Öğrenilmesi Gereken Dil Demokrasinin Dilidir

Ertugurul Kurkcu arkadasimizin 27-28 Haziran toplantisinda yaptigi konusmanin protokol kaydi nihayet Cati Partisi Tartismalari adli e-Mail Grubuna yollandi.

Ayrica birbiri pesi sira Ahmet Turk'un acilistaki konusmasi, Cengiz Gulec'in sondaki konusmasi da yollanmis bulunuyor.

Belli ki bu konusmalar toplanti boyunca tutulan protokoldeki metinler.

Bunu suradan cikariyorum. Ertugrul Kurkcu'nun konusmasinin gozden gecirilmis bir versiyonu, ara basliklar ve one cikarilmis fikirlerden olusan bir girisle birlikte Bianet'te de yayinlandi. Iki metin kiyaslandiginda, Bianet'teki betinde bir takim uslup ve ifade bozukluklarinin duzeltildigi goruluyor. Bu da gruba yollanan metnin ham konusma oldugu veya ona dayandigi anlamina gelir.

*

Ancak bu kimi konusma metinlerinin gruba yollanmasi veya yollanmaya baslamasi, aciklik prensibinin henuz Demokrasi Icin Birlik Hareketince yeterince ozumlenmedigi ve yerlestigi anlamina gelmiyor.

Bence aciklik geregi yapilmasi gereken ilk is, toplantinin tum protokolunun oldugu gibi gruba ve kamuoyunun bilgisine sunulmasidir. Hem de bunun derhal ve hic geciktirilmeden yapilmasidir.

Ayrica sadece bu gibi genel toplantilar icin gecerli olmamalidir bu aciklik, tum toplantilar icin de gecerli olmalidir. Demokrasi Icin birlik Hareketi (Cati Partisi) Girisimcilerinin, Komisyonlarinin, calisma gruplarinin vs. tum faaliyetleri, tum girisimcilerin ve yurttaslarin bilgisine ve gozlemine, hatta elestirilerine, yorumlarina acik olmalidir.

*

Hala resmi, burokratik, burjuva partilerinin tutucu anlayisiyla iletisim ve haberlesmeye yaklasilmaktadir.

Bu nedenle simdiye kadar toplanti tutanagi hala gruba iletilmemis kamuoyunun bilgisine ve yorumlarina sunulmamistir.

Bu nedenle simdi sadece belli konusmacilarin konusmalari yollanmaktadir.

(Bu ayrica tum konusmacilar arasindaki bicimsel esitligin ihlali anlamina da gelmektedir. Bicimsel olarak Bir Ertugrul Kurkcu, bir Ahmet Turk, bir Cengiz Gulec ile herhangi bir baska katilimcinin soyledikleri esit degerdedir ve oyle olmalidir. Dolayisiyla tum konusmacilarin tum konusmalari da aynen onllarinki gibi yayinlanmalidir. Bu bicimsel esitlik olmadan, sadece kamuoyunun tanidigi isimlerin konusmalari yollanarak demokrasinin en temel, burjuva anlamdaki ilkesi bile yerine getirilmemektedir, ayaklar altina alinmaktadir. )

Herkesin katkisinin bicimsel olarak esit duzede duyurulmasi ise ancak tum protokolun eksiksiz yayinlanmasi ile mumkun olur.

Elbette isteyen, tipki Ertugrul Kurkcu arkadasimizin yaptigi gibi, irticalen konusmalarda kacinilmaz olan uslup ve ifade bozukluklarini duzeltebilir ve sonra bu duzeltilmis versiyonu da yollayip onun esas alinmasini isteyebilir. Bu son derece normaldir.

Ama bu uslup ve ifade bozukluklarinin kacinilmaz varliginin ardina siginip da tam bir protokolun hala ne girisimcilere ne de kamuoyuna iletilmemis olmasi bence bir skandaldir.

Bunun en kisa zamanda fiilen degistirilmesi ve kamuoyundan bu ihmalden dolayi ozur dilenmesi gerekmektedir. Demokrasi Icin birlik hareketinin ilk esleminin kendisine karsi olmasinin, kendisini elestiri ile ise baslamasinin buyuk ornek ve egitici bir onemi vardir.

Ancak boyle davranislarla toplumda demokrasinin savunucusu yeni ve guvenilir bir ses olma yolunda adim atilmaya baslanabilir.

*

Bu istisnai bir durum degildir. Ayni sekilde dort bes gun gecmis olmasina ragmen Koordinasyon'un ilk toplantisinin da (Protokol tutulmadigina gore) kisa bir ozet protokolu yayinlanabilir, en azindan nelerin gorusuldugu, bu gorusmelerde hangi fikirlerin dile getirildigine iliskin girisimciler ve kamuoyu bilgilendirilebilirdi.

Bu da yapilmamistir.

*

Ayni burokratik egilim mail gruplarinin kurulusunda da gorulmektedir.

Ornegin "Cati Partisi" diye bilinen girisimin simdi adini degistirip "Demokrasi Icin Birlik Hareketi" adini almasi uzerine eski "Cati Partisi Tartismalari" grubunun yerine "Birlik Hareketi" diye yeni bir grup harekete geciriliyor.

Bu iyi, ayrica grubun Google'un sundugu hizmeti kullanmasi da teknik olarak daha iyi.

Ancak hemen ogreniyoruz ki, tipki eskisi gibi, Koordinasyon icin ayrica bir grup olusturuluyor.

Buna ne gerek var?

Bu yoneticilerin yaptiklari isleri kamuoyunun bilgisi disina cikarmalarindan ve uygun gorulenle bilgilendirmeyi kendilerine hak gormelerinden baska ne anlama gelir?

Koordinasyon icin ya da her hangi bir komisyon vs. icin ayri bir gruba gerek yoktur. Butun bu kurullar, yazisma ve haberlesmelerinde genel grubu kullanabilirler ve kullanmalidirlar. Boylece tum katilimcilar ve kamuoyu, ne gibi isler yapildigi vs. hakkinda birinci elden ve otantik bilgilere sahip olabilir.

Dusunun ki, burjuvazinin parlamentolari bile, tum toplantilarini ozel TV kanallariyla tum yurttaslarin bilgisine sunmaktadir. Asiller temsilcilerinin neler yaptigina iliskin en azindan birinci elden bilgi sahibi olsunlar diye.

Biz burjuvazi kadar da mi olamayacagiz? Televizyon kanallarimiz olmayabilir ama en azindan gruplarda herkesin gozu onunde faaliyetlerimizi yaparak onlari bilgi, eletiri ve yorumlara acarak dogrudan bir denetimin kanallarini acarak o cok lafi edilen dogrudan demokrasi yonunde belli bir adim atmis olabiliriz en azindan.

Bu ayri grup anlayisi bile, nasil bir burokratik egilimin, vekillerin asillerden bagimsizlasma egiliminin kafalara egemen oldugunu gostermektedir.

Butun bu anlayislarin degistirilmesi gerekmektedir. Her seyimiz tum kamuoyunun gozu onunde olmalidir.

Kimseden hicbir zaafimizi veya meziyetimizi, eksigimizi veya artimizi, tartismamizi veya sukûnumuzu, ayriligimizi veya birligimizi gizlemeye ihtiyacimiz yoktur.

Demokrasi Icin Birlik Hareketi , butun bu gibi davranislariyla simdiden yeni bir politik kulturun olusmasina girismelidir.

*

Ayrica bunun muazzam birlestirici ve eleyici bir onemi de vardir.

Ancak boyle bir politik kultur ile, genc kusaklara, toplumun dinamik kesimlerine ulasilabilir. Uslubumuzla, calisma stilimizle bile var olanlarla tam bir zitlik icinde bulundugumuzu gostermeliyiz. Ezilenlerin demokratik geleneklerinin gercek surduruculeri oldugumuzu ancak boyle gosterebilir ve kanitlayabiliriz.

Bu bakimdan mail grubu ile ilgili bir iki ilkeyi daha yerlestirmek gerekiyor.

Mail grubu her isteyenin uyeligine acik olmalidir. Tum kamuoyuna, haberlesme ve tartisma grubuna nasil en seri bicimde uye olunabilecegi duyurulmalidir. Basta Demokrasi Icin Birlik Hareketi'nin tum bilesenlerinin uye ve taraftarlari olmak uzere, tum demokratlar bu gruba uye olmaya, en azindan uye olarak tartismalari, faaliyetleri dogrudan izlemeye ve yorumlari ile katkida bulunmaya cagirilmalidir.

Gruba her hangi bir yazi, yorum vs. yollanmasi sadece uyelikle sinirli olmalidir. Sabotaj gibi durumlarda elbette onlem alinir ama bu ayri ve teknik bir sorurdur. Sabotajlarin veya bu olasiliklarin ardina gizlenerek, bu aciklik ve demokrasinin sinirlanmasina izin verilmemelidir.

Uyelik herkese acik, yazma uyelikle sinirli olmali ama grubun tum tartismalari ve yazismalari uye olmayanlarin bile okumasina acik olmalidir.

*

Bunlar belki simdi onemli gorulmeyen kucuk ayrintilar gibidirler. Ama bunlar ayni zamanda belli bir anlayisin, yaklasimin isaretleri olurlar, baska bir mesaj verirler.

Isci hareketinin ve sosyalist hareketin en guzel geleneklerinin devamciligi ve surduruculugu, bunlarin yeni kusaklara da aktarilmasi anlamina gelirler.

Bu vesileyle Sosyalist Demokrasi konusunda yillar once "Kurucesme Tartismalari" surecinde yazdigim bildiriyi, bu yaklasimin tarihsel kokleri ve nedenleri uzerine ek bir metin olarak asagida yolluyorum.

 

08 Temmuz 2009 Carsamba

Demir Kucukaydin

 

Sosyalist Demokrasi Tartismalarinda Pek Tartisilmayan Bazi Sorunlari Acma Denemesi

 

Sunus

 

Turkiye'nin Sosyalistleri arasinda Sosyalist Demokrasi'nin yaygin olarak tartisilmasi ozellikle Gorbacov'un meshur konusmasindan ve Yeni Oncu'deki tartismalardan sonra basladi. Burada "yaygin olarak" ayrimini yapmak gerekiyor, cunku konunun Turkiye'nin sosyalistleri arasinda tartisilmaya baslamasi cok daha eskilere gider[i].

Konunun yaygin olarak tartisilmasinin yolunu acan Tekin Yilmaz'in, sorunu aslinda ne kadar yanlis bir yerden tutup gerekcelendirdigi ve celiskileri hakkinda soylenmesi gerekenleri E. Kurkcu, O. Dilber, A. Ural ve daha bircoklari soylediler ve yazdilar. Ama butun bu tartismalarda en ileri gidenler, Trockist hareket tarafindan bu gune kadar savunulmus olan ve daha ileriye gidebilmek icin savunulmasi gereken gorusleri savunma sinirini asmadilar. Burada bu gorusler de kismen tartisma konusu yapilmaya calisilacaktir.

Aslinda "Sosyalist Demokrasi" tartismasi, Turkiye solu acisindan, gecmisin bukagilarindan kendini kurtarma denemesinden baska bir sey degildir; 19 yuzyilin ve yirminci yuzyilin baslarinin siradan herhangi bir marksistinin, sosyalistinin adeta aksiyom kabul ettigi, tartismayi bile aklina getirmedigi (tipki dunya devrimi gibi, tipki tek ulkede sosyalizmin kurulamayacagi gibi vs. ) gorusleri, anlayislari yeniden edinme cabasindan baska bir sey degildir. Bu girisimin tum cabalara ragmen hala cok az yol kat etmis olmasi, su "Stalinizm" denen ideolojinin isci ve sosyalist hareket uzerinde nasil korkunc bir tahribat yarattigi ve onu adeta yuzlerce yil geriye ittiginin ilginc bir gostergesidir.

Bizler icin boylesine az verimli ve muazzam cabalara mal olan kabuller muhtemelen genc kusaklar veya gelecek bir yukselisin kitlesi tarafindan kendiliginden oyle kabul edilecek seylerdir.

Bunun kanitlari simdiden gorulebilir. Birkac yil once, Fransa'daki ogrenci grevleri ve yuruyusleri esnasinda, ogrencilerin solcu olmamalarina ve hatta apolitik olmalarina ragmen fiilen yaptiklari Sovyet ve Paris Komunu tipi organlar olusturmaktan baska bir sey degildi. Hatta onlar, direnis bitince, sacma burokratik mekanizmalara donusmemesi icin, direnisi yonetmek icin kurduklari organlari lagvetme basiretini bile gosterdiler.

Bu nedenle, bugunku sosyalist demokrasi tartismasinda savunulan en radikal (trockist) gorusler bile, muhtemelen ilerdeki bir yukselise yeni bir perspektif vermekten ziyade, ona engel olmama, ona uyum saglayabilme gibi bir yetenek kazandirabilir. Bu tartismada savunulan goruslerin cogu, kral ve sultanlarin iradesinin bir zamanlar son derece olagan kabul edilmesi bize bugun ne kadar geri ve sacma gorunuyorsa, genc ve gelecek kusaklara, oylesine geri ve sacma gorunecektir.

Genc ve gelecek kusaklarla bir iliski kurabilme noktasi bulabilmek ve onlara bir zamanlarin tecrubelerini aktarabilmek icin her konuda oldugu gibi "Sosyalist Demokrasi" konusunda da daha cagdas sorunlari tartismaya baslamak gerekiyor.

Asagidaki Metin, "Sosyalist Demokrasi" konusunda Amsterdam'da yapilan tartisma'da, bir dinleyici olarak soz aldigimizda dile getirmeye calistigimiz goruslerin genisletilmis ve kismen daha sistematize edilmis halidir.

 

Sosyalist Demokrasi Tartismasi'nin Bazi Metodolojik Sorunlari

Sosyalist Demokrasi tartismalari esas olarak tarihsel deneylerden hareketle yapilmaktadir. Bu klasik marksist tavirdir. Marx, Paris Komunun'den once, kapitalizm ile sosyalizm arasinda proletarya diktatorlugu denen bir gecis donemi bulunmasi gerektigi sonucunu mantiken ongormustu, ama bunun ne gibi somut bicimler alabilecegi veya almasi gerektigi konusunda hemen hic konusmamisti. Ancak Paris Komunu olduktan sonra, bu tarihsel deneyi sicagi sicagina inceleyerek, bu devletin tasidigi ve tasimasi gereken nitelikleri belirlemisti.

Lenin'in de tavri ozunde farkli olmamistir. O, baska vesilelerle de sik sik, mucadele bicim ve orgutlerinin nasil bir bicim alacaginin sistem kurucularinin kafalarinda degil; toplumsal mucadeleler pratiginde aranmasi gerektigini; teorisyenin gorevinin bunlari sistematize etmek ve yayginlastirmak oldugunu soylemisti.

Trocki ve trockist gelenek de ayni onermeleri tekrarlamis, devrimden sonrasina iliskin ne olacagi konusunda tarihsel deneylerden cikmis klasik sonuclar disinda pek fazla birsey soylememe egiliminde olmustur. Hatta Turkiye'deki kimi trockistler bu egilimi mutlaklastirarak, devrimden sonrasina iliskin bir program yapmayi bile ilke olarak reddetmeye kadar varmislardir. [ii]

Bu metodolojik ilke, sacmaliga vardirilmis halleri bir yana atilirsa, elbette her zaman icin dayanilmasi gereken bir temel olusturur. Ancak bu sadece bir temeldir, sirf temelde kalindigi takdirde sorunun cozumunde ileri gitmek olanaksiz hale gelmekte, bu metodolojik yaklasim diyalektik olarak ziddina donmekte, derinlestirici degil, derinlesmeyi engelleyici bir fonksiyon gormektedir.

Turkiye'deki tartismalarda da, tarihsel deneylerin otesine gitmeme, taslaklastirmayi yanlis bulma nedeniyle, sosyalist demokrasi sorununda, en siradan insanin bile kafasina gelen sorunlardan kacilmis olmaktadir. Kim bilir belki de o sorulardan kacmak icin bu ilkenin ardina siginilmaktadir.

Aslinda, bu ilkenin ardina siginmak, kaba bir ampirizm ve objektivizm yapmaktan baska bir anlama gelmemektedir[iii] bugun. Diyalektik, tarihi aktif, canli insanin yaptigi bir surec olarak gorur. Sadece gelecek tasavvurlari degil; gelecek tasavvurlarini reddetmek de gelecek uzerinde yiginlarin tarihsel tecrubeleri uzerinde bir etkide bulunur. Insanlar, arilardan farkli olarak, daima kafalarinda bir takim tasavvurlara gore hareket ederler. Siz bir tasavvur ortaya koymayi reddettiginiz takdirde orayi ister istemez baska tasavvurlar dolduracak ve bu da o tarihsel deneyi su ya da bu yonde etkileyecektir. Tasavvurlarda bulunmak kadar, tasavvurlarda bulunmamak ta tarihsel deneyi su veya bu bicimde etkiler.

Somut bir ornek vereyim. Paris Komununu basaran isciler arasinda anarsistlerin, utopik sosyalistlerin muazzam bir etkisi; aydinlanma dusuncesinin de bir tortusu vardi. Bu etki ve tortu sayesindedir ki, Paris Komunarlari su meshur ilkelere (Secilenlerin geri alinmasi; ortalama isci ucreti almasi vs. gibi) gore orgutlenip davrandilar. Mazallah Paris Komununu yapan isciler arasinda, klasik bir komunist partisinin, stalinizmin ve maoizmin etkileri ve tortulari olsaydi, o isciler herhalde hic bir zaman Paris Komunu Tipi bir "devlet" yaratmayi akil edemeyeceklerdi ve bizler hala, Paris Komunu oncesinde Marx'in oldugu gibi bir tarihsel deneyin gerceklesmesini bekliyor olacaktik. Gerceklesen olursa da carpikliklariyla gerceklesecek, neresinin carpiklik, neresinin ozu oldugunu arastirmak zorlasacakti.

Bugunun dunya isci sinifi hayal gucunu yitirmis durumdadir. Buna sadece Stalinizm degil; kapitalizmin bizzat kendisi de yol acmaktadir. Su ornek bir fikir verebilir. Zaman, saniyeler, dakikalar, butunuyle arti deger uretimiyle birlikte bir anlam kazanmistir. Kapitalizm acisindan her saniyenin bir degeri vardir. Is gucunun bir saniyesinin bile bos gecmesine musaade edilmemelidir. Makinalar bir saniye bile bos durmamalidir ki, moral yipranmaya ugramadan once fizik olarak yipransin. Sermaye hizla devretmelidir ki kar orani artsin vs. vs. .

Kapitalizm ile ilk yuzyuze gelen insan, bu tempo karsisinda isyan edebilir. Ama dogdugu gunden beri bunun icinde yasamis insan, bunun nasil insanlik disi bir yaris oldugunu gorme yetenegini bile yitirir. Tabakhanede calisan iscinin burnu bir sure sonra ufunetin kokusunu almaz olur.

Utopik sosyalistler, anarsistler kapitalizmin bu zaman kulturune karsi daima bir propaganda yapmislardir. Belki bu sayededir ki, Paris Komunarlarinin ilk yaptiklari ve cok az bilinen islerden biri saatleri yikmak olmustur.

Ama bu gunun dunyasinin proleterleri ayaklandiklarinda saatleri yikmayi akil edebilecek hayal gucunden bile yoksundurlar. Onlara resmi komunist veya sosyal demokrat partiler, burjuvaziyle ayni zaman kulturunu vermisler, bu kulturu elestirmeyi akillarindan bile gecirmemisler; elestirenleri anarsist veya utopik diye kovusturmuslar ve nihayet "trockistler" de "utopik" degil "bilimsel" sosyalist olduklari icin hep gunluk mucadelenin gecissel talepleriyle ugrastiklarindan, bu iscilerin saatleri yikmayi dusunebilecek bir fikir kirintisi bulabilmeleri adeta olanaksiz hale gelmistir. Saati yikmayi hayal edemeyen isci, Paris Komunu tipi devlet kurma deneylerine de giremez.

Birakalim genis yiginlari, bugun oncelikle bizlerin, sosyalistlerin utopyalara ihtiyaci var. Sadece isciler degil, bizler bile saatleri yikma gibi bir fikri akil edemeyecek durumdayiz. Bunun icindir ki, sosyalist demokrasi teorisi ve pratigi alaninda komunarlarin nallarini topluyoruz.

Bir seylerin nasil olmasi gerektigi yolundaki projeler onlarin nasil olacaklari uzerinde bir etkide bulunurlar. O halde, metodolojik olarak kendimizi sadece tarihsel deneyle sinirlamayi birakmak, gunumuzun sorunlarindan hareketle, utopik de olsa projeler ortaya atmak gerekiyor.

Biri uc aylik, biri uc yillik, cok olaganustu kosullarda gecmis ve ikisi de yenilmis bu iki deney gunumuzun isci sinifinin ve gunumuzun dunyasinin sorunlarina ve olanaklarina cevap vermez. Kendimizi bu deneylerle sinirlamak, pratikte, gunumuzun sorunlarini atlamak, gormezden gelmek sonucunu verir.

Ozetlersek, Sosyalist Demokrasi tartismasinda, tum taraflarin dayandigini soyledigi metodolojik varsayim: sadece tarihsel deneylerin incelenmesinden hareket edilebilecegi, taslaklar yapilamayacagi anlayisi, bugun icin tartismanin gelismesinin engeli haline gelmistir.

***

Ele alinmasi gereken ikinci bir metodolojik sorun da, Sosyalist demokrasi sorununun hangi felsefi kategoriler alanina girdigi sorunudur.

Paris Komunu ya da Sovyet tipi devlet dedigimiz, sosyalist demokrasi veya proletarya diktatorlugu diye adlandirdigimiz sey bir devlettir, yani bir aractir. Arac dedigimiz an, kendiliginden, yapi ve islev kategorileri gundeme gelir. Herhangi bir aracin yapisini belirleyen onun islevleridir. Yapi bir bakima yogunlasmis islevdir. Islevler de yapinin ruhudur denilebilir.

Gerek toplumsal, gerek fiziksel ve organik butun aletler, butun araclar icin gecerli ilk sorun yapi ve islev arasindaki uyumun nasil saglanacagidir. Yani beklenen fonksiyonlari en iyi nasil bir yapi yerine getirebilir sorunu. Bu ayni zamanda tum teknigin temel sorusudur.

Bu anlamda parti, devlet, sendikalar vs. teorileri, modelleri bir bakima teknik duzeyindeki sorulara cevaptirlar.

Marx'in Paris Komunu uzerine yazdiklari dikkatlice okunursa, onun sorunu butunuyle, belirli islevlerin en iyi hangi tur yapilarla cozulebilecegi veya cozuldugu problematigi cercevesinde ele aldigi gorulur. Paris Komunu'nu tipki bir otomobil muhendisinin, teknik bir dergide, yeni cikmis bir otomobili tahlil ederken, belli sorunlarin hangi mekanizmalarla ne olcude cozuldugunu incelemesi gibi incelemistir.

Proletarya Diktatorlugu Deneylerinde Hangi Problemler Cozulmeye Calisilmisti?

Paris komunarlarinin tedbirlerinin ardindaki temel problem ne idi?

Aracin kendi kontrolleri disina cikmasini engellemek; onlarin hizmetinde kalmasini saglamak; onlarin uzerinde bir egemen haline donusmesinin yolunu kesmek ve olaganustu kosullar nedeniyle tek bir irade gibi davranip hizli kararlar alip uygulayabilmek. [iv]

Komunun tedbirlerinin ardinda bu problemler yatmaktadir; mekanizmalar bu problemleri cozmeye yoneliktir ve Marx da onlari aynen boyle ele almistir.

Secilenlerin her an geri alinabilmesi; ortalama isci ucretinden fazla maas almamasi; tum karar alici devlet gorevlilerinin secilmesi. Bu uc ozellikten ikisi, asil ile vekil, secen ile secilen iliskisini duzenlemekte; secilenin secenden bagimsizlasmasini engellemeye calismaktadir. Ucuncu ilke, tum memurlarin secilmesi, bir butun olarak devlet denen aracin kontrol altina alinmasina yoneliktir. Yasama, yurutme ve yarginin birligi ise, daha ziyade hizli ve etkili karar alip uygulama amacina yonelik, ozel olarak olaganustu kosullardan cikmis gibi gorunmektedir. (Aslinda bu konu iyice incelenmelidir. )

Sovyet devriminde bunlara ek olarak, orgutlenmenin fabrikalar temelinde oldugu gorulur. Bir diger farki da, koylu sovyetlerinde temsilci secebilmek icin gerekli oy sayisinin isci sovyetlerine gore kat be ket fazla olmasidir. Bu tedbirlerin de, bir yandan hala sehirlerin buyuk cogunlugunu olusturan kucuk burjuvazi ve burjuvaziyi temsil organlarinin belirlenmesinin disinda tutmak; diger yandan da, muazzam koylu nufusun agirligini azaltmak ama karsiya da itmemek kaygisi acikca gorulmektedir. Paris komunarlarinin, nufusun belli bir bolumunu oylamanin disinda birakmak gibi bir cabasi, bunun icin de ornegin is yerlerine gore temsilci secme ilkesi gibi bir ilkesi olmamisti, cunku savas dolayisiyla Paris'te sadece isciler kalmisti. Keza Paris Komunu sadece bir sehirle sinirli bir "devlet" oldugu icin, yani koyluluk olmadigi icin, koyluler karsisinda nasil tavir alinacagina iliskin bir sorun, dolayisiyla bir cozum tesebbusu de yoktur.

Bu tarihsel tecrubelerden cikan, sosyalist devrimlerin sinif icindeki gelecege iliskin tasavvurlara ve onundeki acil sorunlara gore yapilar olusturdugudur. Devletin ezilenlerin uzerinde yukselmemesi onlarin hizmetcisi olmasi, temel bir kaygidir ve butun tedbirlerde bu kayginin damgasi vardir. [v]

Devletin ezilenlerin uzerinde yukselmemesi, onlarin hizmetcisi olarak kalmasi, ozunde su tedbirlere bagladir: Ezilenlerin silahli olmasi, ozel silahli adamlar olmamasi; butun gorevlilerin secilmesi ve kendisini secenlerin direktiflerine uymadiginda, kendisinin veya secenlerin fikri degistiginde geri alinabilmesi. Aslinda geri alabilme ve secilene ortalama isci ucreti ilkeleri, ayni zamanda, secilenlere duyulan guvensizligin, onlarin yozlasmasini, kendilerini manuple etmesini engellemenin tedbirleri olarak gorulmektedir.

 

Goruslerin Secmenler Icindeki Oraninin Temsilcilere Yansimasi ile Secilenlerin Her An Geri Alinabilmesi Sorunlarinin Celiskisi

Oimdi su soruya gecebiliriz. Gelecek bir devrimin baska ne gibi kaygilari olabilir ve bunlara karsi ne gibi mekanizmalar ongorulebilir? Gelecek bir devrim ne gibi sorunlar ortaya cikaracaktir?

Secilenin geri alinabilmesi, yani secenlerin kontrolu disina cikmasinin engellenmesi icin bulunan bu yontem ile, nufusun farkli goruslerinin nufus icindeki oranlarina en yakin duzeyde temsil edilmelerini saglamaya yonelik yontemler celiski icindedir. Yani her ilacin bir yan etkisi olmasi gibi, geri alma ilkesi nisbi temsil ilkesini zedeler. Geri almak icin, her temsilcinin belli bir bolgenin ya da grubun temsilcisi olmasi gerekir. Cunku kimin hangi secmenler grubunun temsilcisi oldugunu bilmenin bir baska yolu yoktur. Ancak secimleri bu ilkeye gore yaptiginiz takdirde, ornegin nufus icinde yuzde otuz orananda oyu olan bir partinin, karsisindaki oylar, bircok partiye, belli bolgelerden yogunlasmadan, bolundugu takdirde temsilcilerin yuzde yuzunu elde etmesi gibi bir sonucu olur. Bu sonuc, sik sik da gerceklesir aslinda. Ornegin ANAP iktidarinda oldugu gibi. Bu durumda, yude otuz oyla secilen partinin, istedigini mesru yollardan, hem de nufusun yuzde yetmisine karsi yapmasinin onunde hic bir engel olamaz. Bu hic de, secilenin secmenlerin kontrolu disinda davranmasindan daha az tehlikeli degildir. Ancak, bu tehlikeye karsi tedbir aldiginiz takdirde ise, ulke ye da buyuk bolgeler olcusunde gruplasmalar yapmak zorundasinizdir. Boylece oranlarin azami olcude yansimasini sagladiginiz takdirde, bir temsilcinin hangi grubun temsilcisi oldugu kesin olarak bilinemeyeceginden, onu kimin geri alacagini belirlemek olanaksizlasacaktir.

Bu sorun nasil cozulebilir? Bu sorunu cozmenin yolu, iki yontemin optimum bir bilesenini bulmak olabilir. Ornegin, Vatan Partisi programinda Dr. Hikmet Kivilcimli, bu sorunu cozmek icin, secimin nisbi temsile gore yapilmasini, ama secildikten sonra, her temsilcinin, belli bir bolgenin "sagdici" olmasini onerir. Sagdici oldugu bolge o temsilciyi her an icin geri alabilir.

Konu daha incelenebilir. Bizlerin, sosyalistlerin, artik hala, temsilcileri geri almaktan soz edip, bunun nisbi temsil ile celiskisini gormezden gelmeyi birakmamiz gerekiyor. Bu celiskinin ezilenler bakimindan ortaya cikardigi sorunlar karsisinda, kafamizi deve kusu gibi kuma gomerce, davranmayi birakmamiz gerekiyor. Ortada ciddi bir sorun vardir ve "tarihsel deney"in ardina siginip bu sorundan kacilamaz. Kimseyi ikna edemezsiniz. Bir model gelistirmeniz gerekir. Gerekiyor cunku toplumsal yapidaki degismeler bu sorunu cok daha acil hale getiriyor.

Bugun dunyanin butun ulkelerinde genel oy genellesmistir ve solcu, ilerici partiler, dar bolgeyi savunan burjuva partileri karsisinda nisbi temsil sistemini savunmaktadirlar. Hem nisbi temsil sistemi yiginlarin bilincinde koklu bir yer ettigi icin, hem de muhalefetteyken savunulan nisbi temsili iktidara gelince reddetme tutarsizligindan kurtulmak icin bu sorunu gundeme koymak gerekmektedir.

 

Diger Emekci Tabakalarin Oy Haklari ve Agirliklari Sorunu

Sosyalist demokrasi tartismalarinda isciler disindaki toplum kesimlerini oy hakkindan mahrum etmek veya ornegin on koylu oyunun agirligini bir isci oyuna indirgemek ve sovyetleri fabrikalara gore orgutlemek gibi gorusler acikca savunulmaktadir[vi]. Ekim devrimi ornegine dayandigi icin de bu model elestirilmez tabu olarak kalmaktadir.

Bu gunun dunyasinda bu tedbirleri uygulamak olanaksiz oldugu gibi gereksizdir de. Rus koylusu genel oyu hic tanimamisti. Ama bugun dunyanin hemen butun parlamenter sistemlerinde koylu genel oyu tanimakta ve bunu guclu bir silah olarak kullanmaktadir.

Eger bir parti, acikca koylulerin agirligini azaltacak tedbirler alacaksa, ve sosyalist oldugu iddiasidaysa, koylulere acikca boyle yapacagini soylemesi gerekir, teorik organlarinin satir aralarinda degil. Boyle bir partiye ise o zaman sadece koyluler degil, isciler bile destek vermez. Ve nufusun cogunlugunu saglamadan devrim yapilamaz.

Ou halde koylulerin de tipki isciler gibi bire bir temsilcileri ve agirliklari olmasi gerekiyor. Ama sorun burada da bitmiyor. Bugun icin sehir nufusunun da buyuk bir bolumu isci degildir. Aslinda fabrika iscileri, butun ulkelerde nufusun cok kucuk bir bolumunu olusturmaktadir. Daginik cok genis bir ucretliler kesimi de bulunmaktadir. Keza sehir kucuk burjuvalari, issizler vs. de var. Butun bunlarin secme ve secilme haklari da alinamaz bugunun dunyasinda. Bunu almaya kalktiginiz takdirde, o toplum kesimlerini karsiya itip kendinizi tecrit edersiniz. Yani bugunku dunyada, iscilerin nufus icindeki zayif konumlarini yuksek oranda temsil ettirmeye yonelik tedbirler, bizzat o isci iktidarina karsi calisirlar. Rus devriminin bu soruna buldugu cozumu uygulamanin olanagi olmayacak, uygulandigi takdirde, cozulenden cok daha buyuk problemler yaratacaktir muhtemelen.

Ama bu da ister istemez, proleter olmayan tabaka ve siniflarin; ya da toplumun daha geri ve istikrarsiz kesimlerinin agirliginin sosyalist bir demokraside aynen yansiyacagini; boyle bir sistemin ne olcude sinifsiz bir topluma gitmeye yetenekli oldugu sorusunu gundeme getirir. Bu sorunun uzerinden hep atlanmaktadir.

 

Is Yerlerine Gore Sovyetler Gunumuzde Isci Sinifinin Iradesini Yansitmaya Ne Olcude Hizmet Eder

Ancak sorun bununla da bitmiyor. Sovyet devriminde, isci sovyetlerinde, temsilciler fabrikalara gore seciliyordu. Kucuk isyerleri ise birlestirilip temsilci seciyorlardi. Bugun bu tedbiri uygulamaya kalkmak, isci sinifinin cok buyuk bir bolumunu, yani kucuk isyerlerinde calisan bolumunu yeterince tanimadigi insanlari secmek zorunda birakmak olur. Kucuk isyerinde calisan isciler kendi isyerindeki insanlari tanir. Halbuki temsilcisini kendisi gibi daha onlarcasi bir araya gelerek secebilecektir, ama isyerine bagli oldugu takdirde onlari tanima olanagi bulamayacaktir. Iscinin gercek yasam alani, toplumsal cevresi oturdugu mekandir. Oturulan ve calisilan mekan modern toplumda birbirinden tamamen kopmustur. Bu durumda fabrikalara gore secim ilkesi, isci sinifinin kendi icindeki egilimleri en iyi sekilde secmesine olanak saglamayacaktir. Isci sinifinin bir zumresini, buyuk fabrika iscisini avantajli hale getirecektir.

Aslinda buyuk is yerinin kendisinde de Rus Devrimi donemine gore problemler cikmaktadir. Rus Devrimini yapan isciler, fordist yontemlerle, makinanin basit bir parcasi durumuna dusmus isciler degillerdi. Kismen belli zanaatlari vardi. En azindan belli aletlere egemendiler. Fabrika icinde iscilerin birbiriyla oldukca sik kontak kurma, birbirlerini tanima olanagi oluyordu. Fordist buyuk fabrikada bu avantaj buyuk olcude kaybolmustur. Bir yanda aptallasmis, makinanin basit bir eki haline gelmis duz isci, diger yanda ise, uretimdeki konumu bakimindan degil ama gelir ve toplumsal konumu bakimindan isci sayilamayacak teknisyenler vardir. Isciler arasinda kontak cok sinirli, hatta olanaksizdir. Bu isci tipi, kismen meslegi olan isciye gore daima daha az mucadele ve hayal gucu yetenegi gostermistir.

Fordizm otesi elektronik yontemlerle uretimde ise, iscilerin konsantrasyonu hizla azaldigi gibi, ev tekrar bir isyeri haline donmektedir.

Butun bu nedenlerle, fabrikalara gore secim ilkesini uygulamaya kalkmak bizzat isci sinifinin kendisine karsi bir engel haline gelme, kendi iradesini, en iyi bir sekilde ifade olanagini sinirlama sonucunu vermektedir.

Buna nasil bir cozum bulunacaktir? Bu takdirde, bir isci demokrasisini, is yerlerine gore secme olmayacagina, genel oy olacagina gore (burjuvazinin oy hakki alinsa bile nufusun geri kalani diger emekci ve kucuk burjuvalardir ve onlara karsi burjuvaziye davranildigi gibi davranilamaz. ) bu sosyalist demokrasiyi, (iscilerin silahli olmasi, yoneticilerin secilmesi, ve kismen geri almasi; secilenlere ortalama isci ucretini vermesi disinda) parlamentarizmden ayiran ozellikler neler olacaktir?[vii]

Hem emekci nufusa genel oy hakkini korumak, hem de iscilerin agirliklarini yuksek tutmak ve iradelerini yansitmak arasindaki celiskiyi cozmek icin, yine ortalama, optimal yontemler bulmak ve onermek gerekmektedir. Modern toplumda her devrim bu sorunlarla karsilasmak zorundadir.

Partiler Sorunu

Modern toplumda, yiginlarin iradesini sekillendirebilmesi icin partilerden baska olanak yoktur. Kesinlikle hic bir ideolojik sinirlama olmaksizin her turlu propaganda ajitasyon ve orgutlenme serbest olmalidir. (Burada cok karistirilan bir sey var. Burjuvazinin oy hakkini, secme secilme hakkini almak baskadir, burjuva partileri yasaklamak baska. Burjuva partileri yasaklanamaz. Hic bir burjuva partisi ben burjuva partisiyim demez. Ancak bicimsel bir sekilde, ornegin, uretim araclari uzerinde ozel mulkiyeti kurmak isteyen partiler kurulamaz turunden sinirlamalar getirilebilir. Boylece burjuva partileri yasa disina dusurmek mumkun olabilir. Ama bu da 141/142 ne kadar sosyalist partilerin kurulmasina engel olabildiyse o kadar olur. Zaten devrim olunca, burjuvazi bizden daha hizli komunist olur. Ama ornegin, fabrika sahiplerinin veya geliri su kadardan yuksek insanlarin secme, secilme hakki alinabilir. Bu onlarin fikirlerini ifade edemeyecekleri anlamina gelmez. Onlarin fikirlerine proleter ve emekciler oy veriyorsa elden ne gelir. )

Su halde, yasalarin bicimsel kurallarina uydugu takdirde, ornegin silah zoruyla rejimi yikmaya kalkmadigi takdirde, her turlu fikir ve orgutlenme serbest olmalidir. Bu ezilenlerin iradesini yansitmanin tek ve en etkili yoludur. Bu hak sadece iradeyi yansitmayi saglamaz, ezilenlerin cesitli kesimleri arasinda uzlasmalari ve demokratik cozumeri; denge degisimlerindeki yansimalari da saglar.

O Halde, acikca, hic bir ideolojik sinirlama getirmeyecegimize, her turlu fikir ve orgutlenme ozgurlugunu savunacagimiza ve iscilerin savunmasi gerektigine acikca yer vermemiz gerekiyor tasavvurlarimizda.

Ancak, partiler dedigimizde baska bir sorunla da karsilasiyoruz. Modern toplumda temsilci olarak kisilikler degil, fikir sistemleri, programlar secilmektedir. Partilerin su veya bu uyesi o partinin uyesi oldugu icin secilir, parti programina uymadiginda da atilir. Yani, secenin secileni kontrolu dolayli bir yol izler. Bu kismen, geri alma sorununa da yardimci olur. Bu olanagi degerlendiren Kivilcimli, parti degistirenin otomatikman temsilcilik yetkisini yitirecegini yazarak bu kontrolu guclendirici bir mekanizma onermisti.

 

Diger Baski Bicimleri ve Sosyalist Demokrasi

Bir baska sorun. Toplumdaki tek ezilenler isciler degildir ve bir isci iktidarinin amaci, sadece kapitalist somuruyu degil, her turlu baskiyi ortadan kaldirmak olmalidir. Ote yandan, bir baski bicimine ugramak, diger baski bicimlerine karsi ayni olcude hassasiyeti otomatikman yaratmiyor. Ornegin isci sinifi irkci ve seksist baskilara karsi duyarsiz olabildigi gibi bizzat kendisi bu baskilari yapabiliyor. Aslinda bunlara ugrayanlar da isci sinifi icinde uyelere sahip olamalarina ragmen, ozgul ugradiklari baski bicimleri araciligiyla temsil edilmedikleri icin, fiiliyatta var olan ayrilik ve baskinin yansimasi engellendiginden, tipki burjuva toplumunda herkesi bicimsel olarak esit kabul etme ama fiiliyatta oyle olmamasi nedeniyle ust durumda olanin egemenligini gizlenmesi ve pekistirilmesi gibi, baskinin yeniden uretilmesine ve gizlenmesine hizmet ediyor. Kadin hareketi ve siyah hareketi bunu acikca kanitlamis durumda. Bu da bir tarihsel deneydir. Bugun azinliklar, kadinlar vs. orgutlerde, kotalar, ozel imtiyazlar, otonom yapilarla bu ozgul ezilmelerine karsi araclar gelistiriyorlar.

Ayni sey, bolgeler icin de gecerlidir. Evet, ozel, genele tabidir ama bunun da bir dengesi, siniri olmalidir. Cogunluk azinliga her istedigini yapamamalidir. Aslinda demokrasinin tarihi, cogunlugun kendi haklarini sinirlamasinin, belli kriterlere gore azinliklar hakkinda karar hakkindan vaz gecmesinin tarihidir. Ornegin, azinliklarin ana dilde egitim hakkini dusunelim. Demokrasi, "azinligin cogunluga uymasini ilke olarak kabul eden idare tarzi" (Lenin) olduguna gore, pekala nufusun buyuk cogunlugu, "kardesim demokrasi bu, eh biz de cogunluguz, siz bize uyacaksiniz, biz cogunluk olarak karar aliyoruz, azinlik olarak dilinizi kullanamayacaksiniz" diyebilir[viii]. Demokrasinin bu olanagi saglamasina karsi, ezilenlerin cesitli mucadeleleri sonunda cogunlugun haklarini sinirlayan ilkeler getirilmistir. Buna insan haklari, kadin haklari, azinlik haklari vs. denebilir. Butun bunlar, aslinda cogunlugun bir bakima kendi iradesiyle kendi haklarini kisitlamalaridir. Demokrasi, azinligin cogunluga uymasini ilke olarak kabul eden rejim olmasina ragmen, demokrasinin gelismesi, bir bakima, cogunluklarin azinliklar hakkinda onlarin uymasini zorlayabilecekleri kararlar alma yektkilerinin kisitlanmasinin tarihidir.

Toplumun gercegi ayni zamanda bolgelerdir, yasam birimleridir vs. . Ulke cogunlugu istedi diye belli bir bolgeye fabrika kurulmaya karar verildiginde o bolgenin halki bunu istemiyorsa ne olacaktir? Butun bunlar icin mekanizmalar gerekmektedir. Cesitli azinlik ve bolgelerin sadece olagan kanallardan yansimasinin yani sira, tipki burjuva devletlerindeki "senato" gibi, sinifsal, cinsel, irksal, bolgesel , yas grupsal vs. kategorilere gore de insanlarin nufus icindeki oranlari olcusunde temsil edilebilecekleri, bir tur denge olusturabilecek organlar kurulmasi, kesinlikle savunmamiz gereken, hayallerimizde yeri olmasi gereken bir konudur. Ancak boylece tum ezilenlerin bir ittifaki ve ortak bir cephesinin yolu acilip, korluklere son verilebilir. Ancak boylece iscilerin cesitli zumrelerinin yeterince temsil edilmesi saglanabilir.

 

Dogrudan Demokrasi Olanaklari

Butun buraya kadar sayilan sorunlar, gunumuz dunyasinin sorunlari. Ama gunumuz dunyasi, sorunlar kadar yeni cozumlerin de olanaklarini acmaktadir. Bir kere, tekrar dogrudan demokrasiye donusun yolu elektronik araciligiyla acilmistir. Burjuvazinin boyle bir derdi olmadigi icin pek kullanmiyor.

Aslinda, Paris Komunu'nun aldigi kararlar, dolayli demokrasinin yol actigi sorunlari giderme cabasi olarak da ele alinabilir. Eger insanlar bir alana toplanip, birlikte tartisip karar alsalar ve uygulasalar, butun o Paris Komunu tedbirlerine gerek kalmazdi. Ancak, modern toplum koca bir ulkedir, sehirdir. Yuzbinlerce, milyonlarca insan bir araya gelemez, gelse tartisamaz. Herseyden once fiziki sinirlar vardir. Bunun icindir ki, dolayli domokrasi denen temsilcilik mekanizmalari gelistirilmistir. Bu mekanizmalar da, bu sorunu cozmus ama bu sefer baska problemler cikarmistir. O problemlerin cozulmesi de baska. Butun bunlardan kurtulmanin aslinda cok kolay bir yolu var: Suyu kaynagindan kesmek. Dogrudan demokrasi olsa, ornegin Paris Komunu'un o meshur tedbirlerinin hic birine gerek kalmaz. Ancak bilgisayarlar sayesinde, modern teknoloji sayesinde dogrudan demokrasiyi yeniden, baska bir duzeyde kurmak mumkun gorunmektedir. Bugun bazi televizyon programlarinda bile, dinleyicilerin telefonlari araciligiyla, dinleyicilerin egilimlerindeki degismeler aninda ogrenilebiliyor. Her evdeki telefona takilabilecek kucuk bir alet araciligiyla, nufusun tamaminin, hic bir burokratik isleme bas vurmadan hangi gorus ve tercihlerde oldugu bugun kolaylikla tesbit edilebilir. Bu tur dogrudan demokrasi mekanizmalarinin kesinlikle programimizda yeri olmasi gerekir, hic olmazsa bir hedef olarak.

 

Sosyalist Demokrasi'nin Ilkesi ve Maddi Temeli

Ancak, butun bunlarin hepsi bir bakima isin ust yapisidir. Toplumdaki zenginlikler belli kisilerin elinden alinmis olmalidir. Yani salonlar, matbaalar, kagitlar ozel mulkiyette olmamali. Peki ama butun bunlari kim, hangi ilkeye gore dagitacak?

Butun kagit, matbaa gibi propaganda araclari, butunuyle devletin elinde olmali, ancak kesinlikle belirlenmis kurallara gore bunlarin dagilimini duzenlemekle yetinmelidir. Bu kural ve oranlarin nasil olmasi gerektigi konusunda simdiden bir sey soylenemez. Nufus icindeki gucler iliskisi belirleyici olabilir. Ancak, nasil, bollugun olmadigi bir toplumda, herkese emegine gore ilkesi gecerli olmak zorundaysa, propaganda olanaklarinda da herkese uyesine ve / veya oyuna gore ilkesi gecerli olmak zorundadir.

***

Bu konuya son vermeden once bir kac deginme yapmak istiyorum.

Birincisi su sosyalist demokrasi tartismasinin adina iliskin. Ben de bu adi kullaniyorum ama, yanlisligini ne yerine kullandigimi bilerek ve herkes oyle kullandigi icin. Sosyalist demokrasiden kimileri gibi sirf sosyalistler icin gecerli bir demokrasi kast edilmiyorsa, kastedilen proleter demokrasisidir. Yani proletarya diktatorlugu, diger bir degisle gecis donemi ve onun demokrasisi.

Sosyalizmde ise proletarya olmayacaktir. Sosyalizm sinifsiz toplumdur[ix]. Burjuva, kucuk burjuva yoksa, proleter de yoktur, ureticiler vardir. Boyle bir toplumda da, demokrasiye ihtiyac olacaktir. Gurul gurul akan bir bolluk olmadigi surece, calismayana ekmek yoksa, bu ilkeyi uygulamak icin uygulayacak bir mekanizma, azinlik cogunluk iliskisi olacaktir. Azinligin cogunluga uydugu yerde demokrasi vardir, olacaktir. Azinligin cogunluga uyma zorunlulgundan kurtuldugu yerde ise ozgurluk: bunun maddi temeli de korkunc bir bolluk olabilir. Her alanda.

Ama tartismalarda tartisilan, bu, sosyalist toplumdaki, burjuva adaletini, yani esitligi saglayan demokrasi degildir. Ondan onceki, gecis doneminde, hem karsi devrimci siniflarin saldirilari karsisinda ezilenlerin egemenligini savunacak, hem ezilen siniflar arasindaki ittifaki koruyacak hem de bu arada kendi yok olusunun kosullarini ve ilk adimlarini atacak bir aractir. Bu donemde henuz herkes icin esitlik olamayacaktir malesef. Bir saat calisan herkes, sosyalist bir toplumda oldugu gibi ne is yaparsa yapsin bir saatin parasini esit olarak almayacaktir henuz. Bu donemde bir muhendisin bir saati ile siradan bir iscinin bir saati arasinda bir fark olacaktir. Bu fark bugunku toplumla kiyaslanmayacak olcude azalmis olsa ve azalma egilimi gostermek zorunda olsa da.

O halde, sosyalist demokrasi adi yanlistir, ona gecis donemi demokrasisi, proleter demokrasisi demek, tartisilan seyi daha dogru aciklardi.

***

Bir baska sorun, diktatorluk kavraminin iki farkli kullanimini ve anlamini ayirmamaktir. Bu ayiramayis bu konudaki tartismalari iyice anlasilmaz kilabiliyor.

Diktatorluk kavrami sosyolojik olarak demokrasi kavramiyla ozdestir. Proletarya diktatorlugunun ozunu Lenin'in dedigi gibi zor bile olusturmaz. Diyelim ki, burjuvaziye her hakki verdiniz. Sadece onun butun servetini aldiniz. Miras hakkin kaldirdiniz. Bunun disinda hic bir kisitlama getirmiyorsunuz. Iste tam bu, yani ozel mulkiyetin olmamasi, burjuvaziye bir diktatorluk olarak gorunur. Tipki burjuvazinin butun haklari proletaryaya tanimasi ama ozel mulkiyete dayanmasinin proletarlyaya bir diktatorluk olarak gelmesi gibi. Bu anlamda elbette proleter demokrasisi burjuvaziye karsi, burjuvazinin varolus kosulunu ortadan kaldirdigi icin bir diktatorluktur.

Ancak, diktatorlugun bir de politik anlami vardir. Politik anlamiyla diktatorluk, demokrasinin zittidir. Bir azinlik ya da bir kisinin cogunlugun iradesine ragmen zorla egemenligini kurmasi, korumasidir. Bu sistemde ozgurlukler, demokratik mekanizmalar yoktur.

Ne Marx, ne Engels, ne de Lenin, Proletarya diktatorlugu ya da burjuva diktatorlugunden soz ederken onu bu politik anlamiyla kullanmadilar. Onlar hep sosyolojik anlamlarinda kullandilar. Ama bugun, burokratik diktatorlukleri savunanlar, diktatorlugun bu iki anlami arasindaki kaymalardan yararlanarak, kolaylikla politik olarak diktatorluklerini mesru gostermeye calisiyorlar.

***

Proleter demokrasisi icin tartismalarda, ozellikle trockist goruslerden arkadaslar, cok partinin olmasi gerektigini, cunku isci snifinin yekpare olmadigini soyliyerek bunu gerekcelendiriyorlar.

Kanimca bu tutarli bir gerekcelendirme degildir. Birincisi, isci sinifi tabakalarinin egilimlerinin ayri partilerde ifade bulacagi gibi bir anlama gelir ki, bu cogu kez pek dogru degildir, partiler ve onlarin temsil ettikleri gucler arasindaki iliski bu kadar mekanik degildir.

Bu gerekcelendirmeye gore, proletarya cesitli zumrelerden olusmasa cok partiye gerek olmayacaktir. Hayir, proletarya cesitli zumrelerden olusmasa da, yekpare olsa da, kisa vadeli cikarla uzun vadele cikar; parcanin cikariyla butunun cikari ozdes olmadigi icin partilere gerek vardir. Partiler, yani farkli gorusler olmadan, cogunlugun ve azinligin sekillenmesi yani demokrasi olaraksizdir.

***

Burada, sosyalist demokrasiyle fazla karistirilan parti ici demokrasi sorununa gecelim. Partiler uyelerini amacini benimseme kriteriyle alirlar. Yani oldukca monolitik yapilari vardir. Ama buna ragmen bir parti icinde bile, bir cogunlugun olusabilmesi, belli bir taktik sorununda bir irade ortaya cikabilmasi icin, tabii demokratik yontemlerle, o parti icinde farkli platformlar olmasi gerektirir. Bu akil yurutme, proletarya yekpare olsa da cok parti gerekecegine bir kanittir. .

Burada bir noktaya daha deginmek gerekiyor. Sosyalist demokrasinin ilkeleri aynen bir partinin ilkeleri haline indirgeniyor. Aslinda bunlar son derece farkli ilkelere dayanirlar. Sosyalist bir demokraside, uyelerine hic bir fraksiyon kurma ozgurlugu tanimayan partiler de olacaktir. Bunlari da yasaklayamaz sosyalist demokrasi. Hatta bu tur partiler iktidara da gelebilirler. Ama bu kendi icinde fraksiyon tanimayan partiler, baska partileri yasaklayamazlar.

Bir parti uyelerini onceden belli kabullere gore alir, o kabullere uygun davranmayani atmak hakkina sahiptir. Demokratik bir partide, tartisma ancak o kabullerin alaninda gecerli olabilir. Ama bir toplumda oyle degildir, toplumun anayasasi amacin su olacaktir yoksa seni atarim diyemez. O, her bireye amacina cogunlugu kazanma olanagini saglar. Partide yerini bulamayan baska parti kurar.

Aslinda bu tartismalarda parti ici demokrasinin varligini sosyalist demokrasinin garantisi gibi koyanlar, eski tek parti anlayislarini hala yikmamislar demektir. Burokratlasma sorunu parti ici demokrasiden degil, sosyalist demokrasiden cikar.

***

Bir diger sorun, sosyalist demokrasiyi savunanlar, proletaryanin bu organlarda hep en dogru gorusu sececegi gibi bir varsayimla savunuyorlar. Cocukca bir gorustur bu. Proletarya da ezilen diger yiginlar da cogu zaman kendi cikarlarina aykiri aptalca kararlar almaya egilimlidirler. Hele genel ve tarihsel cikari savunan bir parti, muhtemelen cogu zaman azinlikta kalmaya mahkum bir parti olabilir.

Cogunluk dogru kararlar alacagi ve en dogru partileri iktidara getirecegi icin degil, hayir, en aptalca kararlari alacagi, ama bu en aptalca kararlara ragmen bile, hicbir tedbirin, bu aptalca kararlari alan cogunluk iradesini yansitma yonteminden daha fazla cogunlugun cikarini saglamasi mumkun olmadigi icin

 

 

 

 

 

     [i] "Sosyalist Demokrasi" sorununun daha önceden de tartışıldığını belirtmek özellikle gerekiyor, en azından Marx'ın Kapital'i yazarken, birçok fikrin ilk ortaya atıcılarını buluşunu ve onları unutulmaktan kurtarışını anlatmak için kullandığı "tarihsel adaleti yerine getirebilmek" için. Birçok Yeni Öncü taraftarı, bırakalım Türkiye'yi, bu sorunu dünyada ilk defa Yeni Öncü'nün, daha doğrusu Tekin Yılmaz'ın ortaya attığını sanıyor ve bunu ciddi ciddi iddia ediyor. Frankfurt'taki toplantıda, yandaki masada konuşan M.Sayın'ın da "hadi dünyada demiyeyim ama bu tartışmayı Türkiye'de ilk kez biz attık" dediğini duyunca kulaklarıma inanamamıştım.

Dünya'da Sol Muhalefet ve Troçkist hareketin oluşumunun ve programını geliştirmesinin temel sorunlarından biri bu olmuştu. Dördüncü Enternasyonal'in programı ve bütün programatik belgeleri buna kanıttır. Bunların yanı sıra, Dördüncü Enternasyonal'in "Sosyalist Demokrasi ve Proletarya Diktatörlüğü" adlı programatik metni, sırf bu konuya hasredilmiştir.

Diyelim ki bu bilinmiyor. Türkiye'de Eleştiri Yayınevi, sözkonusu kararı 12 Eylül öncesinde yayınlamıştı. Mandel'in İşçi Sınıfı Hareketi ve Bürokrasi kitabının Türkçe baskısının tarihi 1975'tir ve bu konuyu ele alır. Vatan Partisi'nde biz, 12 Eylül sonrası dönemde birçok hareketten birçok militan Stalinizmle yüzleştikçe bu sorunla karşılaşmıştır.

Doğu ve Batı'nın farkı bu olsa gerek. Batı geleneğinde, biri bir fikri atarken, nerelerden ilham aldığını, o fikrin ilk kez nerede ifade edildiğini araştırıp belirtmeye özen gösterilir. Doğu geleneğinde ise durum tamamen zıttır. Kaynaklar gizlenir ve ilk kez söylendiği imajı yayılır.

M.Sayın'ın bunu niye yaptığını anlamak zor değil. O kendisini daima daha geri olana göre tanımlar, ama kendisine o avantajı sağlayan,

biçimsizleştirerek ve iğdiş ederek aldığı görüşlerin kaynağını gizlemek zorundadır ki, difransiyel rantı ele geçirebilsin ve o hitap ettiği geri kitlenin önyargılarını ve tepkilerini çekmesin, söylenenleri ciddiye alıp mantık sonuçlarına gidebilecek olanları da şaşırtabilsin.

Bu tipik değişmez tavırdır. Sadece Sosyalist Demokrasi konusunda böyle değil, Kadın sorununda da böyledir (Necmi Gül'ün Yeni Öncü'de çıkan "Ben Doğarken İktidar Olmuşum" yazısına bakılabilir.); faşizm sorununda da böyledir (D.Küçükaydın'ın cezaevlerinde elle çoğaltılmış "Bir Siyasi Hükümlü'nün Notlarına Notlar" yazısına bakılabilir.)

Bunun adı "Merkezcilik"tir. Devrimcilik ve reformculuk arasında bir ara aşamadır ama kimileri için ebedi bir karakter halini alabilir. Elbet büyük avantajları vardır. Herkesle iyi geçinmeyi sağlar örneğin: Reformist için daha tercih edilirsiniz, çünkü diğerleri kadar "sekter" ve "ideolojik bağnaz" değlsinizdir; devrimci ve radikaller için daha tercih edilirsiniz, çünkü reformist değilsinizdir; Troçkist için daha tercih edilirsiniz, çünkü bir stalinist değilsinizdir; bir stalinist için daha tercih edilirsiniz, çünkü troçkist değilsinizdir vs., vs.. Dünya büyük ve güneşin altında herkese yer var.

     [ii] Bu saçmalığa vardırmanın bir örneği olarak M. Yenice'nin "Devrimci Marksizmde `Geçiş Programı Anlayışı'" adlı kitabı anılabilir.

     [iii] Burada Mandel'in şu satırlarını anmak gerekiyor:

"Kötü bir devrimci, sadece ayakları artık yere basmayan değildir; sadece, devrimci projenin gerçekleştirilmesinin toplumsal objektif ve sübjektif önkoşullarıyla olan bağını yitiren değildir. Ama kötü bir devrimci, aynı zamanda, varolan gerçekliklere, içinde yaşanılan ana, günlük rutinin ufak tefek şeylerine saplanıp kalan; Tarihin beklenmeyen ani ve keskin dönüşlerini önceden kestirebilme duygu ve düşüncesini kaybetmiş olup, geleceğe yönelikliği bir kenara iten ve yanardağ gibi patlayışlar tarafından geçilendir de. Bu anlamda da, geleceğin ufku olmaksızın, gerçekliğin doğru ve tam bir kavranışı olamaz.

"Stalinizmin tarihi felaketinden sonra, bugün marksistler artık şöyle bir açıklamayla kendilerini sınırlayamazlar: "önce kapitalizmin yıkılması söz konusu, bu yıkımla ortaya çıkacak olan sosyalizmin daha sonra nasıl görüneceğini, somut tarihsel gelişmelerin kendisine bırakalım." Sosyalist antisipasyonun devrimci projeden bu şekilde uzaklaştırılması, bu devrimci projeye, bugün, geniş proleter kitleleri ikna edememeye mahkum ediyor.

"Somut bir sosyalizm görüntüsü, bugün için Batı'da, pratik devrimci günlük politikanın ön şartı oldu. doğu Bloku ülkelerindeki -hiç bir zaman sosyalizm olmayan- "reel sosyalizm"den temelden farklı ve ondan üstün olan somut bir alternatifin var oluşu ikna gücü kazanmadıkça, kapitalizm, endüstri ülkelerinin proletaryası tarafından yıkılamayacaktır."

     [iv] Paris Komünü'nün tedbirleri burjuvaziye karşı olmaktan ziyade, işçileri ve halkı kendi temsilcilerine karşı; onların bağımsızlaşmasına ve kendilerini seçenlerin üzerinde bir iktidar olmaları tehlikesine karşı alınmış gibi görünüyorlar. Aslında bu konuyu Paris Komünü'nün Zabıtları gibi belgelerden incelemek gerekiyor. Bu anlamda, Bürokrasi'ye karşı çok devrimci bir anlama sahiptirler.

     [v] Seçmek, seçileni geri almak, az para vermek vs. Bütün bunlar, sadece tedbirlerdir, garantiler değil. Otomatikman, seçilenlerin seçenlerin kontrolü altında kalmasını sağlayamazlar. Bunu en iyi partilerde, kitle örgütlerinde görmek mümkündür. Her birinin çok daha seçme üyeleri olduğu halde, hatta üyelerin beşte biri bile istese seçimler yenilenebildiği halde, yönetim organlarının nasıl bürokratlaşıp, işleri manüple edebildiği gözler önüne getirilsin.

Sadece Ekim Devrimi ve Paris Komünü değil, bunların ikincisinin kontrolden çıkması da bir deneydir ve sonuçlar çıkarılması gerekir.

     [vi] Avrupa'da yaptığımız Sosyalist Forum toplantılarında Sosyalist İşçi dergisinden arkadaşlar bu tedbirleri açıkça savunuyorlardı. Bunların Proletarya diktatörlüğünün özü olduğunu söylüyorlardı.

     [vii] Tam bu noktada Proletarya diktatörlüğünün özüne geliyoruz. Aslında proletarya diktatörlüğünün özü zor değildir. Onun özü, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılmış olmasında yatar. Bu tedbirin kendisi burjuvaziye karşı bir diktatörlük olarak görünür.

     [viii] Lenin demokrasinin şovenizmle, azınlıkların ezilmesiyle çelişmediğini çok iyi kavramıştı. Onun için örneğin azınlık sorunlarını incelerken hep "özel türden bir demokrasi", yani çoğunluğun istediği alanda istediği türden karar alamayacağı bir demokrasi gereğinden söz eder.

     [ix] Aslında Demokrasi en saf haliyle, bir azınlık çoğunluk ilişkisi olarak yokoluşunun arefesinde sosyalist bir toplumda var olabilir, tıpkı metaın özünün tüm saflığıyla, yok olmadan önce, kapitalist toplumda ortaya çıkması gibi.

n/a