Son Yazıma Yönelik Eleştirilere Yanıt

Onur haftasına ilişkin değerlendirmelerimi içeren yazının Birgün Gazetesinde yayınlanmasının ardından tarafıma enformel yollarla veya antihomofobi ortak-listesi yoluyla yöneltilen eleştirilere cevap yazmak farz oldu.

Değerlendirmelerime ilişkin eleştiriler daha çok, eksenini çizdiğim piyasalaşmanın ya da liberalizasyonun Türkiye’deki eşcinsel hareketi ve eşcinselleri pek bağlamadığına ilişkin. Eleştirilerimin Türkiye’de zaten çok zayıf olan eşcinsel hareketi baltaladığını söyleyenler de oldu, soldaki homofobinin ekmeğine yağ sürdüğümü söyleyenler de. Tabi bunlarla birlikte bir o kadar aklıselim eşcinsel ve örgütlü-örgütsüz solcudan da destek ve takdir aldığımı belirtmeliyim.

Artunç Yavuz, son paragrafta yazının genelinde tariflediğim piyasalaşmanın Türkiye’de tezahür etmediğini söylediğimi belirtmiş. Ancak yazının ne ilk ne de son paragrafında böyle bir şey söylemiyorum. Aksine yazının yazılıp yayınlanmasındaki saiklerden biri, hem GLBT topluluğu içindeki ilişkiler açısından, hem Türkiye GLBT hareketinin söylemsel ve pratik tarzı açısından liberalizasyon ya da piyasalaşma diye tarif edebileceğimiz bir yönelimin fazlaca vuku bulmasından duyulan rahatsızlık.

Şayet sabaha karşı saat 4 gibi, misal İstanbul’daki herhangi bir gey barda dönen olaylara bakıp cemaatimizin ne tür zavallılıklara yol aldığını göremiyor musunuz? Ulus’ta yaşayan banka müdürü Şahin Bey ile gündüz iyi ve Müslüman aile çocuğu; gece, imitasyon Diesel’inden çıkardığı imitasyon Calvin Klein boxer’ını teşhir ettiği 19’luk, yarı emo, yakışıklı, Gaziosmanpaşa’lı gey bar jigolosu arasındaki ekonomi-politik çelişki, piyasalaşmanın tezahürü değil midir? Bağışların bile açık olduğunu söylediğiniz söz konusu eşcinsel örgütlenmenin tarihçesine bakıldığında Avrupa Birliği fonlarından paylanma tartışmaları hasebiyle kaç kişinin husumetler geliştirdiğini, kaç kişinin ayrıldığını, kaç kişinin özgür Avrupa’ya kapağı attığını biliyor musunuz?

Pembe piyasalaşmanın bu coğrafyaya gelecekte uğrayacağına dair öngörülerimizin olup olmadığını soran arkadaşlarımıza verilecek yanıt, bu soruların yanıtı kadar nettir.

Umut Güner, benim onur yürüyüşü arifesinde böyle bir yazı yazmamı art niyetlilik şeklinde ele almış. GLBT hareketini eleştirmekten çok, solcuların homofobi ekmeğine yağ sürdüğümü yazmış. Bunu okurken Umut’ta ve Umut gibi daha birçok gey aktivistte –artık adını koyalım, solfobi olduğunu düşündüm. Zira böyle bir yazı yazacağıma, devrimcilerin onur yürüyüşüne katılmama nedenlerini yazmamı temenni etmiş.

Nitekim sosyalist bir solcu olarak İstanbul’da onur yürüyüşünün ilk düzenlendiği 2003 yılından bu yana anarşist ya da sosyalist birçok devrimci kişi ve grubun katıldığını yakından biliyorum. Bu argüman, son yürüyüşe neredeyse tam kadro katılan Emekçi Hareket Partisi gibi, DSİP gibi, Marksist Bakış gibi devrimci örgütlere ve kurumsal olarak katılmayan daha birçok devrimcinin motivasyonuna, emeğine nankörlük etmek olmuyor mu? Kastın, daha kitlesel bir devrimci katılım ise bence biraz üstünüze sinmiş solfobiden arınmanız gerekiyor. Homofobik bulup kenara attığınız devrimci örgütlerden kaçı, konuşmalarımın ve yazılarımın etkisiyle benimle irtibata geçip “bu meseleleri daha önce bu eksende değerlendirememiş olmaktan üzüntülü olduklarını ve benimle homofobi konulu ortak bir toplantı düzenlemek istediklerini” belirttiler? Bawer’in yola getirdik dediği “Kızıl Bayrak” ekibi, hangi etkiyle tarihinde ilk defa bu meseleyi ele alan bir haber yayınladı?

Kolay bir iş yapmadığım açık: Tikel toplumsal kimlikler çağında, devre dışı bırakılmış sınıfsal perspektifi geri çağırıyorum, ekonomi-politiğin eleştirisini diriltiyorum, oluşlara bakıyorum. Yani anarşistlerin devrim ekmeğine yağ sürüyorum. Sosyalistlerin devrim ekmeğine yağ sürüyorum. Ne mutlu!

Oktay İnce isimli şahıs, bilişsel kabızlığından mıdır, nezaket noksanlığından mıdır bilmiyorum tespitlerimin salakça olduğunu ve saçmaladığımı yazarak özçirkefliğini deşifre etmiş, gey onuru kavramının mânâlılığından dem vurmuş. “Nasıl gey olunabilir” sorusunun her an, kırılmış bir onurla cevap verilebilecek bir soru olduğunu bize dolaylı yollardan hatırlatmış. Daha üstüne konuşmaya değmez.

Yazıya ulaşmak için tıklayınız: http://www.birgun.net/life_index.php?news_code=1246440715&day=01&month=0...