27-28 Haziran'da "Yapilan Demokrasi Icin Birlik" Konferansi "Sonuc Bildirgesi"nin Elestirisi-1
"Çatı Partisi Girişimi" diye bilinen ve kendini daha sonra "Demokrasi İçin Birlik Hareketi" olarak adlandıran girişim, 27-28 Haziran'da yaptığı toplantıda bir "Sonuç Bildirgesi" kabul etmişti[1]. Daha sonra bu metin 25 Temmuz 2008'da Makine Mühendisleri Odasında yapılan bir basın toplantısıyla kamuoyuna da resmen sunuldu.
27-28 Haziran toplantısında sadece biz bu metnin Fransızların deyişiyle "Her şey ve hiçbir şey"den söz ettiği eleştirisini yapmış ve tamamen farklı bir anlayışa dayanan; sadece somut talepler içeren kendi karşı önerimizi sunmuştuk.
Toplantıyı yöneten divan ise, "bizler oylama yapmıyoruz" diyerek, karşı önerinin tartışılmasını ve oylamaya sunulmasını, daha sonra da en azından oylamaya sunulup sunulmayacağının oylanması talebimizi de yine "oylama yapmıyoruz" diye reddederek, fiilen engellemiş ve bir darbe biçiminde, demokrasinin en sıradan kurallarını bile ihlal ederek "Sonuç Bildirgesi"nin ham metninin "kabul edildiğini" ilan etmişti.
Aynı toplantıda "Aradaki dönemde işleri yürütmekle görevlendirilen "Koordinasyon"a da bu Ham metne gerekli üslup ve ayrıntı düzeyindeki düzeltmeleri yapma yetkisi verilmişti.
"Koordinasyon" da ilk toplantısında bu "Sonuç Bildirgesi"ne son şeklini vermeyi gündeme almıştı.
Biz bu toplantıda da bulunuyorduk ve "temelden yanlış olduğunu düşündüğümüz bu metne "Yanlış hayat doğru yaşanmaz" diyerek, ayrıntı düzeyinde düzeltmeler yapılmasına katılmayı reddetmiştik.
Her iki toplantıda da bu metni ilerde ayrıntılı olarak eleştireceğimizi d ayrıca belirtmiştik.
Şimdi artık bir basın toplantısıyla da son şekli verilmiş ve resmen "Demokrasi İçin Birlik Hareketi"nin bir tür Bayrağı ya da Programı olarak ilan edilmiş bu metni içerik bakımından eleştirebiliriz.
Bu eleştiriye geçmeden önce şunu tekrar hatırlatalım. Kamuoyuna ilan edilen bu metin "kabul edilmiş" değildir ve usulen karşı metnin her hangi bir şekilde oylamaya sunulması reddedilerek bir darbe yöntemiyle, bir emrivakiyle "kabul edilmiş"tir. Bu nedenle bizim gözümüzde gayrı meşrudur.
Nasıl 12 Eylül Anayasasının neredeyse yüzde yüze yaklaşan bir çoğunlukla kabul edilmiş olması ve bu günkü geçerli hukuku belirlemesi onun gayrı meşru olmasını ortadan kaldırmaz ise ve her demokratın görevi halkı bu anayasayı reddetmeye ve değiştirmeye ikna etmek olmalı ise, aynı şekilde bu "Sonuç Bildirgesi"nin bu şekilde "kabul"üne de bizim dışımızda kimsenin ses çıkarmaması ve şu an bu girişimin bayrağı olması onun gayrı meşru olduğu gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır ve bizim görevimiz tıpkı Anayasa'da olduğu gibi bu girişimi oluşturanları bu "Sonuç Bildirgesi"ni reddetmeye ve değiştirmeye ikna etmektir.
Zaten bu girişim kendisi bu her şeyden ve hiçbir şeyden söz eden metni reddetmez ve değiştirmez ise Türkiye'deki 12 Eylül Anayasası'nı halkın reddetmesi ve değiştirmesi de mümkün olamaz.
Biçime ilişkin bu kısa hatırlatmadan sonra şimdi içeriğin eleştirisine geçebiliriz.
Ama öncelikle bu "Bildirge"ye alternatif olarak sunduğumuz, 27-28 Haziran toplantısında "bizler oylama yapmıyoruz" diyerek divan tarafından oylamaya sunulmayan, yine aynı şekilde keyfi olarak, oylamaya sunulup sunulmayacağı da oylamaya sunulmayan kendi önerimiz ile şimdi kamuoyuna sunulan ve bizim tıpkı 12 Eylül anayasası gibi, gayrı meşru olarak tanımladığımız bu metni, her an herkesin elinin altında bulunabilmesi, herkesin bizzat kendisinin de karşılaştırıp kıyaslayabilmesi için bir arada aşağıda birlikte sunuyoruz.
Eleştirimiz boyunca kendi metnimize birçok göndermede de bulunacağımız için de birlikte bu sunuş gereklidir.
"Demokrasi İçin Birlik" Toplantısına Karar Tasarısı
"Çatı Partisi" adıyla bilinen girişimin bu ikinci toplantısına katılan bizler, Türkiye'deki demokrasi mücadelesinin etrafında veya içinde toplanabileceği ve demokrasi güçlerinin örgütsüzlük ve güçsüzlük zaaafına bir son verebilecek bir partinin programının Demokrasi olarak tanımlanabileceğini ve bu gün esas hedefe koyulması gereken gücün, esas vuruş yönünün "Askeri vesayet rejimi", "Askeri Bürokratik Oligarşi", "Oligarşi", "Devlet Sınıfları" "Kemalist Diktatörlük" vs. gibi bir çok farklı biçimlerde adlandırılan ama gerçek iktidarı elde tuttuğu kimse ve kendileri tarafından bile inkar edilemeyen militer, bürokratik, keyfi, pahalı, imtiyazlı ve kastlaşmış güce karşı yönelmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Bu özet ve vurgu hiçbir şekilde ezilen sınıfların çektiklerine ve mücadelelerine ilgisizlik anlamına gelmemektedir. Bizler aksine, demokrasinin bu sınıfların örgütlenmesi ve kendilerini savunabilmesi ve tüm iktisadi eşitsizlikleri yok edebilecek bir mücadeleye girebilmelerinin en önemli koşulu ve yardımcısı olabileceğini düşünüyoruz.
Ayrıca, genel olarak demokrasi kavramının, Bir demokratik Cumhuriyet anlamına gelmeyecek, belki ona ulaşabilmek için daha bazı elverişli koşullar sağlayabilecek, yüzeysel bir takım rötuş ve reformlarla da sınırlanması ve böyle anlaşılmasını da benimsemiyoruz.
Bu liberal demokrasi anlayışından farkı vurgulamak ve Demokrasi Mücadelesi ve Askeri Bürokratik Oligarşiye karşı mücadelenin görevlerinden kaçışını "Sosyalizm" sözcüğü ardına gizlenerek "Sosyalist Cumhuriyet" ve benzeri sloganlarla ortaya koyan ve fiilen bu askeri bürokratik oligarşinin desteği işlevini görenlerden ayrılığımızı ortaya koyabilmek için de kendimizi Radikal Demokrasi olarak tanımlıyoruz.
Bu radikal demokrasiyi en kısa ve özlü biçimde, birbirinden ayrılamayacak şu dönüşümler ve talepler manzumesi olarak ifade ediyoruz.
Biri olmazsa diğerinin de olamayacağı, birbirlerini organik bir bütün olarak tanımlayan bu radikal demokrasi programını şu şekilde öneriyoruz:
1) Gerçek bir eşitlik için, ulusun tanımından her türlü, dil din, tarih, "etni", soy, kültür, "ırk" belirlemesi kalkacak, ulus bunlarla tanımlanmaya karşı tanımlanacaktır.
2) Herkesin ana dilinde eğitim hakkı veridir. Ortak bir dil gerekip gerekmediğine gerekirse bunun ne olacağına yurttaşlar özgürce tartışarak karar vereceklerdir.
3) Devletin tüm inançlar karşısında eşit ve tarafsız olması için, Diyanet lağvedilecek, imam hatipler vs. kapatılacak. Eğer cemaatler bakımı, ücretleri ve masrafları karşılamayı kabul ederlerse bu olanak ve elemanlar kendilerine verilecektir. Bu karar sonucunda kimse ekmeği ve işinden olmayacaktır. Devlet sadece eşitliği sağlamak ve azınlık inançta olanlar aleyhine oluşacak fiili eşitsizlikleri gidermekle yükümlü olacaktır.
4) Sınırsız bir düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü derhal uygulamaya geçilecek, bu özgürlüğü sınırlayan ve bununla çelişen bütün yasalar, kararlar otomatikman geçersiz olacaktır.
5) Tüm düzeylerde yetki ve sorumluluk, seçilmiş yönetici ve organlarda olacaktır. Emniyet ve asayiş kuvvetleri bu seçilmiş yönetici ve organlara tabi olacaktır.
6) Tüm seçilmiş yöneticiler, kendilerini seçenlerin beşte birinin oyuyla geri alınabilecek ve seçim yenilenecektir.
7) Tüm seçilmişlere, seçildikleri süre içinde ve çalışmaları esnasında, ortalama bir çalışanın gelir düzeyinde bir gelir sağlanacaktır.
8) Memurların tayin, terfi, seçim ve emeklilik işlemlerinde bağımsız memur sendikalarının tuttukları siciller esas alınacaktır.
9) Asker sivil adalet ikiliği kalkacaktır. Kanun ve yasalar karşısında mutlak eşitlik.
10) Her düzeyde gizlilik kalkacaktır, devletin, firmaların, örgütlerin, partilerin ve bunların organlarının bütün kararları, bütün tartışmaları tüm yurttaşların bilgisine açık olacaktır.
11) Devlet her yurttaşa, iş bulmak, bulamıyorsa, sendikaların, yurttaş kuruluşlarının bağımsızca belirlediği asgari geçim düzeyine uygun kimseye muhtaç olmadan yaşamasını sağlayacak bir gelir sağlamakla yükümlü olacaktır.
12) Tüm medya ve yayın faaliyeti, matbaalar, frekanslar, kanallar, kağıtlar toplumsallaştırılacak, gerçek oranları yansıtmaları için sık sık ayarlanarak, kullanım olanakları, tüm örgütler, partiler, inançlar, fikirler, akımlar, meslekler, cinsler, yaşlar, bölgeler vs. arasında üye sayılarına ya da nüfus içindeki oranlarına göre dağıtılacaktır.
Bütün bu talepler organik bir bütün oluşturmaktadır ve radikal bir demokrasinin olmazsa olmaz koşullarıdır. Bunlar, zaten kapsadıklarıyla eklektik bir biçimde "tamamlanarak" veya organik bütünlüğü yok edilerek savunulamazlar.
Bunlardan daha ilerisi, güçleri dağıtır, bu günün acil sorunlarına uygun düşmez; daha geri gidilemez, geri gidilmesi Kürtlerin, Alevilerin, İşçilerin ve diğer bütün ezilenlerin birliğini olanaksız kılar, mücadeleden çekilmesine yol açar.
Biz böyle bir programı benimsiyoruz ve böyle bir program için en geniş cepheyi kurmaya hazırız.
Bir sonraki toplantıya kadar bu çalışmaları yürütmek ve bir sonraki toplantıyı hazırlamak üzere bir Yürütme Kurulu seçiyoruz.
Bütün bu çalışmalarda her şey son derece açık olacak ve her gelişmeden tüm girimciler ve kamuoyu bilgilendirilecek ve her aşamada bunların da ayrıca tartışılmasına çalışılacaktır.
Kamuoyuna ilan edilen bizce gayrı meşru olan "Bildirge"
27-28 HAZİRAN 2009 “DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK” KONFERANSI SONUÇ BİLDİRGESİ
20-21 Aralık 2008 İstanbul toplantısından 27-28 Haziran 2009 da Ankara’da gerçekleştirdiğimiz ve 20 ilden yerel meclis delegelerimizin ve davetlilerimizin katıldığı bu konferansa kadar geçen süre içerisinde Türkiye’de yaşananlar, Çatı Partisi Girişimi olarak kamuoyunda dile getirilen Demokrasi için Birlik hedefinin haklılığını ortaya koymuştur. Bu 6 aylık zaman dilimi, Aralık Toplantısı sonuç bildirgesinde dile getirdiğimiz ortak paydalarımızın, ortak bir örgüt ve mücadele ihtiyacının doğrulandığı bir süreç olarak yaşanmıştır.
29 Mart yerel seçimleri, Kürt halkının adil ve onurlu bir barışa yönelik iradesini ortaya koyduğu kadar, Türkiye’nin kentlerinde yaşayan diğer emekçi ve ezilen kitlelerin toplumsal ve siyasal olarak sahipsiz bırakıldıkları bir kriz tablosunu da netleştirmiştir. Krizi, ulusalcı militarist güç odakları, inkârcı milli güvenlik rejiminin restorasyonu ile aşmayı öngörüyorlar. Emperyalizmle işbirliği içindeki AKP hükümeti “ılımlı İslam” politikası ile halkı kandırmaya devam etmeyi hesap ediyor. İktidarın arkasındaki büyük sermaye çevreleri, sermaye merkezli bir yeni-liberal tüketim toplumu modeli dayatarak krizin aşılmasını istiyor. Oysa sanayide yaşanan gerileme ve toplumsal travma ile yeni bir istikrarsızlık dönemine giriliyor. Ergenekon soruşturması ve militarist komplo tartışmaları ile Kürt demokratik hareketine yönelik baskılar aynı siyasal ortamda devam ediyor.
Kendisini arada bir siyasi mağdur olarak yansıtan AKP ve partiler üzeri konumdan topluma sistematik olarak gözdağı veren darbeci milliyetçi zihniyetler, mağdur durumda değildirler. Gerçekte, emekçiler, ezilenler ve Türkiye halkları asimetrik bir saldırı ile karşı karşıyadırlar. Demokrasi için Birlik Konferansı, dönemsel ve taktiksel bir proje olmayı ret ederek Anadolu ve Mezopotamya’nın zengin direniş geleneklerini birleştirme daveti yapmaktadır.
Çözüm ve reform söylemlerinin, baskı ve zorbalıkla iç içe geçtiği bu ülkede, militarizmin rolünü, toplumsal ve siyasal yaşam üzerindeki askeri vesayeti kanıtlamak için darbe planlarına, andıçlara, muhtıralara ve belgelere gerek yoktur. Emekçiler ve Kürtler, devlet iktidarını; yakılan köylerden, katili ortaya çıkarılmamış sayıları binlerle ifade edilen kayıplarımızdan, saldırıya uğrayan sendika eylemlerinden tanıyor. Demokrasi için Birlik Hareketi, askeri vesayetin ortadan kalkmasını önemli bulmakla birlikte, tekellerin inkarcı devlet iktidarı geriletilmedikçe demokratikleşmenin olanaklı olmadığını hatırlatıyor, 12 Eylülcüler de dahil olmak üzere Ergenekoncular ve Susurlukçular gibi çetelerin tümünün açığa çıkarılıp hak ettikleri cezalara çarptırılmasının takipçisi olacağını bildiriyor. Emekçinin, Kürdün, tüm ezilenlerin ortak iradesi yaratılamadıkça demokratik bir toplum oluşturma konusunda kalıcı ilerleme sağlanamayacaktır.
Sorunlar Türkiye’nin sorunlarıdır ve Birlik Hareketimiz, ceberrut, karanlık, inkârcı, hep en zenginlerden yana olan devlet ve sermaye düzenine karşı bir ortaklaşmadır. Demokratik bir Cumhuriyet için mücadele, aynı zamanda insan ve doğa uyumunu merkeze alan bir demokrasi mücadelesi, sosyal bir mücadeledir.
Egemen siyasi yapıdan farklılığı özündedir; niceliklerle ölçülemeyecek bir eşitlikçi, temsili demokrasiyi doğrudan demokrasiyle birleştiren, yerel iktidara hakları ve yetkileri anayasa ile sınırlanmış merkez karşısında öncelik tanıyan bir demokrasi anlayışına dayalıdır. Bu demokrasinin gerçekleşebilmesinin yolu, ezilenlerin, sömürülenlerin, aşağılananların, dışlananların kendi iktidarlarının yolunun açılmasından geçmektedir.
Toplumsal ve siyasal krizin yoğunlaştığı bir evrede yola çıkan Demokrasi İçin Birlik Hareketi, emekçilerin ve emek örgütlerinin desteğini almaya emeğin haklarının savunulması için onlarla birlikte mücadele vermeye kararlıdır. Emekçilerin hak arama iradesi, savaş ekonomisi ve şovenizm tarafından perdelenmektedir. Milliyetçiler ve AKP, savaş ekonomisinin savunusunda, ezilenleri birbirine düşürme siyasetinde birleşmişlerdir. İşte bu yüzden, emekçinin, kadının, köylünün, gencin, dışlanan ve yok sayılan bütün milliyet ve inanç topluluklarının, farklı cinsel yönelimlere sahip olanların, onurlarına ve inançlarına her gün hakaret edilen insanların birbirlerinden yalıtık kalmaları, mutlaka hep birlikte aşmamız gereken bir durumdur. Sadece seçim dönemlerine sıkıştırılan bir araya gelişlerin, ekonomik ve toplumsal kriz koşullarında yaşam savaşı veren kitlelerin örgütlenmesinde kalıcı bir etkide bulunamayacağı, halkların kardeşliğini kağıt üzerinde bıraktığı kanıtlanmıştır.
Kökten değişim ve dönüşümlerin yolunu açacak bir Demokratik Birlik için ortak bir hareketin uzağında kalanlar, meşru muhatapları dışlanan “çözüm” planlarının ve emekçilerin taleplerinin göz ardı edildiği “teşvik ve istihdam” ya da “istikrar” paketlerinin politik ve manevi sorumluluğuna da ortak olmak durumundadır. Demokrasi mücadelesi, acil bir emek, barış ve özgürlük mücadelesi ise bunun gerektirdiği “Birliği” sağlamak için zaman zaman devreye giren ideolojik tartışmaların hayal kırıklıklarına dönüşmesine izin vermeyeceğiz.
Kürt halkının seçim zaferine ve direnişine askeri ve polisiye operasyonlar ile misillemede bulunan güç odakları, demokrasi için birlik yolunda gecikmemizden cesaret almıştır. Toplantı ve gösteri hakkını kullanan emekçilere saldıranların zihniyetleri ile “çözüm fırsatı” dendiğinde bir kez daha ezmeyi, yok etmeyi anlayanların kafa yapısı ortaktır. İktidar ve ana “muhalefet” partileri, 12 Eylül anayasasının zemininde gelişmiş, savaş politikalarından beslenmiş partilerdir. Birlik hareketimiz ise sosyalistlerin ödedikleri bedelleri, Anadolu halklarının yaşadıkları acıları, dışlananların yalnızlıklarını bir direnme ruhuna, akıl ve yürek ortaklığına dönüştürmeyi hedefliyor.
Demokrasi için Birlik, demokrasi mücadelesinde halkların buluşmasının tek adresidir. Adaletsiz ve muhatapsız çözüm niyetlerini de işsizlik fonu ve kamu fonlarını büyük sermaye gruplarına kaynak aktarmakta kullanmak isteyen paketleri de sahiplerine iade edebilecek; yeni katliamları engelleyecek, Türkiye’nin politik ufkunda görünen tek öznedir.
Demokratik bir cepheyi geliştirecek bu mücadeleye sahip çıkanlar, ezilenlerin ihtiyaçlarına ve taleplerine sahip çıkmak için bir sonraki seçim dönemini bekleme niyeti olmayanlardır. İşsizlerin, işçi kıyımlarına karşı direnen işçilerin, iş cinayetlerine karşı insanca yaşam kavgası veren emekçilerin mücadelesini ertelemek değil güncelleştirmek istiyoruz. İşçi sınıfının siyasete yeniden ve daha güçlü müdahalesinin olanaklarını yaratmak için ortak mücadele çağrımız halen geçerlidir.
Aralık 2008-Haziran 2009 arasında geçirdiğimiz aylar, aynı zamanda demokrasi için güçlerini, birikimlerini ortaklaştıramayanların, yeni anayasa ve reform tartışmalarını da etkisiz bir gözlemcilik konumundan izlemek zorunda kaldıklarını göstermiştir. Gerçek bir barış ve özgürlükler Anayasası, Kürtlerin; emekçilerin; halkına sahip çıkan aydınların; Hallac-ı Mansurların Pir Sultanların eşitlikçi değerlerini özgürce yaşatmak isteyen Alevilerin; inanç özgürlüğü isteyen Müslümanların; fiziksel, psikolojik, cinsel baskı, sömürü, ezilme ve şiddete maruz kalan kadınların; cinsel kimliği üzerinden dışlananların; sınır tanımaksızın yaşanan doğa ve tarih yıkımına karşı sınır tanımaksızın ekoloji ve dostluk köprüsü ile karşı çıkanların, neredeyse kaderleriyle baş başa bırakılmış engellilerin, bu ülkenin gündemine hep birlikte ağırlık koymaları ile ortaya çıkacaktır.
Demokrasi için Birlik Hareketimiz, toplumsal cinsiyet normlarına göre şekillenen ve kadınların ev içi ve bakım emeklerini görmezden gelen bu erkek egemen sistemi kökten reddetmektedir. Hareketimiz, bedeni, emeği, kimliği, doğurganlığı ve cinselliği erkek egemen sistem tarafından kontrol altında tutulan kadınların bu cinsiyetçi politikalara karşı mücadele etmeleri için pozitif ayırımcı bir anlayışla örgütlülüğüne birincil değer vermektedir. Ezme, sömürü ve tahakküm ilişkilerine karşı duruşumuz, cinsel kimlik yönelimleri farklı olanları, haklarından söz bile edilmeyen çocukları özellikle kapsamaktadır.
Demokrasi için Birlik Hareketimiz, birlikte dövüşüp birlikte kazanmak isteyenlerin, yerellerden katılımını örgütleyerek, farklılıkları meşru görerek bir araya getirmeyi tercih ediyor. Demokrasiyi soyut bir ütopya olarak değil; hem bir doğrudan demokratik örgütlenme kültürü hem de Türkiye’de demokratik bir özerklik meselesi olarak kavrıyor.
Demokrasi için Birlik Hareketimiz, sadece biçimsel temsile, soya, dile, devlet dinine göre tanımlanan devlet yapılanmasını reddeden bir demokrasi mücadelesini sürdürecektir. Dolayısı ile emekçilerin adalet ve örgütlenme özgürlüğü ile ana dilde eğitim hakkı; akademik ve demokratik özgürlük bizler için organik bir bütün oluşturmaktadır.
Demokrasi için Birlik Hareketimiz, Halkların Kafkasya ve Ortadoğu’da içine itildikleri ateşi, emperyalist güçlerin savaş ve sahte barış projelerini göz ardı etmemektedir. Filistin’de, Kıbrıs’ta, bütün Kürt ve Arap coğrafyasında halkların işgal ve savaş koşullarındaki direnişlerine sahip çıkacaktır. Özel olarak Anadolu için Kürt halkının özgürlük taleplerine sahip çıkmak, demokrasi mücadelesinin turnusol kâğıdıdır. Anadolu ve Mezopotamya’nın kadim halklarına karşı yürütülmüş inkâr, asimilasyon, katliamlar halkların tarihsel yüzleşmesi ile aşılacaktır.
Demokrasi için Birlik Hareketimiz, toplumsal travmalardan kurtulmuş, tarihiyle yüzleşmiş ve barışık bir kardeşlik toplumunu yaratabilmek için Kıbrıs Cumhuriyeti toprakları üzerinde süren işgale ve kolonileştirmeye kayıtsız şartsız son verilmesini; Ermeni, Rum, Musevi, Asuri-Süryani halklarına verilen maddi ve manevi zararların hiç bir şarta bağlanmadan tazmin edilmesini savunmaktadır.
Demokrasi için Birlik Hareketimiz, Kürt halkının meşru temsilcilerinin muhataplığını devletin kabul etmesi ve bunun için Türkiye halklarının uzatılan eli tutması için halkı örgütlemeyi önüne koymaktadır.
Devlet iktidarı, yoksulları birbirine karşı savaştırdı. Bizler onları kucaklaştıracağız. Geleneksel siyaset, halkı bir siyasi seyircilik konumuna soktu; bizler en küçük azınlığın dahi temsiline imkan sağlayan bir temsili demokrasiyi doğrudan demokrasiyle birleştiren bir yapılanma ile demokrasiyi, azınlığın çoğunluğa tabi olduğu formel bir yöneten yönetilen ilişkisi olmaktan çıkarıp ötekinin hakkının önceliğini tanıyan bir yaşam biçimi haline getireceğiz.
Hareketimiz, hem temsili organları hem de meclis tarzı katılım modellerini içerecektir. Hareketimiz, örgütlü ve tekil katkılara ve katılımlara açıklığını sürdürecektir. Siyasette dışlanmış olanların önünü açacak pozitif ayrımcı ilkeleri formüle etmekten çekinmeyecektir.
Hareketimiz, tarihsel deneyimleri hafife almadan, bugün, özgün ve yeni biçimlerle halkla buluşmayı öngören bir örgüte dönüşecektir. Hareketimiz, sadece örgütlerin temsili anlamında değil; toplumsal dinamiklerin özgünlüklerinin ifadeleri anlamında da çoğulcu olacaktır. Vicdanlara ve yüreklere özgürlük isteyecek ancak kutsallar ve fetişler üzerinden siyaset yapmayacaktır.
Halkların hapishanesini halkların bahçesine dönüştürmek istiyoruz. Safımız belli olsun istiyoruz.
Biliyoruz ki mümkün olanın sınırlarına imkânsız gibi görüneni isteyenler ulaşabilir.
n/a
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
