Sivasta İnsanlık Yakıldı

1990 ların başına gelindiğinde kürt halkı tarafından verilen özgürlük mücadelesi büyüyerek boy göstermiş, Kürdistanda kitlesel düzeye ulaşmıştı, toplumun bir çok kesimini etkileyen özgürlük mücadelesine ve kürt halkına karşı devlet kural dışı bir çok yöntem kullandı. Kullandığı bu savaş yöntemlerinden biride Türkiyedeki inançlar gerçeğini kullanarak toplumda bölünme yaratmak, toplumun bir bütün olarak devletin uyguladığı sömürü sistemine karşı birlikte hareket etmelerini böl çatıştır yönet politikası ile önlemekti.

Geçmişte Türkiyedeki devrimci mücadeleye karşı bu yöntemi kullanarak darbelemiş ve bitirmiştir. Toplumu alevi-sünni diye iki gruba ayırarak çatıştırmış, toplumun devletin uyguladığı sömürüsüne karşı gelişen mualif devrimci hareket icinde yer almamalarını sağlamıştır. Ve bunda başarılıda olmuştur.

Aynı yöntemi gelişen Kürt Özgürlük Hareketine karşı da uygulamak istemiş ve sivasta yaşanan katliam böyle bir koşulda devlet eli ile gerçekleştirilmiştir. Çünkü Kürdistan ve Türkiye’de toplumu bir bütün olarak alevisi, sünnisi, ezidisi, keldanisi ile bütün ezilen kesimleri örgütleyen ender hareketlerden biriydi Kürt Özgürlük Hareketi.

İşte böylesi bir süreçte 1993 yılının Temmuz ayında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin öncülüğünde, Sivas’ta Pir Sultan Abdal anısına Kültür Şenlikleri düzenleniyor. Düzenelenen bu şenliği fırsat bilen devletin bilinen gizli eli devreye girerek katliam için hazırlıkları öncesinden yapıyor.

Bilindiği gibi Sivasta yapılan katliamın hazırlığı bütün detayaları ile önceden hazırlanıyor. Alevi devrimci demokrat insanlarımızı yakacak gerici faşist güçler çevre illerden getirilerek Sivasta bulunan yurtlara yerleştiriliyor. Bizzat dönemin belediye başkanı Temel Karamollaoğlu tarafından organize edilen grup Cuma namazından çıktıktan sonra şenliğe katılan aydın ve sanatçıların bulunduğu otele yönlendirilerek 33 insan, devrimci, aydın, sanatçı, demokrat otel ateşe verilerek diri diri yakıldı.

Her olaya anında müdahale etmesiyle övünen devlet, dönemin sağ ve sosyal demokrat ortakları olan hükümet olayın yaşandığı sırada kılını bile kıpırdatmamıştır. Olayı sünni kesimin yaptığı bir şeymiş gibi yansıtmaya çalışarak alevi toplumuna sende harekete geç mesajı vermeye çalışmıştır. Bu mesaj devletin Alevisi olmak isteyen kesimler tarafından aynen alınmıştır. Olayı gerçekten planlayan ve uygulayan devlet hep dışındaymış gibi yansıtılmıştır.

Bu olayla başarılı olamayan devlet hemen iki yıl sonra İstanbul Gazi mahallesinde ikinci bir katliam daha gerçekleştirmiştir. Fakat devlet yaptığı bu katliamlarla toplumda bir bölünme yaratamamış ve hemen arkasından yıllardır hor gördüğü ve dışladığı alevi toplumuna kendi düşkün Alevileri ile el atmaya başlamıştır. Bugün bu görevi AKP iktidari almış , alevi açılımı veya alevi çalıştayı adıyla devlete yakınlaştırılarak sünnileştirmek istemektedir. Devlet Alevilere karşı yaptığı katliamlardan dolayı özür dilemelidir. Aleviler devlet özür dilemeden, Alevilik üzerindeki yasakları kaldırmadan, resmen tanımadan devlete, devletin alevilerine inanmamalıdırlar kendilerine bir güvence olarak görmemelidirler, görürlerse kaybetmeye devam ederler ve hep katliamlar kapılarında olur. Bu vesile ile 1993 de Sivas’ta yapılan katliamda yaşamını yitiren insanlarımızı anıyorum ve katliamı şiddetle lanetliyorum

Düzgün Tosun
duzgun.t@live.de