devrimci korunma refleksi terk edilmemiştir.]]
diyorsunuz ve ekliyorsunuz
[[Demokratik cumhuriyet projesinin sistemi yıkmayı hedeflemediği aksine sistemle uzlaşma ve anlaşma temelinde gerçekleşeceği ileri sürülmektedir. Kürt hareketinin Bu gelişmelerden sonra demokratik cumhuriyet hedefinde devletle cepheden bir şavaşı ön görmediği doğrudur. Ancak oligarşik bir cumhuriyetin demokratik bir cumhuriyete dönüşmesi için bu cepheden savaş verilmiş ve inkar kavramı yıkılmıştır. Şimdi ise ortaya çıkarılmışların konumlanışı aşamasında cepheden bir savaş gerekli görülmemektedir. Ama cebirsel güç te tedbir olarak terk edilmemiştir.]]

[[Ama cebirsel güç te tedbir olarak terk edilmemiştir]]
tesbitinin temellendirilmesi gerekiyor
helede şu açıklamalardan sonra:
((Bu olay devrimlerin karşı devrim tarafından teslim alındığı bir dönemde devrimsel bir olgudur. Varlık ve yokluk çelişkisi varlık lehine devrimci bir çıkışla başarılmıştır. Kürtler açısından antagonist olan bu çelişki devrimci bir temelde çözülmüştür]]
[[Kürtler açısından antagonist olan bu çelişki devrimci bir temelde çözülmüştür]]yani antagonist(uzlaşmaz)olan çelişki devrimci bir temelde çözümlenmiştir diyorsunuz
ama cebirsel güç te tedbir olarak terk edilmiyor
neyin tedbiri olarak tc nin yukarıdaki talepleri karşılamayı reddetmesi ve inkar ve imhaya devam edeceğinin düşünülmesinin bir tedbiri mi?

((Şimdi ise bu var olanların konumlandırılması süreci başlamıştır. Bu süreç ise devrimci bir şiddete gerek kalmaksızın çözülebilecek çelişkilerin yaşandığı bir süreçtir.. Sorunun İkna yöntemi ve diyalog ile çözülebileceği bir noktaya ulaşılmıştır. Yani bu sürecin evrimsel çözümü mümkün hale getirilmiştir. Ancak sistem bütün kabulüne rağmen bunun aksi bir yönelime girme durumundan da tüm den vazgeçmiş değildir. Bu durumda Halkın devrimci korunma refleksi terk edilmemiştir. Bu nedenle barış ve diyalog çağrıları yapılmaktadır. ))
(( Ancak sistem bütün kabulüne rağmen bunun aksi bir yönelime girme durumundan da tüm den vazgeçmiş değildir. Bu durumda Halkın devrimci korunma refleksi terk edilmemiştir))
yani cebirsel gücün tedbir olarak varlığı tc nin aksi bir yönelime girmesine karşı halkın devrimci refleksi olarak gündemde kalacak demektir
o halde bu yazılanları nasıl açıklayacağız TAYFUN AĞABEY:(( Yani bu sürecin evrimsel çözümü mümkün hale getirilmiştir. Bu durumda gereksiz bir şiddeti uygulamak sosyalist devrim anlayışı değildir. Bu anlamda sorunun evrimsel bir çözümü gündemdedir. Bu nedenle barış ve diyalog çağrıları yapılmaktadır.))

YANİ GEREKSİZ BİR ŞİDDET UYGULAMAK SOSYALİST DEVRİM ANLAYIŞI DEĞİLDİR
bu elbette sürecin diline uygun düşüyor ama cebirsel güç tedbir olarak elde tutuluyor tc nin aksi bir eğilime girmesi ihtimaline karşı
bu işin doğası gereği mi böyle hem barışalım deniyor hem de silah barışmanın sağlanmasında tehdit aracı olarak kullanılıyor yani bak başka bir tarafa yönelirsen savaşa devam ederim
hani şu teori vardı savaş siyasetin başka araçlarla yürütülmesidir deniyordu
o halde sorun şu noktaya geliyor sanırım
-devlet ulusal demokratik istemlerde bulunan kürt hareketinin isteklerini dinliyormuş gibi yapıyor,ilgileniyormuş gibi yapıyor kürtleri tanıyor, televizyon yayını yapıyor ,istanbul kürt enstitüsüne izin veriyor,dil kurslarına evet diyor, gazetelere, kültürel derneklere(mezopotamya kültür)izin veriyor dtp ye izin veriyor ama törpülemeye çalışıyor; bunları aslında yeterli görüyor
-kürt ulusal demokratik hareketi ise yukarıda sayılan talepleri sıralıyor:
1- Anayasa'da Kürtlerin temel haklarının, bütün kültürlerin varlığının ve kendini ifade etmesinin güvence altına alınması (Öcalan'ın İmralı'dan ilettiği son talep)
2- Kürt ulus devleti yerine ortak devlet (Öcalan'ın demokratik cumhuriyet talebi)
3- Kürtlere özerklik verilmesi (Öcalan'ın özgür parça tezi)
4- Özerk bölgeye bayrak ve sembol kullanma hakkı tanınması
5- "Türk" yerine "Türkiyelilik", "Türk ulusu" yerine "Türkiye ulusu" kavramının kullanılması, (Öcalan'ın ulus tezi)
6- Bölge meclislerinin kurulması (Öcalan'ın halk meclisi tezi)
7- Özerk Güneydoğu bölgesine pozitif ayrımcılık uygulanması,
8- Özerk bölge(ler)nin başkenti olması (Diyarbakır'ın başkent kabul edilmesi)
9- Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılması, etnik kimlikle siyaset olanağı (etnik parti hakkı) tanınması (Öcalan'ın talebi)
10- Türkiye için önerilen bu modelin Irak, İran ve Suriye'de de uygulanması (Öcalan'ın dört ortak devlet tezi)
devletin resmi düşüncesi bu ;artık bunu kim belirliyorsa:bence genelkurmay belirliyor
burada istenilen hakların veri
lmesinin yeterli olacağını söyleyen ile verilmiş olan hakların yeterli olduğunu söyleyen iki düşüncenin çatışması ortaya çıkıyor ve aralarında uçurumlar var bu iki düşüncenin nasıl uzlaşılacak acaba gerçekten antagonist çelişki çözülmüş müdür kürt hareketi açısından antagonist çelişki çözüldü ve yokluktan varlığa geçildi diyorsunuz ama genelkurmayın antagonist çelişki olarak gördüğü bir noktada olunmasın

kürt sosyalist hareketinin iktidar hedefli olmadığını söylüyorsunuz ama karşıda bir iktidar var bunun dönüşümü umarım sizin dediğiniz gibi olabilir ve bir halk komünalizmi kurulabilir
saygılarımla

Demokratik Cumhuriyet

Sayın Soykan, yazdıklarım esas olarak kürt hareketinin Demokratik Cumhuriyet Projesini nasıl yorumladığına ilişkindir. Ve özellikle konunun bütünü ele alınmamış Sayın Demir Küçükaydın' açılımlarından sonra geriye kalan kendimce gördüğüm eksikliklere değinilmiştir. Bir Ölçüde tamamlama özelliğindedir. Konunun genişliği düşünüldüğünde siz değerli arkadaşımın açılımları üzerinden bir kaç şeyin daha açılması gerektiği görülüyor.

Öncelikle DTP Kongresinin DTP üzerinde oynanmak istenen oyunlara karşı DTP yi netleştiren bir kongre olduğunu hemen vurgulamalıyım. Ama DTP kongeresi Komagel'in Türkiye ayağı değildir. DTP sadece legal siyasal zeminde kurulmuş bir kitle partisidir. Bu açıdan DTP nin sınırları böyle bir yapılanmayı kaldıracak kapasitede değildir ve partiler yasası da buna izin vermemektedir. Demokratik Halk konfederalizmi çok daha geniş ve esnek, bir ölçüde de yerellik üzerinden düşünülmektedir. Oysa DTP bütün demokratik özelliklerine rağmen hala merkezi ve hiyararşik bir örgütlenmedir.

Öncelikle belirtmeliyim ki Kürtler dört parçada dört devlet modeli olarak olaya yaklaşmamaktadırlar. Kurulmuş devletleri dışlamayan (Buna TC.de dahildir) ama bir birlerinin yasalarına saygı gösteren Ancak dört parçada da demokratik toplum konfederalizminin oluşturulmasını öneren bir yaklaşımın sahibidirler. Bu demokratik toplum modeli sivil toplum örgütlemesi veya kültürel toplumsal birlik olarak tanımlanabilir. Bu bir devlet önermesi değildir.
Bölgesel özerklik kavramında da özde etnisite üzerinden bir tanım getirilmemektedir bulunulan bölgede( kürt,türk, alevi sünni,ezidi,süryani arap vs.) herbirinin farklı komünlerden oluştuğu bu komünalitenin konfederal bir biçimde buluştuğu bir toplumsal yapılanmadan söz edilmektedir. DTP 'nin Kürtlerin coğrafik Kürdistan olarak tanımlamadığı bölgelerin dışında da özerklik vurgusu bunu zaten açıklamaktadır.

Özerk bölgelerin bayrak, meclis vb. farklılıklarının simgesel belirlenmesi talebi bir anlamda kanton veya eyalet benzeri bir belirlemedir. Bunların birleşiminden de Kürdistan devleti ortaya çıkmaz. Öcalan'ın son olarak getirdiği" Bir devlet iki demokrasi modeli de bunu getirmez zira bundan şu anlaşılmalıdır. Yerelde içe dönük kararlar alan Bir halk temsilciler meclisi ile bir devlet meclisi. Benzetme olarak söylüyorum TBMM ve Senato gibi bir model.Buna hukuki dilde üniter yapılı Karma devlet denilmektedir.

Yazılanlardan güney kürtlerinin devlet aşamasında kuzey kürtlerinin ise bölgesel özerklik aşamasın olduğu gibi bir tespit çıkıyor. Bu sanırım çok doğru değildir. Güneyin ne kadar devlet olduğu tartışılır. Zira henüz devletsel bir iradeden çok bir ABD kantonu görüntüsü vermektedir. Kürtlerin siyasallaşması veya devletleşme düzeyi açısından bakıldığında da Kuzeyin güneyin gerisinde olduğu söylenemez.Çümkü kuzey kendi özgünlüğünü korurken güney henüz kendi özgün bağımsız gücünü oluşturamamıştır. Üstünlük dış destek üzerinden şekillendirilmiş biçimsel bir üstünlüktür. ve garantisi yoktur.

Kuzeydeki özerklik talebi ve güneydeki kürt devletine Türkiye'nin bütünlüklü baktığını belirtiyorsunuz. Kuşkusuz bu doğrudur. Ancak Türkiye'nin her parçadaki özgünlüğü de hesaba kattığı görülmelidir. Türkiye açısından Kürt hakları bireysel kültürel hakların ötesine geçmemektedir. Bu açıdan gerek Küzey gerekse güneyde bir kürt siyasal oluşumuna sıcak bakmamaktadır. Ancak Türkiye açısından esas tehlike Kuzey kürtleridir. Hatta Kuzeyi bastırmak için Güneyde kürt devletinin kuruluşunda büyük emeği olduğu da açıktır. Son ABD ziyaretleri sonrasında Güneyli Kürtlerle ilişki düzeyi bir ölçüde daha fazla gelişmeye açılmıştır. Bu noktada bu güne kadar savunduğu Irak'ın tek devletsel bütünlüğü tartışmalarından Kürt federe devletini tanıma noktasına evrildiği de söylenebilir. Kuşkusuz bu tanımada bazı egemenlik şartları da ileri sürmektedir vesürecektir.
Bu durmda Kürtleri bütünlüklü değerlendirmesinde tüm kürtlere aynı yakınlıktadır anlamı çıkarılamaz.

DTP kongresinde parti olarak bir netleşmeden söz edilebilir ancak bu parti içerisinde bütünlüklü bir yapınında sağlandığını göstermez. zira böyle bir bütünlüğün zorlanması için parti dışı bir çok güç DTP üzerinden bir ayrışma ve parçalama siyasetini sürdürmektedir. Bu ayrışmaya DTP içerisinden katkının gelip gelmeyeceği sonraki süreçlerde ortaya çıkabilir.

DTP veya kürt hareketinin taleplerinin kabul edilip edilmeyeceği meselesine gelince Bu başta Kürt halkı olmak üzere tüm türkiye hatta dünya halklarının mücadelesine bağlıdır.

Her şeyini Türkçülük üzerine inşa etmiş Kürtleri yok sayan bir devlet kürtleri kabul etmiştir.Kürt realitesi kabul ettirilmiştir. Bu kabul Kürt haklarınında kabul edilmesi değildir. Şu anda yaşanan sorun bu hakların kabul edilmesi sorunudur.Daha iyi anlaşılması için söylüyorum Bir ikiye bölünmüştür. Şimdi iki farklınınn istihdam sırasıdır.

Tarafların her ikiside biri genişletip ikiyi kapsaması noktasına gelmiştir. Biri ırk esasına dayalı ulus tanımından vaz geçip Türk tanımının etnik bir tanım olmadığını söyleyip kürtleride kapsadığını ilan ederken Kürt tarafı Türkiye ulusu diye adlandırdığı vatandaşlık bağını ulus tanımında esas almaktadır. Kürt tarafı bu aşamayı devrimsel bir başarı olarak yorumlamaktadır. Yani eski devlet büyük oranda yıkılmıştır anlayışı üzerinden bu belirlemeye varılmaktadır. Kuşkusuz bu bizim anladığımız anlamda üretim araçlarının eldeğiştirmesi veya eski devletin yıkılıp yepyeni bir devletin kurulması kadar yalın bir yorumlama değildir. Bu tanım benim açımdan da tartışma götürür bir belirlemedir. Ama soruna ulusal açıdan yaklaşıldığında bu gelişme küçük bir reform olarak ta addedilemz.

Her devrim kendi korumasını kendi güçlerinde bulur. Hele de sorun birin ikiye bölünmesi sağlanıpta ikinin istihdamının gerçekleşmediği süreçlerde bu güvence çok daha fazla bir önem kazanmaktadır. Dikkat edilirse kürt tarafı silahların bırakılması için ikinin yani kürt haklarının anayasal güvenceye alınmasını ileri sürmektedir.

Kürtlerin silahları bırakmamasının nedeni Türk devletini tehdit etmek değil devletsel yeniden yapılanmada olası ters yaklaşımlara karşı güvence içindir. Bununu daha iyi anlaşılması için 1917 E.kim devrimini ele alalım Devrim sonrası antagonist çelişkiler çözülmüş ancak devrilen burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişki devam etmektedir. Bu nedenlede Proletarya devrim sonrası silahlı gücünü hemen toplumsallaştırmaıştır. çünkü çelişki ikna alanında sürmektedir.

Türk devleti Kürt realitesini kabul etmiştir. Ancak sorun henüz çözümlenmemiştir. Kaldıki türk devleti ortak bir iradede göstermemektedir. Zaman zaman kendi içinde de bu konuda çatışmaktadır. Resmiyet bu realiteyi 1990'lardan itibaren kabul etmesine rağmen hukuksal boyutta adım atamamıştır. Bu durum antagonist çelişki olarak tanımladığım varlık yokluk çelişkisinin çözülendiğini ama çelişkinin nitelik değiştirerek devam ettiğini göstermektedir.
Sayın Soykan. Barış bir iyi niyet meselesi değildir. Barış emperyalizm koşullarında karşıt tarafların güçlerinin savaşa girmesini engeller düzeyde dengede olmasına bağlıdır. Bir anlamda güç savaş için caydırıcı bir özellik taşır.
Sevgili arkadaşım, Kürt hareketi İktidar hedefli değildir. ama karşıda bir iktidar var diyorsunuz. Bu bir anlamda doğrudur. Ama bu iktidar eski statünün parçalandığı bir iktidardır. ve yeni bir yapılanmada kendi içinde sorunlar yaşayan bir iktidardır. Bu nedenle böylesine içten parçalanmış bir iktidara karşı mücadele için Kürt hareketi bu süreçte stratejik olarak belirlediği mücadele biçimi silahlı savaş değil. "Üçüncü alanın" mücadelesidir. Yani sivil toplum örgütlerinin demokratik direniş yöntemleridir.
Ancak bu alanın yetersizliği de açıktır. Bu gün gerilla güçleri esas olarak Halk savunma güçleri biçiminde istihdam edilmektedir. Yani doğrudan devrimci şiddete dayalı bir hareket geliştirmek için değil, bu alanların savunulması içindir. Ancak İmha amaçlı saldırılarda istem dışı çatışmalar bu gücün bu süreçte asli mücadele gücü olduğunu getirmez.

Kardeşim, iktidarı esas olarak Genel Kurmayın temsil ettiğini ve bunlarında soruna antagonist yaklaştığını belirtiyorsunuz. Son ABD ziyaretleri ve seçimler sonrasında Genel kurmayın eski hakimiyetinden büyük oranda gerilediği görülmektedir. Ancak askeri ve sivil bürokratik yapı esas olarak hala hakimdir. ancak Ordunun da kürt realitesini tanıdığı ve kürt haklarını ise bireysel haklar olarak değerlendirmek istediği hepimizce malumdur. Varlık yokluk sorunu halledilmiştir. Yaşanan itirazların aşılması için bir devrim zorunlu değildir.
Ama Türkiyenin sorunu sadece kürt sorunu değildir. veya Kürt realitesinin veya kürt haklarının kabul edilmesi yeterli değildir. Türkiye halklarının özgürlük eşitlik gibi sorunları devam etmektedir. Bu sorunların Özellikle ekonomik sorunların çözümünde demokratik cumhuriyetin bütün kurumlarının oluşturulmasında devrimci bir mücadele gündemleşmek zorundadır.
Sayın Soykan, Konu oldukça geniş ve daha detaylı açımlamaya ihtiyaç vardır. Ayrıca konunun belgelerle izahı da daha açıklayıcı olacaktır. Ancak konumum belgeleri arşivlemeye elverişli değildir. Bu nedenle yazılanlar anladıklarım üzerinden yazılmıştır. Kuşkusuz yazdıklarımda eksikliklerde buluna bilir. Bir yanlışlığım olmuşsa düzeltilmesi banada bir katkı olacaktır. saygılarımla.Tayfun İşçi

faşist diktatörlük mü (oligarşik cum)demokratik cumhuriyet

saygıdeğer tayfun abiciğim benim elimde kanton nedir,eyalet sistemi nedir türünden açıklayıcı kitaplarım yok ama anayasa hukuku kitabım var orada da yeterli açıklıkta bilgiler yok ama bu tür kitapları bulup okuyacağım oldukça açıklayıcı bir yazı olmuş daha fazlaca üstünde duracağım bir yazı ama kürtlerin bu taleplerinin devletten alınabilmesi için kurduğunuz güçler diyalektiğini kabul etmek gerekiyor bu taleplerin kabulu esasta kürt halkının mücadele azmiyle olacak ama türkiye halkları ve dünya halklarınında desteği gerekiyor söylediğiniz gibi
yine söylediğiniz gibi bu türden bir cumhuriyet için kimsenin cepheden itirazı olmaması beklenir yani türkiyeli komünistler dahil reddetmekten ziyade ancak itirazlara konu edilebilir sanıyorum; yani kürt sorunun çözümünün olduğu bir türkiye ve sokakta kafasına silah sıkılmayan bir devrimci muhalefet cezaevlerinde devrimcilerin yakılmadığı bir cumhuriyet ve ve ....bunun da elbette yine mücadeleyle elde edileceği ve kazanılanların mücadele ile elde tutulacağı ve daha ilerisine geçileceği bir cumhuriyet yani oligarşik cumhuriyetten (veya adına ne denilirse denilsin )demokratik cumhuriyete
bu desteklenmesi gereken bir bakış tarzı bence ama herkesin programatik zemini kendi uhdesinde olmak kaydıyla; demokratik cumhuriyetin zararı faşist diktatörlük(veya oligarşik cumhuriyetten)'ün zararından elbetteki katbe kat daha az olacaktır

saygılarımla

Demokratik Cumhuriyete yaklaşım sorununda yaygın yanılgılar

Merhaba Tayfun hocam;
Demokratik Cumhuriyet başlıklı yazınıza ancak daha geçenlerde tesadüfen rastladım. Aslında Köxüz'ü uzun zamandan beri bilen, ara ara takip eden biriyim; ama bir girişimci olarak daha yeni dahil olabilme imkanı bulabildim.
Demokratik Cumhuriyet başlıklı yazınızda kendimce eksik ve yanlış bulduğum bazı noktalar üzerine size bir cevabi yazı yazmayı düşündüm. Ancak, sonradan yazının kapsam ve boyutu nedeniyle bunu kendi başına ayrı bir yazı olarak kaleme almayı daha uygun buldum. Yine de esasen sizin bu yazınız vesilesiyle kaleme alınmıştır.
İlgili yazımı okuyup değerlendirmeniz, bu konuda tartışmayı devam ettirmemiz dileğiyle...
selamlar