"Çatı Partisi" veya "Demokrasi İçin Birlik" Toplantısı İzlenimleri (1) Toplantı Öncesi
Daha önce "Çatı Partisi Tartışmaları Grubu"na yazdığım yazılarda ifade ettiğim[1] "Çatı Partisi Örgütlenme Komisyonu"nun "Hazırlık" biçimi ve adı altında aslında yetkisini ve haklarını aşan belirlemeler ve emr-i vakiler yaptığı yolundaki izlenimlerimin, hiç de yanlış olmadığını gördüm.
Burada "emrivakiler" derken, bir kastı ya da kötü niyeti var saymıyorum. Daha tehlikeli bir durum olan, bunu olağan kabul ederek, hiç de böyle yaptığını düşünmeden, ama nesnel anlamıyla böyle yapılmasını kastediyorum.
Gerçi, Tuncay Yılmaz'ın ilk yazıya yazılmış cevabi yazısı bunun tevil yollu ikrarı idi ama bunu doğrudan gördüm ve yaşadım.
Perşembe günü tesadüfen koordinasyondan bazı arkadaşlarla konuşma imkanım olduğunda şu çok açık olarak açığa çıkmıştı ve ifade ediliyordu: "artık bu saatten sonra sosyalizm mi, sosyal cumhuriyet mi tartışmalarına müsaade etmeyiz".
Ben ise, bunun usulen yanlış olacağını, bu toplantıya ve çalışmalara katılan, örneğin SEH gibi örgütler veya Ertuğrul Kürkçü gibi bazı arkadaşların programın "Demokrasi" ile sınırlanıp tanımlanmasına karşı çıktıklarını, böyle bir yaklaşımın onları daha baştan dışlama anlamına geleceğine, bunun fiilen bir manüplasyon olacağına dikkati çektim.
Sonra "müsaade etmeyiz"deki o "Biz" kavramının, artık bir yürütme ve ayrıntıları düzenleme değil, fiilen içeriğe ilişkin kararlar alan, kendini tüm girişimin yerine koyan bir anlamda kullanıldığına ve bunun tehlikelerine dikkati çektim.
Bunları yanlış buluduğumu, daha baştan girişimi zehirleyeceğini, en sıradan bir dernek toplantısında bile, gündem önerilerinin, toplantının başında gündemin başına alınıp, tartışılıp onaylandığını; esas sorunun zaten gündem olduğunu, bu usule uymamanın manüplasyon anlamına geleceğini, usule uymanın ve adil olmanın, açık olmanın çok önemli olduğunu söylemeye çalıştım.
Ancak muhataplarım, benim de özünde programda sosyalist taleplere karşı çıktığımı bildiklerinden, içerikteki bu yakınlık nedeniyle, sanırım bu usul ihlaline pek ses çıkarmayacağımı sanıyorlardı anladığım kadarıyla. Çünkü Türkiye'de genellikle böyle davranılır.
Ayrıca bu itirazları yaptığımda ısrarlarımın rahatsız edici bulunduğunu hissettim.
Ancak ben bu itiraz ve kuşkularımı çok önceden Çatı Partisi Tartışmaları Grubunda ifade etmiş ve hiç de doyurucu olmayan ve kuşku ve itirazlarımın kanıtını oluşturan cevaplar almıştım.
Bu anlamda duyduklarım beni pek şaşırtmadı da diyebilirim.
Zaten tam da bunun üzerine, itirazlarımın tartışılmasının engellenebileceğini düşünerek, gruba resmen bir karşı gündem önerisini yazılı olarak sunmuştum, ki bir alternatif gündem olarak tartışmaya ve oylamaya sunulmak zorunda kalınsın. Böylece yanlış gördüklerimi katılanlara söyleme imkanı bulayım.
Elbette, itirazlarımın, bugünkü bileşim ve beklentilere uygun düşmediği için yine oyunbozanlık gibi görüleceğini ve tepki toplayacağını biliyordum. Ama insanların siyasi eğitimine katkıda bulunmanın başka yolu yoktu ve bir örnek sunmanın, her zaman sağlam bir gelenek bırakmak için büyük dğeri vardı.
Toplantıdan bir gün önce akşam, toplantıyı örgütleyen kooürdinasyondan bir arkadaş telefon etti ve mümkünsü ertesi gtün toplanrtıdan bir saat önce gelmemi şu yaptığım gündem önerisi üzerine konuşmamız gerektiğini söyledi.
Koordinasyon tarafından, çok daha önce dile getirilmiş sakıncalara ve kuşkulara bürokratik ve yukardan bir uslupla cevap verimişti.
Ve şimdi toplantı salonunda açık açık bu gündem önerisini tartışmaya sunup, açıktan karşı çıkarak, eleştirerek reddini isteyecekleri yerde, önceden benimle özel görüşme biçimde farklı bir gündem önerisini tartışmayı engellemeye çalışacakları hissediliyordu.
Bizzat böyle bir önceden konuşma yapma ve bir karşı gündem önerisini gündeme getirmeme çabasına girmeleri, bu ihtiyacı duymaları bile, nasıl bir yanlış içinde bulunduklarını gösteriyordu.
Acabu bunu alayabilirler miydi? Kısa vadede anlamasalar bile uzun vadede anlamalarının başka bir yolu da yoktu. Her şeyden önce önemli olan bu arkadaşlara bu yanlışı göstermek ve hiç olmazsa ilerde olsun bu gibi yanlışlar yapmalarını engellemek önemliydi.
Söylendiği gibi, sabah erken gittiğimde, koordinasyondan bazı arkadaşlar beni bir kenara çekerek, bana, şimdi bütün dernek temsilcileri, milletvekilleri, DTP başkanı Ahmet Türk, medya vs. varken bir gündem tartışmasına müsaade etmeyeceklerini, bunca misafir ve medya oradayken, böyle bir gündem tartışmasına girmenin yanlış olduğunu; böyle bir tartışmanın toplantıyı dağıtabileceğini, ilk gün geçtikten sonra ikinci gün istediğim başlık altında istediğim gibi fikirlerimi söyleyebileceğimi; örneğin nasıl bir parti ve demokrasi gibi başlık altında isteyenlerin demokrasi değil de sosyalizm istiyorlarsa onu da savunabilecekleri söylendi. Yani oyun bozanlık yapmamalıydım.
Yani açıkça baskı altına alınarak gündem önerimi çekmem; çekmediğim takdirde de görüşülmesine müsaade edilmeyeceği söyleniyordu.
Bir işyeri örgütlerken işverenlerin yaptığı tehdit ve rüşvetleri hatırlatıyordu bu söylenenmler bana.
Demokrasi adına ortaya çıkacak bir partinin tüm hazırlık çalışmalarını yürüten bir koordinasyon veya komisyonunun, bu duruma düşmesi çok düşündürücüydü ve bir yerlerde bir şeylerin çok yanlış gittiğini gösteriyordu.
Ben bu söylenenlerin açık ve korkunç anlamlarına ve çelişkilere dikkati çektim ve önerimi geri çekmeyeceimi, gruba yazılı olarak da sunduğumu ortada durduğunu ve usule uygun davranılması gerektiğini ssöyledim. Eğer toplantya katılmamamı, gitmemi istilyorlarsa gidebileceğimi ama bu yanlışa karşı da mücadele edeceğimi ve niye gittiğimi kamu oyuna açıklayacagımı da söyledim.
Bana gündem önerimi geri çekmem için getirilen gerekçelerin ve söylenenlerin somut anlamının, aslında bu toplantının bir mizasen anlamına geldiğini gösterdiğini, kendilerinin toplantının akışını önceden belirlediklerini ve katılımcılardan biri olarak bana bu senaryoya uyan davranışların dışarı çıkmamam gerektiğinin söylendiğini; benimle bu konuşmanın bu anlama geldiğini, eğer öyle ise bunu da açıkça söylemeleri gerektiğini, toplantının daha büyük bir temsiliyeti ve katılımı ifade ettiği için, en büyük ve üst organ olduğunu, bir komisyon veya koordinasyon olarak buna hakları olmadığını söyledim.
Eğer önerimin gündeme alınmaması gerkiyorsa bunu o organın, yani toplantının yapması gerektiğini, mantığın ve usulun bunu gerektirdiğini tekrar tekrar ifade ettim.
Bu toplantı bir kongre değildir ortada bir örgütlü yapı da yoktur ki kongre olsun, o senin dediğin farklı gündem önerisi tartışmaları kongrelerde olur.
Ben buna karşılık, Kongre kavramını, sadece biçimsel ve hukuki anlamıyla aldıklarını; bunun, daha büyük ve temsil gücü yüksek toplantı ve organların yetkilerinin üstünlüğü anlamında ele alınması gerektiğini; en yüksek temsil gücüne sahip toplatı olduğu anlamında bir kongre olduğunu; kendilerinin ise görevlendirilmiş bir organ olduklarını; böyle davranmalarının fiilen toplantının yetkilerini çiğnemek anlamına geleceğini; kendilerinin ancak bir karşı gündem önerisi sunabileceklerini ve kongre önünde bir birey olarak benim önerim ile kendilerinin önerisinin eşit haklarla yarışması gerektiğini söyledim.
Bu itirazıma da karşılık olarak da Koordinasyon'un toplantyı yönlendirmeye yetkisi olduğunu söylediler.
Bunun da yanlış olduğunu, temsilen daha dar organ olduklarını; daha geniş bir organca sınırlı olarak görevlendirilmiş bulunduklarını; daha geniş organın, yani genel toplantının, kendi karar yetkilerini kendilerine devretmediğini söyledim.
Tabii bu itirazlarımın hiç bir değeri bulunmuyordu. Onlar madem ki toplantıyı hazırlamışlar, onca dil dökerek dernek, sendika, kitle örgütü yöneticilerini, DTP milletvekillerini oralara kadar getirmişlerdi, aşı pşirmişlerdi kendileri istediklerini istedikleri gibi belirleyebilirlerdi. Benim gibi oyun ozanlarla uğraşamazlardı. İşte bana güzellikle önerimi geri çekmem ama ertesi günü istediğim gündem maddesinde söz alıp hiç gündeme bağlı kalmadan istediğmi söyleyebileceğimi söylemişlerdi.
Ama bütün bunlar koordinasyonun nasıl bir sorumsuzluk içinde davrandığını, bu davranışlarını savunmak ve rasyonalize etmek için, gerek toplantının (Kongrenin) gerek kendisinin (Kongre arası komisyonun) yetkileri üzerine söyledikleri gösteriyordu.
En sıradan artık üzerine tartışılmasına gerek bile olmayan, temsil ve katılım kaabiliyeti yüksek organların yetkilerinin daha üst olacağı; bu organların belirlediği organların bu organların görevlerini belirleyemeyeceği gibi ilkeleri açıkça reddeder bir pozisyona düşmek zorunda kalmaları, tüm çalışmaların nasıl bir zaaf içinde olduğunu gösteriyordu.
Bu zaafı somut olarak görmüştüm ve göstermeye çalışmıştım. Ve başkalarına da, şimdi şu satırlarda yaptığım gibi, gösterme olanağını da ortaya çıkarmıştım
Ben bunu kabul etmediğimi, baskıları karşısında önerimi geri almayacağımı; Ertuğrul'un dile getirdiği sosyalizm veya sosyal talepler anlayışına en sert eleştirileri yaptığımı; ama bunun bu şekilde tartışma dışına düşürülmesini doğru bulmadığımı; onların haklarını savnacağımı ve yapılanın içeriği yaralayan bir usulsüzlük olduğunu belirttim.
Bunun üzerine bana, koordinasyonda Ertuğrullarla beraber çalıştıklarını, onların da bu gündemi onayladığını, onlar sorun çıkarmıyorken benim niye sorun çıkardığımı anlamadıklarını, keza artık Ertuğrulların demokrasi programını kabul ettiklerini söylediler.
Ben öyle olduğunu sanmadığımı, ortada yazılı metinler olduğunu; bunları gruba attıklarını; eğer gerçekten görüşleri değişmişse ve kendini baştan demokrasi cevabıyla sınırlayan bir gündeme itiraz etmeyeceklerse, bunu gündem üzerine tartışmada açıkça belirtebileceklerini; o zaman ortada kendileri açısından da zaten korkacak bir şey olmadığını, bunun topu topu birkaç dakikalık bir oylama olacağını; ama usulün yerine getirilmesinin doğru ve güven verici olacağını söyledim.
Bunun üzerine, tartışma başlarsa tartışmaların gidiş yönüne egemen olamayız, her şey planlananın dışına kayabilir dediler.
Ben yine, bu ifadelerin tekrar her şeyin bir mizansen olduğu anlaına geldiğini söylediğimde de mizansen sözüne itiraz ettiler.
Açık ki koordinasyon aslında kendi yetkielrini aşan angajmnlar içine girmiş kendi anlaşıyıla bir sürü işi kotarmıştı ve şimdi başka bir yaklaşım ve anlayış ortaya çıkınca ona karşı fiili bir baskı ve engelleme ile kendi yaptıklarını zorla uygulayacaktı.
Ve toplantının bileşimini oluşturanların çoğunun ne bunu anlayacak bir tecrübesi vardı, ne de anlayabilecek olanların şimdilik buna niyeti olabilirdi. Şu an böyle bir biçim sorununun, bir an önce kurulmasını bekledikleri partiyi geciktirecek bir rahtsızlık olarak algılanacağını ben de biliyordum.
Ama benim için önemli olan, gelecek ve dersler çıkarmak, bir gelenek bırakabilmek; eğitici olabilmek ve girişimin başarısı için çalışmak ve daha başlangıçta, ilerde her biri koca bir handikap oluşturacak yanlışlar yapılasını engellemekti. İlerde düzelmeyi sağlayabilecek tohumlar atmaya çalışıyordum
Aslında orada yapılacak tek şey bunu protesto etmek ve gitmek olabilirdi. Ama bu durumda ne kimsenin ne olduğnu anlaması ne de koordinasyonun bizzat yanlışlarını görme ve ilerde böyle yanlışların yapılmaması ihtimali vardı.
Benim açımdan açıkça görülmüştü ki koordinasyon her zaman görülen, o tipik, uygulama yetkilerini kullanarak fiilen temsili ve gürüşleri belirlemeye başlamıştı. Ortadaki fiili bir bürokratlaşma, manüplasyondan başka bir şay değildi. Buna karşı bir tek mücadele aracı vardı: Açıklık, açıkça tartışmak; çürük ve gizli uzlaşmalar yapmamak.
Toplantıda kalıp, onlara ve toplantıya yanlışı teşhir etmenin, en azından ilerde benzer davranışların gösterilmesine karşı yıldırıcı ve eğitici bir işlevi olacağına karar verdim. Toplantıda yaptığım gibi bu satırlarda da bizzat bunu yapmaya çalışıyorum
Bu gergin konuşmlardan sonra artık söyleyecek söz kalmamıştı fiilen farklı diller konuşuyorduk. Kürt Özgürlük Hareketini anlıyordum. Onlar sıkışık bir durumdaydı ve destek gösterilerinin en küçüğünün bile bir önemi vardı. Onlar için bütün bu toplantı ve girişimler aynı zamanda ülke çapında yürüttükleri mücadelenin taktik savaşlarının ihtiyaçlarına da tabiydi.
Ama kendine sosyalist diyenlerin, demokrasi vs. sözlerini düşürmeyenlerin böyle davranmaları; anlaşılabilecek bir zorunluluğu bir fazilet gibi gösterip adeta teorileştirmeye kalkmaları; adeta ilke düzeyine yükseltmeleri anlaşılamazdı.
Bu arada Ertuğrul ve Mahir de gelmişlerdi. Yanlarına gittim, selamlaştık, Etuğrul'a kısaca az önceki tartışmayı anlattım ve kendilerinin buna ne dediğini merak ettiğimi toplantıdan ne beklediklerini sordum.
Ertuğrul, valla baksana adımız bile değişmiş, "Demokrsi İçin Birlik" olmuş; bunu da yeni öğrendik anlamında sözler etti, koordinasyonun çalışma tarzını pek benimsemediğini ifade edercesine, ama pek bir sorun etme eğiliminde olmadığı da belli oluyordu. Beklentilerini ise: izleyeceğiz ona göre karar vereceğiz şeklinde ifade etti; tahmin ettiğim gibi, görüşlerinde değişme olmadığını da belirtti
Tahmin ettiğim gibi, toplantı bütün aktörlerin rollerni oynadıkları, ama öyle olduğunu bilmedikleri bir mizansen olarak başladı.
Bütün televizyonlar oradaydı, muhtemelen Ahmet Türk'ün Genelkurmay'a karşı ne diyeceği nedeniyle gelmişlerdi. DTP'den milletvekilleri vardı. Birçok kitle örgütü temsilcisi de vardı. Herşey çok güzeldi. Misansene uygun gelişti.
Benim her hangi bir zırtapozluk yapmama karşı da tedbir alınmıştı. Sunuştan sonra hemen bir divan önerildi ve seçildi. Divan başka bir gündem önerisi var mı diye en sarı sendika veya göstermelik derneklerin bile yaptığı bir usul kuralına bile uymadan doğrudan gündeme geçti ve yine aynı şekilde, misafirlerin konuşmasına öncelik biçiminde, yani misafilere öncelik veren bir misafirperverliğin ardına gizlenerek, gündem tartışmasının bir şekilde gündeme bile gelmesi engellendi. Toplantı kendisini hazırlayan Koordinasyon'un tasarladığı ve istediğ şekilde toplantıyı yürümeye başladı.
Yani karşı gündem önerim fiilen onaya sunulmadı, "daha önce yazalı olarak gruba iletilmiş böyle bir gündem önerisi var" denmedi, dolayısıyla grubun da gerçekte hiçbir gerçek işlevi olmadığı fiilen ifade erilmiş gibi oldu.
Aslında fiilen suç işlendi. Ama bu suçu kimse sorgulamak istemediğinden; Kürt hareketinin taktik ihtiyaçlarına; gelenlerin önemli bir bölümünün hayatlarına anlam verecek bir örgüt ihtiyaçlarına; kimilerinin zaten fazla bir önem vermediklerini ifade ve ilerde ellerinde kullanabilecekleri bir hukuksuzluk bulunması ihtiyaçlarına uygun düştüğünden kimse, bir Allah'ın kulu çıkıp da, "Demir yazılı olarak bir karşı gündem önerisi sunmuştu. Bu arkadaş
önerisini çekti mi, niye onaylanmıyor?" diye sormadı.
Herkes hep birlikte şimdilik herkesin çıkarına olduğu sanılan ve kısa vadede öyle olan bir oyun oynuyordu. İtiraz ve söz hakkımı sonra kullanmak şartıyla bu oyunu bozmanın alemi yoktu. Bırakalım oynasınlardı, seyetmesi güzel oluyordu.
Ben elbette gündem maddesi ne olursa olsun, söylenecek olanın her yerde söylenebileceğini bilirim.
Ama sorun bu değildi. Daha ilk başta bile böyle bir manüplasyon ve anti demokratik uygulma, görünüş ne kadar parlak ve medyatik olursa olsun arkadaki yanlışlık ve boşlukları gösteriyordu.
Küçük ve geçici bir başarı uğruna en basit kuralların ihlalinin ve bunar karşısında gözleri kapamanın, uzun vadede nasıl zehirli sonuçlar yaratacağından habersiz, politikanın bu en basit, ilk elde öğrenilmesi gereken kuralını bilmeyen veya bir zamanlar bilse de artık unutmuş bulunanların bu unutkanlıkları karşısında onlarla aynı oyuna katılınamazdı.
Bu eleştirilerimi aslında daha önce, Çaütı Partisi Tartışmaları grubunda açıkça ve satır aralarında da yapmaya çalıştım.
Örneğin politikayı diplomasiye tabi kılmakla, diplomasıyı politikaya tabi kılmak arasındaki farklardan söz ettiğimide, koordinasyona ve Aralik toplantısının hazırlanış biçimine bu eleştiriyi yapıyordum.
Örneğin, Ertuğrul'un diplomasiyi politikanın bir aracı olarak doğru bir şekilde uyguladığını, ama toplantı hazırlıklarını yapanların, politikayı diplomasinin aracı olarak kullandıklarını ve tam da bu nedenle Ertuğrul karşısında bu kadar çaresiz kaldıklarını ifade ederken, ve bu satırlarımı, herkes Ertuğrul'un eleştirisi gibi anlarken, ben aslında dikkatli bir okur için, gerek Çatı Partisi Aralik toplantısını hazırlayan arkdaşların gerek bu iki toplantısı arasındaki dönemde komisyonların ve koordinasyonun çalışma stilini ve olaylara yaklaşmını eleştiriyordum.
Bu eleştirilerimde ne kadar haklı olduğumu, sezgilerimin beni yanıltmadığını bir kere daha görmüş oldum.
Kürt hreketi elbette politik ve kedine göre oturmuş bir hareket. O her olanağı kendi politik mücadelesinin başarası ve ona yararı açısından değerlendirir ve her şeyi öyle planlar.
Elbet Kürt hareketine bu anlamda destek de olunur. Örneğin, Ahmet Türk veya DTP'ye bir gücün desteğini sunmak veya medya karşısında bir olanak sunmak için, onlarım bu yöndeki istemleri için gereken de yapılır.
Ama bunu açıkça koyarak ve bunun içeriği ve biçimi yaralamasına müsaade etmeden.
Bunun tek yolu da açıklıktır. Yapılan her şeyin harkese açılması.
Hele internetin o anlamı üzerine düşünmeden çok kullanılan ve tam da kullanmanın yeri burası olan "Doğrudan Demokrasi" olanaklarını sunduğu bir çağda.
Örneğin. pekala, Neredeyse fiilen her üyenin internet olanağı olduğu bir dönemde, Çatı Partisi Tartışmaları Grubunda çok daha önceden, bir gündem tartışması açılabilir. O fiilen en büyük katılım olduğundan hem de zaman kazanmak açısından ve zaman baskısı olmadan, bu tartışma sonucu bir gündem belirlenebilirdi.
Bu hiçbir manüplasyona gerek ve olanak bırakmazdı.
Ama her adımdan, her görüşten, her tartışmadan, doğrudan doğruya ve herkes haberden edilmezse sonuç böyle olur.
En azından bu satırlardan ve yaşananlandan sonra böyle davranılmamasını istemek ve beklemek gekekir.
Toplantının öncesi ve açılış kısmına ait izlenim ve sonuçlar bunlar.
Uzun ve çok yazmamdan şikayet eden ve yazılarımın Çetı Partisi Tartışmaları grubuna gelmesinin engellenmesini isteyen arkadaşlara, onları günaha girmekten kurtaracak teknik bir yardım.
E-mail adreslerinin ayarlar kısmında veya Outlook gibi programlarda filitreler vardır. Yazılarımı okumak istemeyen veya onlardan rahatsız olan arkadaşlar veya onların dağıtılmasını ve okunmasını idari tedbirlerle, örneğin Moderasyonla, engellemek isteyen arkadaşlar, böyle davranarak sansürcü bir günahkar olacaklarına, benim günahlarımın cezasını Allah'a havale edebilirler. Öte yandan benim günahlarımla sürekli karşılaşmaktan da bu filitreleri kullanarak kurtulabilirler.
Bu fiitrelere girip, Demir Küçükaydın veya demiraltona@gmail.com adresinden gelen mailleri bana iletmeden sil veya otomatikman çöpe at komutunu verebilirler.
Gerisini o programlar veya serverler otomatikman yapar.
Böylece istedikleri gibi bir dünyada yaşadıklarına kolayca inanabilirler.
Ankara İstanbul yolu, Trende, İzmit yakınları, Dışarda yağmur yağıyor.
[1] 16.06.2009 Tarihli "Örgütlenme Komisyonuna Sorular" başlıklı yazı ve 26.06.2009 Tarihli "Gündem Önerisi" baylıklı yazılar.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
