Politik gelişmelerin dışında/Ali Saim

Emeğin kurtuluşunun, kadın özgürlünün, gençlik geleceğinin, dinler, mezhepler arası eşitliğin, refahın, ağzı dili olmayan ekolojik kurtuluşun önünde duran en büyük, en güncel engel nedir?

Kürt sorununda çözümsüzlük ve onunla organik olarak bağlı olan askeri vesayet rejimi...

Bir süredir devlet, Dolmabahçe 'mutabakatı' gereği, Kürt sorununu Kürtleri muhatap almadan 'çözme' adı altında tehlikeli bir yönelim aldı. Gerçekte bu, devletin Kürt sorununu silahla kendi bildiği gibi çözme çizgisinin krizini açığa vurdu. DTP'ye yönelik 'PKK'sizleştirme' operasyonları bu krizin ürünü. 'Silahsızlanan PKK'lileri evlerine gönderme' adı verilen utanç verici demagojinin iç yüzü de böylece açığa çıktı: Silahsız olanları 'KCK operasyonları'na tabi tutmak, 'silahı bırak, rahatına bak' kandırmacısını yerle bir etti.

Devletin Kürt sorununu 'Kürtsüz' çözme çabaları sonuç vermedi. Vermeyecek... Çünkü Kürt halkı örgütlü. Onun önderliği, örgütü, medyası, aydını, kendi iç demokrasisi, konfederal yapılı bin bir çeşit kurumlaşması var. Kürt özgürlük hareketi bir 'politik örgüt' değil. Sosyo-politik ve sosyo-kültürel 'müstakar' bir hareket. Hiç kimse onu artık yok sayamaz.

Buna karşılık, askeri vesayet rejiminden çıkış sorunu ne yazık ki büyük ölçüde 'devletleştirildi'. Demokrasi mücadelesinin bu 'ayağına' Fırat'ın Batısında halkın müdahalesi neredeyse olanaksız hale getirildi. Türk sosyalistleri bu mücadelenin tümüyle dışındadır. Bir avuç demokrat aydın, liberal gazeteci dışında, devletin fraksiyonları arasındaki kavgaya müdahale edecek demokrasi gücü yok.

Bu fırsat kaçmamalı

Şu kesin: Kim askeri vesayetçi güçleri yenik düşürürse, geleceğin egemeni o olacak. Görünen şudur ki, bu iş ABD ve AB'nin desteğini alan 'sivil yargı', 'polis' ve sivil istihbarat örgütleri tarafından yürütülmekte. Ya bu güçler generallerin bileğini bükecek, ya da generaller yeniden onların bileğini bükecek. Kim kazanırsa bilelim ki, şimdikinden çok daha tehlikeli bir güç haline gelecek... Bir vesayet gidecek, bir başka vesayet gelecek... Ve bilelim ki bu kavgada güçlenen kim olursa olsun, o, Kürt halkının özlemlerine de, emeğin özlemlerine de, kadının özlemlerine de, gençliğin özlemlerine de, Alevilerin, bütün özgürleşmek isteyen inançların, farklılıkların özlemlerine de amansızca saldıracak. Bu durum, Türk sosyalistlerinin bu keskin mücadelenin dışında kalmasının, bu mücadeleye en geniş güçlerin cephesiyle geniş halk kitlelerini çekme yeteneğini gösteremeyişinin, 'vesayet de kim oluyor, ben oligarşiyi parçalayacağım' diyerek yerinden kıpırdamamasının en ağır sonuçlarından biri olacak... Sol bir kere daha tarihsel bir olanağı heba ediyor.

İşte, iki yıldır, İmralı'dan Sayın Öcalan'ın, çok uzak vadilerden Karayılanların, Kalkanların, Bayıkların, Karasuların ve diğerlerinin, sürekli yaptıkları Çatı Partisi çağrıları, SDP'nin, EMEP'in, DTP'nin ve diğer sosyalistlerin çabaları bu olağanüstü olumsuzluğu aşmak içindi. Şimdi hepimizin, en başta da DTP'li görevlilerin bütün bu çağrılara rağmen yaşanan gecikme ve daralmadaki paylarımızı samimiyetle görmek ve bundan sonraki etapta aynı hatalara düşmememiz gerekir.

Esnek bir cephe politikası

Çatı Partisi iki yıl süren tartışmalardan sonra geçtiğimiz Aralık ayında ilk toplantısını yapabildi. Bu toplantıya nisbeten geniş bir bileşimle girdi, daralarak çıktı. Bir yedi ay da bu daralmanın sorunlarını aşmakla, daralmayı 'tabanda güç toplayıp aşma' çabalarıyla geçti. Sonunda Ankara toplantısı gerçekleşti.

Çatı Partisi başlangıçta düşünülenden farklı bir yöne evrilmiş bulunuyor. Ankara toplantısı, önüne her ne kadar 'demokratik bir cephe' hedefini koysa da, ortaya çıkan araç bize kalırsa artık bir cepheye dönüşme potansiyeli taşımıyor. Buna karşılık Çatı Partisinin DTP'yle işbirliği yapan sosyalist kesimlerinin saflarını genişletme, daha çok da emekçi kitleler arasında derinleştirme yoluyla 'güçlü bir sol birlik' oluşturmaları perspektifi daha gerçekçi görünüyor. Böyle bir 'sol birlik', kendisi 'demokratik cephenin' yerine geçemese de, böyle bir cephenin bileşeni olabilir.

DTP dışındaki sol örgütlerin pratiğine baktığımız zaman görünen şudur: Onların demokratik bir cephenin anlamlı bir bileşeni olabilmeleri, hiç zaman yitirmeden sınıfsal temellerindeki zayıflığı aşmalarına yakından bağlıdır. Bu güçler, ağırlaşan kriz koşullarına rağmen amansızca yıkıma uğrayan yoksulları, emekçileri, işsizleri bugüne kadar örgütleme ve eyleme geçirme konusunda umut verici bir adım atamadılar. Şimdi varoşlarda DTP tarafından örgütlenmiş ve mücadele halindeki yüzbinlerce emekçiyle birlikte harekete geçebilirler ve artık 'önce emek ekseni, sonra Kürtle ittifak' şeklindeki sosyal şoven çizgi yenik düştüğüne göre, demokratik geniş cephenin toplumsal tabanındaki en büyük eksikliği aşabilirler, Kürt olmayan emekçilerin örgütlü gücünü yaratabilirler. Bundan böyle bu sosyalist gruplar işte bu eksikliği giderme yetenekleriyle değerlendirilmeli. 'Emek ekseni olmadan olmaz' gibi bu sorunu sanki kendi sorunu değilmişçesine dile getirmenin anlamı kalmamıştır artık.

İkincisi ise, Diyarbakır'da toplanan Demokratik Toplum Hareketi Kongresinden sonra, Ankara'da toplanacak olan ve Çatı Partisi sürecinde başarılamayanı başarmak üzere çalışacak olan Demokratik Cumhuriyet Kongresi'ne, esnek ve yapıcı katkıda bulunabilmek için, Türk soluna has doktrinci yaklaşımlar yerine gerçekçi ve birleştirici bir yaklaşımı benimsemeleri herkesten önce Çatı Partisi girişiminde yer alan sosyalistlerden beklenecek... Demokratik Cumhuriyet Kongresini, Aralık toplantısında olduğu gibi makas değiştirmeye zorlayıcı en küçük bir adım bile herhalde atılmayacak...

Sosyalist fraksiyon kavgaları, rekabetçilik gibi nedenlerle ANF imzalı değerlendirme yazısında da dendiği gibi sık sık 'çocukluk hastalığına' yakalanan sol, en sallantılı, tereddütlü yol arkadaşlarıyla bile demokrasi mücadelesinde omuz omuza yürüme yeteneğini aslında kazanmış olmalıdır. Çatı Partisi girişimine katılan sosyalist parti ve gruplarda bunu kavrayan deneyimli ve donanımlı çok sayıda sosyalist var.

Türk soluna sorulan sorular bence açık: 'Askeri vesayete ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe son verme yanlısı güçlerle tek bir demokrasi cephesinde yer alacak mısınız, almayacak mısınız? Askeri vesayete son verme mücadelesini Kürt sorununda çözümsüzlüğe son verme mücadelesiyle birleştiren herkesle, bunlar ister muhafazakar liberal, ister liberal, ister sol liberal, ister dindar v.s. olsun tek bir cephede birleşecek misiniz, yoksa bunların bir kısmını cephe dışına iten dayatmalarda mı bulunacaksınız? Onlara kendi programınızı mı dayatacaksınız, yoksa programı vesayet ve çözümsüzlük karşıtı tüm güçlerle birlikte mi yapacaksınız? Bildiğimiz kadarıyla sosyalist hareketin geniş kesimleri bu sorulara olumlu yanıt veriyorlar.

Güçlü bir emekçi taban ve esnek bir cephe politikası... İşte Çatı Partisi girişiminde yer alan sosyalist hareketimizin temsilcilerinden beklentimiz, kendi payımıza tastamam böyledir.

Ankara toplantısını selamlıyoruz. Bu toplantının şu ana kadar politika dışına itilen sosyalist hareketimizi, Kürt özgürlük hareketiyle omuz omuza yeniden demokrasi mücadelesinin ön safına getireceğini kuvvetle umut ediyoruz.