Kullanıcı Girişi

CAPTCHA
Aşağıdaki basit hesabın sonucunu yazın. Bu siteye spam (çöp) yollanmasına karşı bir tedbirdir.
3 + 3 =
Solve this simple math problem and enter the result. E.g. for 1+3, enter 4.

Köxüz'den Yazılar E-Grubu'na Katıl!

Üye olursanız yazılar adresinize otomatik olarak gelir.

Üye olmak için aşağıdaki boşluğa mail adresinizi yazın "Tıkla ve Katıl" tuşunu tıklayın. 


Google Groups
koxuzden-yazilara katıl
E-Mail:
Bu grubu ziyaret et

 

DTP, EMEP, SDP, SP, SEH, EHP ve diğer bütün kişi ve gruplara soru ve çağrı: Hangi Çözümden veya Ulusçuluktan Yanasın

Demir Küçükaydın kullanıcısının resmi

“Azınlıklar sorunu” ve/veya “ulusal sorun”, birisi ezilenleri bölücü ve gerici; diğeri devrimci ve demokratik olmak üzere iki şekilde "çözülebilir". Birincisi, o azınlıkların veya ulusların tanınmasıdır.
Bu gerici, anti-antidemokratik “çözüm”dür.
Bu çözümün gerici ve anti demokratik karakterini şöyle bir örnekle açıklayabiliriz: Türkiye'de devletin iddiası her ne kadar laik olduğu ise de, devlet laik değildir ve Sünni İslam'ın özel bir yorumu devletin gayrı resmi dinidir.
Çünkü, örneğin Devlet, tüm vatandaşlardan aldığı paralarla, camilere imam atar, onların maaşını verir, İmam Hatip okulları açar vs., vs..
Bütün bunların laiklikle hiçbir ilgisi yoktur.
Şimdi, böyle bir devlette, Alevilerin de "tanınması"; yani örneğin Cem Evlerinin de Camiler gibi tanınması; dedelere maaş bağlanması gibi, okullarda Din derslerinde Aleviliğin de okutulması gibi, Sünnilere tanınan ayrıcalıkların aynen Aleviler için de geçerli olduğunu var sayalım.
Bu "çözüm" gerici bir "çözüm"dür. Bu "çözüm", devletin inanç alanına karışmasını sorgulamaz. Sadece, somut olarak devletin tanıdığı ya da desteklediği din veya dinler değişmiş olur. İlişkileri değil, ilişkilerin somut biçimini değiştirmiş olur; ayrıcalıkları ve dolayısıyla baskıya uğrayanları ortadan kaldırmaz, sadece bu ayrıcalıklıları dolayısıyla baskıya uğrayanları yeniden tanımlamış olur.
Devrimci ve demokratik çözüm: devletin Alevileri de tanıması değil, dini tümüyle özel bir sorun olarak görmesi, sadece onların arasındaki eşitliği, inanç özgürlüğünü savunmasıdır.
Yani örneğin İmamların maaşının, yetiştirilmesinin vs. de tıpkı şimdi Alevilerdeki dedelerde olduğu gibi bütünüyle cemaatin gönüllü katkılarıyla sağlanmasıdır.
Böyle bir Demokratik çözümde, Devletin görevi, çoğunluk dininin, azınlık inançlarını baskı altına almasını engellemek olur. Yani örneğin, en Sünni semtte bile, isteyenin Ramazan’da güpe gündüz yemek yeme hakkını savunmak olur.
*
Türkiye'de bir Politik İşçi Hareketi, dolayısıyla Devrimci Demokrasi bulunmadığı için, bu alandaki bütün tartışmalar, gerici "çözüm" çerçevesinde yapılmakta; Burjuvazi ile Bürokrasi arasındaki o kayıkçı dövüşü ve zımni uzlaşma teşhir edilememektedir.
Bu gün mazlum rolü oynayan, politik İslam bayraklı Anadolu Burjuvazisi, hiçbir şekilde böyle bir tutarlı laikliği savunmamaktadır ve savunamaz. Onun sorunu, devletin resmi İslam'ının kendi savunduğu İslam olmamasıdır.
Tersinden Alevilerin bir kısmı da, çoğu kez gerçek bir laiklikten ziyade, ya politik İslam'a karşı resmi İslam'la ittifaka girmekte ve bürokrasinin yedeği olmaktadırlar; ya da Aleviliğin de tanınması gibi gerici talepler ileri sürmektedirler.
Halbuki gerçek bir laiklik programı, sadece Alevilerin değil, Ateistler, Ezidiler, Hıristiyanlar gibi tüm diğer inançların, hatta Sünni Müslümanların da sorunlarını bir çırpıda ve kökten çözer.
*
Sorunun bu gerici tarzda ele alınışı aynen "ulusal sorun"da da görülmektedir.
Şimdi, örneğin Kürtlerin önemli bir kısmı "biz Asli unsuruz" diyerek, aslında tıpkı, Alevilerin de gerçek bir laiklik yerine Sünnilerle aynı haklardan yararlanma politikasına benzer bir politika izlemektedirler. Yani devletin Türk devleti devleti değil de bir Türk-Kürt devleti olmasını veya Kürtleri ayrı bir ulus olarak tanımasını istemektedirler.
Evet, bu da bir "çözüm" olabilir, ama tıpkı Alevilerin diyanette yer alması gibi bir "çözüm"dür. Gerici ve anti demokratik bir "çözüm"dür.
Demokratik bir Cumhuriyet ile böyle bir talebin ilişkisi olmaz. Sorun devletin Kürt-Türk devleti olması veya devletin Kürt ulusunu tanıması değil, Türk devleti olmaktan çıkarılmasıdır.
Demokratik bir Cumhuriyette, devletin nasıl dini olmazsa, din nasıl bütünüyle özel bir sorun olarsa, devletin dili, etnisi, soyu, tarihi "ulusu" da olmaz.
Demokratik bir cumhuriyette, Politik olanın, yani devletin ya da ulusun tanımı, örneğin Kürtlük ve Türklükle değil, Kürtlük ve Türklükle tanımlamaya karşı olarak tanımlamakla; insan haklarıyla yapılır.
Kimilerinin sandığı gibi bu ulusçuluğun aşılması veya ötesi değil, tam da ulusçuluktur; ama demokratik bir ulusçuluktur.
Demokratik bir cuhuriyette, örneğin Türklük ve Kürtlük (Ermenilik, Rumluk, Süryanilik vs. hepsi), insanların, tıpkı din gibi, "özel sorunları" olur.
Örneğin: tüm dillerin ve kültürlerin eşitliği, herkesin ana dilinde eğitim hakkı olur.
Böyle bir ülkede, her hangi bir dil ya da kültür imtiyazlı olmayacağından, her hangi bir etnik, kültürel ya da dilsel azınlık ve baskı da olmaz. Tıpkı gerçek bir laiklikte devletin dini olmadığı için herhangi bir dinsel azınlık ve baskı olmayacağı gibi.
Böyle bir ülkede, herkes ana dilinde okur, ama o ana dilde ayrı tarihler, yani Kürt ve Türk tarihleri değil; ulusların tarihlerinin olmadığına, bu demokratik cumhuriyetin veya kendini Türklük veya Kürtlükle veya her ikisiyle tanımlamayı reddeden, demokratik ulusçuluğa dayanan bu ulusun tarihinin kendisinin ortaya çıktığı anda başladığını; ulusların tarihinin ulmadığını, bunu gerici ulusçuların yarattığını anlatan ortak tarihi okurlar.
Kürtlerin veya Türklerin tarihi olduğuna inanç, kişilerin özel sorunu olur.
Böyle bir demokratik Cumhuriyette devletin Türk veya Kürt Dil Kurumları, Tarih Kurumları olmaz.
Ama kendini Türk veay Kürt görenler veya böyle Kürt ve Türklerin tarihini incelemek isteyenler, tıpkı gerçekten laik bir ülkede isteyen üç kişinin bir araya gelip istediği inancı ya da dini kurması gibi, kendi girişimleri, özel çabaları ve bağışlarıyla, istedikleri tarih yorumunu araştıracak, yayacak vs. Türk veya Kürt veya başka Tarih veya Dil kurumlarını kurabilirler. Hatta bunlar farklı Türklük ve Kürtlük tanımlarına bağlı olarak, farklı tarihler ve yorumlarını yapabilirler.
Örneğin kimileri Türklüğün aslında Orta Asya’dan gelmediğini, Türklüğün Anadolu’nun yerli Ermeni ve Rum ve diğer ahalisinin hafızasının kaybıyla oluştuğunu, dolayısıyla bu unutulanları yeniden hatırlamak için, Bizans, Roma, Yunan, Hitit tarihleri okumayı savunabilir.
Örneğin başka bir akım, Türklerin insanlığı kurtarmak veya dünyayı tohumlamak üzere, Orta Asya’dan değil, uzaydan geldiklerini savunabilir. Bu fikri yaymak ve bu alandaki araştırmaları desteklemek için her türlü örgütler, vakıflar kurabilirler. Ama bütün bunların politik bir anlamı olmaz, Bütün bunlar kişilerin özel bir sorunu olarak kalır.
*
En çok karıştırılan konu ulusun bir dile göre tanımlanmasıyla, pratik bir sorun olan ortak bir anlaşma dilinin farkıdır.
Demokratik bir cumhuriyette ulus bir dile göre tanımlanmayacağından ulusun dili olmaz; ama yurttaşlar gerekli görürlerse bir dil ortak konuşma ve eğitim dili elbette özgür tartışmayla ve demokratik olarak seçilebilir. Ve herkes ana dilinin yanı sıra bu dili de öğrenebilir.
Her hangi bir veya birkaç dilin, bir ortak konuşma dili ("Lingua France") olarak seçimi, teknik bir sorundur, buna gerek olup olmadığı ve olursa hangi dil olacağı, çeşitli dillerden tüm yurttaşların demokratik olarak seçimi ve belirlemesiyle olur, ülkede yaşayan çoğunluk veya azınlık dillerinden biri olması da gerekmez, pek ala o ülkede kimsenin ana dili olmayan bir dil de olabilir. Bu anlamda ortak dil, ulusun tanımına ilişkin değildir.
Örneğin birçok eski sömürgede, ortak konuşma dili, çoğu kez eski sömürgecilerin dilidir, ama bu dili ülkede ortak konuşma dili olarak kullanmaları onları İngiliz veya Fransız ulusundan yapmaz.
Bu ortak konuşma dilinin, en büyük çoğunlukların, örneğin Türklerin ve Kürtlerin dili olması bile gerekmez, pek ala o ülkede hiç konuşulmayan bir dil, örneğin İngilizce bile seçilebilir. Hatta çoğunlukların pratik hayattaki avantajlarına karşı hem daha eşitleyici olacağı; hem de bu gün her zamankinden daha çok tek bir dünya olmuş dünyada, dünya çapında ortak dil olduğu için, böyle bir seçim daha doğru bile olabilir.
Ama bu günün sorunu bu değildir. Bu hakkı elde etmektir bu günün sorunu. Ancak bin demokratik Cumhuriyette, bunlar bütünüyle demokratik olarak, her hangi bir dili seçmenin avantaj ve dezavantajlarını göz önüne alarak yurttaşların özgürce belirleyebileceği, politik anlamı olmayan, devleti ve ulusu tanımlamanın aracı olmayan bir konu olarak kalırlar.
Türkiye'deki en devrimci demokratik eğilimleri dile getiren Kürt Özgürlük Hareketi bile, hala sorunu, "kurucu” veya “asli unsur" çerçevesinde tartışmakta; ulusun dile, tarihe, soya, dine, etniye vs. göre tanımlanmasını sorgulamamakta; tutarlı bir devrimci demokrasi programını ortaya koyamamaktadır.
Ama bu geri çekilişten dolayı Aleviler gibi Kürtler de suçlanamaz.
Bunun baş suçlusu, böyle bir programı bayraklarına yazmayan sosyalistlerdir.
Türkiye'de veya Orta Doğu'da ulusu dil, etni, din, kültürle vs. tanımlamayı reddeden ve buna karşı mücadele eden gerçek bir Demokratik Cumhuriyeti savunan politik işçi hareketi olmadığı için, Kürt Özgürlük Hareketi de kendi devrimci demokratik eğilimlerini ifade edememektedir.
Görev, inancın, dilin, kültürün, tarihin kişisel bir sorun olacağı; bütün dil, inanç, kültür ve dillerin eşit olduğu gerçek bir Demokratik Cumhuriyet'i savunacak, devrimci demokratik bir politik akım, bir hareket ve politik bir örgüt ve güç yaratmaktır.
Ancak böyle bir program ve çizgi, bu gün ortalığı kaplamış güçlerin, gerici ve uzlaşmacı niteliklerini görmeyi sağlayan bir mihenk taşı olabilir ve devrimci demokrasiyi daha tutarlı bir çizgiye çekebilir.
*
"Çatı Partisi" tartışmalarına biraz da bu programatik sorunlardan hareketle girmek daha doğru olacaktır. Olmayan ve eksik olan budur
"Çatı Partisi", toplumda böyle Kürtlüğün tanınmasına değil, Türklüğün veya her hangi bir ulusa göre politik olanın, devletin veya ulusun tanımlanmasına karşı bir programla ortaya çıkar ve tartışmalar bu mecraya akarsa, o zaman "Çatı Partisi" daha doğmadan tüm toplumu değiştirmeye başlayabilir.
Şimdi soruyoruz, DTP'ye, EMEP'e, SDP'ye, SP’ye, SEH’e ve diğer tüm kişi ve gruplara: devletin böyle dini olmaması gibi "ulusu" da olmaması veya ulusun (Devletin, Politik olanın), dile, dine, etniye, tarihe göre tanımlanmaya karşı tanımlanması; Türklüğün, Kürtlüğün vs. kişilerin özel, "kültürel" bir sorunu olması konusunda somut olarak ne diyorsunuz?
Bu programa evet mi diyorsunuz hayır mı?
Çatı Partisi Girişimcileri bu soruyu tartışmayla cesaret edebilir ve bu soruya “Evet, biz ulusun tanımından her türlü dil, din, etni, soy, tarih, kültürü dışlamak; ulusu bunlarla tanımlamaya karşı tanımlamak istiyoruz” cevabını verebilirlerse ilk ve en önemli adımı atabilirler.
 
15 Haziran 2009 Pazartesi
 
Demir Küçükaydın